Gelişmiş Arama
Gelişmiş Arama
Kayıtlı Kullanıcılar
Sitemap
Kullanıcı:

Şifre:

Beni hatırla?

» Şifremi unuttum
» Kayıt
Rastgele Resim

At
At

Mehmet

Legend
Allowed view images
With new images and you are allowed view images
 
Not allowed view images
With new images but you are not allowed view images

Sitemap
 Araba Resimleri Images: 0 Hits: 2866
     Lincoln Resimleri Images: 8 Hits: 1228
     Volvo Resimleri Images: 6 Hits: 936
     Volkswagen Resimleri Images: 6 Hits: 393
     Toyota Resimleri Images: 6 Hits: 332
     Suzuki Resimleri Images: 6 Hits: 285
     Subaru Resimleri Images: 6 Hits: 321
     Skoda Resimleri Images: 6 Hits: 288
     Seat Resimleri Images: 6 Hits: 261
     Rolls Royce Resimleri Images: 7 Hits: 340
     Renault Resimleri Images: 6 Hits: 348
     Porsche Resimleri Images: 6 Hits: 501
     Peugeot Resimleri Images: 6 Hits: 385
     Opel Resimleri Images: 6 Hits: 289
     Nissan Resimleri Images: 6 Hits: 440
     Mitsubishi Resimleri Images: 6 Hits: 282
     Mazda Resimleri Images: 6 Hits: 316
     Lotus Resimleri Images: 6 Hits: 268
     Land Rover Resimleri Images: 6 Hits: 390
     Lamborghini Resimleri Images: 6 Hits: 596
     Kia Resimleri Images: 0 Hits: 235
     Jeep Resimleri Images: 0 Hits: 236
     Jaguar Resimleri Images: 0 Hits: 268
     Hyundai Resimleri Images: 0 Hits: 241
     Hummer Resimleri Images: 0 Hits: 265
     Honda Resimleri Images: 0 Hits: 249
     Ford Resimleri Images: 0 Hits: 322
     Fiat Resimleri Images: 0 Hits: 249
     Ferrari Resimleri Images: 0 Hits: 293
     Dodge Resimleri Images: 0 Hits: 225
     Citroën Resimleri Images: 0 Hits: 224
     Chrysler Resimleri Images: 0 Hits: 227
     Chevrolet Resimleri Images: 0 Hits: 258
     Cadillac Resimleri Images: 0 Hits: 276
     Bmw Resimleri Images: 8 Hits: 433
     Audi Resimleri Images: 12 Hits: 345
     Aston Martin Resimleri Images: 10 Hits: 292
     Alfa Romeo Resimleri Images: 6 Hits: 266
     Mercedez-Benz Resimleri Images: 0 Hits: 286
     Antika Araba Resimleri Images: 0 Hits: 252
 Meyve Resimleri Images: 7 Hits: 1393
     Kiraz Resimleri Images: 0 Hits: 819
     Muz Resimleri Images: 0 Hits: 730
     Kivi Resimleri Images: 0 Hits: 218
     Portakal Resmleri Images: 0 Hits: 261
     Nar resimleri Images: 0 Hits: 211
     Üzüm Resimleri Images: 0 Hits: 232
     Şeftali Resimleri Images: 0 Hits: 204
     Kayısı Resimleri Images: 0 Hits: 229
     incir Resimleri Images: 0 Hits: 215
     Erik Resimleri Images: 0 Hits: 208
     Dut Resimleri Images: 0 Hits: 220
     Çilek Resimleri Images: 0 Hits: 216
     Ananas Resimleri Images: 0 Hits: 225
     Armut Resimleri Images: 0 Hits: 203
     Elma Resimleri Images: 0 Hits: 197
 Aşk Ve Sevgi Resimleri Images: 30 Hits: 2754
 Bebek Resimleri Images: 134 Hits: 1617
 Manzara Resimleri Images: 124 Hits: 2219
 Türkiye iller ve ilçeler Resimleri Images: 3 Hits: 3292 Description: Türkiye, resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtalarının kesişme noktasında bulunan bir ülke. Ülke topraklarının büyük bir bölümü Anadolu yarımadasında, kalanı ise Balkan Yarımadası'nın uzantısı olan Trakya'da bulunur. Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Komşuları Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, İran, Irak ve Suriye'dir.
Çağdaş Türkiye, Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı sonunda yıkılmasından sonra, imparatorluğun Türk nüfus çoğunluğuna sahip toprakları üzerinde kurulmuştur. 1923 yılında Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal Atatürk, çağdaş Türk devletinin kurucusu olarak kabul edilir.
Günümüzde Türkiye, demokratik bir cumhuriyettir. Nüfusun % 99'dan fazlası Müslümandır.Devlet yönetimi laik ilkeler üzerine kurulmuştur. Türkiye, Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler arasında en gelişmiş ve modern olanlardan biridir
Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye'nin üye olduğu uluslararası örgütlerdendir. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği'ne tam üyelik için müzakerelere başlanmıştır.
Türkiye'nin nüfusu 71 milyon civarında olup, kişi başına milli geliri 6000 Amerikan Dolarına yaklaşmıştır.
Türkiye'nin toprakları 36° - 42° Kuzey paralelleri ve 26° - 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır. Kabaca bir dikdörtgeni andırır ve genişliği 1.660 kilometredir. Göller dahil kapladığı alan 814.578 km²'dir. Marmara Bölgesi % 8,5, Ege Bölgesi % 12, Akdeniz Bölgesi % 16, İç Anadolu Bölgesi % 18, Karadeniz Bölgesi % 18, Doğu Anadolu Bölgesi % 21, Güneydoğu Anadolu Bölgesi % 7,5 yer tutar. Trakya'nın yüzölçümü 24.370 km² dir. Türkiye'nin kara sınırlarının uzunluğu 2.573 km, adalar dahil sahil uzunluğu 8.333 kilometredir.
Türkiye 6-21 Haziran 1941 tarihinde yapılan Birinci Türk Coğrafya Kongresi'nde 7 ana coğrafi bölgeye ve 21 coğrafi bölüme ayrılmış, Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinden dördüne komşu olduğu denizin adı verilmiştir, diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki konumlarına göre adlandırılmışlardır

     Adana Resimleri Images: 8 Hits: 1119 Description: İlkçağda Adana, Anadolu'yu baştan başa geçerek Gülek boğazından Tarsus'a inen yol üzerinde bir konak yeriydi. Hitit tabletlerinden Hititler döneminde kent ve çevresinde Kizzuvatna Krallığı'nın egemen olduğu anlaşılmaktadır. Yöre, M.Ö. 16. yy'da Hitit Federasyonu'na, Hitit Devleti yıkıldıktan sonra Çukurova'da kurulan Kue Krallığı'na bağlandı. M.Ö. 9. yy sonlarına doğru Asur, M.Ö. 6. yy'da Pers, M.Ö. 333'te Büyük Iskender'in egemenliğine girdi. Iskender'in ölümünde (MÖ. 323) sonra da Selefkiler'e bağlandı. M.Ö. 66'da Romalı konsül Pompeius tarafından ele geçirildi. Roma ve Bizans dönemlerinde, elverişli konumu nedeniyle önemli bir ticaret merkezi durumuna gelen 704'de Halife Abdülmelik tarafından Emevi topraklarına katıldı. Abbasi halifesi Harun Reşit eski ilkçağ kalesini (Adana kalesi) yeniden yaptırdı. IX. yy'da Adana Çukurova'nın önemli bir kültür ve ticaret merkezi durumundaydı. Aynı yy'da Yazman adlı bir Türk komutan bölgeyi yarı bağımsız yönetti. Bölge daha sonra Mısır'daki Tolunoğulları'nın eline geçti.
Bizanslılar, Abbasiler'in zayıf düşmesinden yararlanarak 10. yüzyılın başlarında kenti yeniden topraklarına kattılar. Alparslan'in Malazgirt Zaferi'ni (1071) izleyen yıllarda Adana, Selçuklular'ın egemenliğine girdi (1083-1097). Bu dönemde Çukurova'ya Doğu'dan gelen bir çok Türk boyu yerleşti. 1097 Haçlı seferiyle Adana'da Selçuklu egemenliği sona erdi. 14. yy'in ilk yarısında Memluklular'ın eline geçen Çukurova'ya çok sayıda Türkmen oymağı yerleştirildi. 1352'de yöreye Memluklullara bağlı Türkmen Beylerinden Yüregiroğlu Ramazan Bey egemen oldu. Ramazanoğulları adını alan Beyliğin merkezi Adana'ydı. Ramazanoğulları'nın yönetiminde kent genişledi, camiler, hanlar, kamu binalarıyla süslendi. Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi (1517) sırasında Osmanlı topraklarına katılan Adana'yı 1608'e kadar yine Ramazanoğulları yönetti.1672'de Adana uğrayan Evliya Çelebi kente ilişkin ayrıntılı bilgi verir. Adana, 19. yy'ın ortalarına doğru Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanan Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından ele geçiridi ve Mısır Ordusu'nun karargahı olarak kullanıldı. Londra antlaşmasıyla (1840) Osmanlılar'a geri verildi.1867'deki yönetsel düzenlemede vilayet oldu. 1886'da Mersin-Adana demiryolunun açılması, pamuk tarımının ve kentin ekonomisinin canlanmasına, nüfusun artmasına neden oldu. Ermeniler'in 1909'daki ayaklanma girişimleri bastırıldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında (1914-1918) Toros ve Gavurdağı tünelleri ve Bağdat demiryoluyla kent İstanbul ve Suriye'ye bağlandı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında 24 aralık 1918'de Fransız birlikleri, işbirlikçi Ermeni çeteleriyle Adana'yı işgal etti. Türk milis kuvvetlerinin şiddete direnmesi, işgalcilerin önemli kayba uğramalarına neden oldu. 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Itilafnamesi hükümleri uyarınca 5 Ocak 1922'de Fransız işgal kuvvetleri kentten çekildi. Bu tarih, halen Adana'nin kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.

         Adana Tufanbeyli Resimleri Images: 0 Hits: 253 Description: Tufanbeyli ilçe olmadan önce Saimbeyli ilçesine bağlı bir bucak merkezi idi. Bu dönemde Höketçe adını taşıyordu. 1 Nisan 1958 tarihinde Saimbeyliden ayrılarak Mağara adı ile ilçe merkezi oldu. 30 Nisan 1958 de belediye teşkilatı kurulmuştur. Mağara adı 1967 yılına kadar devam etmiştir. Belediye meclisinin 15/02/1965 tarih ve 8 sayılı kararı ile Mağara adının değiştirilerek Cukurova Bölgesi Kuvayi Milliye Kumandalarından ve istiklal Harbi'nde bu çevreye büyük yararlıkları dokunan, Aydınoglu Osman Tufanbey'in adına izafeten Tufanbeyli olması teklif edilmiş. T.B.M.M’ce Tufanbeyli olarak değiştirilmiştir.
         Adana Ceyhan Resimleri Images: 0 Hits: 255 Description: Adana ilinin en büyük ilçesi olan Ceyhan, 108 bin merkez nüfusa ve 1427 km² yüzölçümüne sahiptir. Adana'nın 50 km doğusunda, Ceyhan Irmağı kenarında, TEM ve E-5 karayolları arasında yer alan ilçede, Çukurova'yı meydana getiren ovalardan en büyüğü olan Ceyhan Ovası yer almaktadır. Tarihsel gelişimi M.Ö. 1900'lü yıllara kadar uzanan ve eski çağlardan bu yana önemini yitirmeyen Ceyhan ilçesi, sahip olduğu tarımsal potansiyel ve buna dayalı çok sayıdaki sanayi ve ticari kuruluşları ile güçlü bir ekonomik yapıya sahiptir. Çukurova’nın bir parçası olan Ceyhan Ovası çağlar boyunca Hitit, Fenike, Mısır, Asur, İran (Pers), Makedonya (İskender İmparatorluğu), Roma ve Bizans devletlerinin egemenliği altında kalmıştır. 1071 Malazgirt Savaşından sonra Oğuzların Üçok kolunun Çukurova’ya yerleştiğini görmekteyiz. Memlükler ve Ramazanoğullarının hakimiyetinden sonra bölge 1517’den itibaren Osmanlı imparatorluğunun egemenliğine geçmiştir. 1865 yılından sonra Osmanlının son döneminde Ceyhan’ın ilk yerleşik toplumu Nogaylar olmuştur. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Kırımlar, Tatarlar, Çerkezler, Papaklar, Rumeli Göçmenleri Osmanlı Devleti tarafından Ceyhan Ovasına yerleştirilmiştir. Bunları ise Sırkıntı, Cerit ve Avşar aşiretleri takip etmiştir. Ceyhan; tarihte Yarsuvat, Hamidiye ve Örfiye isimleri ile anılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Mayıs 1929 ‘da “CEYHAN” adı yasayla kesinleşmiş ve Adana iline bağlanmıştır.
         Adana Feke Resimleri Images: 0 Hits: 227 Description: Feke ilk çağlardan günümüze kadar bir çok kavim ve Devletlere yerleşim alanı olmuştur. Feke’ nin MÖ. 16. yy.’ da Hititlerin hakim olduğu bir federasyon bölgesinde kurulduğu rivayet edilmektedir. Son yıllarda Kayseri Kültepe ve Osmaniye Karatepe tablet ve yazıtlarından anlaşıldığına göre yönetim yeri Mezopotamya da ki Asur kenti olan, Asur Devleti vatandaşlarından oluşan tüccarlar mö.19.yy. ve 18.yy.’ da Kültepe ve çevresi ile Anadolu’ nun değişik yerlerinde ticaret kolonileri kurarak iyi örgütlenmiş bir Pazar ağı geliştirmişlerdir. Mö.19.yy’ da Asur ticaret kolonilerinin oluşturduğu Pazar ağında: İç Anadolu’ nun yüksek Platoları ile Klikya Ovası arasındaki bağlantıyı sağlayan bir geçit olması ve bu güzergahtan geçen ticaret kervanlarının güvenliğini ve denetimini sağlamak amacıyla hakim noktalara karakollar kurulmuştur. Feke mö.6.yy.’ da Perslere, mö.333 yılında ise Persleri yenen Büyük İskenderin eline geçmiştir. İskender’ den sonra mö.1.yy. sonlarına doğru Roma İmparatorluğuna, daha sonraları Bizanslıların eline geçmiştir. 1375 yılında Mısır Memluklarının işgali ile Ermeni hakimiyetine son verildi. Vahka(Feke) Yavuz Sultan Selim’ in 1517 yılında Mısır seferi sırasında Osmanlı Devleti tarafından feth edilmiştir. Sonraki yıllarda Yüreğir Türkmen Beylerinden Ramazanoğlu ailesinin idaresine girmiştir.

19 yüzyılın sonlarında Osmanlıların Klikyayı ele geçirmeleri üzerine birtakım derebeyleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan Kozanoğulları Kozan’da idi ve askerleri Feke havalisinde bulunuyordu. 1. Dünya Savaşı sırasında Fransızların Maraş-Antep ve Adana’yı işgalini fırsat bilen Haçin ve Feke Ermenileri buralarda bulunan Türklere,Fransızların tahrikiyle akla hayale gelmedik işkenceler yapmaya başlamışlardır. Kozan’ın Fransızlar tarafından işgal tarihi olan 1919 yılı Feke’nin de işgali demektir.
Gerçi Feke’ye işgal maksadıyla doğrudan bir Fransız askeri kuvveti gelmemiş olmakla beraber,Fransız askerinden güç alan Ermeniler Türklere işkenceye ve işgal hareketine başlamıştır. Ermenilerin bu hareketlerini önlemek için Kaymakam Şeref Bey şehrin ileri gelenlerini ve halkı silahlandırarak bunlarla mücadeleyi başlatmıştır. Ermeni vahşeti kısa zamanda milli bir ayaklanmaya neden olmuştur. Feke’nin bu vahşetten kurtuluşu 1920 yılının Mart ayına rastlar. Arap Ali kumandasındaki kuvvetlerin Feke’ye girmesiyle Feke’nin kurtuluşu gerçekleşmiştir. Fekeliler her yıl 22 Mart tarihini kurtuluş günü kutlamaktadır. Feke şimdiki yerine,Feke Kalesinin bulunduğu ‘’Eski Feke’’ den 1943 yılında nakledilmiştir. Feke yurdumuzun güneyinde İç Toroslara doğru uzantısı olan bir bölgede kurulmuş,Adana iline bağlı bir ilçedir. İlçede 28.03.1980 tarihinde büyük bir sel afeti yaşanmıştır.
Feke ilçesinin 2000 genel nüfus sayımının kesin sonucuna göre nüfusu merkez 4.632 köyler ise 16.258 olmak üzere toplam 20.890' dır. Nüfusun %22 merkez, %78 ise köylerde yaşamaktadır. İlçede nüfus yoğunluğu km2 15 kişidir

         Adana Karaisalı Resimleri Images: 0 Hits: 218 Description: Karaisalı; güneyinde Seyhan, Yüreğir doğudan İmamoğlu, Aladağ, batı ve kuzeyden Pozantı ilçeleri ile komşudur.

Karaisalı ilçesi Adana'ya 47 km uzaklıktadır. Denizden yüksekliği ise 240 metre olup, yüzölçümü 1.517 km2' dir.

İlçenin 2 beldesi, 67 köyü vardır. 2000 yılı nüfus sayımına göre toplam nüfusu 35 122 'dir. Merkezde 6 883 , bucak ve köylerde 28 239 kişi yaşamaktadır.

Tarihi geçmişi Roma devrine kadar uzanan ilçe merkezinin güneyinde Romalılara ait şehir kalıntılarına rastlanmaktadır.
Çeşitli uygarlıkların yaşadığı bu yer Türklerin Anadolu'ya yerleşmesinden sonra "Çeceli" adını almıştır. Yerleşik halk Yüreğir ve Menemencioğlu so- yundandır. Karaisalı adını Ramazanoğullarından Karaisa Bey'den dolayı almıştır. İlk ilçe merkezinin bugünkü Hacılı köyü olduğu söylenmektedir.

İlçenin 8 km kuzey batısında Milvan Kale, 17 km batısında 1912 yılında Almanlar tarafından yapılan Alman Köprüsü, 12 km güneyinde Altınova köyü yakınlarında tarihi üpek Yolu güzergahında Kesiri Han önemli tarihi eserleridir. Yerköprü mesire yeri ve Kızıldağ Yaylası görülmeye değerdir.

         Adana Karataş Resimleri Images: 0 Hits: 208 Description: Tarihi çok eskilere dayanan Karataş, askeri ve ticari yollar üstünde kurulmuştur. M.Ö. 1900'lü yıllarda Arvaza ve Huri Krallıklarının, M.Ö. 1530'lu yıllardan sonra da Hitit Krallığı'nın idaresine girmiştir. M.Ö. 1200'lerde önce Kue, sonra da Asur Krallığı'na geçmiştir.
Bilinen yazılı eserlerin çoğu Kue Krallığı zamanına rastlamaktadır. Karataş sırası ile Pers, Selevkos, Roma, Bizans, İslam Arapları ve Selçuk Türkleri devirlerini yaşamıştır.
Antik devirlerinde "Magarsus" olarak bilinen bu yöre, ortaçağlardan itibaren "Karataş" olarak bilinmektedir.
Coğrafi durumu itibarı ile ilkçağda büyük önem taşıyan bu müstahkem şehir, aynı zamanda Ceyhan Nehri boyunca sıralanan Mollos, Mopsuhestia, Hemite ve Asitavandaya şehirlerine de bir kilit ödevi görmekteydi.
Mopsuhestia'nın kurucusu olan Mopos ile Anflokoz'un M.Ö. 1181 yılındaki mücadelelerine sahne olduğuna göre, Kilikya'nın önemli liman şehri olan Karataş, Mopsuhestia (Misis) gibi çok eski devirlerde kurulmuş bir şehirdir.

GÜNÜMÜZDE KARATAŞ

1986 yılında Yüreğir ilçesinin kurulması ile birlikte, köylerinin büyük bir kısmı Yüreğir ilçesine bağlanmıştır. Bir bucak, 46 köyü vardır.
2000 yılı nüfus sayımına göre toplam nüfus 32.375'dir. İlçe Merkezinde 9.189, belde ve köylerde 23.186 kişi yaşamaktadır. İlçenin yüzölçümü 922 km2'dir .

         Adana Kozan Resimleri Images: 0 Hits: 230 Description: KOZAN TARİHİKozanın tarihi oldukça eskilere dayanmakta olup M.Ö.XV. Hitit Federasyonundan Asurlularının hakimiyeti altında bulunuyordu. Kozan Kalesinin de bir Asur eseri olduğu tarihi birkaç kitabeden anlaşılmaktadır .M.Ö. VI.Y.Y. da Medlerin ve Perslerin M.Ö. 333 yılında Büyük İskender’in eline geçmiş, onun ölümünden sonra da Selefkusların eline geçmiş, bu Hanedan ile Mısır Batlamyos Hanedanı arasında büyük mücadelelere sahne olmuştur. M.Ö. 66 - 64 yıllarında Pompe tarafından Roma İmparatorluğuna ilhak edildikten sonra M.S. 395 tarihinden sonra da yöre Bizans İmparatorluğunun eline geçmiştir.

Çukurova Bölgesi ve dolayısıyla Kozan yöresine ilk İslami akınların VII. Asrın ilk yarılarında başladığı, asıl fetih hareketinin de Emeviler döneminde gerçekleştiği görülmüştür. Yöreye ilk Türk akını ise Abbasiler devrinde yapılmıştır. Bölge X.asrında Rumların, XI.asrında Selçukluların hakimiyetine girmiş daha sonra Bizans İmparatorluğuyla Kilikya Ermeni Prensi arasında nüfuz mücadelesine sahne olmuştur. Miladi 1200 yılında Kilikya Prensi II.Leon tarafından yaptırılan büyük Katedral ile kent Krallığın Tarsus’dan sonra önemli ruhani bir merkez olmuştur. Bu dönemde şehir kalesi Ermeniler tarafından yenilenerek bir takım ekler yapılmıştır. Çukurova ve yöremiz XIV. yy ortalarından itibaren Mısır Memluklularına ve bunlara bağlı Türkmenlerin Yüreğir koluna mensup Ramazan oğullarının eline geçmiştir. Bu devletin hakimiyetini Yavuz Sultan Selim 1517 yılı Mısır seferiyle son vererek bölgeyi tümden Osmanlı topraklarına katmıştır. Sis, Adana ve Tarsus şehirleriyle birlikte sancak halini almıştır. Sancak , 1610 yılından itibaren Kıbrıs Beyler beyliğine bağlanmıştır. Osmanlı döneminde Müslüman Türklerle Ermeniler yörede bir arada iyi ilişkiler içinde yaşamlarını sürdürürken I. Dünya savaşından sonra Kozan ve yöresi 7 MART 1919 Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Fransız işgali ile birlikte bu güçler tarafından Ermeniler silahlandırılarak şiddet hareketlerine girmişler ve önemli ölçülerde Müslüman kanı dökülmüş, daha sonra Saimbeyli ve Osman Tufan bey idaresinde teşkilatlanan mukavemet güçleri 2 HAZİRAN 1920 de Fransız işgalciler ve Ermeni güçlerinden temizlenmiştir. Bu tarihten itibaren Sis’e Kozan adı verilmiştir. 1865-1923 yılları arasında Mutasarrıflık olan Kozan Cumhuriyet döneminde bir ara ( 1923-1926 ) yılları arasında Vilayet haleni almış 1926 yıllarından sonra Vilayetliği lağvedilerek Adana İli’ne bağlı İlçe haline getirilmiştir. 1920 Yılında Kozan Türkiye Büyük Millet Meclisine Maraşal Fevzi Çakmak Milletvekili olarak gönderilmiştir. Bu tarihi dönemlerden günümüze kadar gelen tarihi eserler ise, Kozan Kalesi, Anavarza Kalesi, Karasis Kalesi ile Memluklar döneminde ( 1448) inşa edilen Hoşkadem Camii, Kozan suyu üzerinde 9 gözlü köprü ile önemli ölçüde tahribat gören Ermeni Kilisesi kalıntıları mevcuttur.

         Adana Yumurtalık Resimleri Images: 0 Hits: 198 Description: İlçe, Ceyhan'a bağlı bir bucak merkezi iken 1959 yılında ilçe olmuştur. Eski adı Ayas olan Yumurtalık'ın tarihi ortaçağlara kadar uzanmaktadır. Bir liman şehri olarak bilinen ilçede eski uygarlıklara ait çeşitli eserlere rastlanmaktadır. Bir sahil ilçesi olan Yumurtalık'ta nüfus yaz aylarında 30+40 bin civarına yükselmektedir.
Şehir merkezine yakınlığı, kültürel değerleri, temiz ve berrak denizi, güneşlenmeye uygun geniş plajı ile cazip bir tatil merkezi özeliği taşımaktadır. Son yıllarda pansiyonculukta büyük gelişmeler görülmektedir. Adana merkezine 80 km uzaklıkta olan ilçenin yüzölçümü 501 km2 olup, 16 köyü bulunmaktadır.

         Adana Yüreğir Resimleri Images: 0 Hits: 207 Description: Adana merkez ilçesinden 05.06.1986 tarihinde ayrılarak ayrı bir ilçe olmuştur. İsmini M.S.1250-1352 Yılları arasında Türk Oğuz boyundan üçoklara ait Yüreğir aşiretinin buraya yerleşmesinden dolayı almıştır. Denizden yüksekliği 23 metre olan ilçenin yüzölçümü 1538 km2'dir. 79 köyü bulunmaktadır.

İlçede Bulunan Eserler
İlk ve ortaçağda önemli bir yerleşim merkezi olan Yüreğir ve yöresinde eski eser olarak köprü ve höyük, yer mozaikleri ve su kemerleri, hamam ve kervansaray bulunmaktadır. Bu eserler Hitit, Roma, Selçuk ve Osmanlı dönemlerine aittir.

         Adana Aladağ Resimleri Images: 0 Hits: 217 Description: Karaköy adıyla 1835 yılından itibaren Karaisali ilçesine bağlı bucak merkezi iken, 1973 yılında belediye teşkilatı kurulmuş ve ismi de Karsantı olarak değişmiştir. Yüzölçümü 1380 km2 olan ilçe coğrafi yapısı nedeniyle idari yönden kolaylık sağlanması amacıyla 09.06.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla Aladağ ismini almıştır.
Aladağ İlçesi, dağlık ve engebeli derin vadili bir alan üzerine kurulmuş olup, denizden yüksekliği 850 metredir. Yaz aylarının serin geçtiği ilçede Çukurova yöresinden halkın yoğun olarak göç ettiği Başpınar, Meydan ve Tekir yaylaları bulunmaktadır.
İlçe sınırları içinde Kapuzbaşı Şelalesi ile Eyner Simit Şelalesi görülmeye değer birer doğa güzellikleridir. İlçe Adana'ya 100 Km. uzaklıkta olup, 27 köyü bulunmaktadır.
İlçede Bulunan Eserler
Akören Kalesi, Mazılık ören yeri ve kalesi, bunların batısında Postyağbasan kalesi, 3 adet de kilise bulunmaktadır.

         Adana imamoğlu Resimleri Images: 0 Hits: 269 Description: İmamoğlu İlçesinin tarihi Adana İli ile Kozan İlçesinin tarihi içerisinde ele alınmalıdır. İlçe merkezinin oluşumu sonraki tarihlere rastlasa da ilçeye bağlı köylerde yerleşimin tarihi daha öncelere kadar dayanmaktadır. Bu nedenle ilçenin tarihini bağlı köylerin,Adananın ve Kozanın tarihinden ayrı tutmak doğru olmaz.
İmamoğlu İlçe merkezi; Adana İl merkezine 45 km, Kozan İlçe merkezine 27 km mesafede olup; Adana’dan Kozan, Feke, Saimbeyli ve Tufanbeyli’ye giden yol güzergahı üzerinde bulunur. İlçenin bu coğrafik konumu aynı zamanda ilçenin tarihini de etkilemiştir. İmamoğlu’nun en eski yerleşim kalıntıları Çörten Köyü Pekmezci Mahallesi’ndeki“Altınini” kalıntıları ile Koyunevi Köyü’nde bulunan mozaik kalıntıları, mağaralar ve eski küplerdir. Ayrıca Ufacıkören gibi çevre köylerde örenler mevcuttur.
1965 fırka-i ıslahiye olayından sonra Kozan-Adana arasında emniyetli ulaşım sağlanması için yol güzergahı üzerinde bir han ve hanın yanında güvenliği sağlayacak zabıta teşkilatının kurulması politikası neticesinde bu günkü İmamoğlu ilçe merkezi olmuştur. Ayrıca çevredeki köylerin oluşumuda gerçekleşmiştir.
Kozan, 1923–1926 yılları arasında vilayetlik yapılmıştır. 1926 yılında tekrar Adana Vilayeti’ne bağlı ilçe haline dönüştürülmüştür. İmamoğlu ilçesinin bu günkü köylerinin çoğu Cumhuriyet’in ilk yıllarında vardı ve Kozan’a bağlı köylerdi. Çevre köylerin Cumhuriyet’in ilk yıllarında var olduğu tartışılmasızdır; ama İmamoğlu isminin nerden geldiği, nasıl olduğu henüz belli değildir. İmamoğlu isminin kaynağı konusunda farklı rivayetler bulunmaktadır.
Bu günkü İmamoğlu ilçe merkezinin yerinde eskiden “Garipler Mezarlığı” bulunurmuş. Çevredeki konar-göçerler cenazelerini burada ki mezarlığa defnederlermiş. Bu mezarlık zaman içerisinde kaldırılarak yerleşime açılmış. Bu bölgenin aynı zamanda önceleri bataklık Olduğu ve bol miktarda sivrisinekten dolayı sıtma hastalığı olduğundan yerleşime açılmadığı; ancak yol güzergahı konumu nedeniyle geliştiği rivayet edilmektedir.
İmamoğlu ismini, Kör İmam lakabıyla anılan bir kişinin Toroslar’dan doğan Çepelce deresi üzerinde kurulan köprübaşında inşa ettiği han olan konaklama yerinden aldığı söylenmektedir.
Bu günkü ilçe merkezinde, Toroslar’dan doğan çepelce deresinin üzerinde bulunan köprü başı (bugünkü ilçe merkezi) konaklama yeri olarak bir hanın bulunduğu rivayet edilmiştir. Bu rivayet Kazan ile Adana arasında ulaşımın sağlanması açısından gerekli olduğundan doğru kabul edilmiştir.
İmamoğlu İlçe Merkezi hali(boş) alan olduğundan devlet tarafından iskana müsait bölge belirlenerek, Anadolu dışından gelen Türk asıllı göçmenlere tahsis edilmiştir. Bu yüzden 1936 yılında Romanya’dan gelen göçmenler ilçeye bağlı Koyunevi, Yazıtepe, Ayvalı Köylerine yerleşmişlerdir. Ayrıca,1938 yılında gelen göçmenler de bugünkü ilçe merkezinin bulunduğu yere hükümetçe yerleştirilmişlerdir. Daha sonra Ceyhan ve Kozan ilçelerinde bulunan Romanya Göçmenleri de İmamoğluna taşınmışlardır.
İmamoğlu,Romanya ve Bulgaristan dan gelen göçmenlerin ve çevre İlçe ve köylerden gelen Yerli halkın yerleşmesiyle Koyunevi Köyü’ nün bir mahallesi olmuştur.
Koyunevi Köyü’nün bir mahallesi iken,1940 yılında köy tüzel kişiliğine kavuşmuştur.
İmamoğlu Köyü kurulduktan sonra bir cazibe merkezi haline gelmiş ve 1945 yılında İmamoğlu Pazarı kurulmuştur.
1946 yılından itibaren göçer Yörükleri ile civar köylerde barınan yarı göçebe hayatı yaşayan aşiretler de İmamoğlu’nu mesken tutmuştur.
02/10/1949 yılında Daimi Asayiş Karakolu olarak Jandarma Teşkilatı kurulmuştur.
1950 yılında Bulgaristan’dan gelen Türk asıllı Göçmenler iskan edilmişlerdir.
30/07/1959 tarihinde Bucak Teşkilatı statüsüne kavuşmuştur.
1964 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuştur.
İmamoğlu, 19/06/1987 tarih ve 3392 sayılı 103 ilçe kurulması hakkındaki kanun ile Kazan İlçesinden ayrılarak bağımsız İlçe statüsüne kavuşmuştur.

         Adana Seyhan Resimleri Images: 0 Hits: 259 Description: Seyhan İlçesi Adana İlinin iki merkez ilçesinden biri olup, Adana tarihinden ayrı mütalaa edilmesi mümkün değildir.
Adana İlinin tarihi ilk çağlara (M.Ö. 3000) yıllarına kadar uzanmaktadır. Adana'nın Seyhan Nehri kıyısına bir konak yeri olarak kurulduğu tahmin edilmektedir.
Adana'ya ait en eski yazılı kayıtlara ilk defa, Anadolu'nun en köklü medeniyetlerinden olan Hititlerin Kava Kitabelerinde rastlanmaktadır. Bu kabilelerdeki bir yazıtta Adana ve çevresinden URU ADANIA (Adana Beldesi) olarak bahsedilmektedir.
Yöreye M.Ö. yaşayan kavimlere DANUNA ismi verildiği kayıtlarda mevcuttur.
Bir efsaneye göre gök tanrısı Uranüs'ün Adanus ve Sarus adında iki oğlu Adana civarına savaşarak gelmişler, Adanus adını kendi kurdukları şehre vermiştir. Seyhan Nehri de Sarus adını almıştır.
Hitit etkisinde kalan Fenikeliler, tarım ve bitki tanrılarının ismi olan ADONİS'i bereketli topraklarından dolayı Adana'ya isim olarak vermiştir.
M.S. 7. y.y.'dan itibaren İslam ordularının bölgeye gelişi ile birlikte Arap tarihçileri Adana isminin eski peygamberlerden Yasef'in torunu EZENE'den geldiği fikrini ortaya atmışlardır.
Türkler Torosları aşıp güneye indiklerinde buraya Çukurova adını vermişlerdir. Çukurova'nın tarihteki adı KİLİKYA'dır. Kilikya adını kireç yataklarından almıştır.
Sümerlerden kalma “Gılgamış Destanı”ndan itibaren sayısız kaynaklarda sayısız olaylarla açıklanmaya çalışan yöre adı çok renkli bir gelişim takip etmiştir.
Adana için kullanılan isimlerin karışıklıklara sebep olması nedeniyle 1878 yılında Osmanlılar Döneminde yayınlanan bir fermanla yöre adının ADANA olarak yazılmasına karar verilmiştir.
Adana tarihinde ilk çağlara ait bilgiler azdır. Arkeolojik kazılarda elde edilen bilgilere göre yörede en az on değişik medeniyet ve yine en az on sekiz devlet, beylik, krallık gibi çeşitli siyasi kuruluşların hüküm sürdüğü belgelenmiştir. Bunun sebebi bölgenin konumu ve tabi zenginliklere sahip olmasıdır.
Eski çağlarda Adana Bölgesini egemenlikleri altında bulunduran gruplar şunlardır;
Luvi Krallığı (M.Ö.1900), Arzava Krallığı (M.Ö.1500), Hitit Krallığı (M.Ö.1900-1200), Kue Krallığı (1190-713), Asur Krallığı (M.Ö.713-663), Kilikya Krallığı (M.Ö.663-612), Pers Satraplığı (M.Ö.612-333), Helenistik Dönem(M.Ö.333-323), Selökidler (M.Ö.312-133), Korsanlar Dönemi (M.Ö.178-112), Romalılar Dönemi (M.Ö.112—M.S.395).
M.Ö. 1.Y.Y'da Pampe tarafından Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Roma İmparatorluğu M.S.395'de ikiye ayrılınca Çukurova,Doğu Roma'nın(Bizans) payına düşmüştür.
M.S.638 yılında Emeviler zamanında Çukurova fethedilmiş, Abbasiler Döneminde buraya yerleşilmiştir.
M.S.1083 yılında Çukurova Anadolu Selçuklu Devleti'ne katılmıştır. Haçlı Seferleri sırasında Ermenilerin eline geçen Çukurova bir süre sonra yeniden Konya Selçukluları tarafından alınmıştır.
Anadolu'daki Moğol istilası Anadolu Selçuklu Devleti'ni zayıflatmış ve beylikler dönemi başlamıştır.Bu dönemde Çukurova'da kurulan Beylik Ramazanoğulları olmuştur. (1377-1516) Mısır seferine giden Yavuz Sultan Selim, Beyliği Osmanlı Devletine katılmıştır. Ramazanoğulları 1516'da Osmanlı Eyaleti olmasına rağmen 1608 yılına kadar içişlerinde serbest bir beylik olarak devam etmiş, Pir Mansur'un kendi isteği ile idareyi bırakması sonucu Osmanlı Devletine tam bağlı bir eyalet haline gelmiştir.
Adana bir ara devlete baş kaldıran Mısırlı Mehmet Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa tarafından işgal edilip, Mısır'a bağlanmıştır. 1840 yılında Londra Antlaşması ile yeniden Osmanlı Devletine geçmiştir.
1840 yılından sonra merkezi idaredeki bozukluklar ve ağır vergiler yüzünden aşiretler merkezi idareye karşı isyanlar çıkarmıştır. Bu durum 1865 yılına kadar sürmüştür. Sonuçta aşiret reisleri beylik unvanıyla başka yerlere yollanmış, göçebe durumları gurupları zorla yerleşik hayata geçirilmiştir. 1867 yılında idari teşkilat kurularak Adana İli haline getirilmiştir.
XIX. yy'daki gergin ve huzursuz siyasi ortam Adana'yı da etkilemiştir.
XX. yy'da Osmanlı Devletinde büyük değişiklikler başlamıştır. 1908 yılında girmiş, Ermeni, Hınçak ve Taşnak komitelerinin gayreti ile Adana'da büyük bir baskın ve kaçış yaşanmıştır. Ermeni isyanı ile Avrupa Devletlerinin işe karışmaları ile zemin hazırlanmıştır. Tüm bu olaylar sürerken I.Dünya savaşına (1914-1918) girilmiş ve 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır.Antlaşmaya takiben 24 Aralık 1918'de Adana Fransız işgaline ermeni terörüne sahne olmuştur. Fransızlardan destek alan Ermeniler, Türk halkına büyük eziyetler yapmıştır. Adana halkının bir bölümü silahlanıp dağlara çekilmiş, bir bölümü de şehir içinde çete harbine başlamıştır.
Mustafa Kemal 1919'da Samsun'a çıkıp Sivas Kongresinde (4-11 Eylül 1919) alınan kararlar uyarınca birlik çağrısı yapmıştır. Çukurovalı mahalli kuvvetler Mustafa Kemal'in çağrısına uyarak Milli Kurtuluş Cephesine katılmış, Pozantı'da kurulan Milli Cephede önemli başarılar kazanmıştır. Fransızlar işgal ettikleri yerlerde fazla tutunamamıştır. 7 Mart 1920 de Kadirli, 31 Mart 1920'de Karaisalı, 2 Haziran 1920'de Kozan, 18 Ekim 1920'de Saimbeyli işgalden kurtarılmıştır.
Güney cephesinde kazanılan başarılar sonucu Fransızlarla Ankara'da (20 Ekim 1921) anlaşma imzalanmıştır. Bu Türklerin ilk siyasi başarısıdır. Düşmanlar 4 Ocak 1922'de Adana'yı boşaltmıştır. 5 Ocak 1922 sabahı İli Camii ile Büyük Saat Kulesi arasına Türk Bayrağı çekilmiş ve bu tarih kurtuluş günü olarak kutlanmıştır.
Adana 1867 yılında İl haline getirilmiştir. 1871 yılında Adana Belediyesi kurulmuştur.Sınırları bugünkü Tepebağ Mahallesini içine alan dar bir alanı kapsamaktadır.
Adana Belediyesi 5 Haziran 1986 tarihinde çıkarılan 3306 sayılı yasa ile Büyükşehir Belediyesi statüsüne girmiştir. Seyhan ve Yüreğir adlarıyla iki ayrı ilçe kurulmuştur.

         Adana Pozantı Resimleri Images: 0 Hits: 204 Description: Akdeniz Bölgesi'nde, Adana İline bağlı bir ilçe olan Pozantı, doğusunda Aladağ ve karaisalı ilçeleri, güneyinde yine Karaisalı ilçesi ve Mersin ili, güneybatıda Mersin, batı ve kuzeyde de Niğde ile çevrilidir.
İlçe toprakları ilin batı kesiminde, yüksek ve engebeli bir alanda yer alır. Akarsu vadileri ile derin bir şekilde yarılmış olan ilçe topraklarını Orta Toroslar engebelendirir. Aladağlar'ın uzantısı olan Karanfil Dağı ilçenin kuzeydoğusunda 3.059 m.ye ulaşır. Akdağ ise ilçe merkezinin hemen güneydoğusunda 2.424 m.ye erişir. Dağların yüksek kesimleri göknar, kızılçam, sedir ve karaçam ormanları ile kaplıdır.
İlçe topraklarından kaynaklanan suları toplayan Ecemiş (Körkün) Çayı ve Pozantı Deresi (Çakıt Suyu) ilçe sınırları dışında Seyhan Baraj Gölüne dökülür. Adana'ya 110 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 772 km2, 2000 Yılı genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu 21.756'dır.
İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında buğday ve üzüm gelmektedir. Az miktarda arpa ve baklagiller yetiştirilir. Hayvancılıkta genellikle kıl keçisi ve koyun yetiştiriciliği yapılmaktadır. İlçenin doğal değerlerinden olan kıl keçileri için Karanfil dağı'nda kurulmuş bir üretme istasyonu bulunmaktadır. İlçe topraklarında krom yatakları vardır.
Pozantı ilçesi, ismini yakınında bulunan Doğu Roma şehri olan "Podantrani’den almıştır. İlkçağdan bu yana Anadolu'nun iç kesimlerini Akdeniz kıyısına bağlayan doğal ulaşım yollarının geçtiği bir alanda yer almıştır. Tarihine ait fazla bilgi bulunmamakla birlikte, Yöre, Hititlerin , Perslerin, Romalıların , Bizanslıların ve Abbasilerin, egemenliği altında kalmıştır.
Malazgirt Savaşı'ndan sonra 1071'de Türklerin eline geçmiştir. 1517 yılında da Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1914-1917 yılları arasında demiryolunun bölgeye gelmesi ile Pozantı’da kesin yerleşim düzenine geçilmiştir. Bir yıl Fransızların işgaline uğrayan yöre halkı direnişe geçmiş ve 1920 yılında Pozantı işgalden kurtulmuştur. Bu dönemde Yeni Adana ismi ile il merkezi, sonra da bu statüsünü kaybederek Karaisalı’ya bağlı bir bucak merkezi olmuştur. 1954 yılında da Adana’ya bağlı ilçe merkezi durumuna getirilmiştir.
Pozantı İlçesi'nin 8 km.güneyinde, Toros Dağları eteğindeki Börücek mesire yeri ise doğal güzelliklerinden biridir.

         Adana Saimbeyli Resimleri Images: 0 Hits: 200 Description: Saimbey
İlçenin kuruluşu hakkında elde kesin bilgiler bulunmaktadır. Tarihi kalıntılara göre Hititler devrine kadar uzanmaktadır. İlçenin eski adı "Haçin" dir. Bu ismin de ovaya egemen olan Anavarza Beyliğin'den geldiği ve Bey Toryo'nun oğlunun adı olduğu bilinmektedir. Bölge çeşitli uygarlıkların etkisi altında kalmıştır. Osmanlı döneminde Maraş sancağının Elbistan kazasına bağlanmıştır. Kurtuluş savaşı sırasında Fransız işgali altında kalmış, 18 Ekim 1920'de Yüzbaşı Doğan ve Kaymakam Saim Bey tarafından kurtarılan bölge 1922 yılında Kaymakam Saim Bey'den dolayı bu adı almış, yeni bir ilçe olarak kurulmuştur. 1928 yılında bugünkü yerine nakledilmiştir.

     Adıyaman Resimleri Images: 4 Hits: 974 Description: Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında kalan havzadaki Adıyaman, Gazi Antep, Şanlı Urfa, Siirt, Şirnak, Batman ve Mardin illerini içine alan topraklardaki sulama ve enerji üretimine yönelik bir proje gerçekleştirilmiştir. Bu proje kısa adı GAP olan Güneydoğu Anadolu Projesi’dir. Bu proje çerçevesinde, su altında kalmış antik yerleşim bölgelerinde arkeolojik araştırmalar yapılmıştır.
Coğrafi konum itibariyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi, güneyde Mezopotamya, doğuda İran, kuzeyde doğu Anadolu ve Kafkasya, batıda Orta Anadolu bozkırları arasında yer alan bir orta bölgedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi yaylaları, sözü edilen bölgeler arasında binlerce yıl önce parlayıp sönen eski medeniyetlerin bir kavşak yeri olduğu için insanlık tarihi boyunca eşi az görülen medeniyetlere sahne olmuştur (ERZEN,Afif: Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tarih Anatolia and Urartions-Ankara 1984 s.7).
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tarih öncesi çağlarda yaşayan insanların ihtiyaçlarını karşılayacak elverişli bütün özelliklere sahipti. Su kaynakları, doğal kaya sığınakları, çayır ve ormanlık alanları ile zengin av hayvanları insanları en eski çağlardan beri bu bölgeye çekmiş olmalıdır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bu elverişli özellikler, avcılık ve toplayıcılıkla geçimlerini sürdüren insanlara çok olumlu yaşama ortamı sunmuştur. Bu ortam bölgede bir çok medeniyetin filizlenmesi sonucunu doğurmuştur..

         Adıyaman Besni Resimleri Images: 0 Hits: 284 Description: Besni Adıyaman il merkezinin batı kesiminde yer alan ve il merkezine 44 km uzaklıkta bulunan bir ilçedir. Deniz seviyesinden 1050 m yüksekte yer alan Besni'nin nüfusu yaklaşık 36.000'dir. "Cennete Eş" manasına gelen Bethesna, Bihicti, Bisni gibi isimlerle söylene gelmiştir. Malazgirt Zaferi ile Anadolu'ya giren Türkler Besni'ye üç koldan girerek burasını bir ‘Türk Yurdu’ haline getirmişlerdir. Bunlar Saka-İskit Türklerinin Varsak, Türkmenlerin Avşar ve Çerkez oymakları ve Türkoğulları kavmi olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıkarılmıştır. Tarihinde bir çok saldırılara da hedef olan Besni özellikle Moğol ve Timur'un istilalarına karşı Türkoğlu Halil Bey komutasındaki Besni orduları destanlaşan kahramanlıkları ile Yıldırım Beyazıt'dan taktirname alan ilk şehir olmasını sağlamışlardır. Osmanlı padişahlarından Yıldırım ve Yavuz Besni'ye uğramış Hamamcızade Hacelinin hamamında yıkanarak kese attırmışlardır. Baybors, Buldaç, Kamil, Süleyman adlı Türk komutanları Besni'de ağırlanmıştır. Evliya Çelebi'nin "Hayran Kaldım" dediği yer yine Besni'dir. İstiklal Savaşı döneminde, milli bir ruhun savaş boyunca Besni'de de varlığına şahit olunur. İlk mebus Reşit Bey'in(AĞAR) Sivas Kongresinde Atatürk'ün en yakın çalışma arkadaşı olarak maddi ve manevi destek verdiği de bilinmektedir. 19. yüzyılın sonlarında Malatya'ya bağlı bir kaza olan Besni Cumhuriyetin ilk yıllarında Gaziantep iline bağlandı. 1933'te tekrar Malatya'ya bağlanan ilçe 1954'te yeni kurulan Adıyaman ilinin bir ilçesi oldu.

1330 km² yüzölçüme sahip Besni ilçesinin, 8 belde belediyesi, 63 köyü ve 49 mezrası bulunmaktadır. İlçe halkının önemli bir bölümü geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır. Besni'de Adıyaman Üniversitesi'ne bağlı, Besni Meslek Yüksek Okulu bulunmaktadır. Besni M.Y.Okulu, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından geçici olarak tahsis edilen, 4500 m2’si kapalı, 7000’m2 si açık alan olmak üzere, 11500’m2 kullanım alanına sahip binada öğretimine devam etmektedir. Okuldaki derslik sayısı 18 adet, 7 tanesi 36 kişilik ve 1 adedi de 40 kişilik olmak üzere tolam 8 derslik kulanımına hazırlanmıştır. Konferans Salonu bulunup 100 kişiliktir. Teknoloji laboratuvarı 1 adet olup, 100 kişiliktir. 2004-2005 eğitim öğretim yılında 52 öğrenci mezun olmuştur. Ayrıca Besnili Hayırsever İş adamı sayın Mehmet ERDEMOĞLU tarafından yapılan 500 öğrenci kapasiteli erkek ve kız öğrenci yurdu mevcuttur. Besni Kurşunlu Camii, Besni Kalesi, Eski Besni Ören Yeri, Sofraz Anıt Mezarları (M.S. 2. yy. da Roma), Kızilin Köprüsü (Roma), Dikilitaş(Roma), Dolmenler(taş devirne kadar uzanır),Tahtalı ve Meydan Hamamları, ilçenin önemli tarihi eserleri arasında yer alır.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 108667'dir. Bunun 36123'si ilçe merkezinde, 72544'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.
İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 7 belde 63 köy ve 10 mahalleden oluşmaktadır.

         Adıyaman Çelikhan Resimleri Images: 0 Hits: 283 Description: Hitit, Asur, Pers, Makedonya, Selevkos, Roma ve Bizans devletlerinin egemenliği altında kalan Çelikhan bölgesi, Hz. Ömer (r.a) zamanında Arapların eline geçmiş ve Keysun’a bağlanmıştır. 949 yılında tekrar Bizanslılar tarafından alındıysa da 1071 yılında Malazgirt Zaferi’nden sonra Çelikhan yöresi Malatya ve Adıyaman illeriyle beraber Selçukluların eline geçmiştir. 1391-1389 yıllarında Yıldırım Beyazıt komutasındaki Osmanlı Türkleri bu bölgeyi Memlük beylerinin elinden almış ancak bir kaç yıl sonra bölge Timur ordularının egemenliğine girmiştir. 1516 yılında yapılan Koçhisar Savaşı sonunda bölge Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından Dulkadiroğulları beyliğinden alınarak Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.
1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonra yapılan adli, askeri ve mülki ıslahat sonunda merkezi Harput olan Mamurat-ül Aziz eyaletine bağlanmıştır. ( Bu tarihte Mamurat-ül Aziz eyaletine bağlı üç sancaktan birini Malatya teşkil etmekteydi.) 1864 yılında vilayetlerin kurulması hakkındaki nizamname ile büyük kadılıklar ilçe, küçük kadılıklar ise bucak müdürlüğü haline getirilince “Ortaköy” adında bir bucak müdürlüğü kurulmuştur. Bu tarihten sonra eski adı Arga olan Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı bir yerleşim birimi konumunu almıştır. 1927 yılına kadar Akçadağ’a bağlı olan Çelikhan, 1927-1931 yılları arasında Koçali Bucak Müdürlüğüne bağlanmıştır. 1931 yılında ise Çelikhan adıyla bir bucak müdürlüğü kurulmuştur.
Çelikhan’ın ilk ismi KOMİŞİR olarak bilinir. Daha sonra bu isim ÇELİKHAN adıyla - Cumhuriyet tarihi itibariyle- değiştirilerek yazılı kaynaklara geçmiştir.
Esas yerleşik halkını HAMKODA, PERTA, SİSA ve TILLA oymakları oluşturmaktadır. Bunun yanında Ankara’nın Haymana ilçesinden KUREYŞ aşiretine bağlı ALUŞA, BIŞAR, HALİLA ve KULA oymakları, Gaziantep’in İslahiye ve Araban İlçesinden gelen HACA oymağı, Adıyaman’nın ova köylerinden gelen HACI MAHMUT oymağı, Yağızatlı (Bistikan ) köyünden gelen 12 aile ile Köseuşağı köyünden gelen birkaç aile de bu yerleşik halka dahil olmuşlardır.
1869 yılında meydana gelen bir depremle bugünkü Merkez Camii civarında çok sayıda evin yıkıldığı, 98 kişinin de hayatını kaybettiği bilinmektedir. Diğer taraftan 1934 yılında halk arasında “Mıtık” adı verilen bulaşıcı, salgın bir hastalığın Çelikhan’da baş göstermesi ile çok sayıda insan ölmüş, çok sayıda aile de civar il ve ilçelere göç etmek zorunda kalmıştır.
Ortaköy Bucak Müdürlüğü Bölgesi’nde o tarihlerde Porga, Bulam, Abdulharap ve Köseuşağı adlarıyla toplam dört köy bulunmaktaydı. Bu durum 1 Haziran 1954 yılına kadar devam etmiştir. 4 Mart 1954 tarih ve 6325 sayılı yeniden 10 ilçe kurulması hakkındaki kanun gereğince 1 Haziran 1954 tarihinde Malatya iline bağlı olarak kurulan Çelikhan ilçesi, daha sonra 14 Haziran 1954 tarih ve 6418 sayılı kanunla Besni, Gerger, Gölbaşı ve Kahta ilçeleriyle birlikte kurulan Adıyaman iline bağlanmıştır.

         Adıyaman Gerger Resimleri Images: 0 Hits: 216 Description: İlin genel tarihine uygun bir karakter taşımakla birlikte coğrafi olarak dağlık bir alanda yer alması ve ulaşım zorlukları nedeniyle bazı farklılıklar gösterir.
Bazı kaynaklara göre M.Ö.VI.Yüzyılın ilk yarısında yaşayan Selevkos Kralı Arsemes, Fırat üzerinde aşağı ARSEMİA adlı bir kent kurmuştur. Bu kent Gerger Kalesi olarak halen bulunmaktadır. Aşağı ARSEMİA KOMMAGENE krallı, zamanında kışlık kent olarak kullanılırdı.
Bu bölge daha sonra Doğu ROMA (Bizans) İmparatorluğunun eline geçmiştir. Bu tarihlerde, halkın geneli Hristiyanlık dininin Gregoryan Mezhebine bağlı olup, Hicri 135 yılında Abbesi halifelerinden Ebu Cafer-el Mansur’un Adıyaman, Kahta ve Samsatla birlikte burayı da fethettiğini görmekteyiz. Bölge bu tarihten sonra İslamlaşmaya başlamıştır. Daha sonra Gerger ve çevresi Abbasilerin zayıflamasıyla HAMDANİLER’in sonra tekrar Bizansın eline geçmiştir. Selçuklular zamanında Gümüştekin 1066 yılında Hısn-ı Mansur’u ele geçirmiş fakat iç karışıklıklardan dolayı geri çekilmiştir.
Selçukluların bölgedeki hakimiyeti 1071 yılında Büyük Selçuklu İmparatoru ALPARSLAN’ın Bizans İmparatoru Romanos Diognes (Romen Diyojen)’i Malazgirt’te uğrattığı büyük yenilgiden sonra kesinleşmiştir.
Bölge, Selçukların yıkılmasından sonra Artukoğullarının eline, onlardan sonra da I. Haçlı Seferi münasebetiyle Haçlıların eline geçmiştir. Zengiler, Artuklular,Frank Kontluğu,Eyyubiler ve daha sonra da Anadolu Selçukluların eline geçmiştir. Baba İshak isyanı nedeniyle Türkiye Selçuklularının zor duruma düşmesini fırsat bilen Moğolların saldırıya geçmesiyle bu bölge de Moğol istilasına maruz kalıp Moğolların eline geçer.
Bu bölgenin daha sonra Memlukluların onlardan sonra da Timurluların eline geçtiğini görmekteyiz. Timurluların çekilmesinden sonra yörenin DULKADİROĞLULARI’nın eline geçtiğini ve uzun süre onların elinde olduğunu görüyoruz. 1515 Turnadağ savaşıyla yöre Osmanlıların eline geçmiştir.
Adıyaman İli ve İlçelerinin sonraki tarihi süreç içerisinde durumu şöyledir; Adıyaman, 1849 yılında sancak haline getirilen Diyarbakır’a bağlanmıştır. 1859 yılında Malatya Sancak olunca Gerger, Malatya’ya bağlanmıştır.
Cumhuriyet dönemine Malatya-Pütürge İlçesine bağlı köy olarak giren Gerger 1 Aralık 1954 yılında İl olan Adıyaman’a bağlanmıştır. İlçe merkezi 1954-1957 yılları arasında halen köy tüzel kişiliğine sahip Güngörmüş köyünde bulunuyorken. 25.06.1957 tarih ve 9642 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 7022 Sayılı Kanunun uygulamasıyla 10 Şubat 1958 yılında İlçe merkezi Budaklı köyü ALDUŞ mezrasına (şimdiki Gerger İlçesi) nakil edilmiştir.

         Adıyaman Gölbaşı Resimleri Images: 0 Hits: 203 Description: Bu gün Gölbaşı İlçesinin Genel durumuna baktığımızda Adıyaman ın Batısında yer alır. Yüz ölçümü 784 Km2 ’dir. Kuzeyinde Malatya, doğusunda Besni ve Tut İlçeleri, güneyinde Gaziantep, batısında Kahramanmaraş İli ile çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği 862 metredir. 1958 yılında 700 nüfusu ile İlçe olan Gölbaşı hızla gelişerek bugün merkez nüfusu 40000’ e ulaşmıştır. Gölbaşı İlçesi Karadeniz ve
Doğu Anadolu Bölgesini , Akdenize bağlayan Devlet Karayolu ile devlet demiryollarının geçtiği bir güzergahta kurulduğundan, Malatya, Adıyaman, Gaziantep ve Kahramanmaraş İllerinin birbirine bağlayan bir kavşak konumundadır.

         Adıyaman Kahta Resimleri Images: 0 Hits: 221 Description: Kâhta adının, nereden geldiği yolunda kaynaklarda pek bilgi olmamakla beraber, tarihte,Orta Asya’da Ötüken ve Karakurum yakınında Kâhta isimli bir kentin varlığı göz önüne alınırsa Kâhta isminin Orta Asya kökenli bir isim olduğu sonucu çıkarılabilir. Bir rivayete göre ise “Kâhta” Persçede “Dağın Eteği” anlamına gelmekte olup, bu adı da eski yerleşim yerinin konumundan dolayı almaktadır.
Kâhta’nın geçmişi sabah medeniyetinin doğuş yeri olan Mezopotamya’ya yakın olması nedeniyle tarih öncesi dönemlere kadar uzanmaktadır. Bulunduğu coğrafî konum nedeniyle tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar sayısız medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Yörede yapılan arkeolojik kazılardan elde edinilen eser ve bulgular ile günümüze intikal eden canlı tarihi bulgular en belirgin kanıtlardır. Paleolitik, neolitik, kalkolitik dönem ve tunç devrine ait elde edilen eserler Adıyaman müzesinde sergilenmektedir. M.Ö. 2000 yıllarında Kommagene Krallığının kuruluşuna kadar (m.ö. 69) Hititler, Mitaniler, Asurlular, Geç Hititliler, Persler, Kummurlar ile makedonyalı büyük İskender’in hakimiyeti ve Doğu Roma imparatorluğun egemenliği hüküm sürmüştür.
M.Ö. 69 yılında kurulan Kommagene krallığı bugün dünyanın sekizinci harikası olarak aday gösterilen Nemrut dağındaki dev heykelleri ve ilçedeki diğer tarihi eserleri bırakmıştır. 142 yıl yörede hüküm süren ve bugünlere intikal eden eserleri bırakan Kommagene krallığı M.S. 72 yılında Roma İmparatorluğu tarafından ortadan kaldırılarak Suriye eyaletine bağlanmıştır.
İlçenin antik çağda ve Bizans döneminde adı bilmemektedir. Orta çağda İslam dünyasının sınır kalelerinden biri olmuştur.
M.S. 670’de Emeviler, 758’de Bizans ve Sasaniler, 926’da Hamdaniler, 1226’da Seçuklular, 1284’e kadar Memlüklüler, Artuklular ve Dulkadiroğulları, 1393’te Timur ve 1516’dan sonra da Osmanlı İmparatorluğu bölgeye hakim olmuştur.
Kâhta şehri şu anda bulunduğu yere Cumhuriyetin ilk yıllarında taşınmış olup daha önce şimdiki Kocahisar ( Eski Kâhta ) köyünün bulunduğu yerde idi. M.Ö. üçüncü yüz yılın ilk yarısında ARSEMES adlı bir kralın bu yörede hakimiyet kurduğu sanılmaktadır. II.Selçukos’un ( M.Ö. 246-225 ) kardeşi Arsemes adındaki bir kralın kendi adıyla anılan iki kent görüyoruz. Bunlardan birincisi eski Kâhta kalesinin karşısındaki yukarı Arsemia’dır. Kâhta kalesi, Selçuklu imparatoru Alparslan’ın Malazgirt zaferi (1071)’ den sonra (1085) Selçuklular tarafından Bizanslılardan alınır. Yöre zaman zaman Malatya Danişmendlileri, Selçuklular ve Artuklular arasında el değiştirir. Kale daha sonra Melik’ul-Mansur tarafından onarılır. (XII.yy.) Bir süre Harput emirliği, Danişmendler ve Selçuklular arsında el değiştirir. Kaleyi daha sonra Sultan Alaeddin Keykubad’ın seraskeri Ceyli Bey zabteder.
Bölgede Selçuklu hakimiyeti başlar. (1226) Kâhta, Baba İshak ayaklanmasında (1240-1241) yağmalanır.
Kâhta kalesinin adı Memlüklüler ile Moğollar arasında geçen savaşlarda sık sık geçer. 1283-1289 yıllarında kale Halep valisi Kara Sungur tarafından alınır. Yeniden tahkim edilir. Daha sonra Osmanlı hakimiyetine geçer. Timur Malatya ve Kâhta’ya kadar olan kaleleri ele geçirince Yıldırım Beyazıd kalelere koyduğu muhafızları kovarak Türkmen’lerden Kara Osman’ı tahta geçirir. Timur’un çekilmesiyle Memlüklüler bölgeye hakim olurlar. (1417-1418) Memlüklülerin hakimiyeti Yavuz Sultan Selim’in bölgeyi ele geçirmesine kadar devam eder.
1516 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra diğer ilçeler gibi önce Dulkadirli Emaretine, Kanuni zamanında ise sancak merkezi haline getirilen Samsat’a bağlanarak Zülkadiriye eyaleti (Maraş)’ne bağlanır. Kâhta 1531 yılında Malatya’ya, 1349 yılında ise Hısn-ı Mansur’a (Adıyaman) bağlanır. 1859 yılında Malatya sancak olunca Kâhta’da diğer kazalar gibi yeniden Malatya’ya bağlanır. Bu durum Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına kadar devam eder. 1859 yılında Kâhta’da bir Abdal ayaklanırsa da ayaklanma bastırılır.
Milli mücadele döneminde M. Kemal’i yakalamak ve etkisiz hale getirmek için görevlendiren Ali Galib Malatya’da sıkıştırılınca Kâhta’ya gelir. Beraberindeki zatlarla Hacı Bedir Bey’e misafir olur. Hacı Bedir Bey’den umduğu desteği bulamayınca da 15.9.1919 günü Kâhta’dan Urfa’ya oradan da Halep’e kaçar.
Kâhta cumhuriyet döneminde Malatya’ya bağlı bir ilçe olarak eski durumunu muhafaza eder.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yer değiştirerek eski Kâhta’dan 26 k.m. güneyindeki şimdiki yerine taşınır

         Adıyaman Samsat Resimleri Images: 0 Hits: 213 Description: Eski adı Samusata - Sumaysat olan Samsat yörede tarihi en eski olan yerleşim yerlerinden birisidir. Bazı kaynaklardan M.Ö 6000 yılında Orta Asya’dan gelen Türklerden Prohititler tarafından kurulduğu belirtilmektedir. Fırat’ın batı ve doğu kesimleri arasında en elverişli geçit yerinde bulunduğundan Samsat tarih boyunca önem kazanmıştır.
Sümerler zamanında Semizata adı verilen Samsat’ ın demir çağında Hitit Krallığının merkezi olduğu sanılmaktadır. Bölge M.Ö. 708 II. Sargon tarafından zapt edilerek Asur’ a bağlı bir eyalet durumuna gelir.
M.Ö. 605 yılında Babiller’in eline geçer. Daha sonra sırasıyla Medlerin, Perslerin (M.Ö. 553), Mekadonya Krallığının (M.Ö. 333) ve Selevkos’ ların hakimiyeti altına girer.
Samsat M.Ö. 69’da Kommagene Krallığının merkezi olur. Kommagene Kralları Antichos sanıyla anılır. 150 yıllık süre içinde 4 kral tahta geçti. Bunlardan Kral Antichos III’ nün Romalılara yenilgisi üzerine Kommagene Devletinin egemenliği sona erdi. M.S. 72 yılında bir Roma eyaleti haline getirilen Samsat bir ilim merkezi olur.
Ünlü bilgin Lukianus bu dönemde Samsat’ta doğar.
Bu arada birkaç kez Perslerle Romalılar arasında el değiştirir. M.S. 271’de tekrar Romalıların eline geçer. Bu dönemde nüfusu 50.000’i geçer.

Daha sonra Bizans’ın ve sonrada Arapların eline geçer. Samsat’a Hz. Ömer zamanında Şimşat, Şümişat denir. 1085’te Melikşah 1114’de Zenginler 1180’de Selahattin Eyyubi 1203’de Anadolu Selçuklularından Rüknettin süleyman II Samsat’a hakim olur. 1237’de Harzemşahlar tarafından yağma edilen Samsat 1240’da Moğol İmparatoru Hülagü Han tarafından sonrada Dulkadiroğulları tarafından istila edilir.
1392’de Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı devletine bağlanır. 1401’de Timur tarafından tahrip edilir. 1516’da Yavuz Sultan Selim tarafından tekrar Osmanlılara katılır. Osmanlı yönetiminde eski önemini kaybeder ve sancak merkezi olur.
Gittikçe küçülen Samsat, Cumhuriyetin kurulmasıyla bucak merkezi olur, 1960’da ilçe merkezi haline getirilir ve Adıyaman iline bağlanır.

         Adıyaman Sincik Resimleri Images: 0 Hits: 237 Description: Adını yabanî iğde ağacından alan Sincik, Adıyaman’ın kuzeydoğusunda yer alan 6 bin merkez nüfuslu şirin bir ilçedir. 364 km. yüzölçümüne sahip olan Sincik, batıda Çelikhan, doğuda Nemrut, kuzeydoğuda Pötürge, güneyde ve güneydoğuda Kâhta, kuzeyde ise Malatya ile komşudur.
Sincik’in tarihiyle ilgili fazla kaynak olmayıp, tarihi eserler bakımından kısıtlı bir yerdir. İlçe merkezinde tarihi kalıntılara rastlamıyoruz. Bu da Sincik merkezinin yerleşim yerinin eski tarihlere dayanmadığını gösteriyor. Ancak Sincik’in güneyinde bulunan Fatih mahallesinin tarihi çok eski zamanlara dayanıyor. Tarihi Derik kalesinin burada bulunması bunun göstergesidir.
M.Ö. 69-M.S.72 bu yörede kurulan Kommagene krallığı zamanında, Sincik’te LOCATENA şehri kurulmuştur. Bu şehrin kurulduğu yer, Derik kalesinin bulunduğu yer olan şimdiki Fatih mahallesidir. LOCATENA (Kaşkün) şehri Kommagene İmparatoru I. Antiokhos (M.Ö.69-36) zamanını gösteren bir haritada geçmektedir.
Kommagene İmparatorluğundan sonra Sincik ve çevresine Roma İmparatorluğu, ardından da Bizans İmparatorluğu hakim olmuştur. (M.S.72-638) Sincik’te bulunan Derik kalesi’nin bu devirde yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Müslüman Araplar Bizans’la yaptıkları savaş sonucunda, Anadolu’nun bir kısmına hakim oldular. Sincik’te o sıralarda Araplar’ın hakimiyetine geçmiştir. Daha sonra Artuklular, Zengiler, Memluklar, Dulkadiroğulları bu yöreye hakim olmuşlar.Timur zamanında da Malatya, Adıyaman ve Kahta ile birlikte Sincik’te Timur’un hakimiyetinde bulunmuştur.
Görüldüğü gibi, Osmanlıların hakimiyetine kadar, Sincik birçok devlet tarafından el değiştirmiştir. Nihayet, Yavuz Sultan Selim tarafından Güneydoğuda birçok yerle birlikte Sincik de Osmanlı Devletinin hakimiyetine geçmiştir.
1325 m rakımlı Sincik, dağlık bir arazi yapısına sahip olup Güneydoğu Toros dağlarının güney kesimindeki dağ ve tepelerden oluşmaktadır. Dağların yüksekliği, güneyden kuzeye gidildikçe artmaktadır. Dağlık arazi yapısı ulaşımı da olumsuz yönde etkilemektedir.
Sincik’in merkezinde bir akarsu olmamakla birlikte bağlı köylerde Kıran Çayı, Aksu Çayı ve Yarpuzlu(Birimşe) Çayı geçmektedir. Bunlardan Aksu Çayı, Malatya ile Sincik sınırında yer almaktadır. Yarpuzlu ve Kıran Çayları ise Kahta Çayının birer koludur.
Bozkır iklimi özelliklerinin görüldüğü İlçemizde, kışlar çok soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer. Yaz aylarının sıcak geçmesine rağmen Adıyaman’ın diğer ilçeleriyle karşılaştırıldığında , Sincik’in daha serin olduğu görülmektedir. Sincik’te yayla ikliminin baskın olması halkın sağlığını olumlu yönde etkilemektedir. Hava, gürültü ve trafik kirliliğinin olmaması insan sağlığı açısından en uygun ekosistemi oluşturmaktadır.
Dışarıya göç veren bir ilçe olan Sincik ekonomisinin %90’ı tarıma dayanmakla birlikte merkezde tarım ve hayvancılıkta çalışanların payı % 47.3’tür. Yörenin çok engebeli olması, suyun az olması tarımı olumsuz yönde etkilemektedir. Halkın büyük bir çoğunluğu mevsimlik işlerde çalışarak geçimini sağlamaktadır.
Sincik’te eğitim ve öğretim yakın zamana kadar çok geri olmasına rağmen son yıllarda eğitimde büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Üniversite mezunu oranı hızla artmaktadır. 8 yıllık kesintisiz eğitimle birlikte okullaşma oranı %90’lara varmıştır. Sincik’teki yaygın eğitim hizmetleri, Halk Eğitim Müdürlüğünce yürütülmektedir.
7 mahalle, 23 köy, 64 mezra ve bir beldeden oluşan Sincik, dağınık bir yerleşime sahiptir. İlçe merkezinde Onur Mahallesi ve Karaman mahallesi bulunmaktadır. Mahmutoğlu ve Ayengin mahalleleri ilçe merkezine yakın olan diğer mahallelerdir. Fatih mahallesi ve Cumhuriyet mahallesi nispeten uzak olmalarına rağmen ulaşım kolaylıkla sağlanmaktadır. İlçe merkezine en uzak mahalle 18 km mesafeyle Zeynel Aslan mahallesidir.
Sincik’e bağlı İnlice Beldesinin merkeze uzaklığı 32 km’dir

         Adıyaman Tut Resimleri Images: 0 Hits: 257 Description: Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, Adıyaman İline bağlı bir ilçe olan Tut ilçesi, kuzeyinde Malatya İlinin Doğanşehir İlçesi, doğusunda Adıyaman, batısında Gölbaşı ve güneyinde de Besni İlçesi ile çevrilidir.
İlçe toprakları Torosların uzantısı olan Güneydoğu Torosların eteklerinde, Akdağ’ın Güneyinde yer almaktadır. İlçe toprakları dağlık ve engebeli arazi yapısına sahiptir.
İlçenin en büyük akarsuyu Göksu çayı Çiftlik, Havutlu, Boyundere, Yaylımlı, Köseli ve Öğütlü köylerinin arazilerini sulayarak Fırat’a dökülür. Adıyaman Merkez İlçe ile Tut İlçe sınırlarını çizen Şebker Çayı da Mestikeloğlu, Köseli ve Muş (Pınarbaşı) yerleşim birimlerinin arazilerini sulayarak Göksu’ya ulaşmaktadır. Kemolar ve Yaylımlı arazilerini sulayan Şovak çayı Göksu’nun diğer bir koludur. Fırat Nehri’nin kolu olan Göksu Irmağı, İlçe Merkezinin Güneyinden geçmektedir.
Deniz seviyesinden 1.050 m. yükseklikteki ilçenin yüzölçümü 320 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 15.784'tür.
İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Tarıma elverişli arazilerin azlığından ve ilkel üretim metotlarının kullanılmasından dolayı büyük bir gelir elde edilememektedir. İlçede eskiden beri ev tezgahlarında dokunan Tut Bezi, bugün halen üretilmektedir. Ayrıca İlçede teşvikli yapılan besi ve süt sığırcılığı işletmelerinin yanı sıra, çiftçilerinde kendi imkanlarıyla yaptığı 5 ile 50 baş arasında yaklaşık 40 adet sığırcılık işletmesi vardır.
Tut, Kaşlıca köyünün yerine kurulmuş ve burada Türklerle Rumlar beraber yaşamışlardır. Türkler çıkan bir anlaşmazlık sonucunda ayrılarak şimdiki yere taşınmışlardır. Ernişdere isminde bir kale, İlçenin batısında yer alan Sürmene ev kalıntıları, yatak yerleri ve mezarlar vardır. Ernişdere'de, derenin sarp yerlerinde görülen su arkı ile Tut’ dan Kaşlıca’ya doğru uzanan Gül Harığı yörenin zamanında oldukça kalabalık olduğunu gösterir. Tut Merkezinde bulunan 2 camiden birisinin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.
Tut İlçesinin Çamlıca Mahallesinde yer alan tarihi Vijne Köprüsü, bugünde ayakta kalan görkemli yapısıyla eski dönemlerin kervan katarlarına uzun dönem hizmet vermiştir. Göksu üzerinde halen görülmeye değer bir tarihi eser olarak duran bu köprüye, benzer iki adet köprünün önceki yıllarda sel ve doğal nedenlerle yıkıldığı bilinmektedir.
Tut İlçesi Adıyaman İlinin Besni İlçesinden ayrılarak 1990 yılında Adıyaman’a bağlı İlçe konumuna getirilmiştir.

     Afyon Resimleri Images: 4 Hits: 327 Description: Afyonkarahisar ilinin bulunduğu toprakları ilkin Hitit İmparatorluğu'nun sınırları içinde görüyoruz. Sonra Frig ve Lidya'lılara geçen bölge, M.Ö.6. Yüzyılda tüm Anadolu ile birlikte Pers egemenliğine geçiyor. Büyük İskender ile Makedonya İmparatorluğuna katılan topraklar, onun ölümünden sonra parçalanıyor. İskender'in generalleri Anadolu'ya paylaşmak için savaşa girişiyorlar.

Bundan sonra Afyonkarahisar topraklarında Selevkos ve Bergama Krallığı hüküm sürmekte. Roma İmparatoru I.Kanstantin zamanında, yöre Roma'ya bağlanıp halkı Hıristiyanlaştırılmaya çalışılıyor. Roma'nın ikiye ayrılmasından sonraki dönemde bölgeyi Bizans'ın egemenliğinde buluyoruz. M.S. 5. Yüzyılda Bizans İmparatoru Zenon, Afyonkarahisar yöresinde, Sasani'lerle savaşa tutuşuyor. 7. Yüzyılda Müslümanlığın birleştirdiği Arapların gözü Bizans'ın başkenti İstanbul'da. Bizans başkenti almak için yola çıkan Araplar, 739 yılında Afyonkarahisar kapılarına kadar geliyorlar. İslam inanışına göre; Battal Gazi, Bizans'la yapılan bu savaşlar sırasında şehit düşmüştür.

1071 zaferinden sonra Anadolu Türklere açılmış, Kutalmış oğlu Süleyman Şah emrindeki Türkler, tüm Batı Anadolu'yla birlikte Afyonkarahisar yöresini de fethetmişlerdir. Bizansı korumak ve kutsal toprakları geri almak isteyen Batı devletlerinin orduları, I. Haçlı seferiyle kısa bir süre yeniden Türklere katılması Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat dönemine rastlar. Keykubat, Afyonkarahisar'a ayrı bir değer vermiş, kenti onarttırıp, kalesini yeniden düzenletmiştir.
13. yüzyılın sonlarına doğru Afyonkarahisar, Türk beylikleri arasında güçlü bir durumda bulunan Germiyanoğulları'nın buyruğuna girmiştir. Yıldırım Beyazıt'ın 1390 yılında Osmanlı topraklarına kattığı Afyonkarahisar, O'nun 1402'de Timur'a yenilmesinden sonra yeniden Germiyanoğullarına verildi. Osmanlıların kısa sürede kendilerini toparlayıp, güçlenmeleri Germiyanoğulları'nın barışçıl yollar aramasına neden oldu. Devrim Sultan, Osmanlı sarayına gelin verildi. Germiyanoğlu 2. Yakup'un ölümünden sonra da, bu beyliğin tüm topraklarıyla birlikte Afyonkarahisar da Osmanlılara katıldı. O yıllarda adı Karahisar-ı Sahip olan Afyonkarahisar ve yöresi, İmparatorluğun 14 sancağından biri durumuna girdi. Anadolu beylerbeyliğine bağlı olan sancağın merkezi Kütahya idi. Tanzimattan sonra Hüdavendigar Valiliği kurulunca beş sancakla birlikte Afyonkarahisar'da bu merkeze bağlandı. 1971'edeğin Bursa'ya bağlı mutasarrıflık olan Afyonkarahisar, bu tarihte, bağımsız mutasarrıflığa dönüştürüldü.

XVII. yüzyılda Celali isyanları, 1833 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa istilasıyla kara günler yaşayan Afyonkarahisar, en karanlık günleri 1921'deki I. Dünya Savaşı sonuyla, Kurtuluş Savaşı sonu arasında yaşadı. I. Dünya Savaşı sonrasında bütün Batı Anadolu kentleri gibi Afyonkarahisar da Yunanistan tarafından istila edildi. 28 Mart 1921'de kente giren Yunan birlikleri bilinemeyen bir nedenle 10 gün sonra çıkıp gittiler. 13 Temmuz 1921'de yeniden girdikleri kentte 1 yıl 1 ay 25 gün kaldılar. Afyonkarahisar, Büyük taarruzun ikinci günü 27 Agustos 1922'de düşman işgalinden kurtuldu. İşgal sırasında harabeye çevrilen kent, bozguna uğramış düşman ordular tarafından iyice yakılıp, yıkıldı. Büyük Taarruzun en büyük savaşları Afyonkarahisar ve Kütahya illerinin sınırlarında yapılmıştır. Mustafa Kemal'in yönettiği, Kocatepe Savaşı olarak bilinen ve Türk ordularına zaferi müjdeleyen, ünlü savaş da Afyonkarahisar ili sınırları içinde gerçekleştirildi. Türklerin 1. ordusuyla 2. ordusu arasında sıkıştırılan düşman birlikleri burada yok edildiler. Bu nedenle Afyonkarahisar, Kurtuluş Savaşımızın simgesi olmuş kentlerimizden biridir.

         Afyon Bolvadin Resimleri Images: 0 Hits: 218 Description: Bolvadin, 31 derece 2 dakika doğu meridyeni ile 38 derece 43 dakika kuzey paralelinin kesiştiği noktada, derin ve uzun bir alüvyon ova üzerine kurulmuştur. Ege bölgesinin İç Batı Anadolu kesminde yer alan Bolvadin güneyden Sultandağları, kuzeydoğudan Emirdağları ile çevrilidir. Ulaşım açısından İç Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerini birbirine bağlayan kilit noktadadır. Deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1016 metre ve yüzölçümü 1108 km2 dir. Afyon yüzölçümünün %12.84' ünü oluşturur. 2000 nüfus sayımına göre ilçe merkez nüfusu 52398'dir.
Bolvadin'in arazileri genellikle ovadır. İlçenin yüzölçümünün ortalama %40'ı tarımsal saha olup büyük bir kısmında tahıl üretilmekte, ikinci sırayı meyvelik, bağ ve bahçe sahaları almaktadır. İlçenin dağlarında sarı meşe, ardıç ve çam ormanları vardır.
Bolvadin iklim bakımından İç Anadolu Bölgesi ile Ege Bölgesi arasında yer aldığından, zaman zaman karasal, zaman zaman ılıman hava kütlelerinin tesiri altında kalmaktadır. Genel olarak yazları kurak ve sıcak, kışları soğuk ve kar yağışlı geçmektedir.
Bolvadin yeraltı suları bakımından zengin bir kuşakta yer almasına rağmen akarsular bakımından fakirdir. Bölgedeki tek akarsu Ahır Dağlarından doğup, Bolvadin'in güneyinden geçerek Eber Gölüne dökülen Akarçay'dır. Üzerinde Altıgöz, Develi, Kırkgöz ile Sırt köprüsü gibi köprüler vardır.

         Afyon Çay Resimleri Images: 0 Hits: 180 Description: Afyon-Konya karayolu üzerinde, il merkezine 48 km uzaklıkta bulunan ilçemiz, 1958 yılında kurulmuştur. Eber Gölü, Karamık sazlığı arasında Sultan dağlarına yaslanmış yeşillikler içinde şirin bir ilçemizdir.
İlk kuruluşuna ait bilgi ve belgelerine henüz rastlanmayan Çay ilçesinin geçmişi milâttan önceye dayanmaktadır. Eski Tunç Çağına kadar uzanan tarihi içinde Mısır, Suriye, Trakya krallarının birleşik ordusu ile Gelene kralı Antigon arasındaki İpsos meydan savaşına(M.Ö. 301) ev sahipliği yapmasıyla ünlenmiş, doğu-batı, kuzey-güney doğrultulu antik yolların kavşak noktası olmuştur.
Selçuklu Türklerinin Anadolu'yu fethi sırasında Bekçioğlu Emir Afşin, Orta Anadolu'da Amerra(Emirdağ) önlerine kadar gelmiştir. Bölgenin ne şekilde kimler tarafından fethedildiğini bildiren kayıtlar olmamasına rağmen, Emir Ahmet Şah, Emir Sanduk ve Dolathankuvvetleri tarafından fethedildiği sanılmaktadır .
Haçlı savaşları sırasında Haçlı ordularınca tahrip edilen şehre, 1155 yıllarında Selçuklu Devleti tarafından Oğuz Türkleri yerleştirilmiş, adı da "Çay Değirmeni" olarak değiştirilmiştir. Selçuklu Sultanı III. Gıyasettin Keyhüsrev öldükten sonra bölge, önce Eşrefoğullarına ve Sahipataoğullarına, daha sonra ise Germiyanoğullarına geçmiştir. Germiyan Beyi I. Yakup samimi bir Osmanlı dostu olup, beyliğini vasiyet yoluyla II. Murat'a bırakmış ve böylece Osmanlıların eline geçmiştir.
2 Nisan 1921 günü Yunan ordusunca işgal edien Çay ilçemiz, bir gün sonra, 3 Nisan 1921 günü ordumuzca geri alınmıştır. Daha sonra 21 Ağustos 1921 günü Yunan ordusunca ikinci kez işgal edilen ilçemiz, 35 gün sonra şanlı ordumuzca 24 Eylül 1921 günü tekrar kurtarılmıştır.
İç Ege bölgesinde; Ege, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin kesiştiği güzergâh üzerinde yer alan Çay ilçesi, bağlı olduğu Afyon ilinin doğusunda, Sultandağlarının kuzey eteklerinde kurulmuştur. İdarî sınırlar olarak doğuda Sultandağı, güneyde Yalvaç, batıda Şuhut ve Afyon, kuzeyde Bolvadin'le çevrilidir.

         Afyon Dazkırı Resimleri Images: 0 Hits: 131 Description: Afyonkarahisar-Denizli karayolu üzerinde il merkezine 140 km mesafededir. İlçemiz 1959 yılında ilçe olmuştur. İlçemiz kök boyalı halı dokuma ve satış reyonlarıyla dünya çapında üne kavuşmuştur.
Dazkırı ilçe merkezinin bugünkü sakinleri, Anadolu Selçukluları zamanında, "Tataroğulları" adıyla bilinen Kızılırmak boylarından gelenlerin ve daha sonraları Adana havalisinden gelerek yerleşen "Farşa" aşiretinin mensuplarıdır.
Dazkırı'nın ismi o zamanlar "Apa" olarak adlandırılmıştır. Sonradan, bu isimlerin çokluğu ve "Polatlı" adıyla karıştığı gerekçesiyle "Dazkırı" olarak değiştirilmiştir. İlçede, eski devirlerde Lidyalılar, Hititler, Eski Yunanlılar, Romalılar ve Bizanslılar hakimiyet kurmuşlardır. Bugün meydana çıkan eserlerde bu milletlere ait pek çok tarihî eserler bulunmaktadır.
İlçe, güneydoğusundan, Dinar ve Evciler ilçeleri, güneyinden Başmakçı, güneybatısından Denizli/Çardak ilçesi ve Maymun dağlarıyla çevrilidir. İlçe merkezi, 1 belde ve 15 köyden teşekkül etmiştir. Köylerin 8 adedi ovalık kesiminde, 7 adedi de orman sahası içerisinde yerleşmiştir. İlçede elektriksiz köy bulunmamaktadır. İlçenin yüzölçümü 570 km² olup, rakımı 832 m'dir. Bölge genellikle düzgün olup, ilçe arazisi doğudan batıya uzanan geniş bir vadidir. Bu vadi içerisinde Küçük yayla, Boztepeler bulunmaktadır. Bölgenin sınırları içerisinde Acıgöl mevcut olup, genel yüzölçümü 41,5 km²'dir. Bunun 20 km²'si Başmakçı ve Dazkırı ilçe sınırları içerisindedir. Ortalama derinliği 150-210 cm arasındadır.
Bölgenin iklimi yazları kurak ve sıcak, sonbaharda ılık ve yağışlıdır. Kışları az miktarda kar yağmakta ise de genellikle yağışlıdır.
İlçemizin 2000 genel nüfus sayımına göre nüfusu 14.453'tür. Bu nüfusun 6.583'ü ilçe merkezinde yaşamaktadır. İlçe nüfusunun 14-44 yaş grubunda, okuma-yazma bilmeyenlerin oranı % 2, okuma-yazma bilenlerin oranı ise % 98'dir.
İlçe merkezi ve köylerinde toplam 12 ilköğretim okulu, 5 adet ortaöğretim okulu bulunmaktadır. Bu okullarda toplam 2351 öğrenciye, 150 öğretmenle eğitim hizmeti verilmektedir. İlçemizde 1 Öğretmen Evi vardır. Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü tarafından nakış, kilimcilik, meyvecilik, kalorifer ve bilgisayar kursları açılarak halkın ihtiyaçlarına cevap verilmektedir.

         Afyon Emirdağ Resimleri Images: 0 Hits: 105 Description: Ege Bölgesi'nde, Afyon İline bağlı bir ilçe olan Emirdağ, kuzeyinde Eskişehir, doğuda Konya, güneydoğuda Sultandağı, güneyde Bolvadin, batıda da bayat ilçeleri ile çevrilidir.
İçbatı Anadolu Eşiği'nde yer alan ilçe topraklarının yüzey şekilleri dağlar ve platolardan oluşmuştur. İlçenin güneyini Emir Dağı engebelendirir. Kuzey ve doğu kesimlerinde de eşik alanları yer almaktadır. Doğuda oldukça geniş ovası yer almaktadır. Arazi yapısı tarıma elverişlidir. Emir Dağı'nın Dandindere kesimindeki orman arazisi 1984'te tabiatı koruma alanı olarak ilan edilmiştir. Bu alan doğal olarak yetişmiş saf Toros sediri ormanlarının kuzey sınırını oluşturmaktadır.
İlçe topraklarının sularını Emir dağı'nın kuzey yamaçlarından kaynaklanarak Sakarya Irmağı'na katılan küçük akarsular toplar. Afyon'un 70 km kuzeydoğusunda kurulmuş olan ilçenin yüzölçümü 2.168 km2, 2000 Yıolı genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 47.396'dır.

         Afyon ihsaniye Resimleri Images: 0 Hits: 144 Description: Afyonkarahisar'ın 35 km kuzeyinde tabiat ve tarihin en cömert davrandığı ilçelerimizden biridir.1959 yılında ilçe olmuştur. Meşe, çam, ardıç ormanları ve koruluklarla çevrilidir. Gazlıgöl kaplıcası ve içmeleri, Frig Kaya Anıtları, Roma-Bizans kaya yerleşimleri, mezar odaları, peribacaları ve yaylaları ilgi odaklarından bazılarıdır.
İlçenin köklü bir mazisi vardır. Eski medeniyetlere beşiklik etmesi onun tarihî çehresini güzelleştirmektedir.
İhsaniye'nin vaktiyle Hitit İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunduğuna dair elde bazı belgeler mevcuttur. Hitit İmparatorluğu'nu ortadan kaldıran Frigyalıların eski yapıların da İhsaniye sınırları içerisinde rastlanmaktadır. Ayazin, Kayıhan yerleşim birimleri Kapıkayalar, Aslantaş, Maltaş ve Yılantaş gibi Göynüş Vadisi'ndeki yerler, mezar oldukları sanılan tarihî kalıntılar Frigler dönemine aittir. Ayrıca tabiat harikası kütleler ve peribacalarının süslediği Frig bölgesi diye anılan saha bu yörenin Frigler zamanının önemli bir yerleşim bölgesi olduğunu gösterir. Bölge Pers, Helen, Roma ve Bizanslıların, daha sonra Selçukluların ve Osmanlıların hakimiyetine girmiştir. Bu medeniyetlerden günümüze kadar yaşayabilen eserlere rastlanmaktadır.
Anadolu'nun 1071 Malazgirt Meydan Savaşı'ndan sonra Türklerin yerleşimine açılması sonucunda bazı Türk boylarına mensup kafilelerin bu bölgeye yerleştikleri sanılmaktadır. Döğer ve Alanlı bölgelerinin Oğuz Türkleri tarafından 1085 yıllarında iskân edildiği tahmin edilmektedir. Döğer ve Anıtkaya yerleşim bölgelerinde Germiyanoğullarından kalan kervansarayların mevcut oluşu ilçenin bir yol kavşağı ve konaklama yeri olduğunun kuvvetli delilleridir.
İhsaniye 13 Temmuz 1921'de Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve tam13 ay 14 gün düşman zulmü altında kalmıştır. Millî Kurtuluş Savaşımız sırasında 22 Ağustos 1922'de düşman istilâsından kurtulmuştur.
İhsaniye, mevkii olarak Orta Anadolu ve Batı Anadolu bölgeleri arasındadır. Doğudan İscehisar, batıdan kısmen Kütahya ve Altıntaş, kuzeyden Seyitgazi ve kısmen Kütahya, güneyden Afyonkarahisar ile çevrilidir. Yüzölçümü 888 km2'dir. İlçe genel görünümü itibariyle yayla karakterini göstermektedir. Rakımı 1093 metredir.
İlçe, denizlerden uzak ve dağlarla çevrili olduğu için tipik bir kara iklimine sahiptir. Genellikle kışları soğuk, yaz mevsimi kısa ve sıcak geçer.
Bölgedeki akarsular, Emre Gölü'nün beslendiği Döğer Çayı ile Üçler Kayası köyünün yakınından geçen Balıklıpınar ve Eğret'ten çıkan Cumalı çaylarıdır.
İlçenin 2000 genel nüfus sayımına göre nüfusu 34.224'dir.Bunun 5.095'i ilçe merkezinde yaşamaktadır.
İlçe sahip olduğu eğitim-öğretim kadrosu ve öğrenci potansiyeliyle oldukça iyi durumdadır. İlçe ve çevresinde eğitim-öğretim halen 31 ilköğretim okulu, 3 ortaöğretim okuluyla yapılmaktadır. Toplam 5107 öğrenciye 72 öğretmenle eğitim verilmektedir. Ayrıca ilçemizde Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü halkımızın istekleri doğrultusunda bilgi ve becerileri arttırıcı kurslar açarak hizmet vermektedir.
Merkez ile çevre yerleşim bölgelerinde 6 Sağlık Ocağı, 5 Sağlık Evi ve 1 Sağlık Meslek lisesi bulunmaktadır.
İlçe spor faaliyetleri bakımından vasat bir seviyededir. İlçede 3 semt sahası ve 5 spor kulübü mevcuttur. Ayrıca 500 kişi kapasiteli, 1 kapalı spor salonu vardır.
İlçe ekonomisi; hayvancılık, besicilik, tarım ve az da olsa ticarete dayanmaktadır. Sanayi olarak dünyaca ünlü Kızılay Madensuyu ve Yıldız Madensuyu İşletmesi ve özel sektöre ait 2 adet un fabrikası bulunmaktadır.
Gazlıgöl kaplıcası İhsaniye ilçesi sınırları içerisinde, Afyonkarahisar'a 25 km uzaklıktadır. Afyonkarahisar Belediyesince işletilmektedir. İklim karasal olduğu için halkımız elverişli olan yerlerde hayvancılığa yönelmiştir. İklime uygun olarak ilçe çapında çoğunlukla tahıl ürünleri yetiştirilmektedir. Aileler, genel olarak kendi ihtiyaçlarına yönelik sebze ve meyve üretimi yapmaktadırlar.

         Afyon Sandıklı Resimleri Images: 0 Hits: 126 Description: İl merkezine 60 km uzaklıktadır. Antalya-Denizli karayolu ve İzmir-Ankara-İstanbul demiryolu hattı üzerinde kurulmuş önemli yerleşim merkezlerindendir. Sandıklı 1924 yılında ilçe olmuştur. Kaplıcası ve leblebisi ile tanınmaktadır.
İlçenin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, Frigyalılar döneminde kurulduğu, yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır.Sandıklı bölgesinin en büyük yerleşim yeri Kussar-Kussor idi. Bu şehir, Hititlerin başşehri olarak bilinen Hattuşaş ayarında bir şehirdi. Bu durum Oxford Üniversitesinden Arkeolog Miss.Winifert Lamb tarafından Kussar (Kusura köyü) Höyüğünde yapılan kazılardan anlaşılmıştır.
47 köy mevcuttur.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 87.982'dir. Bunun 43.791'i ilçe merkezinde yaşamaktadır. Yüzölçümü ise 1036 km²'dir

         Afyon Sultandağ Resimleri Images: 0 Hits: 130 Description: Afyonkarahisar-Konya karayolunun 68.km'sinde Sultandağlarının eteğinde kurulmuş Sultandağı, 1958 yılında ilçe olmuştur. Bakır Devrinde kurulmuş olan Sultandağı çok eski bir maziye sahiptir. Bizanslılar ve Selçuklular zamanına kadar batı ve doğunun yol uğrağıdır. Ayrıca Anadolu-Bağdat İpek Yolu'nun Sultandağı'ndan geçmesi de ticarî bir önem kazanmıştır. Sultandağı yerleşim olarak Ege bölgesi ile İç Anadolu bölgesinin kesişim noktasına yakın bir alandadır. Esas yeri, Göller Bölgesi olarak adlandırılan alanın kuzeyinde Eber-Akşehir Gölleri ile Batı Torosların İç Anadolu'daki uzantısı olan Sultandağı'nın eteklerinde yer almaktadır. Kuzeyinde Bolvadin, güneyinde Isparta ili Yalvaç ilçesi, doğusunda Konya ili Akşehir ilçesi, batısında ise Çay ile sınır komşusudur. Denizden yüksekliği 1020 metredir. İlçemizde kışlar soğuk ve karlı, yazları ise sıcak ve kurak geçer. İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 22.625'dir. Bunun 7.207'sı ilçe merkezinde, 15.418'i kasaba ve köylerinde yaşamaktadır. Yüzölçümü ise 983 km²'dir.
İlçede 12 ilköğretim okulu, 3 ortaöğretim okulu bulunmaktadır. Toplam 2.655 öğrenciye 174 öğret-menle eğitim verilmektedir. Ayrıca ilçede 1 Meslek Yüksekokulu olup, 242 öğrenciye 4 öğretim görevlisiyle eğitim hizmeti verilmektedir. İlçede, 25 yataklı 1 Devlet Hastahanesi, 7 Sağlık Ocağı, 1 Sağlık Evi ve 1 Sağlık Meslek Lisesi bulunmaktadır. Devlet Hastahanesi 25 yataklıdır. Çevre sağlık hizmetleri sağlık ocakları tarafından yürütülmektedir. Merkez ve kasabalarımızda halk kütüphaneleri mevcuttur.
İlçede 2 semt sahası ve 2 spor kulübü vardır. Sultandağlarının etekleri ile demiryolu ve Akşehir Gölü arasında kalan sulanabilir alanlarında meyvecilik, ilçenin diğer bölümlerinde ise hububat ve hayvancılık yapılmaktadır. Sanayi ve el sanatları pek gelişmemiştir. İlçemizin kuzeyinde bulunan dağlık ve kırsal alandaki halkın geçim kaynağı çok zor şartlarda yapılan kuru tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır(Göç olayının en hızlı olduğu yerleşim birimleri de bu alanlardadır).
İlçenin sulanabilir arazileri üzerinde ise meyvecilik önde gelmektedir. Kiraz, vişne, elma üretimi ilçe ekonomisinin temelini oluşturmaktadır. Kiraz üretiminin %80'i ihracata gitmekte olup, elma ve vişne daha ziyade iç piyasaya sürülmekte, kalan kısmı da ilçede bulunan Morello ve Konkav Kovala meyve suyu ve konservecilik fabrikalarında değerlendirilmektedir. Napolyon kirazı, Fransa, Hollanda, İngiltere, Almanya ve Belçika'ya ihraç edilmektedir.
Ekilebilir arazi 18.260, nadasa bırakılan 12.630, meyvelikler 33.156, sebzelik arazi ise 22 hektardır. Buna bağ sahası da eklenince tarıma elverişli arazi toplamı 35.579 hektardır. Çayır ve mera alanı 14.967, tarım dışı arazi 7.477 hektardır. İlçemizde meyveciliğin yanında daha çok buğday, arpa, mercimek, fasülye, haşhaş, nohut ve kimyon üretimi yapılmaktadır. Hayvancılık olarak koyun, kıl keçisi, sığır, tavuk ve arıcılık yapılmaktadır. İlçemizin toplam ormanlık ve fundalık alanı 17.817 hektardır. Dort Deresi Asmalı mevkiindeki orman sahasında Geyik Üretim Merkezi bulunmaktadır. Bu geyik üretim merkezinde geyikler koruma altındadır. Dort ve Dereçine Derelerinde erozyon kontrolü çalışmaları yapılmıştır. Ayrıca Dort deresi, Sultandağı merkez, Karapınar Üçkuyu kasabasında orman içi ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır. Meyve bahçeleriyle ünlü ilçenin sınırları içerisine giren Eber ve Akşehir Gölleri, Taşköprü, Çiğdem düzü, Asmalı gibi mesire yerleri, Sahipata Kervansarayı ve Hamamı, Lâleli Çeşmesi, Buzluk Mağarası, Dort Deresi ve manastır başlıca gezip görülecek yerlerdir. Fındık ormanlarıyla kaplı Balaban, Dumra, Küçük ve Büyük Kirazlı yaylaları ise yayla turizmine elverişlidir.

         Afyon Şuhut Resimleri Images: 0 Hits: 120 Description: İç Ege bölgesinin en doğusunda yer alan Şuhut'un il merkezine uzaklığı 29 km'dir. Şuhut 1946 yılında ilçe olmuştur. Şuhut "keşkek" yemeğiyle ünlüdür. Önemli bir et ve patates üretim merkezidir. İlçenin tarihinin Neolitik çağa kadar uzandığı Şuhut Hisar, Karaadilli, Kepirtepe Höyüğü'nün bu çağa ait eserler olduğu tahmin edilmektedir.
Coğrafî bölge olarak İç Ege bölgesinin en doğusunda yer alan Şuhut, Afyonkarahisar'ın güneyindedir. Batı Anadolu'yu İç Anadolu'ya bağlayan eşik arazi üzerinde olup, 1151 m rakımıyla Afyonkarahisar'un en yüksek yerleşim merkezlerinden biridir. İlçenin kuzeyinde Afyonkarahisar ili, batısında Dinar, Sandıklı, Sincanlı ilçeleri, doğusunda Çay, güneyinde ise Isparta ilinin Yalvaç ve Senirkent ilçeleriyle çevrilidir. 1 Merkez ve 6 Belde Belediyesi ile 31 köyü mevcuttur.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 63.137'dir. Bunun 13.862'si ilçe merkezinde, 49.275'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü ise 983 km²'dir.

         Afyon Dinar Resimleri Images: 0 Hits: 121 Description: Afyon-Antalya karayolu üzerinde olup, il merkezine 106 km. uzaklıkta bulunan ilçe 1924 yılında kurulmuştur. Yüzölçümü 1.328 km²’dir. Tarihin çok eski çağlarında sayısız imparatorun, tanrı Apollo ve Kral Midas’ın müzik yarışı yaptığı İncirli, Üçlerce, Beloluk ve bilhassa Suçıkan mevkileri, ilçenin dinlenme ve mesire yerleridir. İlçemizin adeta sembolü durumunda bulunan Suçıkan, Menderes nehrine kaynaklık eden Pınarbaşı, Bülüçalan kaynağı, Yapağı ve Beşpınar kaynakları, Pınarlı, Yeşilçat göletleri ile Eldere kuş cenneti ve Çamlıköy koruluğu diğer mesire yerleridir. Bu güzellikler, Dinar’ı hem iç, hem de dış turizm açısından önemli bir turizm merkezi haline getirmektedir. Dinar gerek mesire yerleri, aile parkları ve gerekse Afyon-Denizli, Denizli-Antalya karayolu üzerinde şehrin girişinde yer alan dinlenme, tesis ve lokantalarıyla geçit turizmine hizmet vermekte ve gelecekte turizm açısından daha büyük canlılık kazanacak konumda bulunmaktadır.
İlçenin 2000 yılı genel nüfus sayımına göre nüfusu 92.608’dir. Bu nüfusun 37.608’i ilçe merkezinde yaşamaktadır. İlçemize bağlı 9 kasaba ve 56 köy bulunmaktadır.

         Afyon Başmakçı Resimleri Images: 0 Hits: 107 Description: İl merkezine 129 km karayoluyla bağlı Söğüt dağlarına yaslanmış şirin bir ilçedir. Afyonkarahisar Burdur karayoluna 23 km uzaklıkta bulunan Başmakçı 1988 yılında ilçe olmuştur.Isparta, Kula, Lâdik, Hereke tipi halı dokumacılığı, gül yetiştiriciliği, kuş cenneti Acıgöl'ü ve tavuk çiftlikleriyle ünlü Başmakçı, Türkiye yumurta borsasının merkezidir.
İlçenin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. İlçenin kurulu bulunduğu alanın ova ve yeşil olması sebebiyle sûvarilerin atlarını besledikleri ve arazileri arpalık olarak kullandıkları söylenmektedir. Yörede ayakkabıcılık ileri olduğundan, sûvarilerin, çizmelerini burada yaptırdıkları, bu yüzden ilçenin, adını "ayakkabı ve çizme" anlamına gelen "Başmak" kelimesinden aldığı rivayet edilmektedir. Toplu bir yerleşim merkezi olarak 1200-1300 yıl önce kurulduğu ve zaman içerisinde Eti, Lidya, Roma, Bizans ve Selçuklu egemenliğine girdiği söylenmekle birlikte bilinen yazılı tarihi Hacı Ahmet Hafız'a ait mezar taşına göre 470 yıllıktır.
İlçe, İlimizin en güney ucunda yer almaktadır. İlçemiz batıdan Dazkırı, kuzey doğudan Isparta-Keçiborlu ilçesi, güneyden ise Burdur-Yeşilova ilçe toprakları ile Denizli-Çardak ilçesiyle çevrilidir. İlçe merkezinin rakımı 836 m olup, doğuya doğru genişleyen ova ile güneybatıda Yandağı, Söğüt dağlarıyla çevrilidir. İlçemizde Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir.
İlçenin yüzölçümü 369 km2 olup, 96.200 hektarı tarım arazisi, 30 hektarı tarıma elverişsiz arazi, 185 hektarı funda ve ormanlık, 50 hektarı ise mera ve otlaklıktır. Ormanlarımız çam, meşe, ardıç, kayın ve çalılıklarla kaplıdır. İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 15.772'dir. Bunun 8.521'i ilçe merkezinde yaşamaktadır.

         Afyon Bayat Resimleri Images: 0 Hits: 102 Description: İlçe, Afyonkarahisar- Ankara karayolu üzerinde il merkezine 46 km uzaklıktadır. 1988 yılında ilçe olmuştur. Kilim dokumacılığıyla dikkat çeken ilçede üretilen kök boyalı Bayat kilimleri Amerika, Japonya ve birçok Avrupa ülkesinden sipariş alacak kadar ün kazanmıştır.
1116 yılında Bizanslılarla Selçuklular arasında cereyan eden bir savaşta, Büyük Sultan ordusunu güneydeki dağın yamacına, Emir Mengücek de ordusunu kuzeydeki dağın yamacına yerleştirmiş, işte bu durum üzerine sultanın çekildiği dağa Sultandağı, Emir'in çekildiği dağa da Emirdağı denilmiştir. Sultan Mesut bu mücadelelerden sonra zamanını bu yerlerin iskânına ayırmıştır (1147-1157). Bayat ilçesi Oğuz Türklerinin Bayat'boyu tarafından 1147'de bugünkü yerinde, Bayat Çayının kenarında kurulmuştur. Barçınlı ve Han Barçın adlarıyla da anılan Bayat ilçesi İstanbul-Bağdat kervan yolu üzerinde olduğundan Bizans ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir konaklama yeri olmuştur.
İlçe kuzey doğudan Çal dağları, kuzeyinden Hendi Baba dağları, batıdan Bey ve Asar dağları, güneyden kazankaya dağları, güneydoğusundan Mekecik ve Çal dağlarıyla çevrilidir. İlçemiz kara iklimine sahiptir. Yazları çok sıcak ve kurak sebebiyle kışları ise uzun ve soğuk geçmektedir.
İlçenin dağlık olması sebebiyle ovası yoktur. En önemli yaylaları ise Bayat, Çöğürlü, Çanacık, Mekan, İnpazarcık ve Esenlik yaylalarıdır. İlçenin nüfusu 2000 nüfus sayımına göre, genel olarak 8773'tür. Bunun 4717'si ilçe merkezinde yaşamaktadır. Yüzölçümü 465 km²'dir.

         Afyon isçehisar Resimleri Images: 0 Hits: 120 Description: Ege bölgesinin en doğusundaki ilçelerimizden birisi olan İscehisar, 29 °c- 40¢ -31°c-43¢ doğu meridyenleri ile 37°-40¢-39°-17¢ kuzey paralelleri arasında olup doğudan Bayat, batıdan Afyonkarahisar merkez, kuzeyden İhsaniye ve Çifteler(Eskişehir) ilçeleri, güneyden Gebeceler kasabasıyla çevrilmiştir.
Ortalama yükseltisi 1050 m olan ilçenin yüzey şekillerinde önemli farklılaşmalar görülür. İlçe topraklarının kuzey ve kuzey doğu kesimleri dağlık ve engebeli olmasına rağmen, güney ve batı kesimleri ise dalgalı ve düz bir yapı şeklinde görülür. İlçenin genel görünümü ise yayla karakteri taşımaktadır.
İlçe merkezi 7 tepe üzerinde kurulmuştur. İscehisar Çay'ı ilçeyi ikiye ayırmıştır.
Volkanik karakterli ve kalkerle bir yapıya sahip olan ilçenin önemli yükseltileri şunlardır: Ağındağı (1526m), Elmadağı (1516m), Şapane Tepesi (1785 m), Köroğlu Dağı (1526m), Madentepe (1894 m), Karakol Tepesi (1721 m), Asar Dağı (1400 m), Kavaklı Beli (1444 m)
İlçenin nüfusu 22 Ekim 2000 nüfus sayımına göre genel olarak 23.209'dir. Bunun 11.813'ü ilçe merkezinde yaşamaktadır. Yüzölçümü ise 483 km²'dir.
Coğrafî konumu itibariyle ilçe, Ege ve İç Anadolu bölgelerinin birbirine en çok yakınlaştıkları yerde kurulduğu için, bu özelliğinden dolayı İscehisar'da Akdeniz ve karasal iklimin özellikleri görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçmektedir.
İklim şartlarına ve yüzey şekil özelliklerine bağlı olarak belirlenen tabiî bitki örtüsü "bozkır" dır. Ormanlık alanı ilçe yüzölçümünün ¼'ü kadardır. Başlıca orman ağaçları karaçam, meşe, ardıç, palamut ve karaağaçtır.

         Afyon Sincanlı Resimleri Images: 0 Hits: 120 Description: Afyonkarahisar-Uşak -İzmir karayolu üzerinde, il merkezine 33 km uzaklıkta bulunmaktadır. 1953 yılında ilçe olmuştur. Kendi adını taşıyan ovasında doğu-batı ve kuzey-güney uzantılı, günümüzde izleri görülen antik yolların kavşağında, Cidyessuz (Küçükhöyük) adıyla kurulmuş, Hitit dönemine kadar uzanan önemli bir merkezdir.
01.01.1948 yılında Belediye teşkilâtı kurulmuş, 1953 yılında ilçe merkezi haline gelmiştir. İlçe, kuzeyden Kütahya'nın Altıntaş ve Afyonkarahisar Merkez ilçesi, batıdan Uşak ilinin Banaz ve yine Kütahya ilinin Dumlupınar ilçesi, Güneyden Sandıklı ve Hocalar, doğudan Afyonkarahisar Merkez ilçesi ve Şuhut ilçeleriyle çevrilidir. İlçe ovalık bir arazi üzerinde kurulmuştur. İlçe arazilerinin % 45'i ova niteliğindeki düzlüklerden oluşmaktadır. Arazinin % 31'i orta meyilli, % 21'i dik, % 3'ü sarptır. Sincanlı ve Sandıklı ilçeleri arasında uzanan Ahır dağları, Uşak ilinin Banaz ilçe sınırlarını da kaplar. Her iki yüzü de çam ormanlarıyla kaplıdır. Güneybatıda yağcı ormanları ve Devlet Orman İşletmesi vardır. İklim karakteri kara step özelliği arz eder. Kışları soğuk ve kar yağışlı, yazları kurak ve sıcak geçmektedir. İlçenin nüfusu 2000 yılı genel nüfus sayımına göre, 64.104'dür. Bunun 6.168'i ilçe merkezinde, 57.936'sı köy ve kasabalarda yaşamaktadır. Yüzölçümü ise 845 km²'dir.

         Afyon Çobanlar Resimleri Images: 0 Hits: 126 Description: Afyonkarahisar'ın 25 km doğusunda düz bir arazi üzerinde yeni kurulmuş ilçelerimizdedir Afyonkarahisar il merkezine bağlı olarak ilk defa 1956 yılında belediye teşkilatı kurulmuş, 10.09.1991 tarihinde ise fiilen ilçe teşkilatı kurulmuştur.
Yöre tarihinin Akarçay kenarındaki höyüklerle yaşıt olduğu ve eski Tunç Çağına kadar uzandığı bilinmektedir. Bugünkü Kocaöz (Feleli) köyünde antik Anabura kenti kurulmuştur. Afyonkarahisar Arkeoloji Müesinde bulunan Artemis heykeli buradan çıkarılmıştır.
İlçemiz, ilimizin doğusunda düz ve geniş bir arazi üzerinde olup, tipik Osmanlı yapısını andıran avlu evlerden müteşekkildir. İlçenin kuzeyinde Bayat, kuzeydoğusunda ise İscehisar, güneydoğusunda Çay, doğusunda Bolvadin ilçeleri vardır. Yüzölçümü 422 km²'dir.
İlçenin nüfusu 2000 nüfus sayımına göre 13.283'dir. Bunun 9.126'sı ilçe merkezinde yaşamaktadır.
İlçe merkezinde 8 ilköğretim okulu, 1 ortaöğretim okulu mevcuttur. Toplam 2.279 öğrenciye, 88 öğretmen tarafından eğitim verilmektedir.
İlçe merkezinde 2 adet Sağlık Ocağı, 1 Sağlık Evi mevcut olup, ihtiyaca cevap vermediğinden, devlet-millet işbirliğiyle hastane inşaatına başlanılmış, zemin ve birinci kat tamamlanarak çatısı kapatılmış bulunmaktadır.
İlçemizde bir adet semt futbol sahası mevcuttur. Futbol takımı, merkez belediyesinin desteğiyle Afyonkarahisar I. Amatör Liginde faaliyet göstermektedir. Tarım ve hayvancılık ilçenin gelir kaynağını teşkil etmektedir.
Topraklarının büyük bir bölümü sulanan Çobanlar, Afyonkarahisar Şeker Fabrikasının pancar deposudur. Tarımcılıkta pancar ekimi ön sırayı almaktadır. Hayvancılıkta büyük ve küçük baş hayvancılığı olarak yapılmaktadır. Becerisi büyük bu küçük ilçemizde Türk otomotiv sanayisinin en ilginç aracı üretilmektedir. Su motorundan taşımacılık ve tarım işlerinde kullanılan "PATPAT" adlı römork-pikap karışımı araçlar, ilçenin küçük atölyelerinde imal edilmektedir. Ayrıca ilçede 2 adet un fabrikası mevcuttur.

         Afyon Evciler Resimleri Images: 0 Hits: 104 Description: Afyonkarahisar'a 132 km mesafede düz alanda kurulmuştur. 1991 yılında ilçe olmuştur. Afyonkarahisar-Denizli karayolu üzerindedir.
Çevre höyüklerde bulunan parçalardan tarihinin Lidyalılara kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Bugün ilçemizde Koca höyük ve Küçük höyük diye bilinen iki höyük ile Öküzviran ve Kocaviran isminde iki örenyatağı vardır.
İlçe, Evciler ovasının orta kısmında kurulmuş olup, bu düzlük saha kuzey kısmına doğru yükselmektedir. Ovanın kuzey kenarı Bozdağ tepeleri ile çevrilmiştir. Ovanın batısında Maymun Dağı, kuzey doğusunda ise Büyük Menderes, Işıklı Barajı ve Akdağ bulunmaktadır.
Evciler, kuzeyden Denizli'nin Çivril (40 km), doğudan Dinar(26 km), güney batıdan Dazkırı(21 km) ilçeleriyle komşudur. Deniz seviyesinden yüksekliği 981 m'dir.
İlçede genellikle karasal iklim görülür. Fakat Işıklı Barajı ile Acıgöl'ün iklimi biraz daha yumuşattığı bilinmektedir.
İlçeye ulaşım hem karayolu, hem de demiryolu ile yapılmaktadır. İlçe jeolojik olarak çok hafif meyilli bir morfoloji göstermektedir. İlçenin 2000 genel nüfus sayımına göre nüfusu 9.486'dır. Bunun 5.139'u ilçe merkezinde yaşamaktadır. Yüzölçümü ise 235 km²'dir.
İlçede 5 ilköğretim okulu, 1 ortaöğretim okulu bulunmaktadır. 4 adet ilköğretim okulunda taşımalı sistem uygulanmaktadır. Toplam 1166 öğrenciye 76 öğretmenle eğitim verilmektedir. İlçede okuryazarlık oranı % 98-%100'dür.

         Afyon Hocalar Resimleri Images: 0 Hits: 140 Description: İlçemiz il merkezine 100 km uzaklıkta olup, 1990 yılında ilçe olmuştur. Sandıklı ve Banaz ilçelerini birleştiren karayolu üzerinde, Sandıklı'ya 38 km, Banaz'a 35 km uzaklıktadır.
Anadolu eski çağlardan bu tarafa pek çok medeniyetlerin beşiği olmuştur. Bu topraklar üzerinde kurulmuş olan yerleşim yerlerinden birisi de Hocalar ilçesidir. Ahır dağlarında bulunan bronz Hitit heykeli yörenin çok eski dönemlerden beri önemli bir yerleşim merkezi olduğu izlenimini vermektedir.
Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte Hocalar'ın 1300'lü yıllarda bir yerleşim merkezi olduğu tahmin edilmektedir. "Hocalar" isminin verilmesiyle ilgili bir rivayet vardır. O dönemde bu yerleşim yerine ilk olarak üç kardeşin geldiği ve buraya yerleştiği, bunların babaları "HOCA"(ulema) olduğundan, dışarıdan bu merkeze gelenler "Nereye gidiyorsun?" diye sorulduğunda "HOCAGİL'e gidiyorum", buradan dışarıya gidenlere sorulduğunda "HOCAGİL'den" geldiklerini belirttiklerini, zamanla bu yerleşim yerindeki nüfusun çoğalması ve dışarıdan bu yere başkalarının da gelmesi sonucu "HOCALAR" adı altında bir yerleşim merkezi meydana gelmiştir.
Hocalar ilçesi, il merkezinin güneyinde kurulmuş olup, güneyinde Sandıklı, batısında Denizli, kuzeybatısında Uşak ili, kuzeydoğusunda Sincanlı ilçesiyle çevrilidir. Hocaların toplam yüzölçümü 537 km2.'dir.Yerleşim yeri olarak İç Ege bölgesinde olan Hocalar, çevre yerleşim yerlerine nazaran orman ve fundalıklarla kaplıdır.
İklim bakımından yazları kurak ve sıcak, kışları soğuk ve yağışlıdır.
İlçenin doğusunda Çal, batısında Burgaz, kuzeydoğusunda Ahır dağı ve güneybatısında Akdağ bulunmaktadır.
İlçenin 2000 genel nüfus sayımına göre nüfusu 13.751'dir. Bunun 2.656'sı ilçe merkezinde yaşamaktadır.
İlçede 16 ilköğretim okulu, 1 ortaöğretim okulu bulunmaktadır. Toplam 2193 öğrenciye 93 öğretmenle eğitim verilmektedir. Ayrıca Halk Eğitim Merkezi bulunup, meslek edindirici kurslar açılmaktadır.
İlçede 2 Sağlık Ocağı, 4 Sağlık Evi bulunmaktadır.
İlçede faaliyet gösteren Hocalar Belediye Spor Kulübü ilimiz I.Amatör Liginde faaliyet göstermektedir.

         Afyon Kızılören Resimleri Images: 0 Hits: 114 Description: Afyonkarahisar-Antalya karayoluna 3 km'lik mesafede kurulmuş olan ilçe, il merkezine 87 km uzaklıktadır. 1990 yılında ilçe olmuştur. Tarım ve hayvancılık başlıca geçim kaynaklarıdır.
İlçenin tarihî kuruluşu hakkında elimizde kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak ilçe halkının yaşlıları arasında eskiden beri söylene gelen rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlere göre ilçemiz, Ankara-Antalya karayolu üzerinde bulunan Belediyeye ait akaryakıt istasyonunun bulunduğu Karapınar mevkiinde küçük bir köy olarak kurulmuştur. Halk, meydana gelen bir sel felâketinden sonra şu anda ilçenin bulunduğu alana göç etmiştir.
İlçeye eskiden "Kızılviran" denirdi. Şu andaki adını (Kızılören) daha sonra almıştır.
Kızılören, Afyonkarahisar ilinin güney batısında kurulmuş, kuzeyinde Sandıklı, güneyinde Dinar, batısında Akdağ, doğusunda Kumalar dağı bulunmaktadır. Deniz seviyesinden 1.111 metre yüksekliktedir.
İlçenin nüfusu 22 Ekim 2000 genel nüfus sayımına göre 4.126'dır. Bunun 2.558'i ilçe merkezinde yaşamaktadır. Yüzölçümü ise 337 km²'dir.

     Ağrı Resimleri Images: 6 Hits: 392 Description: Ağrı İli, Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan bir ildir. Adını, içinde bulunan Ağrı Dağı'ndan almıştır. 1834 yılında bucak, 1869 yılında ilçe olan Ağrı, 1927 yılında il olmuştur.

Orta Asya'dan gelen kavimlerin Anadolu'ya girişleri sırasında Ağrı, bir geçiş oluşturmuş, dolayısıyla birçok medeniyete sahne olmuştur. Ancak bu medeniyetler Ağrı'yı bir giriş kapısı olarak gördüklerinden burada çok köklü bir uygarlık oluşturamamışlardır.

Bölgede egemenlik kurdukları sanılan Hititler'in güçlerini yitirmeleri üzerine, M.Ö.1340-M.Ö.1200 tarihleri arasında Hurriler bölgeye yerleşmişlerdir. Hurriler krallık merkezi olan Urfa'dan uzak olan Ağrı'yı ellerinde tutamamışlardır.

En köklü uygarlığı Urartular oluşturmuştur. Urartu'nun Van Gölü'nün kuzey ve kuzeydoğusundaki ülkeler üzerine, Kral İspuini ( M.Ö.825-M.Ö.810 ) döneminde seferler başlamış, Kral Menua (M.Ö. 810-M.Ö. 786 ) döneminde bu akınlar daha da ağırlık kazanmıştır. Kuzeye ve kuzeydoğuya giden yollar üzerinde inşa edilen kaleler, buraya yapılan seferlerin önceden planlandığını göstermektedir. Ağrı Dağı'nın yamaçlarında, Karakoyunlu ve Taşburun köylerinin arasında ele geçen bir Urartu yazıtı Kral Menua'nın bu bölgedeki egemenliğinin kesin kanıtıdır.

M.Ö.712 yıllarında Kızılırmak boylarına kadar uzanan Kimmerler, Ağrı'da geçici de olsa bir hakimiyet kurmuşlardır. Medler (M.Ö.708-M.Ö.555) Asur Devleti'nin yıkılması ile birlikte bir yayılma sürecine girmiş, bunun sonucu olarakta Ağrı ve çevresini topraklarına katmışlardır. Medler'in yıkılması ile birlikte Persler; Büyük İskender'in Pers Kralı lll. Darius'u (M.Ö. 331) yenerek Anadolu'yu ele geçirdiği zamana kadar yaklaşık iki yüzyıl kadar bölgede yaşamışlardır. Büyük İskender'in ölümü üzerine oluşan boşluktan faydalanan Ermeniler bölgeyi ele geçirmişlerdir.

Doğu Anadolu'ya gelip yerleşen ilk Türk topluluğu M.Ö.680 yılında bölgeye gelen Sakalardır. Murat Nehri ve Doğubeyazıt çevrelerine kısa sürede yerleşmişlerdir. Daha sonraları Arsaklılar ve Artaksıyaslı Krallığı, Ağrı ve çevresine hakim olmuştur.

Bölge, Halife Osman zamanında islam orduları tarafından fethedilmiştir. 872 yılına değin Abbasilerin kontrolü altında kalan Ağrı, daha sonra Bizans'ın kontrolüne geçmiştir.

1071 Malazgirt Savaşı sonrası bölgeye Türk boyları gelmeye başlamıştır. Ağrı, yüzyıla yakın bir süre Sökmenli Devleti'nin sınırları içine girmiştir. 1027-1225 yılları arasında Ani Atabekleri, 1239'da Cengizliler, 1256-1358 yılları arasında İlhanlılar ve Celaliler Ağrı'da hüküm sürmüşlerdir. İlhanlılar bazen kurultaylarını Ağrı Dağı'nda yapmış, Anadolu ve İran'ı buradan yönetmişlerdir. 1393'de Moğol hakanı Aksak Timur, Ağrı bölgesini ele geçirmiştir. 1405-1468 tarihleri arasında Ağrı, Karakoyunlu toprakları içinde yer almış, Karakoyunlular yıkılınca Ağrı Akkoyunlular'ın egemenliğine geçmiştir. Ağrı, Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran Savaşı sonrası Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı döneminde Şorbulak olarak anılan ilin adı, Ermeniler zamanında Karakilise olarak değiştirilmiştir. Kazım Karabekir Paşa zamanında Karakilise ismi değiştirilerek Karaköse diye adlandırılmıştır.

Nuh Tufanı ile ilgisinden dolayı Tevrat'ta adı geçen Ararat Dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresinin olduğu sanılması dolayısıyla Ağrı'ya batılılar tarafından Ararat da denilmektedir. 5165 m. yüksekliğiyle Türkiye'nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı da il sınırlarındadır. Bugün hükümet ağrıya bir üniversite kurma kararını meclisten geçirdi.öyle zannediyorum ki bu karar yakın zamanda gerçekleşecek olan seçim öncesi bir yartırım olmaktan öte başka bir anlam ifade etmiyor

         Ağrı Diyadin Resimleri Images: 0 Hits: 198 Description: İlçenin tarihi çok eskilere dayanır. Diyadin kalesi ve çevre köylerdeki tarihi kalıntılar, buranın yüzyıllardan beri önemli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. ilçe toprakları, tarih boyunca doğudan batıya gelen Türkler ve başka kavimlerin ordularına geçiş oldu. Geçici sürelerle İran eline geçen Diyadin, XI. Yüzyıldan itibaren Türk yönetimi ve kültürünün etkisinde kaldı.
Evliya çelebi, Seyahatnamesi'nde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Ziyaeddin'in burada kendi adını verdiği bir kale yaptığını yazar. Bu adın halk dilinde söylene söylene Diyadin'e dönüştüğü Seyahatname ve çağdaş bazı yayınlarda belirtilmektedir. Halbuki Uzun Hasan'ın bu adda bir oğlu yoktur.
ilçe birçok kavmin egemenliğinde kaldı. Oğuz Türklerinin, İranlıların ve Selçukluların akınlarına uğrayan, zaman zamanda egemenliğine giren Diyadin, Beyazıt ile aynı tarihi akıbeti yaşadı.
Osmanlılar döneminde arada bir İranlıların kontrolüne girdiyse de hep Beyazıt sancağına bağlı kaldı.
Taşlıçay 1954 yılına kadar buraya bağlı bucak merkezi idi.
Diyadin; 1828, 1854-1856, 1877-1878 ve 1914-1918 yıllarında Rus işgaline uğradı. 1293 (877-1878) Harbi ve Birinci Dünya Savaşında halka Ermeniler unutulmaz zulüm yaptı. Son Rus işgalden 14 Nisan 1918'de kurtuldu. Diyadin Tarihi yerleri ve kaplıcaları ile tanınan bir yerdir. Ancak tarihi yapılar özelliğini koruyamamıştır. ilçeye 15 km.
uzaklıktaki Meya ( Günbuldu) köyündeki kale kalıntısı ve kayalara oyulmuş mabetler, barınaklar görülmeğe değer. Yine bu köyde çeşitli mezar taşlarının yer aldığı Sahabe mezarlığı vardır. Tokluca köyündeki kale ve yeraltına giden merdivenler, Meya ve Seyrantepe kalıntıları ile bütünlük oluşturmaktadır. 5-Meya Köyü Mağaraları: İlçenin 15 kilometre uzaklığında olan Meya (Günbuldu) köyünün 400 metre kuzeybatısında yer alan yüksek ve sıra kayalıklar içerisindedir.
Sıra kayalık ile alt zemin arasında 100-200 metrelik bir çakıllı ve çıkılması güç bir yamacı vardır. Bu yamacın üst ucundaki dik, yüksek ve sıra kayalara oyulmuş sayısız ve değişik yapıda odalar. Barınma yerleri, mezarlar, tapınaklar, ibadethaneler, mağaralar ve saklanma yerleri vardır. Eski çağlarda burası dış baskın, işgal ve saldırılarda savunmaya çok elverişli ve ele geçirilmesi güç olacak şekilde yapılmış, savunması kolay biçimdedir.
Mezar ve evlerin bulunduğu yerlerde toprak yapısı ve bir kısım kayalar gayet yumuşaktır. Aşağı durak yerinde önceleri çeşitli hayvan heykellerine, Mitolojik yapılara ve süsleme eserlerine rastlanmasına rağmen, şimdi söz konusu yapıtlara pek az rastlanmaktadır. Büyük bir kaya parçasına oyulmuş Mihtap, Haç işlenmiş taşlar, İslam ve yezidi mezarları Hz. Ali'nin atının ayağı izleri olduğu söylenen taşlar geriye kalan kalıntılardır.
Meya kalıntılarının az ilerisindeki sahabe mezarları adı tarihi ve efsanevi izler taşır.
Kırmızı şehit (Şehit-i sor), siyah şehit (Şehiti reş) Beyaz şehit (Şehid-i çil) bu şehitlerin en tanınmışlarıdır. Burada şehre su akıtılan bir de su tüneli vardır.
Meya mağaralarının bulunduğu dağın tepesi düzdür. Ard arda uzayıp giden kayaların uzunluğu yaklaşık bir kilometredir. Bu kayaların yüksekliği ise 30-50 metre kadardır.
Mağaralar peri bacaları, odalar, kale, sığınma ve barınma yerleri, vs. Hepsi bu dağın orta kısmında kayaların dibinde ve arasındadır. Kale, kayaların orta kısmına oyulmuştur. Güneye bakan pencereler, bazı odaların kapı ve balkon gibi bölümlerini oluşturmuştur.
6-Tendürek Dağları: Sönmüş, volkanik bir dağdır. İlçenin Güney doğusuna düşer. Dağın tepesinde tandıra benzer çukurlar olduğundan bu adı almıştır. Tabii güzelliği ile birlikte, soğuk suları ve sıcak suları mevcuttur.
Dağın sıcak suları kükürtlüdür. Tepesinde krater bir göl vardır. Kaynak suyu boldur. Murat nehrinin kaynağı buradan çıkmaktadır. Yazın yayla olarak kullanılır. Çeşitli av hayvanları bulunmaktadır. İlkbaharda buralarda bol miktarda mantar ve yenilebilen çeşitli bitkiler yetişmektedir.
7-Kaplıcalar: Diyadin kaplıcaları; Yılanlı, Davut ve Köprü Çermiği şeklinde 3 gruba ayrılır. Kaplıcalar Diyadin'in 7 km güneyindedir.

         Ağrı Doğubeyazıt Resimleri Images: 0 Hits: 163 Description: İlçe zengin bir tarihe sahiptir.Eski Beyazıt'ta ve kalede Urartu mezarlarının oluşu,şehrin tarihini çok eskileri
götürür.Doğubeyazıt'ın ilk kurulduğu yer,Yukarı Beyazıt'taki eski kaledir.Kale Trabzon yolu çizergesinde bir gümrük merkezi olarak sürekli gelişmiştir.Beyazıt kalesi her devirden izler taşır.Urartular Van'dan Alagöz dağlarına,Gökçe Göl'e kadar uzandığı için Beyazıt,uzun süre onların egemenliğine kaldı.625 yılında Aras kıyılarında gelen Hazar Türkleri tarafından zapt edildi.M.Ö 250 yıllarında bölge Pers krallığı ile Romalılar arasında birkaç defa ek değiştirdi.Küçük Arsaklılar (M.Ö 150-M.S 430) çağında Beyazıt Ovası'na Gokovit sancağı adı veriliyordu.Burası Digor ile Iğdır kalesindeki çift başkenti de içine alıyordu.Sonradan belirli aralıklarla Romalılar,İranlılar,Araplar,Bagratlar ve Bizanslıların yönetimine girdi.
1877-1878 harbi sonunda Ruslar çekilirken,Van'dan gelen Ermeniler'e buraları da katıp birlikte götürmüş,Gökçegöl'ün batısında yeni kurulan şehre Navo Beyazıt (Yeni Beyazıt)adını vererek oraya yerleştirilmişlerdir.Ermeniler çekilince Van'dan gelen Alay Komutanı Miralay Hüseyin Hüni Efendi,Beyazıt'ı teslim aldı.Mutafasırlığa Kettüdağ oğlu Abdülvahap Efendi tayin edildi.Daha sonra İstanbul'dan tayin edilen Adil Giray Mutasarrıf oldu.Cumhuriyet ilanından sonra mutasarrıflıklar Valiliğe dönüştürüldüğünden Mutasarrıf Kamil Bey ilk olarak atandı.Iğdır ve Tuzluca Beyazıt'a bağlandı.1927 yılında Bakanlar kurulu kararı ile Vilayet merkezi Karaköse'ye alınınca Vali Ziya Tekeli Karaköse'ye,Karaköse Kaymakamı Yusuf Ziya Bey'de Beyazıt'ta atandı.1934 yılında Iğdır ve Tuzluca buradan alınarak Kars'a bağlandı.Aynı yıl ilçenin adı Doğubeyazıt olarak değiştirildi.

         Ağrı Eleşkirt Resimleri Images: 0 Hits: 132 Description: Tarihi ve Coğrafi Yapı:
Eleşkirt'in kuruluş tarihi Cumhuriyetten önceye kadar uzanmaktadır. Eski İlçe merkezi Bu günkü Toprakkale köyünde iken, İran transit yolunun buradan geçmesi üzerine 1926 yılında İlçe merkezi Toprakkale köyünden, bu günkü Eleşkirt'e taşınmıştır. Eski ismi Zidikan, Varaşkent ve Alaşkirt olarak ilinmektedir.Ağrı'nın batısında yer alan Eleşkirt, İl merkezine 34 km. Mesafede olup 1.529 km2'lik bir alana sahiptir. Rakım 1.900 metredir. Doğusunda Ağrı İl merkezi, batıda Horasan ve Karayazı, güneyde Tutak ve Karayazı, kuzeyde Kağızman ve Sarıkamış İlçeleri ile sınırlıdır.Arazinin % 30'u dağlık, % 20'si kıraç, % 50'si ise şeryan yada Eleşkirt ovasında yer almaktadır. Şeryan ve Eleşkirt çaylarının taşıdığı sedimentlerin birikmesi ile oluşan ova aliviyal yapısı ile oldukça mümbit ve deprem felaketi açısından da bir o kadar tehlikelidir. 2 inci derece deprem bölgesi olan İlçemiz kendi adı ile anılan Eleşkirt fayı üzerinde, Kağızman ve Karayazı fayları arasındadır.Demografik Yapı:
2000 yılında yapılan genel nüfus sayımı sonuçlarına göre Eleşkirt merkezde 15.300 köylerde 33.535.olmak üzere toplam 48.835. nüfusa sahiptir. Köylerimizde toplu yerleşim düzeni hakim olup, ortalama hane başına düşen nüfus 10 kişidir. Köylerde yaşayanlar daha çok tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. İlçe merkezinde ve ovada yaşayan insanlarımız daha çok şeker pancarı, buğday ve arpa tarımı yaparken dağ köylerimiz yem bitkileri yetiştirmektedir.
İdari Yapı:
Eleşkirt'e bağlı 61 köy ve 3 belde bulunmaktadır. En son Tahir ve Yayladüzü köyleri 1998 yılında belde olmuştur. Köylerimizle birlikte daha çok vatandaşlarımızın yayla olarak kullandığı 16 mezra bulunmaktadır. Güvenlik nedeni ile boşaltılan köy ve mezramız yoktur. Vatandaşımız Devletine bağlı ve saygılıdır. Köylerimizin tamamına yaz ve kış ulaşmak mümkündür. Tüm köylerimizde elektrik mevcuttur. İçme suyu sorunu yok denecek kadar azdır. İlçemiz Köylere Hizmet Götürme Birliğince sondaj makinası alınmış olup bununla ihtiyaç duyulan köylerimize arazi sulaması ve içme suyu kuyuları açılmaktadır. İlçemize bağlı tüm köylerde telefon bulunmaktadır. Telefonsuz köyümüz yoktur.

         Ağrı Hamur Resimleri Images: 0 Hits: 120 Description: Ağrı' nın en genç ve en küçük ilçesi olan Hamur ' un bilinen tarihi M.Ö. 14 yüzyıl
dönemine kadar uzanır. Osmanlı yönetiminde iken önce Van eyaletine, 1864 İdari taksimatından sonra Erzurum vilayeti Doğubeyazıt sancağına bağlı bir nahiye olan Hamur 1915 yılında Rus istilasına uğramış ve 14 NİSAN 1918' de Rus işgalinden kurtarılmıştır.Cumhuriyet döneminden önce Beyazıt ilayetine bağlı bir nahiye olan Hamur 1927 yılında Ağrı' nın il olmasıyla Ağrı' ya bağlanmış ve 1 NİSAN 1958 ' de 7033 sayılı kanunla ilçe olmuştur.Ağrı' nın güneyinde Aladağlar silsilesinin etekleriyle Murat vadisi üzerine kurulan ilçemizin denizden yüksekliği 1675 metre , yüzölçümü 898 Km. 2. 'dır. İlçemizdeki başlıca dağlar; Aladağlar silsilesi içinde yer alan Aladağlar, Becare Dağı ve Kandildağı' dır. Başlıca akarsularımız ise Murat nehri ve Murat Nehrine dökülen Tükenmez, Mandalık ve Tuzlusu çaylarıdır.Selçuklu mimarisi özelliği taşıyan ve 1227 tarihinde yapılan Sürmeli Mahmut Paşa Kümbeti ilçedeki tarihi eserlerin en önemlisi ve ayakta kalabilendir.
2000 yılı Genel Nüfus sayımına göre ilçenin toplam nüfusu 22.574 olup , nüfusun 10.260 ' ı kadın, 12.314' ü erkeklerden oluşmakta olup, bunun 4023' ü ilçe merkezinde 18.551' i köy ve mezralarda yaşamaktadır. Nüfusun %88' i okur- yazar olup, okuma- yazma bilmeyenlerinde % 77' sini kadınlar oluşturmaktadır. İlçedeki Halk Eğitim Merkezinin tespitlerine göre ilçede okuma-yazma bilmeyenlerin sayısı 2500 kadın ve 2000 erkek olmak üzere toplam 4500 kişidir.

         Ağrı Patnos Resimleri Images: 0 Hits: 119 Description: Patnos İlçesinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Urartuların “Aladırı”,Romalıların “Patisus” diye adlandırdıkları İlçemiz geçmişte cereyan eden tarihi olaylarla beraber günümüze kadar gelen olayların akisleriyle süslü eski kalıntılarıyla yaşayan yörelerimizden birisidir. Tarihi kayıtlara göre buraya ilk olarak orta Asya dan gelen Proto Hititler (Huriler) gelip yerleşmişlerdir. Huriler M.Ö. 3000 yılına kadar burada hüküm sürmüşlerdir. Proto Hititlerden sonra hakimiyet Hititlere geçmiştir. Hititlerinde yıkılmasından sonra burası Urartuların eline geçmiştir. Özellikle Urartuların en önemli bir yerleşim merkezi olarak kalmıştır. Urartularında bu bölgede hakimiyetleri bitince Patnos Asurluların eline geçmiştir. Asurluların yıkılmasından sonra diğer medeniyetlerin yerleşim merkezi olan Patnos Romalıların eline geçmiştir. Bölgenin strateji önemine sahip olan Patnos Anadolu’ya açılan önemli bir geçit yeri olması sebebiyle Bizansların uzun uğraşları neticesinde ellerine geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra büyük Selçukluların eline geçen Patnos 1077 tarihin den itibaren de Anadolu Selçuklu Sultanlığının eline geçmiş ve 1308 tarihine kadar Anadolu Selçuklu Sultanlığının elinde kalmıştır. Anadolu Selçuklu Sultanlığının sıkılmasından sonra Karakoyunluların eline geçmiştir.
Karakoyunluların 1473 tarihinde yıkılmasından sonra bu topraklar İranlıların eline geçmiştir. Yavuz Sultan Selim’in yaptığı Çaldıran Savaşından sonra diğer yerler gibi Patnos’ta Osmanlı Devletinin hakimiyetine girmiştir. Bu durum 1914 yılına kadar sürmüştür. Birinci Dünya Savaşında Rus ve Ermeni zulmüne maruz kalan bölge 14 Nisan 1918 tarihinde düşman işgalinden kurtulmuştur. 1936 tarihine kadar köy olarak kalan Patnos 1936 tarihinde İlçe hüviyeti kazanarak Ağrı İlinin İlçesi olmuştur.

         Ağrı Taşlıçay Resimleri Images: 0 Hits: 136 Description: Türkiye iran transit yolu üzerinde, Murat nehrinin kuzey kıyısında kurulmuştur. Doğudan Diyadin ve Doğubeyazıt, kuzeyden Tuzluca, batıdan Ağrı ve Hamur, güneyden Erciş ile çevrilidir. Alanı 798 km kare, deniz seviyesinden yüksekliği 1660 m. dir.
Ağrı’nın orta kesiminde yer alan ilçenin büyük bölümü 2000 metreden yüksek dağlarla kaplıdır. Kuzey ve güneyde uzanan dağlar, orta bölümünde Murat vadisi ile ayrılır. Arazi volkaniktir. Kuzeyini Aras Güneyi sıradağlarının üzerindeki Perili dağının güney uzantıları ve Ziyaret tepesi (2800 m), güneyini Aladağ, güney batı kesimini de Kandil dağının doğu bölümü ile çevrilidir.
ilçe’nin en yüksek noktası, güneydeki Aladağ üzerinde bulunan Muratbaşı (Koçbaşı) (3510m) dağıdır. Diğer yüksek noktaları şunlardır: Kuzeyde Ziyaret tepesi 1800 m., Balık gölü dağı 3159m., güney doğuda Rüzgar tepesi 2828 m., güney batıda Kandil dağı 2750 m. çevresindeki dağlık alanlardan alçak olan orta bölümdeki dalgalı düzlükler, çöküntü alanı ve Murat’ın aşındırdığı yerlerdir.
Bir yayla görünümünde olan bu orta bölüm, tarıma en elverişli alandır. Buraya Taşlıçay ovası da denir. ilçe’de kara iklimi egemendir. Yazlar sıcak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Yüksek yerlerde kar kalınlığı 1 metreyi bulur. Aladağ’ın 2700 m.den yüksek yerleri kalıcı kar ve buzlarla kaplıdır. Yağmurlar ekseri ilkbahar ve sonbaharda görülür. Kışın yağan kar, nisan ayı başına kadar yerde kalır. Doğal bitki örtüsünü ağustosa kadar yeşil kalan otluklar teşkil eder. Orman yoktur, sadece Murat nehrinin kıyısındaki çalılıklar vardır.
ilçe’nin en önemli akarsuyu doğu-batı yönünde akan Murat Nehridir. Murat suyu kuzey ve güneydeki dağlardan kaynaklanan derelerle beslenir. Murat nehrine kuzeyden Boti çayı, Büyük çay, Mirzehan çayı; güneyden Kubik çayı, Geldüş suyu ve Didem çayı karışır. Bu sular ilkbaharda karların erimesi ve yağmur sayesinde oldukça gür akarlar. Taşteker regülatörü hariç, Murat’tan sulama işlerinde faydalanılmaz. Sinek ve Aladağ’ın yüksek kesimlerinde görülen ve yazın sulak çayırlarla yeşillenen yaylalar önemli hayvancılık alanlarıdır.
Buralara çoğunlukla Doğubeyazıtlılar yaylaya çıkar. Yaz mevsimlerinde yaylalar geçici birer köy yerleşmesi ve mesire yeri görünüşü yansıtır. Türkiye’nin en yüksek göllerinden biri olan Balık gölünün yarısı Taşlıçay’ın sınırları içindedir. Bu set gölünde sazan ve alabalık bulunur; gölün ve çevresinin manzarası ilgi çekicidir. Burası mesire yeridir. Kuzeydeki perili dağın yamaçlarında, yanı balık gölüne yakın yerlerde Sodo, Tırşo ve Turna buzul gölleri yer alır.

         Ağrı Tutak Resimleri Images: 0 Hits: 137 Description: Tarihi: Tutak Doğuanadolu bölgesinin yukarı Murat bölümünde yer alan Ağrı İline bağlı tipik bir Anadolu İlçesidir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Van Eyaletinin Beyazıt Sancağına bağlı iken 1919 yılında ilçe statüsü kazandırılmış ve 1927 yılında merkezi Karaköse olarak Ağrı İline bağlanmıştır.
Deniz seviyesinden 1535 metre yükseklikteki ilçemizin alanı 1562 Km2. dir. Yörenin toprakları yüksek yayla karakterinde ve oldukça engebelidir. Kışlar uzun ve sert, yaz mevsimi ise kurak geçer. Yağışlar genellikle kış aylarında ve kar şeklinde düşer. Çok kısa süren ilkbaharda istikrarsız sağanak şeklinde yağmurlar görülür.
Fırat’ın iki önemli kolundan biri olan Murat ırmağı ilçemizin merkezinden geçer. İlçemizin topraklarını kuzeydoğudan, güneybatı istikametine doğru boydan boya kat eden Murattan başka Arabalı, Esmer, Atabindi, Karahalit, Çelebaşı dereleri gibi irili ufaklı akarsuları vardır.
İlçemizin kuzeyi Kılıçgedik ve Rutan dağları ile çevrilidir. Doğuda Aladağlar, güney ve güneybatıda Katevin dağları, batıda (Karayazı ile hududumuzda) Elmalı yer alır.
Bölgemizde orman yoktur, yer altı zenginlikleri konusunda ise bilimsel bir araştırma yapılmamıştır.
Tutak; kuzeyde Eleşkirt, doğuda Hamur, güneybatısında Malazgirt, batısında Karayazı, güneyde Patnos ilçeleri ile çevrilidir.

     Aksaray Resimleri Images: 7 Hits: 372 Description: On bin yıllık tarih ve kültürel mirasa sahip Aksaray, Ülkemizin kalbi sayılacak bir noktada, kuzey-güney, doğu-batı doğrultusundaki ana karayollarının kavşağında yer almaktadır. İlin yüzölçümü 7.997 km2, denizden yüksekliği 980 m. dir.33-35 derece doğu meridyenleri ile 38-39 derece kuzey palelleri arasında yer alan Aksarayın kuzeyinde Kırşehir ve Ankara, doğusunda Nevşehir, güney doğusunda Niğde, güneyinde ve batısında Konya, kuzey batısında Tuz Gölü bulunur.
Aksaray yeryüzü şekilleri bakımından düzlüktür. Orta kesimleri, kuzeyi, güneyi tamamen ovalıklarla kaplıdır. Güneyde Obruk platosunun uzantısı ve Aksaray ovası bulunur. Nevşehir ve Niğde sınırlarında sönmüş volkanik sıradağlar uzanır. Başlıca yaylalar ise Obruk, Haydar, Çağsak, Aliağaobası, Kemerseki ve Yeniyayladır.İl sınırları içerisinde sönmüş bir yanardağ olan Hasandağı (3268 m.), Melendiz Dağları (2898 m.) ve Ekecik Dağı (2138 m.) yer almaktadır.
Aksarayda yıllık yağış miktarı 351.6mm, ortalama aktüel basınç 904.8 milibardır. Nisbi nem değerleri kış aylarında genellikle daha yüksek, sıcaklığın arttığı yaz aylarında daha düşüktür. İklim tasniflerine göre Aksaray orta iklim kuşağında, soğuk, yarı kara iklim tipine sahiptir.
En önemli göl Tuz Gölü, en önemli akarsu ise Melendiz Çayı (Uluırmak)dır. Diğer önemli akarsular Karasu, Eşmekaya Çayı; Güzelyurt yakınlarındaki Acıgöl, Hasandağı çevresindeki Kartal ve Sarı Göl diğer önemli göllerdir.
İle bağlı Merkez dahil 7 İlçe (Ağaçören, Eskil, Gülağaç, Güzelyurt, Ortaköy ve Sarıyahşi), 41 Kasaba (Belediye) ve 146 Köy bulunmaktadır.

         Aksaray Ağaçören Resimleri Images: 0 Hits: 167
         Aksaray Eskil Resimleri Images: 0 Hits: 167
         Aksaray Gülağaç Resimleri Images: 0 Hits: 111
         Aksaray Güzelyurt Resimleri Images: 0 Hits: 120
         Aksaray Ortaköy Resimleri Images: 0 Hits: 128
         Aksaray Sarıyahşi Resimleri Images: 0 Hits: 116
     Amasya Resimleri Images: 6 Hits: 264 Description: Eskiçağda bir çok Anadolu şehrinin
kurucu (ktistes) tanrısı veya kahramanının
olduğu bilinmektedir. Bu mitolojik kuruluş Amasya için de geçerlidir.

Roma İmparatoru Septimius Severus (M.S. 193-211) dönemine ait bir Amasya sikkesi üzerinde yer alan ERMHC KTICAC THN POLIN yazıtından hareketle Hermes’in Amasya kentinin kurucu tanrısı olduğu kabul edilmektedir.

Bu kısa açıklamadan sonra Amasya adının tarihçesine gelecek olursak;

Hitit belgelerine göre Amasya’nın bilinen ilk adının Hakmiş [Khakm(p)is] olduğu sanılmaktadır. Bu isimin Perslerin Amasya’yı fethine kadar devam ettiği değerlendirilmektedir.

Amasya’nın Mitridates Krallığı Dönemi'ndeki adı “Amasseia” dır. Özellikle M. Ö. II. yüzyıldan itibaren darp edilen Amasya şehir sikkelerinde AMASSEİA ibaresi açıkça görülmektedir. Zaten coğrafyacı Strabon’da Amasya için Amaseia sözcüğünü kullanmaktadır.

Amaseia sözcüğü, “Ana” anlamına gelen ve özellikle “Ana Tanrıça” yı kasteden ‘Ama’ ve onun çeşitlemesi olan ‘Mâ’ ibaresi ile bağlantılıdır. Bundan hareketle denilebilir ki Amaseia “Ana Tanrıça Mâ’nın şehri” anlamına gelmektedir.

Ana Tanrıça Mâ, Perslerin Anadolu’yu fethinden sonra tapımı yaygınlaşan doğu kökenli bir tanrıçadır. Aynı zamanda bu tanrıça Mitridates ve Kapadokya’nın yerel tanrıçasıdır. Amaseia sözcüğü de Persler zamanındaki asıl söyleniş şeklinin Hellen ağzına uydurulmuş biçimidir.

Roma döneminde Amaseia adı fazla bir değişikliğe uğramadan AMACIAC (Amasia) olarak kullanılmıştır. Örneğin, İmparator Septımıus Severus, Caracalla ve Severus Alexander döneminde darp edilmiş Amasya şehir sikkelerinde AMACIAC adını görmekteyiz.

Bizans Devri'nde de Amasia adının değişmeden devam ettiği bilinmektedir.

Amasya’nın adı Danişmendliler zamanında ise bazen Amasiyye, bazen de Şehr-i Haraşna olarak anılmıştır.

Selçuklu, İlhanlı, Beylikler ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Amasya adı herhangi bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir.

         Amasya Göynücek Resimleri Images: 0 Hits: 189 Description: Amasya ilinin Güney – Batısında bulunan Göynücek, Doğu – Batı ve Kuzey –Güney istikametinde geçen tarihi ticaret yollarının kesiştiği bir coğrafya üzerine kuruldur.
Göynücek ‘ te ilk yerleşmeler mevcut bilgilerimiz ışığında Kalkolitik Çağa ( M.Ö. 5500 – 3000) kadar uzanmaktadır. Bu nedenle denilebilir ki Göynücek ‘in tarihi de gerek Amasya ve gerekse de Anadolu tarihi kadar eskidir; fakat bunu somut temellere oturta bilmek için, yoğun bir şekilde arkeolojik kazılar ve bilimsel araştırmalar yapmak gerekecektir.
Göynücek ilçesi sınırları içerisinde en eski yerleşmeler Kalkolitik döneme aittir. Ayvalıpınar höyüğü bu dönem yerleşmelere en güzel örnektir. Yine M.Ö. 3000 – 2500 yılları arasına denk gelen Tunç Çağı yerleşmelerine örnek olarak Gediksaray höyüğünü örnek olarak verebiliriz.
Göynücek Orta Tunç çağında ( M.Ö. 2500 - 2000) Mezopotamya yazılı belgelerinde “ Hatti Ülkesi “ olarak bilinen Hitit uygarlığının sınırları içerisinde kalmıştır. Hititlerin kayıp şehri “Hakmiş “ in Göynücek sınırları içinde olduğu düşünülmektedir.M.Ö. 750 – 585 yılları arasında bölgede sırası ile Firig, Kimmer, İskit, Med – Pers hakimiyeti göze çarpmaktadır. Bu dönem yerleşimlerine en güzel örnek Ilısu Kocaman Tepe höyüktür. Daha sonra bölge Helenistik dönemin izleri göze çarpmaktadır.
M.Ö. 301 de Pers–Pontus hakimiyetine giren bölge M.Ö.47 yılında Göynücek’ in hemen yanı başında bulunan Zile yakınlarında Roma İmparatoru Caesar ( Sevzar ) komutasında yapılan Zela Savaşı ile Roma egemenliğine girmiştir. Bu dönem yerleşimlerine en güzel örnek Gökçeli Kalesi ‘ dir. Roma’ nın ikiye ayrılışından sonra Bizans yönetimine giren bölge daha sonra 11. Kılıçarslan ‘ ın 1175z de Amasya ‘ yı fethiyle Selçuklu hakimiyetine; 1341 de Eretna Devleti, 1393 yılında da Osmanlı Devleti yönetimine girmiştir.
Takriben 1650 yıllarında yerleşim merkezi olarak şu anki yerinde anılan adla kurulan Göynücek; Osmanlı yerel resmi Tahrir Defterlerinde 1800’ lü yıllarda Varay ( Gediksray ) nahiyesi aracılığıyla Mecidözü ilçesine dolayısıyla Amasya Sancağına bağlandığı belirtilmektedir. Bir ara Ilısu nahiyesine bağlandıysa da 1922 de ilk kez ilçe vasfını kazanmıştır. 1926 yılında kaybettiği bu vasfı nihayet 1954 yılında yeniden kazanarak günümüze ulaşmıştır.

         Amasya Gümüşhacıköy Resimleri Images: 0 Hits: 245 Description: Karadeniz Bölgesi’nde, Amasya iline bagli ilçemizin Yüzölçümü 819 km karedir. Doguda Merzifon ilçesi, güney ve batida Çorum, kuzeyde Samsun illeriyle çevrilidir. Amasya ilinin kuzeybatisindaki daglik kesimde yer alan ilçe topraklarinin kuzeydogusunu Tavsan (Tavsanli) Dagi, güneybatisini Eregli Dagi, batisini da Inegöl Dagi (1873) engebelendirir. Tavsan ve Eregli daglarinin doruklari ilçe sinirlari disindadir. Ilçenin orta ve dogu kesimi ovaliktir. Daglardan inen Gümüssuyu çayi ve Hamamözü Deresi gibi akarsular bu ovalik alani suladiktan sonra ilçe sinirlari disinda Kizilirmak ve Yesilirmak’a katilir. Bilinen ilk sakinleri Kimmerler oldugundan önceleri Kimmari olarak bilinen yöre 11. yüzyylda Artu Bey tarafindan ele geçirilir. Sadreddin Artik el-Kimmari’nin 14. yüzyylda sonlarinda imar ettigi yerlesme, sonradan Artikova (Artukova) ve Artikabat (Artukabat) adlarini aldi. Yörede gümüs yataklarina nazir olarak atanan ve burada uzun süre kalan Sadreddin Artik’in torunu Haci Ahmet Çelebi’den dolayi Haci Nazir Köyü olarak degistirilen adi, zamanla Haciköy’e dönüstü. Gümüs madeninin has arpalik olarak Köprülü Mehmet Pasa’ya verilmesi nedeniyle bir süre Has Arpalik olarak anildi. 19. yy sonlarinda Sivas vilayetinin Amasya sancagina bagli bir kaza merkeziydi. O dönemde Mecitözü’nün de Haciköy adini tasimasi nedeniyle Gümüshaciköy olarak degistirildi. Samsun’u Ankara ve Istanbul’a baglayan karayolunun güneyinde yer alan Gümüshaciköy, bu yolla il merkezi Amasya’ya 68 km uzakliktadir. Çevresini saran yesillikler arasinda, genis yollari, düzgün binalariyla güzel bir görünümü vardir. Kentte kendir isleyen büyük ölçekli bir ip fabrikasinin yani sira, iki un fabrikasi vardir. Geleneksel bir ugras olan leblebicilik günümüzde de önemini korumaktadir. Gümüshaciköy ekonomik bakimdan Amasya ilinin en gelismis ilçelerindendir. Tarimin bütün kollarinin yani sira tarim disi etkinliklerde oldukça çesitlenmistir. En önemli tarla ürünleri seker pancari, bugday, arpa, baklagiller, tütün, ayçiçegi ve kendirdir. Akarsu boylarinda basta elma olmak üzere çesitli meyveler ve yerel tüketime yönelik sebzeler yetistirilir. Gümüshaciköy’ün yüksek nitelikli basma tütünü, tütün harmanlarina tat ve koku vermekte kullanilir. Ilçede bir tütün basimevi vardir. Hayvancilik oldukça gelismistir. Yaylalarda koyun, ovalik kesimlerde ise genis çapli sigir beslenir. Ayrica tavukçuluk ve aricilik da yapilir. Orman ürünleri çesitli atölyelerde degerlendirilir. Isleyen fabrika ve imalathanelerde üretilen sicim ve ipler il disinda satilir. Ilçe topraklarinda manganez yataklari vardir. Gümüshaciköy kentindeki tarihsel yapilar sunlardir: 1660’ta Köprülü Mehmet Pasa tarafindan yaptirilan ve 1943’te deprem nedeniyle yikildiktan sonra 1948’de yeniden insa edilen Köprülü Mehmet Pasa Camii; Köprülü Mehmet Pasa’nin torunlarindan olan Hafiz Ahmet Pasa’nin oglu Abdül Baki Bey tarafindan 1756’da Haci Nazir Baba Türbesi yaninda bulunan Büyük Hamam ve arasta (1669); Yanyaki Mustafa Pasa’nin oglu Ali Riza Bey tarafindan 1898’de yaptirilan ve 1948’de yikilip yeniden yapilan saat kulesi Osmanli döneminde Gümüs madeni adiyla kaza merkezi olan ve Gümüshaciköy’ün 5 km Güneybatisi’nda yer alan bugünkü Gümüs bucak merkezindeki tarihsel yapilar arasinda 1429’da ahsap olarak yapildiktan sonra 1560’ta kagir olarak yeniden insa edilen ve 1946’da onarim gören Yörgüç Pasa Camisi ile 1415’te yapilan Haliliye Medresesi sayilabilir. Gümüshaciköy Belediyesi 1890 da kurulmustur.2000 yili itibariyle sehir merkez nüfusu 14.057'dir. Köy nüfusu 15.738'dir. Toplam nüfusu 29.795‘tir.
         Amasya Hamamözü Resimleri Images: 0 Hits: 109 Description: Hamamözü vadisinde yerleşim Hititler döneminin öncesine dayanmaktadır. Etilerin idari merkezi Hattuşaş ve Alacahöyük harabelerinin çok yakınında oluşu ve Kızılırmak´ın da yakınında bulunması yanında Eti medeniyetiyle ilgilenen uzmanların bu vadide gerekli arkeolojik incelemeleri yapmaları halinde pek çok hazinenin gün ışığına çıkacağı bir gerçektir.
Tarihte daha sonra Frigler, Kimmerler (Kuzey Kafkas), peşinden Romalılar bu bölgede görülmüşlerdir. Romalılar´ın büyük yerleşim merkezlerinden olan Hamamözü´nde Romalılar´dan kalma kaplıca, mezar taşları ve eski cami duvarlarında yazılı taşlara rastlanmaktadır. Bundan 30 yıl önce Batı Trakya´da görevli bir öğretmen vasıtasıyla adı geçen taşlardan bir tanesinin fotoğrafları çekilerek Yunanistan´a götürülmüş ve Roma tarihi uzmanlarına incelettirilmiştir. Yapılan tercümelere göre ilçemizin yerinde M.S. 50 li yıllarda Romalılar´a bağlı Paros tarafından üç kubbeli veya üç ayrı hamam yaptırılarak adına izafen (Poros) taşı kazılarak kaplıca duvarına konulduğu öngörülmüştür. Cami avlusundaki yazılı taşın ise M.S. 300 tarihinde ölen bir papaz kızının mezar taşı olduğu söylenmektedir. Yapılan bazı çalışmalar sonucu kaplıca çevresinde kubbeler ve kemerler ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca çevrede Romalılar´a ait büyük mezarlıklar bulunduğu da söylenmektedir. Yapılacak arkeolojik araştırmalar sonucu bunlara benzer pek çok tarihi vesikaları çoğaltılabileceğine inanıyoruz
Büyük Selçuklu İmparatoru, Melik Şah´a bağlı kumandan Danişmend Ahmet Gazi 1075 yılında elli bin kişilik bir orduyla Tokat´ı ve daha sonra Amasya´yı ele geçirdikten sonra Çorum´u almak üzere yakın akrabası Çavlı Gazi beyi görevlendirir. Çavlı bey, Karatekin ve Serkes Ahmet Gazi ile Çorum üzerine yürür. Ancak o zamanın Çorum valisi Mastura Kastamonu´dan yardım talebinde bulunduğundan Çorum´u alamamıştır. Bunun üzerine Melik Ahmet Gazi otuz bin kişilik askeri ve üç kumandanı ile Çorum´u zapt eder. İltekin Gazi´yi yanına alarak, Osmancık´ı almak üzere Çorum´dan ayrılır. Çankırı yöresinin fethi içinse Çavlı ve Karatekin beyleri görevlendirir. Osmancık alındıktan sonra burasını Alayunt boyundan Osman Bey´e verir ve Osmancık´tan ayrılır ve ilçemiz Hamamözü üzerinden Gümüşhacıköy ve Merzifon´u alarak Amasya´ya döner. 2. Kılıç Aslan, Danişmendler´e 1095 yılında son verince Amasya´yı oğlu Melik Nizamettin Argun Şah´a devreder. Bu zamanlarda Danişmendler´den kalan yöremiz Argun Şah´ın mahiyetinde bulunan Arkut Bey´in himayesine verilir. Şu anda ilçemizdeki kaplıcalarımızın ilk onarımı bu devirlerde Arkut Bey tarafından yaptırılır. Buna izafen de kaplıcalarımıza ´´Arkut Bey Hamamı´´ denilmiştir. Daha sonra Osmanlı devrinde Hamamözü Gümüş´ün zenginlerinden Kamil ve İbrahim beylerin çiftliği haline getirilmiştir.
1991 yılına kadar Gümüşhacıköy’e bağlı bir kasaba iken, bu tarihten sonra ilçe olan Hamamözü’nden Adil Candemir ve Hamit Kaplan gibi dünya şampiyonu güreşçiler yetişmiş, şirin ilçemizin tanıtımında önemli rol oynamışlardır.
İlçemiz halen, Amasya´ya bağlı 1700 nüfuslu küçük ve şirin bir ilçedir. Toplam 18 köyü bulunmaktadır. Köyleri de dahil toplam nüfusu 6000 civarındadır.

         Amasya Merzifon Resimleri Images: 0 Hits: 119 Description: Bölge tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Yediler namı ile anılan gölleri, bereketli toprakları ile avcılık ve tarıma uygun bu ova yaklaşık 7 bin sene önce de insanlara yurt olmuştur. Karadeniz sahiline ve orta Anadolu’ya giden yollar Merzifon’da kesişmektedir. Bu nedenle coğrafyacı ve tarihçi Strabon bu bölgeyi “Bin köy”bölgesi olarak tanımlamıştır.
Strabon’un bin köy olarak belirttiği bölgede yapılan arkeolojik araştırmalarda yüzlerce höyük ve yerleşim yerinin varlığı saptanmıştır. Bu höyüklerden elde edilen seramik ve buluntulara göre Merzifon tarihinin M.Ö 5500’lere kadar uzandığı anlaşılmıştır.
Merzifon, Amasya'nın bir ilçesidir. 2000 Genel Nüfus Sayımına göre nüfusu 67.283'tür. Bu nüfusun 45.615'i şehir merkezinde, 21.668'i köyde yaşmaktadır. Samsun-Ankara karayolu uzerindedir. O civarin en temiz ilçesi olarak bilinir. Samsun'a 109, Çorum'a 60, Amasya'ya 40, Ankara'ya 325, İstanbul'a 600 km mesafededir

         Amasya suluova Resimleri Images: 0 Hits: 123 Description: İl Merkezine 25 km. mesafede ve batıda yer alır. Orta Karadeniz'in şirin ilçelerinden biri olan Suluova Miladi ilk yıllarda “Arguma” (Sulakyurt) adıyla anılır. 1902 yılında “Suluca” ismiyle bucak olmuştur. 1946 yılında “Suluova” ismini almış ve ilçe olmuştur. 2000 yılı genel Nüfus sayımına göre Suluova’nın nüfusu, ilçe merkezinde 42.715, kasaba ve köylerde 11.408 olmak üzere toplam 54.123’tür.
İlçeye bağlı bir belde (Eraslan Beldesi) ve 38 köy bulunmaktadır. İlçe merkezinde 20 mahalle vardır. Köylerin 2/3’ ü ova köyü, 1/3’ü ise orman ve dağ köyüdür. Köylerin yerleşimi topludur.
Suluova’nın tarihi M.Ö. 2000’li yıllara dayanmaktadır. “Doğukent” mahallesinde bulunan Kumbettepe’ de yapılan kazılarda çıkan envantere göre ilçe tarihi, kalkolotik çağ ve Hititler devrine kadar uzanmaktadır.
Selçuklular döneminde Türk idaresine (egemenliğine) girmiştir.1386 yılında Osmanlı idaresine geçmiştir.
Zengin bir linyit kaynağına sahip ilçe merkezi 1954 yılında Şeker Fabrikasının kurulması ile hızlı bir gelişme göstermiştir. Suluova 1957 yılında ilçe olmuştur
İlçenin nüfusu 2000 yılı genel nüfus sayımına göre, 54123'dür. Bunun 42715'i ilçe merkezinde, 11408'sı köy ve kasabalarda yaşamaktadır. Yüzölçümü ise 845 km²'dir.

         Amasya Taşova Resimleri Images: 0 Hits: 139 Description: Taşova Osmanlı Devrinde Tokat Sancağı'na bağlı bir köy olarak teşkilatlandırılmıştır. Devlet yıkılana kadar bu özelliğini korumuştur. Kurtuluş Savaşında Taşova, Rum Çetelerinin saldırılarına hedef oldu. Rum çeteleri, Türk Köylerine saldırılar yaparak, kadın, çocuk ve ihtiyar demeden pek çok Türkü katlettiler. Türk halkı bu gelişme üzerine silahlanarak, Rumlara karşı harekete geçti. Mustafa Kemal'in önderliğindeki Milli Mücadele başarıya ulaştıktan sonra yöreye askeri kuvvet gönderildi. Yapılan silahlı mücadele sonunda yöre Rum Eşkıyalarından temizlendi.

Taşova Cumhuriyet Döneminde 1923 den 1944 yılına kadar, Tokat İli Erbaa İlçesine bağlı olarak kaldı. Bu devirde adı Yemişenbükü idi.Taşova 04.08.1944 tarihinde 4448 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile bağımsız bir ilçe olmuştur. Tokat İline ulaşımın güç olması ve hizmetlerinin gecikmesi sonucu 1953 yılında alınan Bakanlar Kurulu Kararı ile ilçe, Tokat İlinden ayrılarak, AMASYA ilinin sınırlarına dahil edilmiştir.

     Ankara Resimleri Images: 4 Hits: 582 Description: İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Türkiye Cumhuriyetinin başkenti Ankara, doğuda Kırşehir ve Kırıkkale; batıda Eskişehir; kuzeyde Çankırı; kuzeybatıda Bolu ve güneyde Konya ve Aksaray illeri ile çevrilidir. Ankara, Orta Anadolu’nun kuzeybatısında bulunan Kızılırmak ve Sakarya nehirlerinin kollarının oluşturduğu ovalarla kaplı bir bölgedir. Güneyinde Tuz Gölü havzası ile Cihanbeyli Yaylası bu platoyu tamamlamaktadır. Bu bölgede orman alanları ile step ve bozkır alanlarının çevresi plato üzerinde yükselen dağlarla çevrilidir.
Yüzölçümü ile Türkiye’nin ikinci büyük ili olan Ankara, 24.521 km2’lik bir alanı kapsamaktadır. 2000 Yılı genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu4.007.860'tır.

Ankara'da tipik karasal İklim hüküm sürmekte olup, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve kar yağışlı geçer. Yıllık ortalama sıcaklık 11,6 C'dir. En çok İlkbahar ve Kış aylarında yağış alır. Yıllık ortalama yağış miktarı 386,3 mm.dir.
Ankara Türkiye’nin Konya’dan sonra ikinci önemli tarım ilidir. Topraklarının 1/3’ünde ekim yapılmaktadır. Çayır, mera ve ormanlar bunlara eklendiğinde tarım alanlarının il toprakları içerisinde oranı 2/3’e yükselir. Bitkisel üretimde öncelikle buğday, arpa, yulaf olmak üzere tahıllar yer alır. Türkiye’nin toplam buğday üretiminin %8’inden fazlası Ankara’da üretilir. Fasulye, mercimek ve 1960’lardan sonra da şekerpancarı üretimi önem kazanmıştır. Sebzecilik, meyvecilik da bunları tamamlamaktadır. Ayrıca Ankara elması ve armudu ile ünlü olup, bağcılık da yaygındır. Hayvancılık Ankara yöresinde eskiden beri yapılmaktadır. En çok koyun ve dünyaca ünlü Tiftik Keçisi yetiştirilir. Arıcılığın yanı sıra sığır besiciliği ve tavukçuluk da gelişmiştir.Bunun yanı sıra sanayi kolları da Ankara’da önemli bir yer tutmaktadır.

İlin tarihteki ismi gemi çapası anlamına gelen "Ankyra"dır. Bizanslı Stephanos kente bu ismin Mısırlıları denize kadar sürüp çapalarına el koyan Galatlar tarafından verildiğini yazmaktadır.Çok sonraki yıllarda kent “Engürü” olarak isimlendirilmiş, bu sözcüğün Farsça üzüm anlamına gelen Engür’den kaynaklandığı da bilinmektedir. Bu sözcük değişerek Ankara’ya dönüşmüştür.

         Ankara Altındağ Resimleri Images: 0 Hits: 213 Description: Tarihi M.Ö 4000’lere kadar uzanan Ankara, Cumhuriyetin kurulmasıyla başkent olur ve sahip olduğu manevi coğrafyanın üzerine inşa edilerek bu günkü görünümüne ulaşır. Ankara’yı Ankara yapan tüm değerler Altındağ’dadır.
Altındağ’ın (Eski Ankara’nın) tarihi, Kale’nin tarihiyle özdeş sayılır, bilinen tarihi paleolitik çağlara kadar uzanıyor. Ancak en aydınlatıcı bulgular Hititler’den öteye gitmiyor. M.Ö. 40OO-1200 yıllarına denk gelen Hititler döneminde Ankara Kalesi'nin İçkale bölümünün yerleşime açık olduğu biliniyor.
M.Ö. 547 yılındaki Pers egemenliğinden sonra, M.Ö. 281 yılında Galatlar'ın eline geçen Ankara, bu dönemde kale-kent haline dönüşür. Ankara Kalesi'nin konumu, yapılış şekli, kullanılan taşların özellikleri Galatlar tarafından inşa edildiğini gösteriyor.
Ankara, M.Ö. 25 yılında Roma topraklarına katılır, bulunduğu bölgenin başkenti niteliğini kazanır. M.S.1O yılında Hacı Bayram-ı Veli Camii'nin bulunduğu yerde İmparator Augustus adına bir tapınak inşa edilir. Yine bu dönemde İmparator Augustus Yunan şehir devletlerini (polis) örnek alarak Ankara'yı 12 semtten (füle) oluşan serbest bir şehir haline dönüştürür.
Ankara, M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesiyle birlikte 1O73 yılına kadar Bizanslıların yönetiminde kalır. 1073'te kent Türkler’in eline geçer; 1143’te Selçuklu Sultanı 1.Mesut, 1169'da da 2. Kılıçarslan tarafından yönetilir. İç Kale'deki Alaaddin Camii, Samanpazarı semtindeki Arslanhane Camii Selçuklu döneminden günümüze kalan önemli eserler.
14. yüzyılda sık sık el değiştiren Ankara; İlhaniler, Eretna Beyligi, Ahiler daha sonra da Osmanlılar’ın egemenliğine girer, 14O2'de de ünlü Ankara Savaşı'na sahne olur
Osmanlı döneminde, önce Büyük Anadolu Eyaleti'nin merkezi, sonra da sancak merkezi olan Ankara'da sof yapımı, debbağlık ve kundura üretimi oldukça gelişir, ticaretin gelişmesiyle birlikte birçok han ve bedesten inşa edilir.
Cumhuriyetin kurulmasıyla başkent olan Ankara, sahip olduğu tarihi mirasın üzerine inşa edilerek bu günkü görünümüne ulaşır. İlk yerleşim merkezi olmaya başladığı yıllardan itibaren Ankara, Altındağ bölgesinde kurulur ve gelişir. Kalesi, camileri, hanları, hamamları ve evleriyle kale ve civarında yerleşilmiş bir Anadolu kasabasıdır Ankara.
Altındağ, mimarinin yanı sıra önemli düşünürlerin, sanat adamlarının izlerini de taşır. Hacı Bayram-ı Veli, Mimar Sinan, Cenab-ı Ahmet Paşa bu önemli düşünürlerden birkaçıdır. Bu düşünürleri Altındağ bölgesi içinde somutlaştıran ve günümüze kadar ulaştıran Hacı Bayram-ı Veli Camii ve Mimar Sinan’ın izlerini taşıyan Cenab-ı Ahmet Paşa Camii en önemli eserlerdendir.

         Ankara Çankaya Resimleri Images: 0 Hits: 204 Description: ANKARA’NIN “BAŞKENTİ” ÇANKAYA
Cumhuriyet öncesi, kale çevresinde oluşmuş eski kentin güneyinde bağlık bahçelik bir kırsal alan görünümünde olan Çankaya Ankara’nın başkent oluşu ile birlikte 1936 yılında Ankara’nın merkez ilçesi duruma gelmiştir. 1983 yılında Ankara’nın merkez ilçesi kaldırılarak il merkezi Çankaya, Altındağ, Yenimahalle, Mamak ve Keçiören olmak üzere beş ilçeye bölünmüştür. 1984 yılında Ankara Belediyesinin Büyükşehir Belediyesine dönüşümü ve 25 Mart 1985 tarihli yerel seçimler ile birlikte Çankaya İlçe Belediyesi olarak Ankara Büyükşehir Belediyesi Metropolitan alanı içerisinde yerini almıştır.
Çankaya, yerleşim yeri olarak bir parçası olduğu başkent Ankara’nın siyasal, yönetsel, sosyo-ekonomik ve kültürel kuruluşlarının en önemlilerini içinde bulunduran ilçesidir. Ülkenin en önemli yönetsel karar organlarını, çeşitli ülkelerin büyük elçiliklerini, iş ve ticaret merkezlerini, kültür ve sanat kuruluşları ile üniversitelerini barındıran bir yerleşim alanı olarak yalnızca ilçe sınırlarında yaşayanların değil başkent Ankara’nın, ülkenin hatta yabancı ülke insanlarının değişik amaçlarla uğradığı bir yerleşim yeridir. Bu anlamda Ulusal ve uluslararası düzeyde öneme sahiptir.
Batıda Yenimahalle ve Sincan, kuzeyde Altındağ, doğuda Mamak, güneyde Gölbaşı İlçesi ile çevrili olan Çankaya İlçesi coğrafi olarak kuzeyde vadi tabanı düzlükleri ve alçak şekillerden güneye doğru yüksek platolar, yamaçlar, sırtlar ve orta-yüksek platolar olarak tanımlanan jeomorfolojik bir yapıya sahiptir.
Nüfusu beş milyona yaklaşan, çok çeşitli hizmet alanlarının yoğun bir biçimde yer aldığı, sanayinin de giderek geliştiği, ülke yönetimine yön veren kararların alındığı, bir metropol kenti olan Ankara’nın en büyük ilçesi olan Çankaya’da özellikle yönetsel hizmet alanları ve tecimsel kullanım alanları yoğun olarak yer almaktadır. Ankara metropolü genelinde orta ve yüksek gelir grupları ile eğitim düzeyi yüksek olanların büyük çoğunluğu Çankaya İlçesinde yaşamaktadır. Ayrıca Ankara’nın kültürel-sanatsal etkinliklerinin büyük bir bölümü de Çankaya’da gerçekleştirilmektedir.

         Ankara Etimeskut Resimleri Images: 0 Hits: 144
         Ankara Gölbaşı Resimleri Images: 0 Hits: 124
         Ankara Keçiören Resimleri Images: 0 Hits: 139
         Ankara Mamak Resimleri Images: 0 Hits: 131
         Ankara Sincan Resimleri Images: 0 Hits: 123
         Ankara Yenimahalle Resimleri Images: 0 Hits: 123
         Ankara Akyurt Resimleri Images: 0 Hits: 108
         Ankara Ayaş Resimleri Images: 0 Hits: 106
         Ankara Bala Resimleri Images: 0 Hits: 116
         Ankara Beypazarı Resimleri Images: 0 Hits: 118
         Ankara Çamlıdere Resimleri Images: 0 Hits: 110
         Ankara Çubuk Resimleri Images: 0 Hits: 115
         Ankara Elmadağ Resimleri Images: 0 Hits: 124
         Ankara Evren Resimleri Images: 0 Hits: 108
         Ankara Güdül Resimleri Images: 0 Hits: 127
         Ankara Haymana Resimleri Images: 0 Hits: 122
         Ankara Kalecik Resimleri Images: 0 Hits: 114
         Ankara Kazan Resimleri Images: 0 Hits: 181
         Ankara Kızılcahamam Resimleri Images: 0 Hits: 120
         Ankara Nallıhan Resimleri Images: 0 Hits: 121
         Ankara Polatlı Resimleri Images: 0 Hits: 123
         Ankara Şereflikoçhisar Resimleri Images: 0 Hits: 111
     Antalya Resimleri Images: 7 Hits: 354 Description: Antalya kenti, Akdeniz kıyısında kendi adını taşıyan körfezde, denizden 39 m. yükseklikteki kayalıklar üzerine kuruludur. Deniz kıyısı ile yükseklikleri 3086 m.'ye kadar ulaşan Toros Dağları arasında farklı büyüklükteki ovalar, Antalya ve çevresinin ilk göze çarpan görüntüleridir. Kara ile deniz, kilometrelerce uzanan plajlarla, ya da sarp kayalıklarla birbirine kavuşur. Toros Dağları arasında kendine özgü yarlar, uçurumlar ve özellikle kıyıya yakın kesimlerde mağaralar ayrı bir özellik katar bu bölgeye.



Toros'ların güneylerinden kaynaklanan çok sayıda irili ufaklı akarsu, ovalara bereket akıtarak Akdeniz'e ulaşır. Tamamı berrak ve temiz olan bu sular, geçtikleri yerlerde ve denize dökülürken eşine ender rastlanır güzellikte çağlayanlar oluştururlar.

Antalya'da doğa bitki örtüsü yönünden çok zengindir. Kıyı şeridinde her türlü tropikal bitki görülebilir. Yer yer dev boyutlara ulaşan kaktüs türleri Antalya'ya ilk gelenlerin hemen dikkatini çeker. Kıyıdan uzaklaşılıp Toros'ların eteklerine gelindiğinde, Akdeniz ülkelerine özgü maki bitki örtüsü egemenliği görülür. Her tür meşe ve çam ağaçlarının oluşturduğu sağlıklı ve gür ormanlar makileri izler. Ova bölgelerinde, pamuk ve susam tarlaları, portakal, limon ve muz bahçeleri ayrı bir güzellik oluşturur.



İlkbahar, yaz, sonbahar ve kış gibi 4 mevsim sadece takvimlerde geçerlidir Antalya'da. Çünkü kış mevsimi yaşanmaz burada. Öyle ki, 1985 şubatında 60 yılda bir de olsa görülen kar ve dolu yağışı, haber niteliğinde bir olay olmuştur. Yaz ayları sıcak ve kurak geçer. Diğer aylarda yağışlı ve ılık bir iklim egemendir. Yıllık ortalama ısı 18,7 °C'dir. Yılda ortalama 309,5 gün yağış olmaz. Isının sıfır °C'nin altına düştüğü enderdir. Son 40 yıllık gözlemlere göre en yüksek ısı 44.6 °C olmuştur.

Nisbi nem ortalaması % 64 olan Antalya'da deniz suyu ısısı ortalaması, ocak ayında 17,6 °C, nisanda 18,0 °C, ağustosda 27,7 °C ve ekimde 24,5 °C'dir.

         Antalya Akseki Resimleri Images: 0 Hits: 172 Description: Eski adı Marla (Marulya) olan Akseki ilçesi 1286 yılında Toroslar üzerinde kurulmuştur. Daha sonra Selçuklu ve Osmanlı yönetimine geçen ilçe de, Roma İmparatorluğu dönemlerinden bu yana toplumların yaşadığı bilinmektedir. 1872'de Alanya'dan ayrılan Akseki, 1901 yılında Antalya Konya Eyaleti dahilinde bağımsız bir sancak olmuştur. Bu arada Akseki ilçesinin sınırları daraltılmış, bazı köyler Seydişehir ilçesine bırakılmıştır. İbradı, önceleri bir kasabayken, 1991 yılında ilçe yapılarak Akseki'den ayrılmıştır.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 42467'dir. Bunun 10563'si ilçe merkezinde, 31904'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Antalya Alanya Resimleri Images: 0 Hits: 189 Description: Alanya, Antik çağlarda korsanlara, Bizans döneminde derebeylerin ev sahipliği yapmış ve nihayet Anadolu Selçukluları döneminde de başkentliğe yükselmiş ender güzellikteki tarihi bir şehirdir. Alanya antik çağda Pamfilya ile Klikya arasında yer almıştır. Heradot’a göre bu bölgenin insanları Truva savaşı sonrası Anadoluya dağılan insanların soyundan gelir. Yapılan araştırmalarda (Kadıini Mağarası-1957) ilk yerleşimin günümüzden 20 bin yıl öncesine üst paleotik döneme kadar uzandığı anlaşılmıştır. Tarihte bilinen ilk adı Coracesium ’dur. M.Ö.4.yüzyılda Persler’in istilası altındadır. Daha sonra korsanların barınağı olmuştur. M.Ö.139 yılında Seleki kralı kenti istila etse de korsanların barınağı olmaktan kurtulamamıştır.M.Ö.65 yılında Romalı komutan Magnus Pompeius tarafından Roma İmparatorluğu topraklarına katılan şehir, Roma’nın çöküşü ile Bizans döneminde adı da “güzel dağ” anlamında Kalonoros olur.
1204 yılında Haçlı orduları’nın İstanbul’da Latin İmparatorluğu’nu kurması üzerine Anadoluda bir otorite boşluğu doğmuştur. Bir derebeyi olan Kyr Vart Kalonoros’ta hakimiyeti sağlamıştır. Kent, 1221 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından ele geçirilmiştir. Sultan Alaaddin Keykubat derebeyi Kyr Vart’ın kızıyla evlenerek kenti yeniletmiş ve kışlık başkent yapmıştır. Kentin adını da Alaiye olarak değiştirmiştir. Alaaddin Keykubat döneminde şehir en parlak günlerini yaşar. Bu günkü kale, tersane ve hala ayakta duran yapıların birçoğu o dönemdendir.
1300 yılında Anadolu Selçukluları’nın dağılması sonucu şehir Karamanoğlu Beyliği’nin egemenliğine girer. Konya merkezli Karamanoğulları, 1427 yılında şehri 5 bin altın karşılığı Mısır Memluk Sultanlığı’na satar. Nihayet Anadoluda birliğin sağlanması ve Osmanlı Beyliği’nin öne çıkması ile Alaiye, 1471 yılında Fatih Sultan Mehmet’in komutanlarından Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı Devleti topraklarına dahil edilir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Alaiye, önce Kıbrıs eyaletine bağlanır(1571), ardından Konya Vilayetinin sancağı yapılır (1864), sonra Antalya sancağına (1868) ve nihayet 1871 yılında da Antalya’nın ilçesi yapılır.
Cumhuriyetle birlikte Mustafa Kemal’in önerisi ile Alanya adını alır.

         Antalya Elmalı Resimleri Images: 0 Hits: 126 Description: Elmalı ilçesinin tarihi M.Ö. 5. - 4. yüzyıllarda bölgede yaşayan Likyalı'lar ile başlar. Bölge, Roma İmparatorluğu'nun, Bizans İmparatorluğu, Selçuklu Devleti'nin, Teke Beyliği'nin, Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetiminde kalmıştır.
Elmalı, Likya'nın kuzeyine temsil eden önemli şehirlerden biridir. İlçe çeşitli medeniyetler ile iç içe yaşamış bir yöredir. Bunları sırasına göre tesbit etmek günümüz için imkansızdır.
Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı idaresine geçen Elmalı, Osmanlı Devleti'nin ilk zamanlarında Anadolu Eyaletine bağlı Teke Livasının merkezi ve Teke Paşalarının ikametgahı olmuştur. İdare merkezinin Antalya'ya nakledilmesi üzerine Elmalı kaza haline gelmiştir. İlçe sıra ile "Kabalı, Emelas, Elmalı" gibi isimlerle anılmıştır.
2000 yılında yapılan Nüfus Sayımı sonuçlarına göre; İlçenin merkezinde 14.610 kişi, 2 belde ile 49 köyde 25.356 kişi olmak üzere toplam 39.966 kişi yaşamaktadır. 1997 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre nüfus artış oranı %0 12.34 dır. Nüfusun yaklaşık olarak %62 'ü köylerde, % 38'si ise ilçe merkezinde yaşamaktadır. cumhuriyetten sonra dereköylü namı deger uzun hasan 1918 - 2000 yılları arasında yaşamış kıtkpınarda baş pehlivan olmuş uzun hasanında memleketedir.
İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 2 belde, 49 köy ve 20mahalleden oluşmaktadır.

         Antalya Finike Resimleri Images: 0 Hits: 131 Description: Finike ilçesi antik çağda ise Likya (Teke Yarımadası) olarak adlandırılan bölgede bulunmaktadır. Teke Yarımadası'nda M.Ö. 3. bin yıldan beri şehirleşme vardır. Fakat yapılan arkeolojik araştırmalar bu bölgede 2. Bin yıldan eskiye giden bir kent henüz tespit etmemiştir.
Elmalı yakınlarında yapılan kazılar erken bronz çağı yerleşimini ortaya çıkarmıştır. Finike ilçe sınırlarında ve yakın çevrede birçok tarihi kalıntı bulunmasına rağmen bunların tarihi Semahöyük kadar eskiye gitmemektedir. Bu kalıntılarda yapılan arkeolojik araştırmalarda elde edilen bulguların en eskileri Likya uygarlığından kalanlardır.
Doğu Akdeniz ticaretinin gelişmesi önce Persler'i, daha sonra Büyük İskender'i Likya'ya çekmiş ve İskender M.Ö. 330 yılında bütün Likya'yı denetimi altına almıştır. Likyalılar bu istilaya karşı koymamışlar ve teslim olmuşlardır. Büyük İskender'in ölümünden sonra denetimin zayıflaması, zaman zaman Suriye, Mısır ve Rodos'un Likya'da hegomonya kurmalarına yol açmıştır. Erken Hristiyanlığın başlamasıyla Myra (Demre) bölgede yayılan Hristiyanlığın merkezi haline gelmiştir. Helenler ve Romalılar döneminde her türlü değerlerini kaybeden Likyalılar Bizans hakimiyeti ile eriyip gitmişlerdir.
Bizans döneminde kısa dönemli Arap saldırı ve işgallerini yaşayan bölge, Bizans hakimiyetinden sonra 1207-1308 yılları arasında Anadolu Selçuklu Devleti'nin hakimiyetinde kalmıştır. 1426 yılında Osmanlı idaresi başlamıştır. Osmanlı idaresinde Elmalı kazasına bağlı bir nahiye merkezi iken 1914 yılında kaza olan Finike 1919-1921 yılları arasında İtalyanların kısa süren işgaline uğramıştır.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 42087'dir. Bunun 9746'si ilçe merkezinde, 32341'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır

         Antalya Gazipaşa Resimleri Images: 0 Hits: 104 Description: Gazipaşa M.Ö.678 yıllarında Selinus adıyla Hacımusa (Kestros) çayının iki yakasında kurulmuş bir liman kentidir. Kalesi şimdiki kale kalıntılarının bulunduğu yerde olup,o zamanlar ada konumunda idi. Buradan başta Mısır ve Kıbrıs olmak üzere o günün ticaret merkezleri ile deniz ticareti yapılmakta idi.
Yunan yönetiminden Roma egemenliğine geçen kente , MS.1. yy.da Akdeniz kıyılarından Doğu seferine çıkan Roma Kralı Trayan hastalanarak gelmiş ve bir tüccarın evine konuk olmuş , daha sonra iyileşemeyerek burada ölmüştür. Bir rivayete göre mezarı buradadır.
1071 tarihi ile tescillenen Anadolu'nun Türkleşmesi süreci içinde Selinus , Selçuklu Sultanı 1. Aladdin Keykubat'ın 1221 yılında Alanya'yı , 1225'e kadar da buradan itibaren Silifke'ye kadar olan bölgeyi fethetmesiyle maiyetine girmiştir
Anadolu Beylikleri döneminde Karamanoğullari hakimiyetine giren Selinti 1471 yılında Gedik Ahmet Paşa tarafından bu bölgeyle beraber Osmanlı yönetimine dahil edilmiştir.
Selinus ismiyle Türk hakimiyetine giren kent , bu tarihten itibaren belki de Toroslardan kaynaklanıp şehir merkezinden geçerek denize karışan beş büyük çayın zaman zaman sel baskınına neden olmasından Selinti olarak anılmaya başlanmış;Ancak , Kurtuluş Savaşı sırasında Milli Kuvvetlere karşı gerçekleşen Deli Baş İsyanı’na katılmayıp destek vermemesi nedeniyle Atatürk tarafından 21.10.1922 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan bir Bakanlar Kurulu Kararı ile Gazipaşa adıyla ilçe yapılmıştır . 1926 yılında nüfusunun azlığı gerekçe gösterilerek ilçeliği kaldırılarak nahiyeye dönüştürülmüş ve Hacımusa Çayı’nın doğusu Anamur , batısı ise Alanya'ya bağlanmıştır. 1947 yılında 5.071 sayılı yasayla 40 köyden müteşekkil olarak tekrar İlçe haline getirilmiştir.

         Antalya Gündoğmuş Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: Geçmişi antik çağlara dayanan Gündoğmuş İlçesi'nin bugünkü yeri Romalılar döneminde iskan edilmiş bir yerdir. İlçe sınırları içerisindeki Roma harabeleri, Taşahır mevkiindeki Kaseyir Şehri harabeleri, Senir köyü yakınındaki Kese mevkiindeki Roma harabeleri en eski harabeler olma özelliğini taşıdığı söylenebilir. Daha sonra ki dönemlerde özellik Malazgirt Zaferi sonrasında Anadolu'nun Türkleşmesi döneminde şehir Selçuklular'ın egemenliğinde kalmış ve 2. Beyazıt döneminde de Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır.
Bir rivayete göre; Konya'nın İksile Köyü'nden çeşitli sebeplerle ayrılan bir ailenin bu bölgeye yerleştiği ve sonralarıda buraya "Eksere" denildiği söylenmektedir. Eksere Köyü 1936'ya kadar Akseki'ye bağlı bir köy iken 1936'da "Gündoğmuş" adıyla ilçe yapılmıştır.
2000 yılında yapılan Nüfus Sayımı sonuçlarına göre; İlçenin toplam nüfusu 21513'dür. İlçe merkezinde nüfusu 5021'dir.Köy ve belderlerdeki toplam nüfus ise 16492'dir. İlçedeki gelir kaynaklarının azlığı sebebiyle dışarıya sürekli göç veren bir ilçedir.

         Antalya ibradı Resimleri Images: 0 Hits: 131 Description: Psidya sınırları içinde yer alan İbradı'nın kuruluş tarihi tam olarak bilinmiyor. Ancak, İbradı ve çevresinde bulunan kalıntılardan Roma devrine uzandığı tahmin ediliyor Örneğin, İbradı'ya 2 km. mesafede kurulu Ormana Belediyesi ile 7 km. mesafedeki Ürünlü Köyü' nün arasında helenistik dönem Erymna Antik Kenti'nin kalıntıları mevcuttur. Kentin nekropolü ise Ormana'yı çevreleyen kayalık sırtlardır.
Yine Ormana'ya 11 km. uzaklıkta Çukurviran Köyü çevresinde Helenistik dönemlere ait kalıntılar görülmektedir. İbradı kervan yolunun Kesikbel mevkiinde bulunan Selçuklu Kervansarayı'ndan geriye sadece temel taşları kalmıştır. Evliya Çelebi, ünlü Seyahatname'sinde ibradı'nın 17. Asırda oldukça mamur ve mühim bir belde olduğunu yazar.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 10826'dir. Bunun 6991'si ilçe merkezinde, 3835'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır

         Antalya Kale Resimleri Images: 0 Hits: 111 Description: Myra (Demre) her zaman Likya'nın en önemli şehirlerinden birisi olarak bilinir. En erken sikkeler M.Ö. 3.yy tarihlenir. Fakat şehrin en azından M.Ö. 5.yy da kurulduğu tahmin edilmektedir. Roma egemenliği döneminde Myra gelişmiş ve zenginleşmiş şehirliler sivil projelere cömertçe para yardımında bulunmuşlardır. Sen Pol Roma'ya gitmek için Andriake Limanından hareket etmeden evvel M.S. 6.yy da şehri ziyaret etmiştir. Bizans döneminde Myra önemli bir idari ve dini bir merkez olmuştur. Piskoposluk merkezi de olan Myra'da St. Nicholaus IV. yüzyıl başında Piskopos olarak görev yapmış; halka kendini sevdirmiş, inancı uğruna çok acılar çekmiştir. Myra o zamandan sonra hep haç yollu yapılan bir yer olmuştur. Bu bakımdan Demre Hıristiyan Dünyasının her bakımdan ilgisini çekmiştir. Her yıl 6 Aralık'ta Noel Baba etkinliklerini yapmak geleneksel hale gelmiştir. Myra gibi önemli bir şehirden kalabileceği beklenen kalıntıların bir çoğunu bugün Demre'de göremiyoruz. Likya'nın en büyük tiyatrosundan kalanlar bugün ayaktadır ve bu aynı zamanda Likya'nın en iyi korunmuş tiyatrosudur. 29 oturma sırası ve 9-10 bin seyirci kapasiteli tiyatro tepeye yaslanmıştır. Bugün bile bazen festival ve oyunlar için kullanılmaktadır.
Myra metropoli muhtelif tip Likya mezarlarını önemli örneklerini ihtiva etmektedir. Tiyatro doğu ve batı metropoli diye ikiye ayrılmış ve Myra'nın arkasında yükselen kayalık, tepede kurulmuştur. Kayalar oyularak mezarlar kabartma ve yazılarla süslenmiştir. Başka önemli bir kalıntı St.Nicholaus kilisesidir. Kilise bugün 7 m. toprak seviyesinin altındadır. St.Nicholaus kemikleri kilise içindeki mermer bir mezarda bulunuyordu. Fakat bazı kemikler İtalyanlar tarafından çalınmış ve Bari'ye kaçırılmıştır. Bir Rus Prensi 1862 yılında Kiliseyi restore ettirmiş olup, St.Nicholaus Rusya'da çok kutsal sayılmaktadır. Ruslar bir kilise çanı ilave ederek kubbeyi bir ilaç tonozu ile değiştirmişlerdir. Bazı kemikleri bugün Antalya Müzesi'nde teşhir edilmektedir. St.Nicholaus çocukları, gemicilerin ve ağır işlerde çalışan işçilerin koruyucu azizidir. Bilindiği üzere de bütün Dünya çocuklarının Noel Babasıdır.
İlk defa 1904 yılında Eynihal adıyla köy statüsüne kavuşan Demre; 6 Haziran 1968 yılında 4 köyün birleşmesiyle Belediyelik; 4 Temmuz 1987 günü Kale adıyla ilçe olmuştur. İlçe 2005 yılında Demre adını almıştır.
2000 tarihinde yapılan Genel Nüfus Sayımı verilerine göre merkezde 13.900, Beymelek Beldesinde 3.662 ve Köylerde 4.608 kişi olmak üzere toplam nüfusu 22.170 dir.

         Antalya Kaş Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: Likya'nin önemli kentlerinden olan Kaş, ilçeyi çevreleyen Antik döneme ait kentler ve tarihsel değerlerle doyumsuz kültür seyahatleri; Akdeniz'in derinlerde yarattığı heyecanları doruklarda hissettiren sualtı dalışları; nehirlerde yapılan macera dolu 'kano turları', ekolojik uyumun keşfedildiği 'doğa yürüyüşleri'; derin ve karanlık mağaralara teknik donanımlı mağara dalışları; yüksek dağlardan turkuaz rengli suların manzarasına süzülen 'yamaç paraşütü'; Akdeniz'de değerli taşları andıran adalar ile çevreye yapılacak 'Mavi Yolculuk ve tekne turları; damak tadınıza uygun deniz ürünleri ve dağlarda yetişen kokulu otlarla tatlandırılan yöresel yemeklerden oluşan mönüsü; yüzlerce yılın mirası, el sanatlarının çeşit ve güzelliği; Kaş'ın bağlı olduğu Antalya ve ilçelerine ait turizm merkezleri ile tabiat, tarih ve kültür zenginliğini, alternatif turizm imkanları ve çevresinde yer alan turizm merkezlerinden oluşan renkli yelpazesi" ile düşsel bir mekandır.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 47519'dir. Bunun 6361'si ilçe merkezinde, 41158'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır

         Antalya Kemer Resimleri Images: 0 Hits: 127 Description: Kemer, Akdeniz kıyısında, Antalya'ya 40 kilometre uzaklıkta olan bir ilçesidir. 80'li yılların başına kadar küçük bir köy iken son 20 sene içinde açılan tesislerle Türk turizminin en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Batı Toros Dağları'nın eteklerinde ve 52 kilometre kıyı şeridi boyunca uzanan Kemer ilçesi, Türkiye'nin en önemli turizm merkezlerinden biridir. Bugün Kemer'in bulunduğu yerde, 1910'lu yıllarda Eski Köy adı ile bilinen ve dağlardan gelen seller sonucu göl ve bataklıklardan oluşan bir yerleşim yeri vardı. Eski Köy halkı, kendilerini bu sellerden korumak için, dağların eteklerinde 23 kilometre uzunluğunda bir taş duvar ördüler. Sonraları, bu duvar nedeniyle köylerine Kemer diyeceklerdir.
1960'lı yıllara kadar karayolu olmadığı için, ulaşımı sadece deniz yolundan sağlanan Kemer, 1980 sonrasında uygulanan Güney Antalya Turizm Projesi kapsamında yol ve diğer altyapı değerlerine kavuşarak hızla gelişmiş ve bugün Türkiye'nin en gözde turizm merkezlerinden birine dönüşmüştür. Kemer ilçesi ile Kiriş, Tekirova, Çayova, Aslanbucak, Kuzdere, Beycik, Çamyuva, Göynük, Beldibi, Çıralı gibi yerleşim yerleri, antalya turizminden son derece önemli bir yer tutar.
Kemer’ in başta gelen çekiciliklerinden birisi doğal güzelliğidir. Deniz, orman ve dağlar bir noktada birleşmektedir. Denizin berraklığı, ormanın yeşilliği, deniz dalgalarının çam ağaçlarına kadar uzanmasıve çam ağaçlarının plajlarda gölgelik olarak kullanılması oldukça cazip gelmektedir. Beldibi mevkiinden başlayarak Tekirova’ ya kadar olan tüm kıyı tamamen doğal plajdır. Girintili çıkıntılı kıyılarında birçok koy ve küçük doğal limanlar bulunur. Kemer merkezinde bulunan plajlar Belediye plajı, yat limanı yanında bulunan Ayışığı Plajı'dır. Antik kentin hala ayakta durduğu ve milli park olan Phaselis plajı gibi yerlerde rahatlıkla denize girmek mümkündür. Konaklama tesislerinin havuz ve plajlarından da ücret karşılığı yararlanmak mümkündür. Kemer’den yakınında bulunan Olympos ve Phaselis antik kentlerine ulaşmak mümkündür. Son yıllarda Söğüt Cuması, Altınkaya, Dereköy gibi yüksek yerlere safari turları da oldukça ilgi çekmektedir.
Ayrıca yöredeki diğer çekiciliklerde mağaralardır. Bu mağaralar : Beldibi mağarası Antalya’nın 27 km güney batısında denizin kıyısındadır. Tarih öncesi kalıntılar da bulunmaktadır. Bir diğer görülmeye değer mağara ise Molla deliği olup. Kemer‘ in batısında yükselen Tahtalı Dağı’nın doğu yamacında yer alır. Bu mağaraya ancak Kemer – Kumluca karayolu üzerinde bulunan Aşağı Kuzdere veya Tekirova köylerinden yaya olarak ulaşmak mümkündür. Her iki köyden de 3 – 4 saat yürümek gerekir.
Kemer, 320 yat kapasiteli modern marinasıyla yat turizminde de önemli bir yer teşkil eder. Marina ve 52 km'lik sahil şeridi Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (FEEK)'in belirlediği kriterleri sağlayarak Mavi Bayrak almaya hak kazanmıştır.
Kemer Bölgesi turistik dönem boyunca birçok etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır. Phaselis Sanat Etkinlikleri, Kemer Off-Shore Yarışları, Dünya Ralli Şampiyonası Türkiye ayağı (WRC Rally of Turkey), Kemer Karnavalı gibi değişik etkinlikler sezon boyunca düzenlenmekte ve bölgenin sosyal ve turistik hayatına büyük katkılarda bulunmaktadır.
Kemer çevresinde mutlaka görülmesi gereken yerleri şöyledir: Idryos, Phaselis Antik Kenti, Olympos Antik Kenti, Chimera (Yanar taş), Adrasan, Üç Adalar, Göynük Kanyonu, İkiz Kayalar, Ekopark, Ulupınar ve Selçuklu Av Köşkü'dür.

         Antalya Korkuteli Resimleri Images: 0 Hits: 101 Description: Korkuteli ilçesinin ilk temelini teşkil eden Aladdin mahallesi ilçenin ilk yerleşim merkezidir. Korkuteli ilçesi Antalya iline bağlı Akdeniz bölgesi ilçelerindendir. Doğusunda Antalya merkez ilçesi, batısında Muğla Fethiye ilçesi ve Burdur, Gölhisar ve Çavdır ilçeleri, güneyde Kumluca ve Elmalı ilçeleri ve kuzeyde Burdur, Bucak ve Tefenni ilçeleri ile çevrili bulunmaktadır.
Yüzölçümü 2471 km2'dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1020 metre olup 1/4 oranında Akdeniz iklimi, 3/4 oranında göller bölgesi karasal iklim hüküm sürer. Soğuk hava göller bölgesinden, sıcak hava Akdeniz bölgesinden intikal etmektedir. Yılın dört mevsimi bariz olarak görülen ilçemizde hava sıcaklığı ortalaması kış aylarında genel olarak -5 derece ve yaz aylarında +25 derece olmaktadır.
Torosların başlangıcını teşkil eden Bey Dağları'nın Akdeniz'e bakan yüzünün arka kısmında oluşan düzlüklerin ve tepeciklerin hakim olduğu bir arazi yapısı mevcuttur. Doğal yapı olarak Bey Dağları'nın yamaçları ve etekleri çamlık fundalık ve ormanlarla kaplı olup, düz alanlar ise tarım alanı olarak kullanılmaktadır.
Ayrıca burada ÜNLÜ osmanlı sehzadesi sultan korkut eğitim görmüştür ve lalalığını burada yapmıştır ondan korkut un eli anlamındaki korkutrli ismi şehre yapışmış kalmıştır
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 51.580'dir. Bunun 16.521'si ilçe merkezinde, 35.059'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır

         Antalya Kumluca Resimleri Images: 0 Hits: 131 Description: Kumluca'nın ilk yerleşimi ilçenin merkezinin 5 km kadar doğusunda, tepelerin eteklerinde san kavak adıyla 1830 yıllarında kurulmuştur. Elmalı'dan ayrılan Finike ile Antalya'ya bağlı Iğdırmağardıç Bucağı Kumluca ve Kemer diye ikiye ayrılarak, Kemer Antalya'ya, Kumluca'da Finike'ye bağlanmıştır. Bu sırada Sarıkavak, Iğdırmağardıç Bucağının bir köyüdür. Bu günkü Kuzca Köyü ise o zaman ayrı bir bucak idi. 1924 yılında Kuzca Bucağının merkezi Gödene'ye (Altınyaka) alınmış ve zamanla göçebe halkın yerleşerek kalabalık bir merkez haline getirdiği bugünkü ilçe merkezinin bulunduğu yerde kumluca bucağı kurulmuştur. Kumluca bucağı sonraları daha da büyümüş, 7033 sayılı kanunla 1958'de Finike'den ayrılarak ilçe olmuştur.
Kumluca, Türkiye'nin nüfusu en hızlı artan ili olan, Antalya'nın nüfusu en hızlı artan ilçesidir.
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi çerçevesinde yapılan 2007 Nüfus Sayımına göre ilçenin toplam nüfusu 65.904. Toplam nüfusun 33.570’i erkek, 32.334’ü kadınlardan oluşmaktadır.
İlçenin merkez (Kumluca) nüfusu 31.581, beldelerin nüfusu ise Beykonak 7.240, Çavuşköy 2.435 ve Mavikent 8.033.
Köylerin nüfusları: Altınyaka 276, Belen 331, Beşikci 523, Büyükalan 234, Çaltı 172, Çayiçi 202, Dereköy 85, Erentepe 606, Gölcük 284, Güzören 435, Hacıveliler 2.963, Hızırkahya 904, İncircik 290, Karacaağaç 164, Karacaören 748, Kavak 620, Kuzca 377, Ortaköy 440, Salur 2.225, Sarıcasu 2.867, Toptaş 712, Yazır 883, Yenikışla 141, Yeşilköy 133

         Antalya Manavgat Resimleri Images: 0 Hits: 129 Description: Manavgat İlçesinin kuruluş tarihi ile ilgili olarak kesin bir tarih verilmese de sınırları içerisinde bulunan Side (Selimiye Köyü) ve Selge (Altınkaya Köyü) antik kentlerinin M.Ö. 6. yüzyılda kuruldukları sanılmaktadır.
Manavgat 1220 yılında Selçuklu, 1472 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu'nun idaresine geçmiştir. Manavgat adı buraya ilk yerleşen kendilerine manav adı veren türkler tarafından verilmiştir.Manavgat 1914 yılında ilçe olmuş, Taşağıl ve Beşkonak Nahiyeleri kurularak ilçeye bağlanmıştır
İlçenin nüfusu 2007 genel nüfus sayımına göre 260000. Bunun 93000'si ilçe merkezinde, 167000'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Antalya Serik Resimleri Images: 0 Hits: 124 Description: Serik'te ilk yerleşim yeri, M.S.II yüzyılda Bergama Krallığı'na bağlı olarak bugünkü Yanköy Köyü yakınlarında bulunan Sillyon (Koçhisar tepesinde) da ve Belkıs Köyü'nde Aspendos olarak iki yerde kurulmuştur. Osmanlı maliye ve tapu kayıtlarında serikli, seriklü cemaat ya da aşiret boyunun yerleştiği ve ismini verdiği ilçe. Serik , Seriklü konar göçer yörükan taifesinin anadoluda ki diğer yerleşim alanları : Kayseriyye, Kırşehri, Beğşehri,İçel ve Aydın sancakları. Osmanlı son zamanında nahiye merkezi bugünkü Çandır beldesi ve SERİK sancağı diye anılır. Bugünkü ilçe merkezi o zaman Şevketiye isminde ve 1895 yılıda 49 hane olarak Teselyanın kaybedilmesiyle oradan gelen Hacı ismailli aşiretince kurulmuştur. Göç ettikleri için kendilerine muhacır (macır) demişlerdir.Birkısmı İzmirde diğer birkısmıda evveli Şam ahiride Şam diyerek bugünkü Şam şehrindedir.
Batı Trakya Türkleri Balkan Savaşı sırasında Muhacir olarak, Girit Savaşı sırasında ise, Girit Türkleri Serik'e gelip yerleşmişlerdir. bölgesi tarafından muhafazar bi yerleşim biri olarakta bilinir
2007 Yılı genel nüfus verilerine göre İlçenin toplam nüfusu 105.755‘ tir. Nüfusun 49.027'u İlçe merkezinde, 56.728'i köylerde yaşamaktadır.

     Ardahan Resimleri Images: 5 Hits: 241 Description: Ardahan İli, Türkiye’nin en çok göç veren illerinden biridir.

İlin başlıca gelir kaynağı tarım ve hayvancılıktır. İki tane sınır kapısı vardır: Gürcistan’ın Samshe-Javaketi Distriktine, Posof-Türkgözü (açık) ve de Çıldır-Aktaş (kapalı).

Doğa açısından eşsiz güzeliklere sahip olup yılın büyük kısmını kar altında geçirir. Eğitim seviyesi oldukça yüksek olan il, Kars Kafkas Üniversitesi bünyesindeki bir meslek yüksek okulunu barındırmaktadır.

İl’in başlıca halkı Azeriler ve Türkmenlerdir.

         Ardahan Çıldır Resimleri Images: 0 Hits: 249 Description: Çıldır, en eski Türk yerleşim merkezlerinden biridir. Heredot Tarihi’ nde de bahsedildiği gibi, M.Ö. 650-700 yılları arasında bölgeye gelen Saka Türkleri, Çıldır’ a ebedi Türk olma damgasını vurmuşlardır. Zaten Çıldır adı da oradan gelmektedir.
Çıldır, Oğuz Han’ın Çavuldur Boyu adının; Çavuldur (Çaldur) Çıldır şeklinde fonetik bir değişikliğe uğramış biçimdir.
Çavuldur, Oğuz’ un Gökhan’ dan olma ikinci torunudur. Yöre halkının meskuniyeti, böylece 1071 Zaferi’nden çok daha gerilere gider. Öyle ki, Anadolu kapılarını ebedi olarak Türklere açacak olan Sultan Alpaslan’ın ordusu, Çıldır’a geldiğinde, Akçakale mevkiinde üç gün misafir edilir ve ordusuna takviye birlikler verilir.
Çıldır’ ın bilinen tarihi zamanımızdan 6000 yıl öncesine gitmektedir. Yapılan araştırmalarda Hurrilerin burada Akçakale ada kenti olmak üzere bir devlet kurduklarını göstermiştir. M.Ö. 1900-1400 yılları arasında kurulan Kitanlı Devleti Çıldır gölü ve çevresine 500 yıl hakim olmuştur. Bundan sonra merkezi otoritesi kayıp olan Hurrilerin 600 yıl süren derebeylik devresinde Akçakale Köyü merkez olmak üzere Gökdağ, İnektepe, Kalaça, Akçakale’ nin kuzeyinde Senger denilen yerlere birer kale kurarak derebeylik yörede egemen olmuştur. Özellikle Senger- Gökdağ üzerinde Trabzon’a kadar uzanan tarihi ipek yolunun bir kolunun da kontrol altına alınabilmesi için bir tepenin yapay engellerle sarplaştırılmasıyla dikkati çeker. Burası hem Çıldır gölüne hem’ de Çıldır ovası’ na hakim bir derebeylik’ idi.
Daha sonra aynı ırktan olan URARTU Devleti’nin egemenlik sürdüğü görülür. M.S. 650 yıllarında SAKA Devleti, URARTU Devleti’ nin egemenliğine son vermiştir. Bir süre sonra yani M.S. 429 yılında 200 yıl boyunca İranlılar Çıldır’ a hakim oldular. Bu dönemin izleri mezarda ateş yakmak ve ateşe su dökmenin günah sayılması gibi inançlarla günümüze ulaşmıştır. 450-500 seneleri arasında Musevi inancını kabul etmiş olan Hazarlar büyük bir Devlet kurarak Çıldır ve çevresini’ de topraklarına kattılar. Bu dönemde buralarda bulunan Kazak ve Borcalı’ lara TEREKEME adı verilirdi.
Selçuklu Sultanı Alpaslan 1064 yılında Horasan’dan büyük bir ordu ile gelip Mayıs ayında Cavak Sancağının merkezi olan Akçakale’ yi feth etti. Alpaslan’ ın savaşmadan teslim olma önerisini götüren İbni Mücahit ve Ebu Semre-yi Akçakale Beyi öldürttüğünden kent savaşla alındı ve gece yakıldı. Gölün doğu kıyısındaki Albiz Kalesi’ de alınarak yakılıp yıkıldı. Çıldırın İdaresi Alpaslan’ın kayın pederi sayılan Müslüman Loru Terekeme beylerine verildi. Akçakale, Akal-Palak halkı göç ederek yanan şehirlerinin yerine Ahırkelek Kalesini yaparak yerleştiler. Türkçe’de Şeytan anlamına gelen Albız halkı ise Rabat (Yıldırımtepe) kuzeyine Şeytan Kalesini yaptılar. 1064 yılından itibaren Çıldır bölgesi merkezi Şeytan Kale oldu.
Loru Terekeme Beyleri Cavak Sancağını 60 yıl idare ettiler. Kıpcaklar 1124 yılında Daryal boğazından geçerek Çıldır’ı ele geçirdiler. Kıpçaklar Gürcüler in Bangrat Kırallarını tahta geçirdiler. Bu dönemde Çıldır’ dan diğer bölgelere büyük göçler oldu. 1125 yılında Çıldır Gürcülerden Harzem Şah’ ların eline geçti.
1239-1240 yıllarında Moğollar Harzem Devletini yıkarak Çıldır’ ı aldılar. Moğollar Ardahan, Çıldır ve Ahıska’ nın yönetimini Kıpcak beylerine verdiler. Dönem dönem beylikler egemenliği altında kalan Çıldır Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın Oltu, Ardahan ve Kars’ ı almasından sonra 1546 yılında Safavı Şahı birinci Tahmasap Çıldır’ı Ata bek’ lerden alarak Cavak beylerinden Varaza oğlu Mahmut Hana verdi. Çıldır’ da Rabat ve Şeytan Kalesini yönetim merkezi yaptı. Safavi’ ler ve Osmanlılar Çıldır ve Ardahan arasında baskın ve talanlarla birbirlerini hırpaladılar. İran Serdarı Tokmahan ile Osmanlı Ordusu 09 Ağustos l578 günü Zurzuna, Purut ve Suhara (Çıldır, Eşmepınar ve Aşıkşenlik) arasında şimdiki Çıldır düzünde meydan muharebesi yaparak Şeytan Kalesi alındı. Lala Mustafa Paşa Feth edilen yerlerde 3 eyalet kurdu. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde eyaletlerden birisi olan Çıldır eyaletini Osmanlının doğudaki en güçlü ve zengin eyalet olduğunu belirtmiştir.
93 Harbi olarak geçen savaş sonrasında 1877 yılında bölge yeniden Rusların eline geçti 14 Temmuz 1878’ de yapılan Berlin anlaşmasıyla Ruslara savaş borcu olarak verilecek olan 245 milyon Osmanlı altınının 200 milyonunu karşılamak üzere 3 sancak denilen Kars, Çıldır ve Batum sancakları Ruslara teslim edildi. 1917 yılında Rusya’da başlayan Bolşevik ihtilalini fırsat bilen Gürcüler bağımsızlıklarını ilan ederek Çıldır’ ın işgaline başladılar. Bu dönemde Çıldır Gürcülerle Ermeniler arasında çekişme bölgesi haline geldi. İşgale direnen Çıldır’ da yaşanan, Meryem ve Kotanlı köylerinin katliamlarından sonra iki yerleşim birimi yok edildi. Bu dönemde 19 Mayıs 1919’ da Samsun’ dan doğan güneş Amasya, Erzurum ve Sivas’ ta Ülkeyi aydınlatmaya başlamış, Çıldır’ dada Kuvay-i Milliye direnişi başlamıştır. Direnişe karşı başlatılan sindirme hareketi sırasında 1828 yılında Ruslarla yapılan Türkmen Çay anlaşmasıyla yaşadıkları bölgeler Ruslara bırakılan bu sebeple oralardan göç eden ve kitleler halinde Çıldır’ a yerleşen Terekemeler ile o zamana kadar Çıldır’ da yaşayan halktan büyük gruplar göç etmeye başladılar. Ancak Kuvay-i Milliye güçleri ve halk ozanı Aşık Şenlik gibi insanlar göçü değil, savaşarak kurtuluşu anlatmaya başladılar.
Merkezi Erzurum’ da olan 15. Kolordu, Kazım Karabekir komutasında Milli Şura kuvvetlerinin yardımı ile önce Ermenilerin sonrada Gürcülerin üzerine yürüdü. 25 Şubat 1921 günü Çıldır düşman işgalinden kurtularak Çıldır Türk topraklarına katılmıştır.

         Ardahan Damal Resimleri Images: 0 Hits: 208 Description: Orta Asya kökenli ve tamami olmamakla beraberBektaşiTürkmen'lerden oluşmaktadır.Tek bir köyü İkizdere(Nunus) ise Sünni Yerli Türk'lerden oluşmaktadır. Damal Dağları'nda beliren Atatürk sulüeti ile ünlüdür. Her yıl Haziran ayının 15 ile Temmuz ayının 15’ine kadar saat 18’den itibaren Karadağ sırtlarında Atatürk’ün bu sulüeti net olarak yaklaşık 20 dakika izlenmektedir. Ardahan'da bu tarihlerde Atatürk'ün İzinde-Gölgesinde Damal Müzik Şenlikleri düzenleniyor. Halk Eğitim etkinliklerinin yoğun olduğu ilçemizde bu alanda dünya çapında bir de başarı elde edilmiştir. 2001 senesinde Japonya`da düzenlenen en iyi yerel kıyafetler yarışmasında, Damallı Halk Eğitim öğrencilerinin yaptığı "Damal Türkmen Bebeği" birinci seçiliştir.
         Ardahan Göle Resimleri Images: 0 Hits: 129 Description: Göle (Merdinik)
Derler ki: »Çok eskilerde burası kocaman bir göl imiş. Sonra sular çekilmiş, güzel, güzel olduğu kadar da yeşil bir ova oluşmuş. Bu yerleşim bölgesine, göl adından esinlenerek Göle adını vermişler.«
Göle adına ilgili başka söylenceler de dinledim. »Kol-kola« anlamında bir isim daha var imiş. Giderek »Kola« adı Göle olmuş.
Bu yöreye yerleşen Türkmen ya da Terekeme boylarının yeşil renge göğ dedikleri için, bu yöreye Göglü Ova demişler: Göglü sözcüğü giderek, »Göyle« Göle olarak değişime uğramış. Şimdi bu yöreye Yeşil Göle deniyor.
Bu söylencelerin hemen hepsini yazmak yerine, birini daha aktaralım. Köle Bey diyarı olarak bilinen bu yöreyi, Osmanlılar 16. yüz yılda kendi topraklarına katınca Köle adını değiştirerek Göle koymuşlar.
Bildiğim kadarıyla eski adı »Merdinik«, Merdinik ilçesi, Merdinik Tepesinin eteğinde kurulan şirin bir köydür. Daha sonraları Merdinik halk tarafından merkez adıyla anılmaya başlanmış. Çok sonraları Göle olarak değiştirilmiş.
Göle çok önceleri, Ardahan sancağının güney kesiminde olduğu için, adına »Küçük Ardahan« da denmiştir.
Söylencelerden sıyrılarak günümüze gelelim. Göle ilçesi, bir yönüyle de Deli Yusuf’un yurdu olarak tanımlanan Yiğitkonağı Boğazından önce birleşen Kür Irmağının beş kolundan dördünün yayıldığı kocaman bir ovadır.
Göle ilçesinin güneyinde Allahu Ekber Dağları yeralır. Kuzeyinde Ardahan, doğusunda Kars, batısında ise Erzurum sınırlarıyla çevrilidir.

         Ardahan Hanak Resimleri Images: 0 Hits: 158 Description: Ardahan ilçesine bağlı olan Hanak 1958’ yılında ilçe olmuştur. İlçe olunca Posof ilçesine bağlı olan Damal bucağı 1958 yılında Hanak ilçesine bağlanmıştır. Damal’ ın bağlanmasıyla Hanak ilçesinin Yukarı Hanak ( Atalar Mahallesi) Aşağı Hanak ( Selamverdi Mahallesi) iki mahalle Damal ve Ortakent bucakları ile birlikte 42 birim iken 1992 yılında Ardahan İl olmasıyla Damal Bucağı ilçe oldu. Damal ilçesine 15 köy bağlandı.Müteakiben Damal ilçesine bağlanan Yamçılı, Sulakçayır ve Yünbüken köyleri tekrar Hanak ilçesine bağlanarak, toplam köy sayısı 29’a ulaşıp ayrıca ilçemize bağlı 1 adet Belde Belediyesi mevcuttur.Belde Belediyemiz Ortakent’tir.
Meşe Ardahan adıyla bilinen DOĞU ANADOLU’NUN kuzey doğusunda yer alan Hanak Ardahan’ ın şirin bir ilçesidir. Kuzeyinde Damal İlçesi, güneyinde Ardahan İli, doğusunda Çıldır İlçesi ve batısında Şavşat İlçesi ( Artvin) ile çevrili olup, 500.000km2 yüzölçümlü deniz seviyesinden 1820 metre yüksek Ardahan iline 26 km. uzaklıkta Posof, Damal ve Ardahan arasında köprü vazifesi görmektedir.

         Ardahan Posof Resimleri Images: 0 Hits: 103 Description: Posof İlçesi eski çağ tarihinde yukarı Kur diye tabir edilen Kars'ın Çıldır,Ardahan ve Hanak,Artvin'in merkez dahil Ardanuç,Şavşat ve Boçka ilçelerini içine alan Kur ve Çoruh havalisindeki yerleşim birimidir.İlçenin varlığı 2700 yıl öncesine dayanır.M.Ö.680 yıllarında Kafkasların kuzeyinden gelen atlı göçebe İskit Türkleri havaliyi Urartulardan alarak 500 yıl hüküm sürmüşlerdir.Daha sonra Horasan havalisinden gelen Arsak Türkleri M.Ö.150-M.S.430 yılları arasında Posof'ta yaşamlarını sürdürmüşlerdir.Arsak Türklerinden sonra Peçenek ve Oğuz Türklerininde burada yaşadığı bilinmektedir. Posof ve havarisi sırasıyla Sasani Devleti,Doğu Roma İmparatorluğu.Gürcü Bagratlılar Beyliği ve Abbasilerin kontroluna girmiştir.Abbasilerden sonra bölgeye Selçuklular hakim olmuştur.
Selçuklu Sultanı Alpaslan'ın 1064 TARİHİNDE Ani şehrini alması üzerine Danişmentli Ahmet komutasındaki Selçuklu ordusu Şavşat üzerinden Arşiyan Dağını aşarak halen mevcut Kol köyündeki kaleyi kuşatmış,Gürcü ordusunu mağlub etmiş ve 1080'de bölgeyi el geçirmiştir.Selçuklular bölgede uzun süre tutunamamış ve bölge İlhanlıların eline geçmiştir.İlhanlılar zamanında Ortodoks olan Kıpçak Türkleri bölgenin yarı bağımsız hakimi olmuşlardır.Daha sonra Lala Mustafa Paşa'nın emri üzerine Ardahan Sancak Beyi Abdurrahman Bey kendi kuvvetleriyle Ilgar Dağını aşıp,9 Ağustos 1578'de tüm Posof deresini ve Ahıska havalisini ele geçirmiştir.Böylece Posof Osmanlı Devleti'ne bağlanmıştır.Erzurum Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa 1578 yılı Ağustos ayında Ahıska merkez olmak üzere Çıldır Eyaletini kurarak Posof'u sancak beyliği yapmıştır.

1917'de Rusya'da çıkan ihtilal sonucunda Rus birlikleri Erzurum-Kars ve havalinden çıkarılırken silahlarını Ermeni ve Gürcüler'e dağıtarak Türkler ile mücadeleyi onlara bırakmışladır.1917 sonlarında Gürcüler Posof-Kobliyan tarafında,Ermeniler de Erzurum-Kars-Ardahan tarafında faaliyetlere başlamış,bunun üzerine Kars-Ardahan ve Posoflu aydınlar da Ermeni-Gürcü hareketini engellemek için 17-18 Ocak 1919'da Kars'da yapılan kurultayda geçici bir hükümet kurmuslardir. Fakat bu hükümetin faaliyetleri Ingilizler tarafindan hemen engellenmiş ve üyeleride Malta'ya sürülmüştür.Bu hükümetin dağılmasından sonra Gürcüler Azgur,Ahıska ve Duğur'da ileri gelen sahıslarla isbirliği yaparak Ahıska,Ahırkelek ve Posof'u isgal etmişlerdir.Bu dönemde 3.tümenimize bağlı taburlarla, milis kuvvetleri; Gürcülere karşı ayrı ayrı savaşmışlardır.

TBMM'nin Gürcü sefiri ile yapmış olduğu 22-Şubat-1921'deki antlaşmaya göre; Gürcüler Ardahan-Göle ve Posof'dan çekilmiş ve 2-Mart-1921 de Posof düşman işgalinden kurtulmuştur.2 MART 1923 yılında da ilçe merkezi olarak belirlenmiştir.

     Artvin Resimleri Images: 6 Hits: 271 Description: Geçmişte Çoroksi, Çorok, Kollehis ve Klarceti, Osmanlı döneminde ise Livane olarak bilinen Artvin''in bu ismi nereden aldığı ve hangi tarihten itibaren kullanıldığı tam olarak bilinmemektedir. İlk adların ise Çoruh Irmağı ile ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Artvin''in tarihsel geçmişi Şavşat''ın Meşeli ve Yusufeli''nin Demirköy yakınlarında tesadüfen bulunan bakır baltalara dayandırılarak M.Ö. 3000''li yıllara, yani "Tunç Çağına" indirgenmektedir.

M.Ö 4. yüzyıllarda bölgeden geçen Ksenophan''agöre Artvin ve çevresinde Kolklar, Makaronlar ve Taoklar gibi bir takım kavimlerin yaşadığı doğrulanmaktadır. M.Ö 1'' inci yüzyıllarda yaşayan Coğrafyacı Strabon Roma''nın Anadolu''daki hakimiyeti sırasında, Artvin ve yöresinin yerel krallıkların hakimiyetinde olduğu belirlenmektedir. Bunun sonrasında Arsaklı ve Sasan yönetiminde kalan Artvin, ortaçağ dönemi ile birlikte Bizans''ın himayesinde Bagratlı Kırallığı''nın yönetiminde kalmıştır. 1015 tarihi itibariyle başlıyan Selçuklu seferleri 12''nci yüzyılda Saltuklu''larla pekiştirilmeye çalışılmıştır. Moğol istilasının ardından İlhanlı''ların kontrolünde Çıldır Atabeklerinin yönetiminde kalmak üzere Timur, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi gibi Türk devletlerinin himayesinde bulunmuştur.

Yavuz Sultan Selim zamanında başlayan Osmanlı Egemenliği Kanuni Sultan Süleyman dönemi Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa''nın Atabeklerin başkenti durumundaki Ardanuç kalesini fethetmesiyle tamamlanmıştır. Osmanlı döneminde Hopa ve Borçka Trabzon''a Artvin, Ardanuç, Şavşat ve Yusufeli merkezi Ahiska olan Çıldır Eyaleti''ne bağlı olarak yönetilmiştir. 1828 de Osmanlıların Ruslara yenilmesi sonucu Çıldır kaybedilince buraya bağlı birimler Erzurum Eyaleti''ne dahil edilmiştir. 1877 - 1878 Savaşı sonucunda 3 Mart 1878 de imzalanan Ayastafanos Anlaşması gereği o zaman Batum Liva''sına bağlı Artvin, Ardanuç, Borçka, Şavşat ve Hopa''nın Kemalpaşa bucağı savaş tazminatı olarak Ruslara terkedilmiştir. 3 Mart 1918 de imzalanan Brestlitovsk antlaşması gereğince Ruslar Artvin topraklarından çekilmişlerdir. Peşine İngiliz''lerin ve Gürcü''lerin geçici işgalleri olmuşsa da TBMMM nin girişimleri sonucu 23 Şubat 1921 de Artvin Anavatana kavuşmuştur. 16 Mart 1921 de imzalanan Moskova Antlaşması ile durum kesinlik kazanmıştır.

         Artvin Ardanuç Resimleri Images: 0 Hits: 178 Description: Kafkasya ile Doğu Anadolu arasında geçişi sağlayan bir bölgede yer alan Ardanuç yöresi, eski bir yerleşme alanıdır. Asur kaynaklarında Yukarı İberia olarak geçen bu bölge İÖ 9. yüzyılda Urartuların denetimindeydi. İÖ 7. yüzyılda Kimmerler ve İskitler tarafından yağmalanan bu topraklar, daha sonra Gürcüler tarafından kurulan İberia (Kartli) Krallığına bağlandı. İÖ 2. yüzyılın son çeyreğinde Pontus Krallığının denetim alanı içinde kalan yöre, İÖ 1. yüzyılın ikinci yarısında Romalıların eline geçti. Daha sonra İS 9. yüzyılda Bagratlıların yönetimindeki İberia Krallığına bağlanan yöreye Türkmenler ilk kez 11. yüzyılda geldi. 13. yüzyılda Moğolların, 14. yüzyıl sonlarında da Timur ordularının istilasına uğradı. İskender Paşa’nın 1551’de Ardanuç Kalesi'ni ele geçirmesi ile Osmanlı topraklarına katıldı. Aynı tarihte kurulan Ardanuç sancağı, 1578’den 1828’e kadar Çıldır eyaleti'ne bağlıydı. 19. yüzyılın ikinci yarısında Çıldır sancağı'na bağlı bir kaza olan Ardanuç, Ayastefanos Antlaşması ile (1878) Rusya’ya bırakıldı. 1914’te kısa bir süre çekilen Ruslar, 1915’te geri döndü. 1918’de Rusların çekilmesinden birkaç ay sonra İngilizlerin, onların bölgeyi boşaltmasının ardından 1920’de Gürcülerin işgaline uğradı. 1921’de kurtulan Ardanuç, 1945’te ilçe yapıldı. İlçe merkezinin belediyesi de aynı tarihte kuruldu.
Eskiden Artanuci adıyla anılan ilçe, Artvin kentinin 33 km doğusunda, Ardanuç Suyu'nun kenarında yer alır. 5. yüzyılda yapıldığı sanılan Ardanuç Kalesi, 9. yüzyılda Bagratlılar'ın başkentiydi. 1562’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından onarıldığına ilişkin yazıtı bulunan kale bugün yıkık durumdadır.
Önemli tarihsel yapılardan biri de ilçenin 13 km güneydoğusundaki Bulanık (Rabat) Kilisesidir. İlçedeki öbür tarihsel yapılar Artvin yöresinde yapılan ilk cami olma özellliğini taşıyan İskender Paşa Camii ve Salih Bey Camii'dir.

         Artvin Arhavi Resimleri Images: 0 Hits: 201 Description: 1877 yılından sonra Batum ve Gönye havalisinin Rusların eline geçmesinden sonra Arhavi, Trabzon iline bağlı olan Rize Mutasarrıflığına bağlanmıştır. Bu tarihlerde Hopa ve Fındıklı ilçeleri bucak olarak Arhavi'ye bağlı iken, 1900 yıllıda Hopa ilçe olmuş, Arhavi de bucak olarak Hopa'ya bağlanmıştır. 
1936 yılında Hopa ilçesi Artvin'e bağlanınca Arhavi bucağı da Artvin'e ait olmuştur. Arhavi, 1 Haziran 1954 yılında tekrar ilçe statüsüne kavuşmuştur.
Doğu Karadeniz Dağları’nın kuzeyine yerleşmiş olan ilçe, kuzeyden Karadeniz, batıdan Rize iline bağlı Fındıklı ilçesi, doğudan Hopa ilçesi, güneyden kısmen Murgul ve Yusufeli ilçeleri ile çevrilidir.     
Yüzölçümü 314 kilometrekare olan ilçe, Kamilet ve Derecik olmak üzere 2 vadi üzerinde kuruludur. Arhavi, 1 belediye (ilçe), 30 köy ve 7 mahalleden oluşmaktadır. İlçenin genel olarak arazi yapısı engebeli ve dağlıktır. İlçe merkezi, köylerin aksine gerek iskana gerekse tarıma elverişli düz bir araziye sahiptir.
Doğu Karadeniz Bölgesinin tipik dağlık yapısının hakim olduğu ilçede, 3000 metreye yaklaşan zirvelere sahip olan dağlar (Çatalkaya-2985 m., Koyunyayla-2292 m., Mete-2142 m., Dikme-2068 m.) bulunmaktadır.
Deniz kıyısından 3000 M.ye çıkan dağlık yapıdan beslenen debisi ve akışı düzensiz bir çok derecikten beslenen ve yaklaşık 35 kilometre uzunluğundaki Arhavi (Kapisre) deresi ilçede mevcut tek akarsudur.  
İlçede, yaylalar üzerinde irili ufaklı çok sayıda buzul gölü bulunmaktadır. Bunların başlıcaları; Nogadid, Sarıgöl, Alacagöl, Büyük Agara, Küçük Agara ve karagöllerdir.
İlçede tipik doğu karadeniz iklimi hakimdir. Yazları ılık, kışları serin geçmektedir. Her mevsimde yağış görülen ilçede nem oranı yüksektir. İklim şartları çay, fındık, mısır ve turunçgil yetiştiriciliğine elverişlidir.
Arhavi, diğer ilçelere göre nüfusu artan, dışa az göç veren yerleşim birimlerindendir. 1990 yılı sayım sonuçlarına göre nüfusu 18.351 olan ilçenin 2000 yılı sayım sonuçlarına göre köy nüfusu 5.278, merkez nüfusu 14.069 olmak üzere toplam 19.347‘dır. İlçenin nüfus artış hızı (1990-2000sayım yıllarına göre) %o 5.29 kişi, nüfus yoğunluğu ise 65 kişidir.

         Artvin Borçka Resimleri Images: 0 Hits: 113 Description: Artvin ve Borçka’nın da içinde bulunduğu bölgeye ilk yerleşenlerin Orta Asyadan gelen “HURRİLER” olduğu yazılı kaynakların incelenmesinden anlaşılmaktadır. M.Ö 2000 yılından başlayarak Hurilerin yöreyi de içine alan geniş bir bölgede devlet kurdukları bilinmektedir. Daha sonra Urartuların Hitit İmparatorluğunun yıkılması ile Borçka yöresine kadar yayıldıkları, M.Ö 720-714 yılları arasında Kimmerler, M.Ö 655‘de Sakalar daha sonra da Arsaklıların egemenlik kurdukları çeşitli kaynaklarda yer almaktadır.
M.S 576 Yılından itibaren bölgeye Bizanslılar hakim oldular. Halife Osman döneminde İslam Ordusu, 645 yılında Bizans ordusunu yenerek bu bölgeye hakim olmuştur. Sonraları Emeviler, Hazar Türkleri ve Bagratlılar bölgeye hakim olmuştur.
Büyük Selçuklu Devletinin kurulmasından sonra Artvin, Borçka, Şavşat, Yusufeli ve Ardanuç Selçuklu topraklarına katıldı(l063).Sonraları bölge Moğolların egemenligine girdi.
Borçka ve çevresi Yavuz Sultan Selim’in Trabzon Valiliği döneminde Osmanlı egemenliğine girdi. 1877-78 Osmanlı – Rus Harbinden sonra Kars, Ardahan, Artvin ve Batum ile birlikte Borçka da Anadolu’dan koparılarak Rus yönetimine bırakıldı. Bu tarihten sonra Borçka ve çevresi sık sık savaşlara sahne olmuştur.
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Antlaşması’ndan hemen sonra Batum, Artvin, Borçka ve çevresi İngilizlerce işgal edilmiş, İngilizlerin ayrılmasından sonra  da bölgeye Gürcüler girmiştir. Gürcülerin hakimiyeti 9 Şubat l921 yılına kadar sürdü. T.B.M.M. ultimatonu ile Gürcüler bölgeyi terketmiş, 7 Mart 1921 yılında Borçka, Artvin ve çevresi kesin olarak Anayurda kavuşmuş oldu.
Borçka'nın kurtuluşu'nda Osman Nuri Sualp 7 kurşun yemesine rağmen Türk bayrağını göndere çeken kahramandır.
Borçka İlçesi 7 Temmuz l921 tarihinde ilçe olmuş, 26 Haziran l926 tarih ve 877 sayılı kanunla da Bucak haline getirilmiş, 28 Mayıs l928 tarih ve 1288 sayılı kanunla da yeniden İlçe statüsüne kavuşturulmuştur.
İlçe, Karadeniz bölgesinin doğu ucunda, Artvin–Hopa Yolu üzerinde Çoruh Nehrinin kıyısında şirin bir yerleşim yeridir. Yalçın ve geçit vermeyen karlı dağların, gür ormanların, yatakları derin ve hırçın akarsuların yarattığı eşsiz güzelliğe sahip olan Borçka’nın İl Merkezine uzaklığı 32 Km. dir.
Batısı Hopa, güneyi Artvin ve Murgul, doğusu Şavşat, kuzeyi ise Gürcistan Cumhuriyeti toprakları ile sınır oluşturan ilçenin denizden uzaklığı 36 kilometre ve rakımı 125 m.dir.
İlçe topraklarının büyük bir bölümünü sarp ve geçit vermeyen dağlar kaplamıştır. Çoruh vadisi bu dağlık bölgeyi ikiye ayırmıştır. Dağlar, çoğu yerde geniş vadi oluşumların olanak vermeyecek şekilde yüksektir. Söz konusu özellik tarıma elverişli toprakların geniş alanlara yayılmasını da engellemiştir. İlçede ovalık alan bulunmamaktadır.
İlçe topraklarının büyük bir bölümünü Doğu Karadeniz sıra dağlarının doğu uzantısı kaplar. İlçenin doğusunda Çoruh vadisinin kuzeyinde yer alan en önemli kabartı “Karçal Dağı”dır (3414 m). Çoruh vadisinin güneyde yer alan “Balıklı Dağı Cankurtaran Geçidi “ ile geçit verir. Bu dağların uzantısı olarak yer alan irili ufaklı tepeler İlçe topraklarının engebeli görünümünü sağlar.
Dağ ve tepeleri ayıran derin vadiler, debi ve rejimi yüksek olan akarsu yataklarını oluşturur. İlçenin büyük vadisinde akan Çoruh Nehri, Artvin topraklarına Erzurum sınırlarından girer, Borçka’da Murgul, İçkale, Deviskel derelerini ve nihayet Aralık, Karşıköy ve Güreşen derelerini alarak Muratlı Köyüne geçer ve Gürcistan Cumhuriyeti sınırlarına girerek yurdu terk eder.
İlçenin önemli gölü Aralık Köyü yakınlarında bulunan “Karagöl”dür. Çevresi ormanlık olup, eşsiz doğal güzelliğe sahiptir. Alanı 50.000 m2’dir. Karçal dağları eteklerinde bulunan “Yıldız Gölü“ ilçenin ikinci gölünü oluşturur.
Borçka İlçesinde Karadeniz iklimi hakimdir. Yaz ve kış mevsimlerinde bol yağış ve ılık hava egemendir.
Bitki örtüsünü ağaçlar ve meralar teşkil eder. Meralar daha çok vadi tabanlarındadır. Dağların vadiye bakan yamaçları Ladin, köknar, çam ağaçlarının oluşturduğu “orman denizi” ile süslenmiştir. Yüksek kesimlerde ise bu ağaçlara meşe, kestane, kızılağaç gibi yapraklılar karışır. Orman gülleri, orman altı bitkileri ve eğreltiler ormanlık alanlarda dikkati çeker. Tarıma elverişli arazinin az olması, ormanların tahribine neden olmuştur. Yöre ormanlarının çevre ve yurt ekonomisine katkısı büyüktür.
İlçenin 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı verilerine göre toplan nüfusu 27.654’dür. İlçe merkezinin nüfusu 9.008, köy nüfusu ise 18.646 kişidir.
Köylerin doğal yapısı, yaşam şartlarını zorlaştırdığından kırsal alanlardan şehir merkezlerine ve genellikle il dışına sürekli göç olgusu görülür.
İlçeye bağlı 1 Belediye, 4 Mahalle ve 36 köy vardır. İlçe merkezinde toplu yerleşim olmasına karşın, köylerde arazi yapısının dağlık olması nedeniyle dağınık yerleşim hakimdir.
Tarımsal nüfusun çoğunluğu çay, fındık, tütün ve orman ürünleriyle iştigal etmektedir.
İlçede kamuya ait 1 ve özel sektöre ait 2 çay fabrikası bulunmaktadır.

         Artvin Hopa Resimleri Images: 0 Hits: 118 Description: Hopa, 1490-1512 yıllarında Yavuz Sultan Selim’in Trabzon Valiliği sırasında Osmanlı Devletine katılmıştır.1509 yılında bugünkü sınırlar dışında Gönye kalesinin fethi ve Sancak haline getirilmesi ile Hopa bu Sancağa bağlanmıştır.Lala Mustafa Paşa tarafından 1578 yılında fetih sonucu Merkezi Ahıska olmak üzere Çıldır Eyaletinin kurulması ile bu eyalete bağlanan ilçe, 1829 yılında Çarlık Rusya’sı ile imzalanan Edirne Antlaşması sonucu Ahıska’nın bu ülkeye verilmesi sonrasında Trabzon eyaletinin bir sancağı olan Batum’a bağlanmıştır. 
1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi sonucunda Kars ve Ardahan’la birlikte Hopa, Kemalpaşa bucağına kadar, Batum dahil olmak üzere Ruslar’a bırakılınca, İlçe Rize Sancağına bağlanmıştır. İlçe, 1915 yılında Ruslar tarafından işgal edilmiştir. 31 Mart 1917 tarihli Brest-Litovsk Antlaşması ile Hopa Milli Sınırlarımıza dahil olmuştur.
Hopa 1936 yılına kadar Rize İline bağlı iken bu tarihten sonra Artvin iline bağlanmıştır. 
Hopa, Doğu Karadeniz Bölgesinin doğu bölümünde yer alır. İlçenin doğusunda Gürcistan Cumhuriyeti, batısında Arhavi, güneyinde Borçka ve kuzeyinde Karadeniz bulunmaktadır. 
İlçenin Gürcistan Cumhuriyeti’ne geçişin sağlandığı Sarp Sınır Kapısı’na uzaklığı 18 km., İl Merkezine uzaklığı ise 65 km.dir. Hopa, Trabzon-Rize-Artvin-Ardahan-Kars-Erzurum ve Gürcistan Cumhuriyeti’ni birbirine bağlayan uluslararası karayolu üzerinde bir kavşak konumundadır. 
Hopa, il genelinde nüfus artış hızı (1990-2000’e göre) %o 5.43 ile en yüksek olan ilçe konumundadır. İlçenin toplam nüfusu 32.584’dür. İlçe merkezi nüfusu 15.445, köy nüfusu ise 17.139’dur. Belde belediyesi olan Kemalpaşa’nın nüfusu 4.238’dir. İlçenin yüzölçümü 289 kilometrekare, nüfus yoğunluğu ise 154 kişidir. 
İlçenin merkez ve Kemalpaşa Belde Belediyesi ile 29 köyü bulunmaktadır. Hopa, özellikle kırsal alan Karadeniz Bölgesinin tipik yerleşim özelliği olan dağınık yerleşim özelliklerini taşımaktadır.

         Artvin Murgul Resimleri Images: 0 Hits: 121 Description: Murgul 10. yüzyılda Selçuklular tarafından fethedilmiştir. Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılan bu bölge 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinde  Rusların istilasına uğramıştır. 1918 yılında geri alınan topraklar Sevr antlaşması ile sınırlarımızın dışında kalmış, 1920'de tekrar Türk Topraklarına katılmıştır. 1935-1950 yılları arasında merkez Damar iken sonradan ilçe merkezi Murgul olmuştur.1966 yılında Göktaş olarak ismi değiştirilen ilçenin ismi 1987 yılında tekrar Murgul olarak değiştirilmiştir. 
İlçe, doğuda Artvin İl Merkezi, batıda Arhavi İlçesi, kuzeyde Borçka İlçesi, güneyde Yusufeli İlçesi ile çevrili bulunmaktadır. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği minimum 360 metre, maksimum 1100 metredir (Damar Beldesi). İlçenin yüzölçümü 406 kilometrekare olup, bu alanın yüzde 50’si ormanlık, yüzde 45’i çayır ve % 5’i de mera, kayalık ve taşlık alandan oluşmaktadır. 
Murgul, nüfus artış hızı (1990-2000 yılları) %o (-) 33.57 ile en fazla göç veren ilçe konumundadır. İlçenin şehir merkezi nüfusu 3.801, köy nüfusu ise 4.742 olup toplam nüfusu 8.543’tür. 
İlçenin nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır. Nüfus değişken olup arazi yetersizliği ve alternatif iş istihdamı yaratılamaması nedenleriyle devamlı göç vermektedir. Kış aylarında merkez nüfusu köydeki bazı ailelerin şehir merkezine gelmelerinden dolayı artmaktadır. 
İlçenin Merkez ve Damar olmak üzere 2 belediye başkanlığı, 10 köy muhtarlığı ile 2 mahalle muhtarlığı bulunmaktadır.  

         Artvin Şavşat Resimleri Images: 0 Hits: 134 Description: Şavşat, M.Ö.900-650 yılları arasında Urartu ve Kimmerler, daha sonraları sırasıyla Saka Türkleri, Romalılar ve Sasaniler’in egemenliği altına girmiştir. 
Yavuz Sultan Selim’in Trabzon Valiliği sırasında Rize ilinin Osmanlı topraklarına katılması sonrasında, Artvin, Ardanuç, Şavşat ve Borçka çevreleri de Osmanlı topraklarına katılmıştır. Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’dan ayrılması üzerine Şavşat, Ardanuç , Oltu, Tortum ve Artvin yeniden Osmanlı Devletinden ayrılmışlardır.  
1829 yılında Ardanuç Sancağı’na bağlanan, 1877 - 1878 Osmanlı Rus savaşı sonrasında da 13 MART 1878 de imzalanan Berlin Antlaşması ile Batum, Kars ve Ardahan ile birlikte Çarlık Rusya’ya bırakılan ilçe, 1879 tarihinde resmen kesinleşen Osmanlı - Rus sınırı ile de Artvin, Ardanuç ve Borçka ile birlikte Anavatandan koparılmıştır. Daha sonra 1921 yılında imzalanan Gümrü Anlaşması ile Doğu sınırlarımız çizilmiş oldu.
Şavşat ilçesi 27 Şubat 1921 tarihinde Ardahan Sancağına bağlı olmak üzere ilçe haline getirilmiş, 7 Temmuz 1921 tarihinde ise Artvin İline bağlanmıştır.
Şavşat, doğuda Ardahan il merkezi ile Hanak İlçesi, kuzeydoğuda Posof İlçesi, güney ve güney batıda Ardanuç, batıda Artvin Merkez ve Borçka İlçesi, kuzeyden de Gürcistan Devleti ile çevrilidir. 
1.317 kilometrekarelik dağlık ve engebeli bir arazi üzerine yayılmış bulunan Şavşat İlçesinin dört yanı yüksek dağlarla çevrilidir. 3.537 metreye yükselen Karçkal Dağları, ilçenin batı ve kuzeybatı yönünü sınırlandırır. Kuzeyde 2.250 metre yükseklikteki Sivritepe (Arsiyan) dağları ile 3.000 metreyi aşan Cin dağları bulunmaktadır. Doğuda Ardahan-Artvin sınırlarını teşkil eden Yanlızçam sinsilesinden 2.650 metre yükseklikteki Sahara Dağları, Güneyde ise 3.050 Metreyi bulan Karagöl dağları vardır. 
İlçenin rakımı minimum 950 metre, maksimum ise 1800 metredir. İlçe Merkezin rakımı 1100 metredir. 
      Şavşat ilçesi Akarsu bakımından zengindir. İlçede çok sayıda buzul gölü bulunmaktadır. Göllerin en büyüğü Karagöl dağlarında bulunan ve bu dağa kendi adını veren Karagöl’ dür. Bol miktarda alabalık bulunan gölden sulama amaçlı olarak yaralanılmaktadır. Meşeli Köyü orman içi mevkiinde Milli parklar kapsamı içerisinde bulunan ikinci bir karagöl mevcut olup piknik, mesire yeri özelliğine sahiptir. Pınarlı köyü yakınlarında Balık Gölü, Arsiyan yaylasında ise Kız Gölü, Boğa Gölü ve Koyun Gölü isminde göller bulunmaktadır.
İlçe dahilinde şifalı maden suları mevcuttur. Bunlardan Çermik-Çoraklı Köyü sınırları içerisinde bulunan sıcak su kaplıcası romatizmal hastalıklara iyi gelmektedir.
İlçede Karadeniz iklimi ile karasal iklim arasında bir geçiş iklimi hakimdir. Yüksek rakımlı olan yerlerde kışlar çok uzun sürer. Bu bölgelerde kasım ayında başlayan kar yağışları nisan ayı ortalarına kadar sürer. 
İlçe bitki örtüsü bakımından zengindir. Zengin orman alanları mevcut olduğu gibi alçak rakımlı yerlerde her türlü geniş yapraklı ağaçlara da rastlanır.
Yüzölçümü 1.317 kilometrekare olan İlçenin genel nüfusu 25.624 olup, İlçe Merkez Nüfusu 7.325 Köylerin Toplam Nüfusu 18.299 dur. İlçede nüfus artış hızı %o (-) 23.09, nüfus yoğunluğu 19 kişidir.
İlçenin Merkez Belediyesi ile Meydancık Belde Belediyesi ve 61 köyü bulunmaktadır. Köylerde binalar genellikle iki katlı olarak ve ahşaptan yapılmıştır.            

         Artvin Yusufeli Resimleri Images: 0 Hits: 144 Description: İlçenin ilk kuruluşu Erzurum sancağına bağlı 1879 yılında “Kiskim” (Alanbaşı Köyü) adı ile gerçekleştirilmiş, İlçe merkezi bir süre sonra Öğdem’e nakledilmiş, 1894 yılında da Ersis’e (bugünkü Kılıçkaya Beldesi) alınmıştır. İlçe merkezi 26 Haziran 1926 tarih ve 877 sayılı Kanunla tekrar Öğdem’e nakledilerek Artvin’e bağlanmıştır.1933 yılında Artvin’in ilçe olmasıyla Yusufeli İlçesi tekrar Erzurum’a bağlanmıştır.1936 yılında Merkezi Artvin olmak üzere kurulan o günkü adı ile Çoruh Vilayetine bağlanmış daha sonra 16 Şubat 1950 tarih ve 3531 sayılı Kanunla bugünkü yerine nakledilerek Yusufeli İlçe Merkezi haline getirilmiştir. İlçe, bugünkü adını 1912 yılında Dahiliye Vekaletinin emri gereğince “Kiskim ve Keskin” isimleri karıştırıldığından Veliaht Yusuf İzzettin Efendinin ismine izafeten almıştır.
         İlçe, coğrafi konum itibariyle çok engebeli, dağlık-kayalık bir alana sahiptir. Yerleşim merkezleri genelde Çoruh Nehri ve Barhal Çayının kıyısı boyunca uzanmıştır. İklimi tarım ve hayvancılık için elverişlidir.  
İlçe, Çoruh Nehri ile Barhal Çayı’nın birleştiği bir vadide kurulmuş olup, doğusunda Erzurum İli Olur ve Oltu İlçeleri, güneyinde yine aynı İlin Uzundere ve İspir İlçeleri, batısında, Rize İlinin Ardeşen İlçesi, kuzeyinde ise Artvin İli Arhavi, Borçka, Murgul ve Rize İli Fındıklı İlçesi yer alır. 
 İlçenin İl Merkezine uzaklığı 104 Km.dir. Denizden yüksekliği 560 metre, yüzölçümü 2327 kilometrekaredir. 
 İlçede kara iklimi hüküm sürer. İlçenin en büyük akarsuyu Çoruh Nehri’dir. Bunu Barhal ve Tortum Çayları takip eder. Çoruh Vadisinin uzunluğu Yusufeli sınırlarında 100 km.’dir. Bölge arazisi Altıparmak sıradağlarından, kuzeyden batıya uzanmış şekliyle belirginleşir. Ayrıca Gâvur Dağları’nın silsilesi, Aradağ’ı ve Karadağ’ı meydana getirmektedir. Yüksekliği 3428 metre olan Mersis kayalığı, 3515 metre yüksekliğindeki Demirdağ ile 3537 metre yüksekliğindeki Güngörmez dağı ilçenin başlıca yüksek rakımlı dağlarıdır. 
 İlçe alanında verimli ve verimsiz olmak üzere toplam 224.771 hektarlık bölüm ormanlarla kaplıdır. Ağaç türü olarak Çam, Ladin, Köknar, Karaağaç, Meşe ve Yabanı Kavak cinsleri mevcuttur.
   Yusufeli, Artvin genelinde, dışa en çok göç veren ilçe konumundadır.İlçe nüfusu 1990 yılında 37.060 iken bu rakam 2000 yılında 29.133’e gerilemiştir. İlçenin yıllık nüfus artış hızı %o (-) 24.07, nüfus yoğunluğu 13 kişidir. 
       59 Köy ve 1 Beldeden oluşan İlçenin Merkez Nüfusu 6105, köy nüfusu ise 23.028’dir. İlçeye bağlı belde belediyesi olan Kılıçkaya’nın nüfusu ise 2.659’dur. 
       Yusufeli İlçesinde Merkez Mahallesi, Evren, Hasanağa, Kazım Karabekir, Erdemler Mahallesi ile, 1 Belde ,59 köy, 500’e yakın Mezra vb. yerleşim yeri mevcuttur. 
       İlçede konut sıkıntısı çekilmemekle birlikte, İlçenin Baraj Gölü içerisinde kalacak olması dolayısıyla konut sektöründe önemli oranda bir gerileme görülmüştür.

     Aydın Resimleri Images: 5 Hits: 269 Description: Aydın; tarihin bilinen devirlerinden beri çeşitli uygarlıklara merkez olmuş, antik çağın Afrodisias, Milet, Alinda, Didyma, Nisa, Prien, Magnesia gibi önde gelen kentleri olmuştur.

Bugünkü Aydın, kuzeyindeki Top Yatağı sırtında kurulan Tralles Kenti ile birlikte MÖ 2500 yılında Hititler zamanında gelişmiş, MÖ VII. yy.da Lydia zamanında da en parlak çağını yaşamıştır.

Düşüncenin yaşam ve felsefe arasında kopmaz bağ olarak insan yaşamını işlediği bu topraklar, sırasıyla Frigya, Lidya, Pers, Roma ve Bizans çağlarını yaşamış, daha sonra 1171-1270 yılları arasında Selçuklular, 1270-1307 yılları arasında Menteşeoğulları, 1307-1390 yılları arasında Aydınoğulları, 1390-1922 yılları arasında da Osmanlı dönemini yaşamıştır.

Selçuklularla birlikte Türk uygarlığının izleri olan kültür varlıkları ve vakıf eserleriyle donatılan Aydın; sanat, felsefe, sosyal hizmetler, tarım ve mimaride parlak ve uygar günlere şahit olmuş, geçmiş dönemlerin tarihsel izleri korunarak günümüze kadar taşınmıştır.

Aydın''ın Türk egemenliğinde bir yönetim birimi statüsü kazanması 1390 yılında Yıldırım Beyazıt''ın şehzadesi Ertuğrul Bey''in Vali olarak Aydın''a atanmasıyla başlamıştır.

Aydınoğulları zamanında şehrin adı Aydın Güzelhisarı olmuş, daha sonraları Aydın adını almıştır. Şehir XIV yy. da bugünkü yerine kurularak idari kademelendirme sırasıyla, 1390 yılında eyalet, 1426 yılında sancak, 1811 yılında eyalet, 1850 yılında İzmir’e bağlı sancak olmuştur.

Aydın''ın 1919 yılına kadar sancak şeklinde devam eden bu yönetim şekli, 25 Mayıs 1919-7 Eylül 1922 yılları arasında 40 aya yakın süren işgalden sonra ve Kurtuluş Savaşının kazanılmasıyla birlikte 1923 yılında değişmiş, müstakil vilayet olmuştur.

         Aydın Bozdoğan Resimleri Images: 0 Hits: 170 Description: ilçeye ait bir belde otuz altı tane köy bulunmaktadır. Madran dağının bulunduğu ve Madran sularının çıktığı ilçedir. Pınar madran suları burada ambalajıp dağıtımı yapılmatadır.
Oldukça yüksek bir rakıma sahiptir. Halkı zengindir. İlçede Adnan Menderes Üniversitesi'ne bağlı Bozdoğan meslek Yüksekokul'u bulunmaktadır.
İlçenin nüfusu 2007 ADNKS' ye göre 36463'tür. Bunun 9277'si ilçe merkezinde, 27186'sı ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Aydın Buharkent Resimleri Images: 0 Hits: 173 Description: Aydın il merkezinin 86 km doğusunda İzmir-Denizli karayolu üzerindedir. 1997 nüfus sayımına göre; merkez nüfusu 7.080, köylerin nüfusu 6.464, toplam nüfus 13.544 dır. Sıcak suyu ve jeotermal enerji santraliyle ünlü bir ilçedir. Merkeze bağlı 8 köyü vardır. Kuyucak ilçesine bağlı bir bucak merkeziyken, 19 Haziran 1987'de 3392 sayılı kanunla ilçe merkezi haline getirildi.
İlçe toprakları Menderes Vadisinde yer alır. Genelde düz olan toprakların kuzeyinde bulunan Karlıkdede Tepesi (1724 m) en yüksek noktasıdır. İlçe topraklarını, doğu-batı istikametinde akan Büyük Menderes sular.
Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri pamuk, incir, üzüm, çiğit, buğday ve zeytindir. İlçede tarım ürünlerini işleyen atölyeler vardır. İlçe merkezinin doğusunda yer alan Kızıldere köyü yakınında bulunan jeotermal alanda, Türkiye'nin ilk jeotermal santralı kurulmuştur. 1984'ten beri elektrik enerjisi ve kuru buz üretilmektedir.

İlçe merkezi Aydın-Denizli karayolu üzerinde kurulmuştur. Aydın-Denizli demiryolu ise, ilçenin güneyinden geçer. İlçe olmadan önce ismi Çubukdağ bucağı ve bucak merkezi Burhaniye iken, ilçe olurken jeotermal yataklarından dolayı Buharkent olarak değiştirilmiştir. İlçe belediyesi 1954'te kurulmuştur. Şu anki Belediye Başkanı Fevzi Uzun'dur.

İlçenin nüfusu 2007 ADNKS' ye göre 12527'dir. Bunun 6813' ü ilçe merkezinde, 5714'ü ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Aydın Çine Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: Çine; kuzeyinde Köşk ve Merkez İlçe, güneyinde Muğla ili, doğusunda Bozdoğan, kuzeydoğusunda Yenipazar, batısında Karpuzlu ve Koçarlı ilçeleri ile çevrilidir. Büyük Menderes havzasının güneyinde Madran dağının güneybatı eteklerinde Aydın-Muğla yolu üzerinde yer alır. Merkez ilçeye 38 km. uzaklıktadır. Bu güzel Vadi ve içinden akan Çine çayı mitolojideki Marsyas efsanesine konu olmuş. Efsane şöyle: Tanrıça Athena bu vadi içinden akan derenin kenarında dolaşıp kaval çalarken sudaki aksinde yanaklarının şişkin olduğunu görmüş. Aksini çirkin bulup fırlatıp atmış kavalı. Kavalı bulan Marsyas zamanla öyle güzel çalmaya başlamış ki, ünü her yeri sarmış. Müzikte kendisini rakipsiz gören Tanrı Apollon’a kafa tutar hale gelmiş. Apollon Marsyas’ı yarışmaya davet etmiş. Kral Midas ta hakem olmuş. Marsyas kavalı daha güzel çalmasına rağmen yenik ilan edilmiş, ama kıskançlığını yenemeyen Apollon Marsyas’ın derisini yüzdürmüş, Midas’ın kulaklarını eşek kulağına dönüştürmüş. Ama sonradan yaptığna pişman olup Marsyas’ın bedenini ırmak haline getirmiş. İşte antik adıyla Marsyas, bugünkü adıyla Çine çayı böyle oluşmuş.
İlçe verimli toprakları, doğal koşullarının elverişliliği ve ticaret yolları üzerinde olması nedeniyle tarihi çok eskilere dayanır.
Zamanla; İon, Karya, Lidya, Pers, Roma ve Bizansların egemenlikleri altında kalmıştır. Selçuklu hakimiyetinde Bizans topraklarına yapılan akınlarla büyük çatışmalar yaşayan Çine, daha sonraları Menteşoğulları Beyliğine katıldı.
İlçede ilk yerleşme 8 km. güneyde, günümüzde Eski Çine olarak bilinen yerde oldu. Burası 1426 yılında II.Murat zamanında Osmanlı'ların eline geçti. Bugünkü Çine, Kıroba isimli küçük bir köydü. 1877-1878 Osmanlı-Rus (93) harbi sonunda Filibe, Çırpan, Zağra' dan gelenlerin yerleşmesiyle 1880' de II.Abdulhamit tarafından ilçe yapıldı. Onun ismine atfen kasabanın diğer adı da Hamitabad oldu.
Önceleri Muğla iline bağlı olan Çine tanzimattan sonra Aydın' a bağlandı. 1900 yılında büyük bir yangına sahne olan ilçe yeniden imar edildi.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 53770'dir. Bunun 17867'si ilçe merkezinde, 35903'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Aydın Didim Resimleri Images: 0 Hits: 119 Description: Didim, Aydın'ın turistik bir ilçesidir. Doğuda Muğla il sınırı ve Güllük Körfezi ve Akbük Koyu, batıda ve güneyde Ege Denizi, kuzeyde Bafa Gölü ve Menderes Nehri ile sınırlanmış bir yarımada şeklindedir, yüzölçümü 402 km'dir. 2000 Yılı Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 37.395 kişi yaşayan ilçede 3 bağlı belediye ve 5 köy bulunmaktadır.
Didim ilçesinin ilk yerleşim izleri Neolitik Devre (M.Ö. 8000) uzanır. M.Ö. 16. yüzyılda Miken, Giritliler ve daha sonra da Aka kolonilerinin varlığı görülür. Persler, Romalılar ve Bizanslılardan sonra 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu’nun kapılarının Türklere açılmasından sonra ilk olarak Karia olarak anılan bu bölge Türklerin eline geçmiştir. 1. Haçlı Seferlerinin ardından yeniden Bizans'ın eline geçti.1261 yılından sonra Karia’da Menteşe Beyliği'nin kurulmasıyla Didim ve çevresi bu beyliğin içine alınmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında varlığını "yeronda - yoran" ismi ile sürdürmüstür. 1955 depreminden sonra önceleri halk arasinda "HiSAR" olarak da adlandırılan YORAN devlet tarafından yaptırılan afet evlerine taşındıktan sonra "YENiHiSAR" adını almıştır. Sonrasında isim benzerliğine meyil vermemek için dünya üzerinde sadece bir yerde blunan ve kök olarak "DIDYMAION"'dan gelen "DIDIM" olarak yenilemiştir.
9 Mayıs 1990 tarihine kadar Didim ve çevresi Söke ilçesinin bir parçası iken bu tarihte yayınlanan bir kanunla Yenihisar kasabası merkez olmak üzere Akbük, Ak-Yeniköy beldeleri ile Balat, Batıköy, Denizköy ve Yalıköy köyleri ve Milas ilçesinden alınan Akköy ile ilçe olmuştur. 1999 yılında Yenihisar ilçesinin ismi Didim olarak değiştirilmiştir.
İlçe ekonomisi tarıma ve turizme dayalıdır. Tarla ürünlerinden buğday ve pamuk birinci sırayı almaktadır. Hayvancılık tüketim ihtiyacını karşılayacak kadar olup, özellikle küçükbaş hayvan yetiştiriciliği önde gelmektedir.
Yaz aylarında önemli sayıda turistin ziyaret ettiği ilçede, ekonomi olumlu yönde etkilenmektedir.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 37395'dir. Bunun 25699'si ilçe merkezinde, 11696'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Aydın Germencik Resimleri Images: 0 Hits: 113 Description: Aydın'a 25 km uzaklıktaki ilçe, verimli Büyük Menderes ovasının ortasında yer alır. Aydın-İzmir karayolunun üzerinde olmasının yanısıra, İzmir-Aydın-Afyon ve Ortaklar-Söke gibi iki demiryolunun da kavşağında yeralır.
1997 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre; Germencik'in içinde 12.736, köylerinde 31.555 olmak üzere,toplam 43.931 kişi yaşar. Germencik'in içinde yerleşim, Aydın-İzmir karayolunun iki yanında yoğunlaşmıştır.
Eski bir yerleşme olan Germencik, Aydınoğulları Beyliği varislerinden Hıdır Bey tarafından kurulmuştur. Boyu ile bu topraklara gelen Hıdır Bey, Değirmencik denilen ilk Türk yerleşmesini kurmuştu.
1948 yılında ilçe olan Germencik'in eski adları, İğneabad ile Değirmencik'dir

         Aydın incirliova Resimleri Images: 0 Hits: 155 Description: İncirliova 1600’lü yıllardan beri yerleşim yeridir. Osmanlı imparatorluğu zamanda 1867 yılında bucak olmuş.1898 yılında belediye teşkilatı kurulmuştur. Kurtuluş yıllarında adı “Karapınar” iken 1934 yılında “İncirliova” olarak değiştirilmiştir. 4 Temmuz 1987 tarih ve 3392 sayılı kanun ile İncirliova İlçe statüsüne kavuşmuştur.
Aydın, tarih ve medeniyetin izlerini taşıyan,dünyanın az rastlanır yerlerinden biridir. Tarihin çeşitli dönemlerindeki değişik kültür birikimlerinin, açık bir müzesi durumundadır. İncirliova’nın tarihide Aydın tarihi ile bir bütünlük arz eder.
İncirliova tarih boyunca çok el değiştirmiştir.Fakat bunlar arasında İncirliova’ya uzun yıllar egemen olan, Türkler olmuştur. M.Ö XIII. Yüzyılda, bölgeden Hitit egemenliği kalkınca, sırasıyla, Frigler, Lidyalılar, İonlar, Persler, Büyük İskender, Romalılar; Bizanslılar egemen olmuşlardır. Bu medeniyetlerle ilgili, geniş kapsamlı kazı ve araştırmalar yapılmamıştır. Karabağ, Erbeyli ve Ömerbeyli köylerinde adları bilinmeyen tarihi kalıntılara rastlanmaktadır.
İncirliova; 1400’lü yıllarda Ahiler döneminde gelen bir grup insan tarafından, Sarayçukuru (Kazmaçukuru) mevkiinde kuruldu. İncirliova’yı kuran bu insanlar Madanoğlu ailesinden gelmektedir.
Buraya yerleşenler zamanla çevreye yayılmışlardır. Yerleşim yeri olarak seçilen bu yer, çok sulak bir yer olduğundan adına Karapınar denilmiştir.
Hicri 1266-Miladi 1850 tarihinden 1867 tarihine kadar Aydın İline bağlı kasabalar Tire, Birgi, Ödemmiş, Karapınar, Kuyucak bunlardan bazılarıdır.
İncirliova’nın asıl gelişimi, Aydın-İzmir Demiryolu yapımı sırasında başlamıştır. Amerikan iç savaşı başlaması nedeniyle İngiliz Tekstil Sanayisinde ortaya çıkan pamuk darlığı için yeni üretim alanları aranmış ve Batı Anadolu’daki ovalarda pamuk üretilebileceği görülmüştür. 1853 yılında bir İngiliz iş adamının (tarihi eser uzmanı olduğu söylenir) Aydın vilayet sınırları içinde yeni teknolojinin uygulandığı Çırçır ve yağ fabrikaları kurarak, işletmeye başladılar. Bu işletmelere olan iş gücü ihtiyacını gidermek için dışarıdan bu bölgelere göç arttı. Nüfusu hızla artan İncirliova 1867 yılında nahiye, 1898 yılında belediye olmuştur. İlk belediye başkanı Rum asıllı Anistas Efendi’dir O yıllarda gayrimüslimlerin sayısının artması neticesi şu anki belediye sinemasının olduğu yerde, Kilise binası yapılmış, mezarlık olarak kilisenin ön tarafı kullanılmıştır.
İncir ve pamuk alanlarının artması, bataklıkların zamanla kurumasına yol açmış, şehir içindeki hamam ve değirmende kullanılmak için, yöre halkından olan Ürgüp’lü Hacı Mehmet Efendi’nin öncülüğünde İkizdere çayı mezrasından su getirmişlerdir. İçme suyunu da aynı yerden beton künklerle, yeraltından iki ayrı mahalleye taşımışlardır. Buralara birer çeşme yapılmıştır. İlk Çeşme aşağı mahallededir. Dibektaşı mevkiindeki ikinci çeşme 1894 tarihinde yapılmıştır. Bu çeşmenin kitabesinde « Hasenat ve Hayrat sahibi Muhammet Ali Oğlu Muhammet Ali Ruhuna Fatiha » yazısı ile Rumi 1310 (1894 Miladi) tarihi yer almaktadır. Bu Çeşme 1976 yılında Belediye tarafından restore edilmiştir. 1913 Yılları sonlarına doğru; İncirliova’dan Nazmi Topçuoğlu, Umurlu’dan Kazım Nuri Çörüş, Erbeyli’den Ahmet Sarı ve arkadaşları bulundukları yöredeki yabancı Tüccarların, yerli üreticileri ezmelerini önlemek için kooperatif kurmuşlardır. Daha sonra Ege Bölgesi üreticilerini kooperatifçilik ilkeleri doğrultusunda örgütleyen bu ilk kuruluşlar, Milli Aydın Bankasının bir kolu olarak « Kooperatif Aydın İncir Müstahsilleri Anonim Şirketi » ismiyle 21 Ağustos 1915 tarihinde A.Ş çatısı altında birleştirilmiş ve bu tarih bugün Tariş’in kuruluş günü olarak kabul edilmiştir.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 40733'dir. Bunun 17548'si ilçe merkezinde, 23185'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Aydın Karacasu Resimleri Images: 0 Hits: 135 Description: Aydın-Denizli Karayolunun tali yolu, Kuyucak ilçesinden Karacasu’ya giden karayolu, Dandalaz (Antik adı Marsyna Çayı) çayı boyunca zeytin, narenciye ve daha sonra çam ağaçları arasından kıvrılarak ilçeye ulaşır. Karacasu, Büyük Menderes vadisine güneydoğudan açılan Dandalaz vadisi yamaçlarında kurulmuştur. Aydın il merkezine 87 km uzaklıkta olan ilçe, Menderes havzasının coğrafi yerleşme ve iklim yapısından farklı olarak, yayla özellikleri gösterir.
Karacasu ilçesinin ilk adı Yenişehir’di ; Tanzimat’tan sonra Karacasu olarak değiştirildi. Bazı görüşlere göre, Oğuz Han’ın oğullarından biri olan Aymür aşiretine bağlı Karasu boyu, günümüzdeki kentin olduğu yerde Karasu adında bir köy kurmuştur. 1867’de Aydın’a bağlı bir kaza durumuna getirildi. 1923’te Aydın’a bağlı bir ilçe oldu.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 21980'dir. Bunun 5915'si ilçe merkezinde, 'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Aydın Karpuzlu Resimleri Images: 0 Hits: 115 Description: İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 13207'dir. Bunun 2318'si ilçe merkezinde, 10889'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.
         Aydın Koçarlı Resimleri Images: 0 Hits: 113 Description: Aydına 24 km uzaklıktadır,son on yılda köyden göç eden kişi sayısı artmıştır. İlçeye Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından ögrenci yurdu kazandırılmıştır. Yüksek okulu vardır. Ancak ilçeye bağlı çakmar köyündedir. Aydın'ın şirin ilçelerinden biri olup geçim kaynağı daha ziyade çiftçiliktir. Ancak son yıllarda çiftçilerin yaşamakta olduğu sorunlar sebebiyle yeni arayışlar yeni yatırımlar ve ilçenin tanıtılmasına yönelik çalışmalar titizlikle yapılmaktadır. Öncelikle ilçe olmanın gereği olan yol ve alt yapı çalışmaları hızla devam etmektedir. İlçenin çehresindeki değişim artık farkedilir bir süreç izlemektedir. Yine saklı olan bir gerçek çam fıstığı üretiminde ülkemiz genelinde bergamadan sonra ikinci kaliteli ürün olması özelliği geçen yıl ilki yapılan bu yıl ikincisi yapılacak olan çam fıstığı festivali çalışmaları yine ilçe tanıtımında önemli bir katkı sağlamaktadır.
Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında bucak olan Koçarlı belediyelik iken Cumhuriyet İdaresinde yürürlüğe giren 1580 sayılı Kanun gereğince belediye kurulması için aranan nüfus şartı ve Koçarlı’nın o günkü nüfusunun da 2000’in altında olması nedeniyle bucak merkezi köy olmuş ve 1946 yılına kadar köy olarak kalmıştır. 1 Nisan 1946 yılında ilçe olmuş ve belediye teşkilatı kurulmuştur. İlçenin yüzölçümü 471 km² olup, rakımı 60 m.dir.
Koçarlı ilçesi, ilin en eski yerleşim yerlerinden biri olup, özellikle pamuk ve zeytin ilçe ekonomisinin temelini teşkil eder. Hayvancılık, incir, kestane ve sera çiçeği yetiştiriciliği de gelişmiştir. Ayrıca tarım alet ve makineleri, salamurhane, zeytinyağı fabrikaları ile ekonomisine önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır. Orman köylerindeki halkın geçim kaynağı çam fıstığıdır. Bunun yanında pamuk, buğday, arpa, mısır, sebze, zeytin ve çeşitli meyveler ilçenin ekonomisini oluşturmaktadır
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 37167'dir. Bunun 8927'si ilçe merkezinde, 28240'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır

         Aydın Köşk Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 25321'dir. Bunun 8349'si ilçe merkezinde, 16972'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.
         Aydın Kuşadası Resimleri Images: 0 Hits: 113 Description: İl merkezine yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta, Ege Bölgesi'nin denizle buluştuğu kıyı şeridinde yer almaktadır. Kuzeyde Selçuk ve Pamucak, güneyde Milli Park'ın bulunduğu Dilek Yarımadası ile sınırlanan ilçe merkezi, İzmir, Efes, Meryemana, Milet, Didim, Pamukkale, Marmaris, Bodrum gibi önemli turistik merkezlerin odağında bulunmaktadır.
Kuşadası Limanı, Yunanistan'a ait Sisam adasına yakın olması nedeniyle, buraya gelen turistler için Türkiye'nin ikinci önemli deniz kapısıdır. İlçenin Efes'e yakınlığı da dış turizmin gelişmesinde etkili olmuştur. Kuzeyde İzmir'in Selçuk, kuzeydoğuda Germencik, doğu ve güneyde Söke ilçeleriyle çevrilidir.Yüzölçümü 264 km²'dir.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 65765'dir. Bunun 47661'si ilçe merkezinde, 18104'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır

         Aydın Kuyucak Resimleri Images: 0 Hits: 346 Description: Kuyucak doğusunda Nazilli ilçesi, batısında Buharkent ilçesiyle çevrilidir. Merkez ilçe nüfusu 8000 civarında olup 5 belde ve 23 köy ilçe merkezine bağlıdır. Toplam ilçe nüfusu 37.000 civarındadır.Nazilli ilçesi olmasından dolayı çok gelişememiştir. Ancak yeni yeni gelişmektedir. 10.000 civarlarında nüfusu olan bir yer olan Kuyucak'ta tarım ve hayvancılık ön plana çıkmıştır. İlçede genelde pamuk, portakal,incir, iğlek, zeytin yetiştirilir. İlçenin ismi duyumlara göre daha önceden kuyunun çok olmasından dolayı Kuyuçok imiş. Zamanla ismi Kuyucak olarak değişmiştir. İlçenin su ihtiyacı etrafındaki dağlardan sağlanmaktadır. İlçede Adnan Menderes Üniversitesine bağlı 800 öğrenci kapasiteli meslek yüksek okulu, 3 ilköğretim 1 çok programlı lise ve anadolu lisesi bulunmaktadır.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 31094'dir. Bunun 7282'si ilçe merkezinde, 23812'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır

         Aydın Nazilli Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: Nüfusu 145.000, yüzölçümü ise 664 km²'dir.
3 adet belediye ve 58 adet köy Nazilli'ye bağlıdır.
Konum olarak Nazilli, Aydın-Denizli Karayolu (E-87 Karayolu), İzmir-Denizli demiryolu üzerinde, Aydın’a 47 km. uzaklıkta bulunmaktadır.

         Aydın Söke Resimleri Images: 0 Hits: 125 Description: Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir. 1.356 km² lik bir yüzölçümüne sahiptir
Bizans egemenliğinin sonlarına doğru, 1300 yıllarında, Aydın Bey'in Türkmen aşiretlerini buraya getirdiği ve Söke'yi bu aşiretlerden birinin başkanı olan Süleyman Şah'ın dedesi adına kurduğu söylenir. 1426'da Menteşe Beyliğinin merkezi olan söke, Osmanlılar döneminde de Menteşe Sancağının merkezi olarak kaldı. 18.yy başlarında Siğla Sancak merkeziyken 1868'de Aydın'a bağlandı.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 137739'dir. Bunun 62384'si ilçe merkezinde, 75355'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır

         Aydın Sultanhisar Images: 0 Hits: 102 Description: 1958 yılına kadar Nazilli ilçesine bağlı bir bucak merkezi olan Sultanhisar, 1958 yılında ilçe olmuştur. Sultanhisar 1270 yılında Selçuklular tarafından kurulmuş yakın tarihimizin bir kültür merkezidir. 1425 yılında Osmanlı İmparatorluğu hakimiyeti altına girmiştir. Aydın Bey’in kızlarından Nilüfer Sultanın hisarıdır. Bu güzel şehir onun eseri olup, kasaba ismini böylece Sultanhisar olarak almıştır. Yüzölçümü 267 km², ve rakımı 84 m’dir. 2000 Yılı Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 22 795 kişi yaşayan ilçede 3 bağlı belediye ve 11 köy bulunmaktadır.
İlçede yetiştirilen belli başlı ürünler Akdeniz ve Ege Bölgelerinin özelliklerini taşıyan zeytin, incir, üzüm, narenciye ve pamuktur. İlçede Türkiye’de yetişen her türlü ürün yetiştirilmektedir.
İlçenin sanayisi tarıma dayalıdır. Bunlar zeytinyağı fabrikaları, pamuk çırçır fabrikaları, tarım ürünleri mumlama ve paketleme tesisi ve incir işletmeleridir. Bunlardan başka bir emaye, bir jant ve bir dişli fabrikası mevcuttur.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 22795'dir. Bunun 6256'si ilçe merkezinde, 16539'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır

         Aydın Yenipazar Resimleri Images: 0 Hits: 112 Description: Yenipazar Belediyesi 1884 yılında belediye teşkilatı kurulmuştur. 1957 yılında ilçe olmuştur. Belediye başkanı Zafer SAVCI'dır. Ayrıca en gelişmiş köyü Hamzabali'dir.
İlçede Yörük Ali Efe Müzesi bulunmaktadır.
Aydın Denizli ana yolundan 8 km. içeride bulunduğundan göç almamış ve bu nedenle Aydın kültürünü koruyabilen bir ilçe olup, kendine has pide çeşitleriyle ünlüdür.
İlçenin Nüfusu [değiştir]2000 yılı Genel Nüfus Sayımı'na göre merkez ilçe nüfusu 7.766, köy nüfusu 7.478, toplam nüfusu 15.244'tür.

     Balıkesir Resimleri Images: 5 Hits: 261 Description: Balıkesir çevresinde bulunan pekçok höyük, iskan edilmiş mağara ve düz yerleşim yerinde yapılan araştırmalarda ele geçen bulgular, buralarda bilinmeyen çok eski zamanlardan MÖ 8000-3000 yılları arasında yerleşilmiş olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu arada Yortan Mezarlığı''nda yapılan çalışmalar, burada bir mezar kültü olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hitit metinlerinde ASSUVA diye anılan Batı Anadolu''nun bu bölgesi Antik çağda MYSIA diye anılmakta idi. MÖ 3000-1200 yılları arasında bu bölgede farklı diller konuşan Pelasg ve Leleg kolonileri kurulmuştur.

4. Truva döneminde (MÖ 1800-1250) Antik çağda İda diye anılan Kaz dağları eteklerinde geçen efsanevi Truva Savaşları bölge halkını da derinden etkilemişti. Homeros''un Odeseus''unda anlatılan Argonotlar Arteka (Erdek) ve Kyzikos''a bu dönemde geldiler.

         Balıkesir Ayvalık Resimleri Images: 0 Hits: 162 Description: Ansiklopedilere göre,Cezayirli Hasan Paşa 5 Temmuz 1770'de ,Çeşme önlerinde Koyun Adaları civarında,Rus donanmasıyla çarpışmakta bulunan Osmanlı donanmasının sağ kanat komutanıdır.Çarpışmada kendi gemisi ateş alır,yaralanır ve bir salla karaya çıkarılır.Düşman ,İzmir Limanına girmesin diye oralarını sağlamlaştırır;sonra Foça,Karaburun ve Midilli Adası yoluyla Çanakkale'ye varıp Osmanlı donanmasına katılır.Ayvalık üstüne yazı yazan yabancı kaynaklara göre ise Cezayirli Hasan Paşa Ayvalık'tan geçerek İstanbul'a gitmiştir.Çarpışma esnasında gemisi hasar gören Cezayirli Hasan Paşa'nın yanındaki bir kaç askeriyle birlikte karaya çıkıp yemek ve yatacak yer için bir çiftliğe sığındığı ve çiftlik sahibi papazın kendilerini buyur edip bir hafta kadar bir süre ağırladığı anlatılmaktadır.Paşa'nın bu süre sonrasında İstanbul'a dönebilmek için Çanakkale'deki donanmaya katılmasında Papazdan yardım istemesi üzerine Papaz 50 silahlı adam ile yardım da bulunur.Ayrılırlarken dostluklarını tekrarlarlar.Hasan Paşa İstanbul'a ulaştıktan bir süre sonra Gazi ünvanı alarak sadrazamlığa yükselir.Kent dertleriyle başı çok ağrıyan Papaz ise Hasan Paşa'yı hatırlayarak İstanbul'a gider ve kendisinden kentine özerklik verilmesini ister.Kurtuluşunu kendisine borçlu olduğunu ve ne dilerse yapacağını söyleyen Hasan Paşa Papazın isteğini gerçekleştirir ve kentine özerklik verir.İşte bu özerklikten sonra Ayvalık'a yerleşen zenginler,sanaatkar rumlar kenti daha da geliştirip ünlendirirler ve bu debdebe ,bu yaşantı ,bu ilerleme 1821 Yunan İhtilaline kadar sürer.
İlçe nüfusu 2000 sayımlarına göre 58,738 kişidir. Bu nüfusun yaklaşık olarak 31,986'sı ilçe merkezinde yaşar.Yazları gelen turistlerle nüfus oldukça artar.

         Balıkesir Balya Resimleri Images: 0 Hits: 157 Description: İlçe Balıkesir'in kuzey batısında yer alır. Balıkesir- Çanakkale yolu ilçenin ulaşımını sağlar.İlçe toprakları Kocavaşar Çayı ve kollarının açtığı vadiler ile bunların iki yanında yükselen dik yamaçlardan oluşur. 30 Haziran 1920 'de yunan işgaline uğrayan ilçe 6 Eylül 1922 'de işgalden kurtulmuştur.
Balıkesir il merkezine 52 Km. mesafede olan İlçemizin doğusunda Balıkesir, batısında Çanakkale İlinin Yenice ilçesi, kuzeyinde Manyas ve Gönen ilçeleri, güneyinde de İvrindi ve Havran ilçeleri yer almaktadır.
Dağlık bir alanda kurulan Balya sakin bir ilçedir. Yaklaşık yüksekliği 150 metredir. 23 km ilerisindeki şifalı suları büyük ilgi görmektedir. Fransızların eseri olan 100 yıllık maden ve yakınındaki hastane gibi o döneme ait mimari eserlere sahiptir. Çanakkale'ye 170, Balıkesir'e 52, İstanbul'a 224 km'dir.
İlçemiz Marmara Bölgesinin güneyinde Balıkesir iline bağlı olup, Yüzölçümü 952 Km²’dir. Arazi dik yamaçlı derin vadilerle ayrılmıştır. Dik yamaçlı derin vadilerle kasabanın 20 Km. kuzey batısındaki Konak, batıdaki Ekizce, doğudaki Akçal Dağları Balya’nın en önemli engebelerini teşkil eder. En yüksek tepesi doğudaki Akçal Dağları üzerinde bulunan Akçal Dedesi Tepesi’dir. Balya’yı Kocaçay boydan boya kat ederek Manyas Gölü’ne dökülür.
22 Ekim 2000 Tarihinde yapılan en son Genel Nüfus Sayımına göre İlçemiz merkez nüfusu 1.916, Bucak ve Köyler Nüfusu 16.953 olup toplam nüfus 18.869tur. Kütüklere kayıtlı künye sayısı 114.402lerdedir.

         Balıkesir Bandırma Resimleri Images: 0 Hits: 108 Description: Balıkesir'in Marmara'ya açılan kapısı olan Bandırma, Balıkesir'in kuzeyinde, Marmara Denizi kıyısında bulunan bir kenttir.dünyanın en güzel şehridir Bandırma, Bursa girişi ile Çanakkale girişi arasında 19 km mesafe bulunan büyük ve gelişmiş bir sanayi kentidir.
690 km² yüzölçümüne sahip olup denizden yüksekliği 1 metre ile 764 metre arasında değişmektedir. İlçenin kuzeyinde yer alan ve kendi adıyla anılan körfezin uzunluğu 31 km’dir. İlçenin en yüksek dağı, doğusunda yer alan 764 metre yüksekliğindeki Karadağ’dır. Bandırma'nın kuzeyinde Marmara Denizi ve Kapıdağ yarımadası, güneyinde Manyas ilçesi ve Manyas Kuşgölü, doğusunda Karacabey ilçesi, batısında ise Erdek ilçesi bulunmaktadır. 2007 Yılı Adrese Dayalı Nüfus Sayımına göre 129.000 olan nüfusu, Bandırma'yı Marmara Bölgesi'nin 9. büyük yerleşim bölgesi ve Güney Marmara'nın 1. büyük liman kenti yapmaktadır.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 120753'dir. Bunun 97419'si ilçe merkezinde, 23334'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Balıkesir Bigadiç Resimleri Images: 0 Hits: 106 Description: Bigadiç, MİSYA Kıt'asının önemli askeri geçit noktalarından birini teşkil etmektedir. Tarihi kaynaklara göre beş bin yıllık bir geçmişe sahip ilçemiz; Firigyalılar, Lidyalılar, İranlılar, Romalılar, Selçuklular, Karesibeyleri ve Osmanlı devrini yaşamış ve birçok değişikliklere uğramıştır. Bilhassa Karesibeyliği ve Osmanlılar zamanında imar görmüş olup,önemli tarihi eserler meydana getirmiştir.
Bigadiç tarihi gelişimi içerisinde "DİDİ MOTİ HE", "AKHYROUS", "BİGADİA", "BİGADOS", "BUGADIÇ" ve nihayet 'BİGADİÇ" isimlerini almıştır.
Karesibeyliği tarafından imar edilen Bigadiç bu beyliğin kervan yolları üzerinde idi. Ayrıca askeri amaçla da kullanılıyordu. Tarım alanları çok önemli olan Bigadiç, Osmanlılar zamanında daha merkezileşerek büyüdü,önemli bir kültür merkezi oldu. Bu dönemde Cami, Han, Hamam ve Medrese gibi birçok eserler yapılmıştır.
Meşrutiyet döneminde mülteci iskanına yerli halkın karşı çıkması üzerine zamanın padişahı tarafından ilçe statüsü Balya'ya kaydırıldı. Uzun zaman böyle kaldı. 1942'de önemli bir depremle harap olan Bigadiç yeniden imar edilerek 1943 yılında ilçe merkezine dönüştürüldü.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 49957'dir. Bunun 15000'si ilçe merkezinde, 35407'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Balıkesir Burhaniye Resimleri Images: 0 Hits: 103 Description: Şehrin tarihçesi, bilinebilen ilk yerleşim yeri olan ve bugünkü İskele Mevkii yakınlarında Lidya Kralı KREZÜS’ ten çok önceleri kurulan ANAHOR veya PİDASUS adlarıyla anılan büyük bir şehir ile başlar. M.Ö. 1443 yılında , ilk kez MYSİA bölgesi halkı tarafından inşa edilmiş olan kent, Antik Çağda ADRAMYTTEİON’a bağlı olarak kalmış ve tarih boyunca da ADRAMYTTEİON (latince adıyla ADRAMYTTİON) veya ADRAMYTTUM adları ile birlikte anılmıştır. ADRAMYTTEİON adı Lidya Kralı KREZÜS’ün kardeşi ADRAMYS’ten kaynaklanır. ADRAMYS , savaşlarda harap olan kenti yeniden inşa ettirmiş ve kendi adını vermiştir.
Tarih kitapları Edremit Körfezi’nin çok eski çağlardaki en önemli yerleşim yerinin Eski Edremit diye bilinen, bugünkü Ören İskelesi yanında bulunan Karataş Mevkii’nden itibaren 8 km.lik bir daireyi kapsayan ADRAMYTTEİON olduğunu yazar.Tarihçiler ADRAMYTTEİON’un civarında TROYA, PERGAMON ve TAİP gibi ünlü şehirlerin bulunduğunu , o devirde bölgedeki tek Anayasa Mahkemesinin ADRAMYTTEİON’da olduğunu ve kentin Hukuk Merkezi olarak anıldığını belirtirler.Romalıların istila devrinde Edremit ile birlikte Roma İmparatorluğu topraklarına katılmış olan kent,bu devirde kültürel bakımdan çok önemli bir yerde bulunmaktaydı.MS. 280-305 tarihlerinde Anadolu’daki 45 psikoposluktan biri Adramytteıon’da bulunmaktadır. Daha sonraları Bizans İmparatorluğu egemenliğine giren şehir, bu dönemde önemini giderek kaybetmiş ve bu topraklar üzerinde sık sık yaşanan savaşlardan dolayı günümüze çok az sayıda tarihi eser kalmıştır. Selçuklu İmparatorluğu’nun yükselme devrinde bu imparatorluğun egemenliğine giren kente, Selçuklu İmparatoru KILIÇ ASLAN tarafından Sınır Komutanı olarak TAYLI BABA gönderilmiş; TAYLI BABA bölgeyi Bizanslılardan tamamen temizlemiş ve dağınık halde yaşayan halkı, bugünkü Taylıeli Köyü’nün olduğu yerde toplayarak burayı kendine merkez yapmıştır. Ancak bölgenin dağlık ve genişlemeye elverişsiz olması yüzünden Taylıeli Halkını daha sonra bugünkü Memiş Mahallesi’nin olduğu düzlüğe taşımıştır. Selçukluların dağılması ile Karesioğulları’nın eline geçen kent,1323 yılında da Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanmıştır. 1484 yılında ise bugünkü Kızıklı Köyü’ne doğru uzanan Su Kemeri’ne atfen KEMER adını almıştır.1866 yılına kadar Edremit’e bağlı bir Bucak olan kent, 1867 yılında bağımsız İlçe olmuştur. 19. yy’da Sultan Abdülhamit zamanında oğlu BURHANETTİN’in adına atfen ilçenin adı BURHANİYE olarak değiştirilmiştir. Milli Mücadele döneminde tüm Ege Bölgesi ile birlikte işgale uğrayan Burhaniye 08.EYLÜL.1922’de kurtulmuştur.
İlçenin toplam nüfusu 43.211 olup, bu nüfusun 31.336’sı İlçe Merkezinde 11.875’i köylerde ikamet etmektedir. İlçemizin sahilde olması nedeniyle çok sayıda yazlık ev ve tatil siteleri bulunmaktadır. Tatil sezonunda İlçe nüfusu normalin çok üzerinde artış göstermektedir.

         Balıkesir Dursunbey Resimleri Images: 0 Hits: 102 Description: Roma Uygarlığı döneminde Dursunbey civarına ABRİETTENE adı verildi. Abriettene bölgesinde merkez olan Dursunbey" in ismi de Hadrianeia idi. Hadrianeia (Dursunbey) Romalılar döneminde önemli para basım yerlerinden biri idi. Roma İmparatorları döneminde başta Hadrian, Antonius, Pivs, Faustina, Marcus Aurelius, gibi önemli imparator ve komutanlar isimlerini ve resimlerini taşıyan bakır ve gümüş paralar darb ettirmişlerdir. Hadrianeia ismi ünlü Roma İmparatoru Hadrian"dan gelmektedir. Dursunbey yöresine verilen "Hadrianeia" ismi de büyük olasılıkla onun şerefine kurulan bir şehir olduğunu göstermektedir. Hadrianeia şehrinin Milattan sonra 131-132 yıllarında kurulduğu tahmin edilmektedir.
Osmanlı Devleti zamanında İkinci Osmanlı Padişahı Orhan Gazi, Emir Dursun’u buraya komutan olarak atamış; İlçeye Emir Dursun’a izafeten DURSUNBEY denmiştir. Dursunbey, Balıkesir Mutasarrıflığına bağlı "Balat" adi ile anılan bir bucak merkezi iken 1918 yılında ilçe haline getirilmiştir. Dursunbey kurtuluş savaşı sırasında düşman işgaline uğramış, 3 Eylül 1992 günü kurtarılmıştır.
Son nüfus sayımına göre Merkez 14.774, Köyler 32.928, toplam 47.702’dir. İlçemize bağlı 102 köy bulunmaktadır.

         Balıkesir Edremit Resimleri Images: 0 Hits: 123 Description: İlçe, Ege Bölgesi’nin kuzeyinde-Çanakkale-İzmir karayolunun üstünde Edremit Körfezi’ nden 8 km. içerinde kurulmuştur. İzmir’e 200 km. ve Çanakkale’ye 135 km. uzaklıktadır.Ticaret merkezi olup zeytin ve zeytinyağı başta olmak üzere birçok ürün bulunmaktadır.
Eski Edremit ;Adramut,Adramyttion,Landramytti,Edremittin gibi çeşitli adlarla anılmıştır.Kent Lidya Kralı Krezüs’ün eline geçtiğinde kardeşi Adremis tarafından yeniden
yaptırılıp süslenir ve onun adını alır.Eski Edremit kenti, M.Ö.548’de Perslerin, 422’de Delolusların, 334’de İskender’in,132’de Romalıların eline geçer.Burada yapılan tersanelerde büyük gemiler yapılır.M.S. 600 yılında Adli teşkilatın merkezi olur.1076’da Selçuk Sultanı Süleyman Şah’ın hücumuna uğrar,halk çevreye dağılır.1099’da Edremit ve civarı Bizans İmparatoru Aleksi Kommen’in eline geçer.Edremit’in Türklerin eline geçmesi üç ayrı koldan
Gerçekleştirilen mücadeleler sonucu olur.Sonuçta Türk akıncılarının komutanı Yusuf Sinan
şehrin anahtarını alır ve bir hamam ile cami yaptırır.(Kurşunlu Camii)Osmanlı döneminde ise Edremit ve Akçay’daki tersanelerde, Kazdağları’ndan elde edilen kerestelerle gemiler yapılır.Midilli Adası’nın alınmasında Edremit Körfezi kıyılarında bir çok kahraman denizciler yetişmiştir. 9 Eylül 1922 tarihinde Edremit tam bağımsızlığına kavuşmuştur.
Edremit Merkez nüfusu 39.202, Akçay 9.039, Altınoluk Beldesi 11.028, Güre Beldesi 3.944, Kadıköy Beldesi 4.404, Zeytinli Beldesi 10.893, Köylerin toplam nüfusu 14.841’dir.

         Balıkesir Erdek Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: Marmara Denizi’nin güneyindeki Kapıdağ Yarımadasının (Antik Arktonnesos) Erdek ve Bandırma Körfezleri arasındaki bataklığın hemen kuzeyinde geniş bir alana yayılmış olan Kyzikos, bugün ‘Belkıs’ ve ‘Balkız’ olarak anılmaktadır. Bir yarımada olan Kapıdağ, antik çağlarda bir ada idi. Zamanla çökme ve dalgaların getirdiği çökeltiyle ada niteliğini kaybetmiştir. Hatta İÖ.334 yılında Büyük İskender’in buraya bir köprü yaptırdığı da antik kaynaklarda vardır. İzlenilen kalıntılara göre kentin yerleşim alanı kuzeyde Dyndimos Dağı(Ayı Dağı), Hamamlı ve Belkıs (Yeniköy) köyleri, batıda Erdek Körfezi ve Düzler Köyü, güneyde Erdek-Edincik karayolu; Doğuda Aşağı Yapıcı Köyü ve bandırma Körfezi ile çevrelenmiştir. Konumlandığı bölgeden de anlaşıldığı gibi Kyzikos, barındırdığı doğal limanlar ve verimli topraklarla Antik Çağda yörenin deniz ticaretini elinde tutmuş; zeytincilik, balıkçılık,kozmetik ve şarapçılıkta oldukça ileri bir düzeye erişmişlerdir.
Tarih çağlarında, Artake’den ilk söz eden Herodot olmuştur. Artake, MÖ. 7. yy’ başında Miletoslular tarafından kolonize edilmiş, MÖ. 361 yılından evvel bütün Kapıdağ ile birlikte Kyzikos’un egemenliğine girmiştir. Helenistik çağ boyunca sürekli olarak yükselip parlayan Kyzikos’un yanında gittikçe önemini yitiren Artake, Roma döneminde de bu sitenin bir dış mahallesi durumuna düşmüştür. Bizans çağıyla beraber limanları ihmal edilen, depremlerle yıkılan binalarının, taşları yağma edilen Kyzikos’un gerilemesiyle, gelişmeye başlamış ise de Kyzikos’un ününe yetişememiştir.
Tarihçi Herodot, iktisadi durumunu da ele alarak üzümünü, şarabını, zeytin ve zeytinyağını methetmiştir.
Artake, 1339 yılında Orhan Gazi’ nin oğlu Süleyman Paşa tarafından fethedilip, Türk egemenliğine geçmiştir. 1807’de de Karesi Sancağına bağlanmıştır.
2000 yılı Genel Nüfus Sayımına göre 32.442’dir. yüzölçümü 30.630 hektar olup, 2 Belde ve 20 Köyü bulunmaktadır

         Balıkesir Gömeç Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: Antik adı ‘Kisthene’dir. Yerleşim merkezinin kuzeyinde, deniz kıyısında, Eski Tunç Çağı’ndan itibaren kesintisiz yerleşilmiş Kızçiftliği Höyüğü vardır. Buradan çıkan seramik malzeme, ilçenin MÖ. 1200’den itibaren Ege Adaları ve Batı Ege Kıyıları ile sıkı ticari ilişkide olduğunu anlatmaktadır.
İlçe merkezi 400-500 yıl önce 1 km. batıda, Balıbahçe mevkiinde ‘Ağaköy’ adı ile kurulmuş; daha sonra bugünkü yerine taşınarak, Emrutabat adı zamanla Armutova’ya dönüşmüştür. Merkezde yoğun arıcılık yapıldığından, merkeze bal peteği anlamında “Gömeç” adı verilmiştir. Gömeç adı Bucak Merkezi, Armutova adı ise, tüm Bucak’ın adı olarak kullanılmıştır. Gömeç I.Dünya Savaşı’nda Yunan işgaline uğramış, 6 Eylül 1922 tarihinde düşmandan kurtarılmıştır. Karaağaç Kasabamızda İstiklal Savaşı sırasında Ali ÇETİNKAYA’nın komutasında Karaağaç Cephesi Komutanlığı kurulmuş,
savaş süresince görev yapmıştır
Gömeç Belediyesi, 1913’de kurulmuş, 1928 yılında kaldırılmıştır. Daha sonra 16.12.1955 tarihli Müşterek Kararname ile kurulmuş; 1956 yılında faaliyete geçmiştir.
İlçemizin kuzeyinde Edremit Körfezi ve Burhaniye İlçesi, doğusunda Burhaniye İlçesi, güneyinde Ayvalık İlçesi, batısında Edremit Körfezi bulunmaktadır.
İlçemizin yüzölçümü 223 km2.dir.
Merkezin rakımı 10’dur.
Yıllık ortalama sıcaklık 15-16 derecedir.
İlçemizin doğusunda Madra Dağı bulunmaktadır. İlçemizde akarsu olmayıp, arazinin % 70’i dağlık, %30’u ovalıktır.
22 Ekim 2000 yılı genel nüfus sayımı geçici sonuçlarına göre;
İlçe Merkezi: 4.102
Karaağaç Beldesi: 2.436
Köyler toplamı: 4.384
İlçe genel toplamı: 10.922 kişidir.

         Balıkesir Gönen Resimleri Images: 0 Hits: 100 Description: Kaplıcalar çevresinde yapılan hafriyatlar sırasında ortaya çıkan mozaikler, yazılı taşlar sütun başlıkları, madeni paralar gibi tarihi eserler Gönen’in, yerleşim yeri olarak kullanılmasının Milattan Önce’sine dayandığını göstermektedir.MS.II.yy. ait bulunan kitabelerde şehrin adı ‘Sıcak Su Şehri, Thermi’, hamamlarda ‘Granikaion Hamamları’ olarak geçmektedir. Bu kitabelerde, sıcak suyun şehir için önemli olduğu ve şifa dağıtan suyun insanlara sunulması için yardım yapan yönetici ve kişilerin isimleri belirtilmektedir.
Uzun süre Bizans yönetiminde kalan bölge, 13.yy’da Anadolu Selçuklularının eline geçmiş, bu Devletin dağılmasından sonra Karesi Beyliği yönetiminde kalmış ve nihayet 1334 yılında Osmanlı idaresine katılmıştır.
Doksan Üç Harbi denilen 1877-1878 Türk-Rus savaşının ardından Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan çok sayıda Türk boyu göçmen olarak gelip Gönen’e yerleşmiştir.
1881 yılında Erdek’ten ayrılarak ilçe yapılmış, 1885 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. 6 Temmuz 1920 de Yunan işgaline uğramış, 6 Eylül 1922 de kurtarılmıştır.
En son Genel Nüfus Sayımına göre Belde ve Köyler dahil 71.804’dür.

         Balıkesir Havran Resimleri Images: 0 Hits: 111 Description: Çok eski bir yerleşim yeri olarak, Havran’nın bilinen ilk ahalileri Lelejler ve Pelasglardır. M.Ö.546 ‘da Lydia Devleti, Persler tarafından yıkılınca Havran Bölgesi de Pers egemenliğine girdi. M.Ö. 334 ilkbaharında Makedonyalı İskender ile Persler arasındaki savaştan galip çıkan İskender tüm Mysia Bölgesi ‘nin ( Uludağ ile Kaz Dağları arasındaki bölge) hakimi oldu. M.Ö. 283 yılında kurulan Bergama Krallığı, bu bölgede hakimiyet kurdu.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türklerin eline geçmiştir.
1175 de Eskişehir Ovası’nda toplanan 100.000 Türkmen hiç bir sultandan emir almadan Muğla, Denizli, Bergama ve Edremit havalisine gelerek kıyı kentlerine yerleştiler.
Bölgedeki dağlardan birine adı verilen Eybek Bey de bu akının içinde yer almıştır.
1280 de Danişmend soyundan geldiği için bölgedeki Türkmenler tarafından büyük hürmet gösterilen Karesi Bey, kısa sürede bölgede hakimiyet kurdu.Böylece bölge kesin olarak Türklerin eline geçti.
1402 Ankara savaşında Osmanlı ordusu yenilip geri çekilince Timur’un askerleri Bursa’ya girerek hazineye el koydu. Kazdağları’na saklanan Osmanlı askerlerini ele geçirmeye çalışan Timur’un torunlarından Şeyh Nurettin Mahmut emrindeki orduyla, bunları izleyip Havran’a geldi. Ele geçiremeyince de yıllardır barış içinde yaşayan ve zenginleşen Havran ve çevresini talan edip, yakıp yıktılar. Tahribat öylesine büyüktü ki, 1890’lara kadar Osmanlı belgelerinde Havran bölgesi; “Viraneli” kaydolundu. Daha sonraları onarılarak güzelleştirilen şehre ‘Huriler Diyarı’ anlamına gelen HAVRAN ismi verilmiştir.
Antik dönemde Havranın adının “ Aureline” altın ülkesi olarak anıldığı söylenir. Altının simgesi olan Au, Latince “ Avrum“ dan gelmektedir. Havran isminin zamanla Aureline’ den ‘Altın ülkesinden gelme’ ihtimali de oldukça yüksektir.
Osmanlı döneminde Havran Bölgesi, Edremit kadılığına bağlı büyükçe bir köy (kariye ) durumunda kalmıştır. Çanakkale Zaferinin kazanılmasında büyük katkısı bulunan ve 276 kg top mermisini kaldıran Koca Seyit Çavuş ile yine bu savaşta kahramanca mücadele eden Ömer Çavuş Havranlıdır.
22 Ekim 2000 Genel Nüfus Sayımına göre toplam 26.670’dir.Yüzölçümü 559km2’dir.

         Balıkesir ivrindi Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: Adının nereden geldiği kesin olarak bilinmemekle beraber, İvrindi kelimesinin “Aya Rindi”
kelimesinden ya da pınar anlamına gelen “Avrandi’’ kelimesinden geldiği sanılmaktadır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında bucak olan İvrindi, 2 Ağustos 1944 tarihinde 4642 sayılı kanunla ilçe haline getirilmiştir.
22 Ekim 2000 tarihinde yapılan Genel Nüfus Sayımına göre İlçemiz Merkez nüfusu 5.753, Bucak ve Köyler nüfusu 32.256 olup, toplam 38.009’dur. İlçemizin yüzölçümü 76.280 hektardır. 4 Beldesi, 61 Köy bulunmaktadır.

         Balıkesir Kepsut Resimleri Images: 0 Hits: 119 Description: İlçenin ne zaman ve kim tarafından kurulduğu bilinmemektedir. Kepsut’un Bergama Krallığı, Misyalılar devrindeki adı Hadri Anut veya Herun’dur. Şimdiki adı Kes-bit ‘Kesildiğinde hemen yerine yenisi yetişen’ anlamına gelmektedir. Arazinin verimli olması mahsulün çabuk yetişmesi nedeniyle Kesbit denilmiştir. Halk arasında söylenen “Arabamın espiti dolaşalım Kesbiti” Türküsüne bakılacak olursa isminin “Kesbit” ten geldiği varsayımı daha doğrudur. Bir başka varsayım da, (Kev-keb-i-sut) kelimesi faydalı yıldız demektir.
1953 Yılına kadar ( KEPSÜT) olarak resmi yazışmalarda ismine rastlanan ilçemizin adı İlçe olması hakkındaki kanunda Kepsut yazıldığı için artık o günden sonra bu şekliyle söylenmeye başlamıştır. Kelimelerden hangisi olursa olsun bölgenin verimliliğini ifade ettiği bir hakikattir.
1956 yılında bir arkeologun bu bölgede yaptığı incelemede bulduğu eserlerden bir kısmının Tunç devrine ait yortan tipi mezarların mevcut olduğu, bu mezarlardan çıkan seramiklerden anlaşılmıştır.
İlçenin ova köylerinde Roma, Bizans devirlerine ait yazılı taşlara rastlanmaktadır. Dedekaşı Köyü hududu içinde büyük bir yığma mezar (Tümülüs) Akçaköy’de de devrin büyükleri için yapılmış mezarlar meydana çıkarılmıştır.Kepsut, Asya’yı Ön Asya ile Anadolu köprüsü üzerinden dünyanın batısına bağlayan en önemli kavşak bitimi olan bölgede yer alır..Osmanlılar devrinde Bursa vilayetine bağlı olan Kepsut, mülki teşkilatın kuruluşundan 1283 Rumi senesine kadar Bursa’ya bağlı bir kaza olarak kalmış, 1867 tarihinde nahiye olarak Balıkesir sancağına bağlanmıştır. 27.02.1953 tarih ve 6068 sayılı Kanunla 1.3.1953 tarihinde bugünkü konumu olan Balıkesir iline bağlı bir ilçe haline gelmiştir.
Ayrıca ilçenin Tekkeışıklar Köyü’nde, Yıldırım Beyazıt’ın sancak beylerinden olan ve Ankara Savaşı’na katılan Ayni Ali Bey”in türbesi de tarihi önem taşır.
Son nüfus sayımına göre Merkez İlçe 5.545, Köyler toplamı 22.477’dir. yüzölçümü 894 km.2’dir. Rakım 106m.’dir.

         Balıkesir manyas Resimleri Images: 0 Hits: 93 Description: Coğrafyacı Strabon’a göre bu beldenin en eski sakinleri Dolionlardır. Eski ismi Milotopolis veya Pemaninos olan Manyas’ın Ergili Mevkii’nde yapılan kazılarında, 6. ve 7. yy’a ait Doğu Yunan seramik parçaları elde edilmiştir. 12. Asır sonunda Anadolu Selçuklu Devleti çökünce Karesi Bey, bu bölgeyi egemenliği altına almıştı. Manyas 1337 yılından sonra ise Osmanlı idaresine geçmiştir. 1877 Osmanlı – Rus harbi sonucunda Kırım Türklerinden 25 hane, bölgeye yerleşmiştir. Çevre halkı tarafından Tatar Köy adı verilen ve çeşitli göçlerle büyüyen yerleşim, Bandırma’ya bağlı Manyas nahiyesi olmuştur. 1936 yılında 3012 Sayılı Kanunla Balıkesir’e bağlı bir ilçe haline gelmiştir.
En son Genel Nüfus Sayımına göre İlçemiz nüfusu toplam 25.148’dir.

         Balıkesir Marmara Resimleri Images: 0 Hits: 136 Description: Adada ilk yerleşme, antik çağda Miletoslularca olmuştur. Adada deniz kolonileri ile bağlanan yerleşim, 15.yy’dan itibaren de Türklerle devam etmektedir. Ada halkının çoğunluğu oluşturan Rumlar, yüzyıllarca Türklerle yan yana yaşamışlardır. Lozan Anlaşması Mübadele maddesi hükümlerince Rumlar, Yunanistan’a gitmek zorunda kalınca adaya özellikle Karadeniz Bölgesinden gelenler ile Girit Adası’ndan mübadele ile gelenler yerleştirilmiştir.
Antik ismi Prokonnesos olan ada, Kyzikos ile birlikte Delos deniz birliğine bağlanmıştır. İlk çağlardan bu yana mermer yatakları nedeniyle ülkeyi imar etmek isteyen Roma ve Bizans İmparatorluğu’nun en ünlü komutanlarının ilgisini çekmiştir. Osmanlı döneminde de yapılan cami ve sarayların mermerleri buradan sağlanmıştır.
Marmara Adaları Marmara Denizi’nin güneybatısında ada Kapıdağ Yarımadası ile Şarköy arasında sığ bir deniz alanında yer alır. Marmara Denizi’ndeki adaların en büyüğü, ismi mermer ve Marmor ‘dan gelen Marmara Adası yaklaşık 110 km2 ‘lik bir alana sahiptir. Adanın en yüksek yeri, Radar Tepe olarak da bilinen İlyas Tepe’nin adeta denize kafa tutarcasına yükselişi, vahşi ve sarp görünümü yaşam dolu iklimi suyu, denizi ve nihayet denizle kaynaşmış insanıyla, özel bir konum ve niteliğe sahiptir. Marmara Adası 4 Temmuz 1987 yılına kadar Erdek ilçesine bağlı kalmış bu tarihten itibaren ilçe olmuştur. Marmara ilçesine bağlı 4 köy ve 2 beldesi vardır. Çınarlı Köyü, Gündoğdu Köyü Asmalı Köyü, Topağaç Köyü ile Saraylar ve Avşa Beldesi.

         Balıkesir Savaştepe Resimleri Images: 0 Hits: 99 Description: İlçenin tarihi insanlığın ilk dönemlerine kadar dayanmaktadır. Son yıllardaki araştırmalarla İlçenin kurulduğu bölgede yer alan geniş düzlük arazi içinden akan akarsuların kenarlarında Tunç Çağına ait kalıntılara rastlanmıştır. Bunlardan Sazlıdere Höyüğü önemli kalıntılar veren bir yapıya sahiptir.
M.Ö. 5. ve 4. yüz yıllarda bölge kuzey ile güney arasında bir yol güzergahı olarak önem kazanır. Ticaret kervanlarının uğrak noktası oluşu sebebiyle, bugünkü ilçenin kurulduğu yerin 2 km. kadar doğusunda Halkapınar denilen yerde KERASAİ / KERASA adında kent kurulmuştur. Nitekim Savaştepe’nin eski adı Giresun olup bu ad ise Kerasai – Kerasa adından gelmektedir. Kalıntılarına bu gün bile rastlanan kentin adının Kerassai / Kerassa (Halkının Kenti ) (Ossa = Kenti) şeklinde yazılmasından anlaşılacağı üzere adının anlamı unutulmuş, kiraz ile ilgili bir ad bunun yerine geçmiş ve Kerasous / Kerasountaş şeklinde kullanılmıştır. İlçeye su sağlayan Halkapınar su tesislerinin bulunduğu arazinin su kaynağı bakımından zengin olması dolayısıyla bu İlkçağ kenti burada kurulmuştur. İlkçağın önemli HELEN yazıları Panopenisli Nonnos (Panapolis ,Mısır, M.S. V.yy ) Kerasai yani Kerasah “Halkının Kenti” diye anmaktadır. Ortaçağda ise Kerasai yada Kerasais adı Türklerin bölgeye hakim olmaları ile “Kiresin “ yada “Kilesin” şeklinde , sonraları ise “ Giresun” şekline dönüştüğü anlaşılıyor.
10 Ekim 1934 tarihinden sonra 20 yıl bucak örgütü olarak kalır. 4 Mart 1954 tarihinde çıkarılan yasa ile 1 Haziran 1954 tarihinde Savaştepe ilçe merkezi haline gelir.
Savaştepe, Marmara ve Ege Bölgesi’nin iklimi etkisindedir. İlçede yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçer. Ortalama 700-800 mm. yağış almaktadır. İlçede kar yağışlı gün sayısı merkezde 5 ile 7, dağlık kesiminde 10 günün üzerine çıkmamaktadır.
Bitki örtüsü olarak fakirdir. Genel bitki örtüsü makidir. İlçenin verimli ormanları doğusu ve güneyinde yer almaktadır. İlçede çok çeşitli bitki türleri bulunmakla beraber çam ve meşe ağaçları çoğunluktadır.
İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca ürünler buğday, arpa ve baklagillerdir.
Savaştepe ilçesi ulaşım olarak birçok yolunun asfalt olması ile köylerde ilçe merkeziyle il merkezi arasındaki ulaşımı çözmüştür. Balıkesir – Soma yolu ilçe merkezinden geçtiğinden, ilçe halkının genel olarak ulaşım sorunu yoktur. İlçe sınırları içinden İzmir- Ankara –Bandırma demiryolu hattı geçmektedir.

         Balıkesir Sındırgı Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır.Sındırgı´nın şehir olarak kuruluşu XVI.yy’dan daha eskilere dayanır. Antik dönemdeki adı ‘Carsea’ olan Sındırgı’da, mevcut verilere göre Sındırgı ve çevresinde Erken Tunç Çağ,Frig,Lidya, Klasik Yunan, Helenistik, Roma ve Bizans Dönemlerinin kesintisiz olarak yaşandığı anlaşılmaktadır.
İlçe merkezine yakın Helenistik Döneme ait tümülüsler, oda mezarları, Frig Kaya mezarı Lidya dönemi tümülüsler ilçenin günümüzden 2600 sene önce yerleşime sahip olduğunu anlatmaktadır.

200 yıl kadar İran egemenliği altında kalan bölge,Bergama Krallığı ile birlikte Romalıların yönetimine geçmiş,daha sonra önce Bizans sonra Selçuklular tarafından ele geçirilerek idare edilmiştir.Karesi Beyliği’nden sonra Osmanlı egemenliği altına girmiştir.1884 yılında Belediye kurulmuş,1913 yılında yeniden ilçe olmuştur.
29 Haziran 1920 tarihinde Yunan işgaline uğrayan ilçenin halkı,canla başla mücadele ederek düşman birliklerini(sindirmiş,yıldırmış),sonuçta bir yerde barınamayacaklarını anlayan işgalciler bir çok yangın çıkardıktan sonra ilçeyi terk etmişlerdir.
3 Eylül 1922 de işgalcilerden temizlenen Sındırgı bugünü resmi kurtuluş günü kabul edip,her yıl coşku ile kutlanmaktadır.
Sındırgı,1433 km² yüzölçümüne sahip olup, denizden yüksekliği 250 m´dir. Balıkesir´in güneydoğusunda yer almaktadır. Eski Balıkesir-İzmir yolu üzerinde,Balıkesir´e 63 km uzaklıktadır.
Başlıca dağları Ulus, Sidan ve Dikmen dağlarıdır.İlçenin başlıca akarsuları;Simav çayı,Ilıcalı ve Cüneyt çaylarıdır. İlçemizde göl bulunmayıp, bir tane baraj bulunmaktadır.Akdeniz iklimine sahip ilçede, kışlar yağışlı ve ılık yazlar kurak ve sıcak geçmektedir. İlçe arazisinin % 51´i ormanlık,%24´ü tarıma elverişli alan,%22´lık kısım dağlık ve kıraç arazi,%3´lük kısmı ise çayır,mera ve sulu tarım arazisinden oluşmaktadır.Ormanlık alan 71.550 hektardır.
İlçede tütün başta olmak üzere, susam, buğday, kavun, karpuz ve çeşitli hayvan mahsulleri üretimi önem kazanmaktadır. Dokumacılık revaçtadır. Yağcıbedir halıları dünyaca ünlüdür. Ayrıca kaolen madeni zengindir.
İlçeye ulaşım karayolu ile yapılmaktadır. Balıkesir il merkezine 63 km, İzmir´e 145 km uzaklıktadır. Balıkesir otogarından her saat kalkan otobüsler bulunmaktadır.

         Balıkesir Susurluk Resimleri Images: 0 Hits: 99 Description: Lidyalılar, Romalılar, Bizanslılar ve Selçukluların egemenliklerinden sonra, Karesi Beyliği’nin idaresine geçmiştir. Osmanlı idaresine geçmesi Orhan Gazi zamanında gerçekleşmiştir.
Susurluk’ un bulunduğu yer, Karesi Beylerinden İğne Bey Vakfına ait ormanlık ve bataklık boş bir alan iken İğne Bey’in torunları burasını “ Susığırlık” adı altında bir çiftlik halinde idare etmiştir. Daha sonra “Miladi 1634” tarihlerinde Karaman tarafından gelen Hacı Hatip Oğulları adlı akıncılar buraya yerleşmişlerdir.
Burası çiftlik halinde iken, Bursa ve İstanbul’ a geçen kervanların konaklama yeri olmuştur. 1858 ve 1878 Türk-Rus savaşında Anadolu’ ya göç eden Bulgaristan ve Kafkas Göçmenleriyle sonraları Ahmet Vefik Paşa tarafından iskan ettirilen Türkmen aşiretleriyle kalabalıklaşmıştır.
Bir söylentiye göre; suların bolluğu ve sığır sürülerinin bulunması nedeniyle, buraya “Susığırlık” denilmiş, sonradan bu isim “Susurluk” a dönüşmüştür.
Susurluk 1892’ de Bucak, 1926’ da İlçe olmuştur. 5 Eylül 1922 Susurluk ’un düşman işgalinden kurtuluş günüdür. Her yıl 5 Eylül de “Kurtuluş Bayramı” törenlerle kutlanmaktadır.
2000 yılı Genel Nüfus Sayımına göre Merkez, Belde ve Köylerin toplamı 44.130’dur.

     Bartın Resimleri Images: 5 Hits: 234 Description: OSMANLI DÖNEMİNDE BARTIN


1402 yılında yapılan Ankara savaşı sonunda bir ara İsfendiyaroğlu Beyliği’nin eline geçen kent 1461 yılında tekrar Osmanlı Devleti egemenliğine girmiştir.

1460 yılına gelindiğinde, Bartın ve Çevresi; Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, Amasra ise Ceneviz Kolonisi idi.Anadolu’da Türk birliğini sağlamak Cenevizlilerin elinde bulunan Karadeniz ticaretini ve denizyolunu ülkesine kazandırmak amacıyla Kuzey Anadolu Seferine hazırlanan Fatih Sultan Mehmet Han, ilk hedef olarak Amasra, Kastamonu ve Sinop’ seçti.

1460 yılında, Fatih Sultan Mehmet Üsküdar’dan avlanmak bahanesiyle yola çıkarken,Mehmet Paşa Komutasındaki Osmanlı Donanması da denizden hareket etti.Fatih Bolu’ya geldiğinde Kastamonu ve Sinop yörelerine hakim olan ve Candaroğulları Beyliği’nin devamı sayılan İsfendiyaroğulları’nın Beyi İsmail Bey, padişaha kıymetli eşyalar göndererek bağlılığını bildirdi.Yoluna devam eden Fatih Ekim ayında Bartın’a gelip ordugahını bugünkü Orduyeri’ne kurdu.Donanmayla haberleşme sağlayan haberciler, Donanmanın Amasra açıklarında göründüğünü bildirdiklerinde , Amasra üzerine yürüyen Fatih, Ceneviz Senyoru’ndan kan dökülmemeden Amasra’yı teslim aldı.

Bartın,Osmanlı döneminin 1460-1692 yılları arasında Anadolu Beylerbeyliği’ne bağlı Bolu Sancağı sınırları içinde yer aldı.Bolu Sancağının kaldırılmasıyla 1692-1811 yılları arasında Voyvodalıkla yönetilen Bartın, 1811 yılında da Kastamonu Vilayetine bağlı olarak yeniden kurulan Bolu Sancağına bağlandı.

Bu dönemde ticari potansiyeliyle bölgenin Pazar yeri olan ve Oniki Divan adını alan Bartın, 1867 yılında ilçe oldu. 1867 yılında da Belediye Teşkilatı kuruldu.


CUMHURİYET DÖNEMİNDE BARTIN

1920 yılında Zonguldak Mutasarrıflığına bağlanan Bartın’ın 1924 yılında Zonguldak’ın il olmasıyla birlikte bu ilin ilçesi haline gelmiştir.07 Eylül 1991 tarihinde de 28.08.1991 tarih ve 3760 sayılı yasayla il statüsüne kavuşmuştur.

Bartın iline bağlı ilçelerden Osmanlı döneminde ilçe iken Cumhuriyetle birlikte bucak statüsüne düşürülen Amasra; 1987 yılında yeniden, Ulus;1944 yılında, Kurucaşile; 1957 yılında ilçe olmuştur.

Bartın’ın halen Merkez, Amasra, Ulus ve Kurucaşile olmak üzere 4 ilçesi, Arıt Kozcağız, Kumluca ve Abdipaşa beldeleriyle birlikte 266 köyü vardır.

         Bartın Amasra Resimleri Images: 0 Hits: 169 Description: Amasra, Bartın ilinin 17km. kuzeyindedir.Şehir, kuzeye doğru uzanan bir yarımada üzerinde, iki koylu bir yarımada biçiminde kurulmuştur.Yarımadanın uzunluğu 1.5km. dir.Doğusunda ve batısında iki koyu vardır.Doğusundakine "Büyük Liman", batısındakine ise "Küçük Liman" adı verilir.Yeşilin her tonunun bir arada seyredebildiği, Karadeniz kıyı şeridi ve dağınık tepeler üzerine kurulan Amasra, tarihi turistlik şirin bir liman şehridir.Zonguldak ili ile Kastamonu'nun Cide ilçesi arasında küçük bir ara limandır.
Amasra ilçesi, 41-45 derece Kuzey enlemi, 32-35 derece doğu boylamı arasında yer almaktadır.Sınırları: Doğusunda, Kurucaşile ; Batısında Bartın; Kuzeyinde Karadeniz; Güneyi, Bartın-Arıt bucağı ile çevrilidir.Amasra'nın merkezi 25 Hektometrekare olup, köyleriyle birlikte 100 Hm²' yi geçmiş bulunmaktadır.Amasra dağınık tepeler üzerinde kurulan bir kasaba görünümündedir.
Yerleşim yerinin büyük çoğunluğu şehir merkezinde yoğunlaşmıştır.Evlerin bir kısmı orman alanları içerisinde yer almaktadır.Binaların büyük çoğunluğu betonarme, kangir, ahşap yapılardan oluşmaktadır.Tarihi evler ise kale içerisindeki yapılarla adeta başka bir tarih oluşturmuştur.Şehirdeki ahşap yapıların sayısı günden güne azalmaktadır.Yeni binalar yapılırken çevredeki arkeolojik ve doğal sit alan göz önüne alınarak gerekli ruhsatlar verilmektedir.
Ulaşım durumu, Bartın il merkezine karayolu ile uzaklığı 17km. dir.Amasra Bartın arası deniz yolu ile 10 deniz mili dir.Bartın karayolu ile iç bölgelere deniz yolu ile de kıyılara bağlanmıştır.İstenilen yere gitmek için her an vasıta bulmak mümkündür.

         Bartın Kurucaşile Resimleri Images: 0 Hits: 193 Description: Kurucaşile, Bartın'ın 62 km. kuzeydoğusunda, Zeytin ve Sandal burunlarıyla sınırlanan şirin bir kasabadır.Batı Karadeniz sahilinde 1965 yılında Devlet Kara Yolları tarafından yaptırılan ve 1974 yılında asfalt ile kaplanan, 010 nolu karayolu üzerinde, zengin doğa güzelliklerine sahip bir kıyı kasaba görünümündedir.
İlçe merkezinde yerleşik üç mahalle ve bir merkez muhtarlığı bulunan Kurucaşile, Merkez Belediye Teşkilatından başka çevresinde belediye yoktur.Çoğunluğu orman içi köyle olmak üzere ilçeye bağlı 27 köyü bulunmaktadır.Karadeniz sahilinin doğal yapısına uygun olarak Bartın Kurucaşile sahil yolu da çok engebeli ve kıvrımlarla (virajlarla) dolu bir yoldur.Bu yol üzerinde 10 köy vardır.
Elektriği, yolu ve içme suyu olmayan köyü yoktur.Köy yollarının tümü stabilize kaplamadır.Bazı köylerin alt yapısı olmadığı için yollarının zaman zaman heyelanlar nedeniyle bozulduğu görülmektedir.Kuzeyinde Amasra ve Karadeniz, Doğusunda Cide, Batısında Amasra, Güneyinde Bartın' ın Arıt nahiyesi ile çevrili olan Kurucaşile' nin yüzölçümü 159km² dir. Topraklarının %40'ı ormanlarla kaplıdır.Arazi yapısı engebeli olup, tarıma elverişli toprakları azdır.

         Bartın Ulus Resimleri Images: 0 Hits: 132 Description: Ulus, Bartın'ın 37Km. doğusunda, Uluçay, Eldeş Çayı, Çerçi Çayı ve Alpı Çaylarının birleştiği vadide kurulmuştur.Deniz seviyesinin yüksekliği 200m. dir.Adını bir Türk aşireti olan Bozulus'tan almıştır.Bugüne kadar üç il değiştiren Ulus, bir süre Safranbolu'nun bucağı idi.Daha sonra Kastamonu'ya bağlandı, Zonguldak il olduktan sonra da Zonguldak'ın ilçesi oldu.Bartın'ın il olmasıyla 28.8.1991 tarihinde Bartın'a bağlandı.Bitki örtüsü olarak, genellikle ince yapraklı çam ve kışın yapraklarını döken ormanlarla çevrilidir.Yeşilin her tonunu burada da görmek mümkündür.
Ulus' tan 33 Km. uzaklıkta ve 1200m. yükseklikteki "Uluyayla" doğa güzellikleri yönünden Bartın' ın en ilginç görüntülerinin gizlendiği bir doğa harikasıdır.burada ormanların arasındaki yayla düzlüğü, giderek gürleşen ve yükselen yemyeşil orman alanlarıyla Arıt dağları'na doğru yaklaşır.Yaban hayvanlarından karacaların, geyiklerin ve daha birçok hayvanların bir arada görülebileceği bölgenin eşsiz yaylalarından biri olan Uluyayla bir Milli Park görünümündedir. Buralarda sık sık, domuz avı partileri de düzenlenmektedir.
Ulus' un bir diğer görülmeye değer harikası da kayalar arasından fışkıran bir sel gibi, görenlerin hayretini gizleyemediği Çağlayan Vadisi vardır.Bu vadide sarp kayaların arasından ikisi bir yerde, diğeri ayrı olarak üç çağlayan vadinin kenarından geçen kara yolunu adeta şaka yaparcasına yağmur dumanı püskürmektedir.Ayrıca, mağaraları, pınarları ve ahşap orman evleri görülmeye değer güzelliktedir.Bu yörenin ileriki yıllarda turizm açısından daha çok önem kazanması görülmektedir.

     Batman Resimleri Images: 5 Hits: 241 Description: Batman'ın tarihi hakkında en eski bilgiler halk hikayeleri, mitler ve Heredot tarihinde verilmektedir. Ortak verilere göre MED kralı Abtyagestin'in torunu Kyros karsıtı Erpagazso M.Ö. 550 yilinda yenilince MED asilzadeleri arasındaki utancından dolayı MED'lerin yasadıgı Media bölgesinin kuzey batı ucundaki topraklarına çekilmek zorunda kalmıs. Başka bir görüşe göre de Kyros pres egemenliği altında kalmamak için bu bölgeye yerleşmiştir. Karaçalı, sazlık ve bataklıktan oluşan bu bölgenin ortasında yapay bir adacık oluşturup, adına han obası anlamında olan "ELEKHAN" denilmiştir. ( M.Ö. 546 ) ELEKHAN 194 yıl bağımsız ve mutlu bir dönem geçirerek 352 yılında Büyük İskender'in istilasına uğramıştır. Daha sonra Lesepkoslar, Partlar, Romalılar, Sasani ve Bizans’ın hakimiyetine girmiştir. Artuklular, Moğollar, Ilhanlılar, Celaliler, Karakoyunlu (Pezrese) Akkoyunlular ve 1500 yılında Savefilerin eline geçmistir.

1515 yılında, 4. Murat'ın Bağdat seferi sırasında kendisine büyük yararlıklar gösteren Turhan oğlu Mahmut Pasa'ya ELEKHANI içine alan Batman suyu ile Botan suyu arasında kalan bölgenin tamamını vermiştir. Bu gelişmeden sonra ELEKHAN telaffuz değişikliğine uğrayarak halk dilinde ELAH zamanla "ILUH" ismini almıştır. İluh köy birimi olarak kayıtlara geçmiş ve Siirt vilayeti, Elmedin kazasına bağlı olarak benliğini sürdürmüştür.

Elmedine yerleşim birimi 1926-27 yılı ilkbaharında bugünkü Batman Çayının taşması nedeniyle haritadan silinmiş ve İluh köyü Beşiri (Kobin) ilçesine bağlanmıstır. Batman isminin nereden geldiği hakkinda görüşler olmayıp, bir görüşe göre bugünkü Batman Çayının adı 1950'li yılların basında Iluh köyüne verilmiştir. Yaygın olan görüşe göre de Iluh köyünün aşağı kısmında ilk deneme kulesi kurulduğunda TPAO'nun tesislerinin bulunduğu bölgeye bakmaktan gelen Batman adı verilmiştir.

1937 yılında bucak haline getirilen Iluh, 1940'lı yılların sonları ile 1950'li yılların başlarında bölgede var olan petrol filizlerinin değerlendirilmesi sonucunda Iluh bucağında her alanda büyük gelişme sağlanmıstır. Bu gelişmeler üzerine 2 Eylül 1957 tarihinde ilçe teşkilatı olarak kabul edilmiştir.

1955 genel nüfus sayımında Iluh nüfusunun 4713 olarak kaydedilmesiyle 2 Kasım 1955 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1990 yılına kadar çok hızlı bir gelişme yaşayan Batman, 16 Mayıs 1990 tarih ve 3647 sayılı kanunla Türkiye'nin 72. ili olma unvanına kavuşmuştur.

         Batman beşiri Resimleri Images: 0 Hits: 159 Description: İlçemizin bir yerleşim birimi olarak tarihi M. Ö. 3000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Bu yıllarda Hurri kavimlerinin yerleştiği bu yöre daha sonra 1200 yıllarında Asur egemenliğinin altına girmiştir.
Yaklaşık 1400 yıllık bir zaman içinde, sırasıyla Med, Pers, Makedonya, Part, Roma ve Bizans İmparatorlukları sınırları içinde kaldıktan sonra 1243 yılında Moğolların eline geçen yöre, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim’ in Çaldıran zaferi sonrasında Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisine dahil olmuştur.
Cumhuriyet döneminde Kobin adıyla Siirt İlinin Garzan İlçesine bağlı küçük bir köy iken, 1926 yılında sel felaketi sonucu Diyarbakır İline bağlı Elmedine kazasının buraya taşınması ile Beşiri adını alarak Siirt İline bağlı İlçe durumuna gelmiştir. Daha sonra 18.05.1990 tarihinde Batman İline bağlı İlçe durumuna gelmiştir.

         Batman Gercüş Resimleri Images: 0 Hits: 244 Description: Asur Devleti,III.Salmanasar zamanında genişleme olanağı buldu. Kuzey ve Güney Mezopotamya,Suriye ve Filistin'e kadar yayılan Asur Devleti yıkılınca Medler bölgeye tam anlamıyla egemen oldu. Orta Anadolu'ya kadar yayılmış olan Med Devleti'nin egemenliğine Pers Devleti son verdi. Pers İmparatoru I.Dareios döneminde (522-485) yapılan yönetsel bölünmeyle İmparatorluk Merkeziyetçi bir yapıya dönüştü. Bu bölünmeye göre imparatorluk 23 büyük Satraplığa (Askeri Valiliğe ) ayrılırken, Gercüş'ünde içinde bulunduğu yöre büyük satraplığa bağlandı. Bu satraplığın sınırlan Batıda Kilikya'dan, Doğuda Habur Irmağına, Kuzeyde Aras Satraplığı'na ve Güneyde Mısır'a dek uzanıyordu. Bölgeye hakim olan Büyük İskender'den sonra bölge toprakları için Roma ve Partlar karşı karşıya geldi. M.S. 63 yıllarında Romalıların bölgede hakimiyeti sağlayarak , Part egemenliğine son verdikleri görülür. Roma İmparatorluğu, II. Yüzyılın sonlarında İran yaylasından gelen Sasani askeri güçleriyle sık sık savaşmak zorunda kaldı. İki imparatorluk arasnda yapılan mücadeleler sırasında bölge iki güç arasında sürekli el değiştirdi. Bölge, Roma dünyasının 395'te ikiye bölünmesiyle Bizans olarak tarihe geçen Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırları içinde kaldı Bizas-Sasani mücadelesine sahne olan bölge, 7. yüzyılın ikinci çeyreğinin sonlarında bu kez başka güçleri misafir etti. Arap-İslam Kuvvetleri. Halife Ömer Döneminde (634-644) Bölgede başlayan İslam egemenliği, dört halife dönemini izleyen Emeviler döneminde de devam etti 750 Yıllarında yıkılan Emevi saltanatından sonra Abbasi ve onlardan sonra Hamdanilerin egemenliği başladı. Hamdaniler'in kendi aralarındaki hakimiyet mücadelesinden faydalanan Mervaniler (990-1096) bölgede egemenlik kurdular.Mervaniler'in bölgeye hakim olduğu sıralarda ,Malazgirt'te Bizans Ordusu yenilmiş ve bu yenilgi sonucu direnme gücü ortadan kalkmıştı. Bu durumda Türkler, Anadolu'da büyük toprak parçaları ele geçirmeye başladılar. Selçuklu Devleti gücünün zirvesindeyken Mervaniler eski güçlerini yitirmişlerdi. Bu durumdan faydalanan Selçuklular Mervaniler'in egemenliğindeydiler. Böylece Gercüş, Selçuklular'ın egemenliğine geçti. 1071 Malazgirt Savaşına katılan, Anadolu'da büyük toprak parçalarının alınmasında ve Mervani egemenliğinin sona ermesinde büyük rol oynayan Artuk Bey'i , Fahr üd-Devle'nin Melikşah'a şikayet etmesi sonucu sultan ile araları bozuldu. Sultanla araları bozulan Artuk Bey, Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş'un hizmetine girdi.Tutuş'un emrindeyken yaptığı hizmetler karşılığınde kendisine Kudüs Valiliği verildi. Artuk Bey'in, 1091 Yılında ölmesiyle birlikte yerine oğulları geçti. Artuk Beyin oğlu Sökmen ,Suriye Selçukluları adına Hasankeyfe egemenlik kuran Musa'nın öldürülmesi ile Hasankeyfi ele geçirdi. Böylece Hasankeyf Artuklu Devleti'nin temelleri atılmış oldu (1101- 1232). Hasankeyf Artukları dışında Mardin'de (1108-1408) ,Harput'ta (1185-1233) yılları arasında Artuklular hüküm sürmüşlerdir. Suriye,Mısır ve Yemen'de güçlü bir devlet kuran Eyyübiler, gerek Mardin gerek e Hasankeyf Artuklular'ı ile ilişki içerisinde olmuşlardır. 1232 Yılında Eyyübiler tarafından ortadan kaldırılan Hasankeyf Artuklular'ı tarih sahnesinden silinmiş ve onların yerine Hasankeyf'te Eyyübiler Dönemi başlamıştır.
Moğolların doğuyu istila etmesiyle bölgede Moğol-İlhanlı egemenliği ni görmek mümkündür.Timur'un aldığı başarılar bölgedeki devletlerin Timur'ın egemenliğini kabul etmeğe zorladı. Timur'dan sonra bölgenin hakimiyeti için Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Eyyübi Devletlerinin mücadelesi baş gösterdi. İran yaylasında güçlü bir devlet kuran Safeviler XVI yüzyılın başlarında bölgeye hakim olurlar. Safeviler'in doğudaki faaliyetlerinden rahatsız olan Osmanlı Devleti doğu ile ilgilenmeye başladı.Anadolu'nun doğu toprakları için Safevi-Osmanh mücadelesi başladı . 1514 Yılında Çaldıran Savaşında Safevi güçlerini yenip Amasya'ya dönen Yavuz Sultan Selim ,İdris-i Bitlisi'yi Doğu Anadolu halkını Şah İsmail'e karşı ayaklandırmakla gorevlendirdi. İdris-i Bitlisi'nin faaliyetleri sonucu halk Safevilere karşı direnç gösterdi ve 1517 Yıllından yıkılışına kadar bölgede Osmanlı Devleti dönemi başladı. XIX Yüzyılın başlarında Diyarbakır Vilayeti Mardin Sancağnıa bağlı Midyat kazasının bir nahiyesi olan Gercüş, 30 Mayıs 1926 yılında ilçe statüsünü kazanarak Mardin iline bağlandı. 16 Mayıs 1990 tarihine kadar Mardin iline bağlı bir ilçe olan Gercüş, bu tarihte Bakanlar Kurulunun aldığı kararla yeni bir il statüsü kazanan Batman'a bağlandı. Gercüş, halen Batman İline bağlı bir ilçe olarak teşkilatlanmadaki yerini almaktadır.

ASURLAR DÖNEMİNDEN KALMA MÜHÜR ve ASURLAR DÖNEMİNDEN KALMA TABLET

Asurlar devleti, III. Salmanasar zamanında genişleme olanağı buldu. Kuzey ve Günez Mezopotamya. Suriye ve Filistine kadar yayılan Asur devleti tamamıyla yıkılınca Metler bölgeye tam anlamıyla egemen oldu. Orta Anadoluya kadar yayılmış olan Met Devletinin egemensizliğine Pers Devleti son verdi.Pers İmparatoru I. Daraios döneminde (522-485) yapılan yönetsel bölünmeyle imparatorluk, merkeziyetçi bir yapıya dönüştü. Bu bölünmeye göre İmparatorluk 23 Büyük Satraplığa (Askeri Valiliğe) ayrılırken, Gercüşün de içinde bulunduğu Yöre Büyük Satraplığa bağlandı. Bu Satraplığın sınırları Batıda Kilikyadan, Doğudan Habur ırmağına, Kuzeyden Aras Sapraplığına ve Güneyden Mısıra dek uzanıyordu. Bölgeye hakim olan Büyük İskenderden sonra bölge toprakları için Roma ve Partlar karşı karşıya geldi.
M.S. 63 yılında Romalıların bölgede hakimiyeti sağlayarak Part egemenliğine son verdikleri görülür. Roma İmparatorluğu, II. Yüzyılın sonlarında İran yaylasından gelen sasani askeri güçleri ile sık sık savaşmak zorunda kaldı. İki imparatorluk arasında yapılan mücadeleler sırasında bölge iki güç arasında sürekli el değiştirdi. Bölge, Roma dünyasının 395 te ikiye bölünmesiyle Bizans olarak tarihe geçen Doğu Roma İmparatorluğugnun sınırları içinde kaldı. Bizans - Sasani mücadelesinde sahne olan bölge, 7. yüzyılın ikinci çeyreğinin sonlarında bu kez başka güçleri misafir etti. Arap - İslam Kuvvetleri.
Halife Ömer döneminde (634 - 644) bölgede başlayan İslam egemenliği dört halife dönemini izleyen emeviler döneminde de devam etti. 750 yıllarında yıkılan , Emevi saltanatından sonra Abbasi ve onlardan sonra Hamdanilerin eğemenliği başladı. Hamdanilerin kendi aralarındaki hakimiyet mücadelesinden faydalanan Mervaniler (990 - 1096) bölgede egemenlik kurdular. Mervanilerin bölgeye hakim olduğu sıralarda, Malazgirtte Bizans ordusu yenilmiş ve bu yenilgi gücü ortadan kalkmıştı. Bu durumda Türkler Anadoluda büyük toprak parçaları ele geçirmeye başladılar. Selçuklu Devleti gücünün zirvesindeyken Mervaniler eski güçlerini yitirmişlerdi. Bu durumdan faydalanan Selçuklular Mervanilerin egemenliğine son verdiler. Böylece Gercüş Selçukluların egemenliğine geçti. 1071 Malazgirt savaşına katılan, Anadoluda büyük toprak parçaları alınmasında ve Mervani egemenliğine son verilmesinde büyük rol oynayan Artuk Beyi, Fahr üd Devlenin Melihşaha şikayet etmeye sonucu sultan ile arası bozuldu. Sultanla arası bozulan Artuk bey, Suriye Selçuklu sultanının Tutuşun hizmetine girdi. Tutuşun emrindeyken yaptığı hizmetler karşılığında Kudis valiliği verildi. Artuk Beyin, 1091 yılında ölmesiyle birlikte yerine oğulları geçti. Artuk Beyin oğlu Sökmen Suriye Selçukluların adına Hasankeyfe egemenlik kuran Musanın öldürülmesi ile Hasankeyfi ele geçirdi. Böylece Hasankeyf Artuklu Devletinin temelleri atılmış oldu. (1101 - 1132). Hasankeyf Artukluların dışında Mardinde (1108 - 1408), Harputa (1185 - 1233) yılları arasında Artuklular Hüküm sürmüşlerdir. Suriye, Mısır ve Yemende güçlü bir devlet kuran Eyübiler, gerek Mardin gerekse Hasankeyf Artukluları ile ilişki içerisinde olmuşlardır. 1232 yılında Eyübüler tarafından ortadan kaldırılan Hasankeyf Artukluları tarihçesinden silinmiş, olanların yerine Hasankeyf'te Eyübüler dönemi başlamış oldu. Moğulların doğuyu istila etmesiyle bölgede Moğol - İlhanlı egemenliğini görmek mümkündür. Timurun kazandığı başarılar bölgedeki devletlerin Timurun eğemenliğini kabul etmeğe zorladı. Timurdan sonra bölgenin hakimiyeti için Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Eyübi Devletinin mücadelesi baş gösterdi. İran yaylasında güçlü bir devlet kuran Safeviler XVI. yüzyılın başlarında bölgeye hakim oldular. Sefevilerin doğadaki faaliyetlerinden rahatsız olan Osmanlı Devleti doğu ile ilgilenmeye başladı. Anadolunun doğu toprakları için Sefevi - Osmanlı mücadelesi başladı 1514 yılında Çaldıran savaşında Sefevi güçlerini yenip Amasyaya dönen Yavuz Sultan Selim, İdrisi Bitlisiyi doğu anadolu halkını Şah İsmaile karşı ayaklandırmakla görevlendirdi. İdris-i Bitlisinin faaliyetleri sonucu halk Sefevilere karşı direnç gösterdi ve 1517 yılında yıkılışına kadar bölgede Osmanlı Devleti dönemi başladı. XIX. yüzyılın başlarında Diyarbakır, Mardin sancağına bağlı Midyat kazasının bir nahiyesi olan Gercüş, 30 Mayıs 1926 yılında ilçe statüsünü kazanarak Mardin iline bağlandı. 16 MAYIS 1990 tarihine kadar Mardin iline bağlı bir ilçe olan Gercüş, bu tarihte bakanlar kurulunun aldığı kararla yeni bir il statüsü kazanan Batmana bağlandı. Gercüş, halen Batman iline bağlı bir ilçe olarak teşkilatlanmadaki yerini almaktadır. 10 Mayıs 1926 yılına kadar Midyat ilçesine bağlı bir köy iken; bu tarihten sonra ilçe statüsüne kavuşmuştur. Gercüş adının ceviz memleketi anlamına geldiği sanılmaktadır.Önceleri Diyarbakırdan Şama giden yol buradan geçtiği için eski adının Şahmar olduğu söylenmekte dir. İlçeye bağlı Hisar, Arıca, Kırkat ve Yamanlar gibi tarihi M.Ö. sine dayanan yerleşim yerleri mevcuttur.Tarihi ile ilgili fazlaca yazılı bilgi ve belge mevcut değildir.İlçemiz 18.07.1987 günü Batmanın il olması ile birlikte Batmana bağlanmıştır.

         Batman Hasankeyf Resimleri Images: 0 Hits: 103 Description: Hasankeyf'in Tarihi: Hasankeyf’in Türk–İslam tarihi ve medeniyeti açısından önemli bir yeri vardır.
Hısnkeyfa olan bu şehrin adı “Kayahisarı” şeklinde tercüme edilir. Eski tarih ve kavimlerden bu tür kelimelerin anlamı “korunmaya musait” yer anlamına geldiği belirtilmektedir. Kalenin yekpare taştan olmasından dolayı çeşitli dillerdeki Hasankeyf ifadesi “Taş Kalesi” manasına gelmektedir.
Hasankeyf’in ne zaman kurulduğu, şimdiye kadar karanlıkta kalmış, eldeki bilgi ve verilerin yeterli olmaması nedeniyle kuruluşu hakkındaki görüşler , bir ihtimal olmaktan öteye gitmemiştir. Şehrin jeopolitik yapısı, önemi ve mesken olarak kullanılan çok sayıdaki mağaraların, Hasankeyf’in çok eski bir yerleşim merkezi olduğunu gösterir. Hasankeyf tarihi antik döneme kadar dayanmaktadır.
Hasankeyf; Diyarbakır ve Cizre şehirleri arasında önemli bir kara ve su yolu güzergahında olup, savaşların olmaması ve ticaret yollarının burdan geçmesi bir yerde Hasankeyf’i kültürleri kavşak noktası haline getirmiştir. İran ve iç asya kültürleri , doğu Akdeniz, Mezopotamya, Roma ve Bizans kültürlerini barındığından, Romalılar, İran sınırını denetim altında tutabilmek için Hasankeyf’e kale inşa edilmiştir. Miladi üçüncü asırda İranlılar Mezopotamya yı ele geçirince Roma imparatoru Diyokletion harekete geçerek, bütün Mezopotamya ve Dicle nehrinin doğusundaki yerleri aldı. M.S. 633 yılında Hasankeyf’in Bizanslıların denetiminde olduğu ve 451 yılında Bizanslıların yaptırdıkları kale ve korunma amaçlı yapıtları ile şehrin denetimine müslümanlar tarafından feth edilene kadar sahip olmuşlardır. Hicri 17. yılda Hasankeyf islam orduları tarafından ele geçirilmiştir. Antik kent, sırası ile Emeviler ve Abbasiler döneminden sonra, Hamdaniler (906-990), Mervanıler (990-1096) denetiminde kalmış, daha sonra Artukoğulları eline geçmiştir. Artuklular, Türkmen sülalesinden olup, Hasankeyf’e en parlak dönemini yaşatmışlardır. Artukoğulları Hasankeyf ile beraber Diyarbakır, Mardin ve Harput’ta hüküm sürmüşlerdir. Selçuklu sultanı Alparslan ve Melikşah gibi değerli devlet adamlarının, ileri gelen komutanlarından Artuk, 1071 Malazgirt savaşından sonra bölgeyi Selçukluların hakimiyetine katarak Selçuklulara önemli bir katkıda bulunmuştur.
Artukoğlu Sökmen 1101 yılında Hasankeyf’i ele geçirip burada önemli tarihi eserler yaptırmıştır. Böylece Devlet İdaresinde yeniden bir yapılanmaya gidilmiştir. Göçebelik hayatından yerleşik sisteme geçilmiştir. Yönetimin halk kitlelerine dayanması, Artuklulara bağlı bölgelerde yarı müstakil bir hükümranlık anlayışı ile divanlar oluşturulmuştur. Haçlı akımlarına rağmen ilim, sanat ve kültürel sahada büyük çalışmalar gösterilmiştir. Darphaneler kurulup, devletin iktisadi yapısı hep canlı tutulmuştur. İlime ve ilim adamlarına büyük önem verilmiş, hasankeyf şehir kalesine su getirilerek önemli bir teknik deha yaratılmıştır. Mekanik alanda kitaplar yazılmış, makinalar, pompalar, fiskiyeler, su terazileri ve müsiki aletleri yapılmıştır.
1232 yılında Eyübi Sultanı El-Kamil El-Malik tarafından Hasankeyf ele geçirilmiştir. Ortaçağın ve şarkın en kuvvetli devletlerinden olan Eyyübiler Mısır, Süriye ve Yemende hüküm sürmüşlerdir. Böylece Eyyübi hükümdarlarının şehri ele geçirmeleri ile birlikte 130 senelik Artukoğulları dönemi sona ermiştir.
Selahaddini Eyyübiden sonra Eyyübiler bir çok emirliklere ayrılmış olup, Hasankeyf Eyyübi hükümranlığı da bunlardan biridir. Eyyübiler çok önemli eserler yaptırmış, ilim, sanat ve kültürel alanda miraslar bırakmışlardır. Özellikle mimari sahada faaliyet gösteren Hasankeyf Eyyübileri tarihteki yerlerini almışlardır. Moğol istilasından Hasankeyf’te nasibini almış,Moğollar burayı ele geçirilerek yağma ve tahrip etmişlerdir.
Eyyübilerden sonra Hasankeyf’e Akkoyunlular hakim olup, 15. y.y başına kadar hüküm sürmüşlerdir. 1473 yılında uzun hasan ve Fatih Sultan Mehmet arasında yapılan otlukbeli savaşında uzun hasan’ın oğlu zeynel bey şehit olmuş ve Hasankeyf’te dicle nehri kenarında gömülmüştür. Akkoyunlulardan sonra Hasankeyf İran Sefavilerin hakimiyetine geçmiştir. 1515 tarihinde Yavuz Sultan Selim’in doğu seferi ile birlikte Hasankeyf Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Bu dönemde Hasankeyf çevredeki aşiretleri idare eden merkezi bir hanedanlık konumunda olup, buna paralel olarak iktisadi ve ticari yapıda büyük bir gelişme göstermiştir. Bu dönemde şehir nüfusunun 10.000. civarında olması ise Hasankeyf’in büyük bir yerleşim merkezi olduğu gösterir. Erken ortaçağ tarihi ve yapıtlarından anlaşıldığı üzere Hasankeyf’te kültür uygarlıkların kaynaştığı, yerleşik halkın, 7000. civarındaki yazları serin kışları sıcak olan ve ortaçağ şartlarında çok modern ev olan mağaralarda hayatlarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır.

         Batman Kozluk Resimleri Images: 0 Hits: 114
         Batman Sason Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: İlçenin tarihi M.Ö. 1400 lerde Urartulara kadar uzanmaktadır. Babil, Asur, Türk boylarından İskitler (Sakalar-M.Ö. 635-584) ve İskitlerden ayrılan çeşitli kavimlerin bölgede hakimiyet kurduğu bilinmektedir.
İslamiyet'in yayıldığı dönemlerde Hz. Ömer zamanında (M.S. 639) Arap hakimiyetine giren bölgeye o dönemlerde göçebe hayatı yaşayan Arapların da Basra'dan gelerek yerleştiği anlaşılmaktadır.
Osmanlıda 1864 yılında eyaletler yerine vilayetler kurulunca Sason'un Siirt Sancağı ile birlikte Diyarbakır Vilayetine bağlandığı 1871 Diyarbakır Salnamesinde görülmektedir.
Cumhuriyetten sonra Siirt'e bağlanan Sason, 16 Mayıs 1990 da Batman'ın il olmasıyla buraya bağlanmıştır.
Sason halkı İskit boyundan gelenlerle Basra'dan gelen kabilelerin kaynaşmasından teşekkül etmiştir. Daha sonra Türk-İslam kültürü ile yoğrulmuştur. Bölge sürekli savaş alanı durumunda olduğu için halk dağlık alanlara yerleşmeyi tercih etmiştir. Sason bu özelliğinden dolayı doğal bir sığınak görünümündedir.
Bugünkü ilçe merkezinin sonradan seçildiği, eski ilçe merkezinin şimdiki Kaleyolu Köyü olduğu ve adının da Kabu'l-Cevz (cevizi bol anlamında) çeşitli kayıtlarda görülmektedir.
1997 Genel Nüfus Tespitinde ilçemizdeki terör nedeniyle sağlıklı sayım yapılamadığı gibi, terörden doğan göç nedeniyle nüfusta bir miktar gerileme olmuştur. 1990-2000 dönemini kapsayan 10 yılda nüfus artış hızı yaklaşık %15’dir. Bu artışta terör sonrası vatandaşlarımızın geriye dönüş yapmalarının da etkisi vardır.
Çok çocuklu aile tipi (yaklaşık 10 kişi ) yaygındır. Köylerde yaşayan vatandaşlarımız arasında çocuğu “güç” olarak görme eğilimi bulunmaktadır. Yeni jenerasyonda çocuk sayısı 5-7 arasında değişmekte olup, bu eskiye göre, ciddi bir düşüş eğilimine işaret etmektedir. Fakat, ülke geneline kıyasla nüfus artış hızı oldukça yüksektir.

     Bayburt Resimleri Images: 5 Hits: 242 Description: Eski çağlarda halcilerin yaşadığı sahada yer alan Bayburt'un bir müddet Roma İmparatorluğu hakimiyetine girdiği ve bu imparatorluğun ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma toprakları içinde kaldığı bilinmektedir. Bizans İmparatorluğu teşkilatına göre ülke, bugünkü eyaletlere benzer bir takım temalara ayrılmıştı. Bayburt Heldia temasına bağlıydı ve bu eyaleti meydana getiren yedi piskoposluğun dördüncüsünü meydana getiriyordu. İmparator Justinianus tarafından kalesinin tahkim ve tamir edildiği bilinen Bayburt, Arap fetihleri sırasında Bagrat sülalesinin hakimiyeti altında bulunmaktaydı.

Bayburt ve yöresi, Türklerini Anadolu'da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Tuğrul Bey'in Anadolu seferi (1054) sırasında Bayburt, Çoruh nehri ve Karadeniz dağlarına (Parhar) uzanan sahalara akınlarda bulunan Selçuklu kuvvetlerinin hücumlarına maruz kaldı ise de fethedilemedi. Kesin Türk hakimiyeti Malazgirt zaferinden sonra gerçekleşti. Şehir 1072'den 1202'ye kadar bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklar'ın bazen de Danişmendiler'in hakimiyetinde kaldı. Bir ara Trabzon imparatoru I.Alexis Comnen'in kumandanı Theodore Gabras tarafından işgal edildiyse de, kısa süre sonra yeniden Danişmendli hakimiyetine girdi. (1098) Selçuklular 1202'de Saltuklu Devletine son verince Bayburt'u da ele geçirdiler.

Bayburt'un asıl gelişmesi, Süleyman Şah'ın kardeşi Erzurum Meliki Mugisuddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah (1020-1230) döneminde oldu. Tuğrul Şah Bayburt kalesini yeniden inşa ve tahkim ettirdi. I:Alaeddin Keykubad tarafından Moğollara karşı sınırlar kuvvetlendirilirken Bayburt da Erzurum ile birlikte Konya'ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından Moğolların Anadolu'yu istilası esnasında yapılan anlaşma gereği Baybırt Selçukluların kontrolünde kaldı. Bu durum 1291'de burada Giyaseddin Mesud tarafından para bastırılmasından anlaşılmaktadır.

İlhanlılar devrinde Tebriz-Trabzon yolu üzerinde bulunması sebebiyle daha da gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yerdi. Moğolistan'a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Hatta İlhanlılar buradan yüklü bir vergi geliri temin ediyorlardı. Bu dönemde Darül Celal adı ile anılan ve iktisadi bakımdan canlılık kazanan şehir aynı zamanda bir kültür merkezi durumundaydı. Burada Mahmudiye ve Yakutiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme göstermiş, ayrıca ahilik teşkilatı da yayılmıştı.

Son İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han'ın ölümünden sonra (1334) Bayburt, Eretnaoğulları'nın eline geçti. Zaman zaman Erzincan Beylerinin hücumlarına uğrayan şehir, bir ara Mutahharten'in idaresine girdi. Fakat çok geçmeden Kadı Burhaneddin zamanında Akkoyunlu beylerinden Kutlu Bey oğlu Ahmet Bey'in yardımı ile alındı ve Ahmet Bey'e ikta olarak verildi. Bir ara Karakoyunluların da eline geçen şehir sonra tekrar Akkoyunluların eline geçti ve uzun süre öyle kaldı.

Bayburt yöresi 1501'de bir ara Safeviler tarafından alındı. Bu dönemde Trabzon valisi olan Yavuz tarafından bun bölgeye akınlar yapıldı (1507). Yavuz tahta çıktıktan sonra da çıktığı İran seferinde bir kısım kuvvetlerini Bayburt üzerine gönderdi. Ekim 1514'te Bayburt Şah İsmail'in elinden alındı. Bundan sonra Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Bıyıklı Mehmet Paşa'ya verildi ve Sancak merkezi ilan edildi.

Kanuni'nin İran seferi sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541'de esaslı bir tamir gördü. 1553'te Şah Tahmasb'ın akınlarına şahit olunduysa da, bundan sonra XIX. Yüzyıla kadar önemli bir olay yaşanmadı. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı esnasında Rus birliklerinin işgaline uğradı. 1878 ve 1916'da Ruslar tarafından yeniden işgal edilen Bayburt bu işgaller sırasında önemli oranda tahrip edildi.

1927'ye kadar Erzurum'a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane'ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinde 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu.

         Bayburt Aydıntepe Resimleri Images: 0 Hits: 152 Description: Mevcut kaynaklara göre İlçenin yerleşim merkezi olarak kuruluşu Bayburt kadar eskidir. Aydıntepe İlçesinin bulunduğu bölge tarihin çeşitli dönemlerinde bir çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Yörenin bilinen en eski sakinleri Haldilerdir. Hitit kaynaklarında Bayburttan Dukamma adi ile bahsedilmiş olması M.Ö.3000-2500 yılları arasında Aydıntepe ve çevresinin Hititlerin egemenliğinde bulunduğunu göstermektedir. Aydintepe ve yöresinde Urartular,Iskitler,Romalilar,Persler ve Bizanslilar hüküm sürmüşlerdir.

Yöre 1071 Malazgirt Zaferiyle Türklerin eline geçmiş,1072 -1202 yılları arasında bazen Saltuklularin bazen de Danismendlilerin hakimiyetinde kalmıştır. 1202 yılında Selçuklular Saltuklu Devletine son verince Bayburt ve çevresini de ele geçirmişlerdir. Yöre bir süre İlhanlıların, Akkoyunluların ve Safevilerin denetiminde kalmış, 1514 Çaldıran Savasından sonra Osmanlıların hakimiyetine girmiştir. 1916-1918 yılları arasında Rus işgali ve Ermeni zulmüne maruz kalan bölge 21 Şubat 1918de işgal kuvvetlerinin yöreyi terk etmeleri sonucu tekrar Türk egemenliğine geçmiştir.

Osmanlılar döneminde Hart ismiyle Bayburt kazasına bağlı bir nahiye olarak varlığını sürdüren Aydıntepe, Cumhuriyetin kurulusundan sonra bucak merkezi olmuştur. 1957 yılında nüfusu göz önüne alınarak Belediye teşkilatı kurulmuş ve adi Aydıntepe olarak Türkçelestirilmistir. 1987 yılında 3392 Şayili Kanun ile İlçe olan Aydintepe, önce Gümüshane iline, 1989 yilinda çıkarılan 3578 Şayili Kanun ile İl olan Bayburta başlanmıştır. İlçede Kaymakamlık teşkilatı 09.06.1988 tarihinde oluşturulmuştur.

         Bayburt Demirözü Resimleri Images: 0 Hits: 180 Description: Demirözü ilçesi nüfus olarak 2000 den aşağı olmasına rağmen Bayburta ilçe olarak kazandırılmıştır. İlçenin geçimi tarım ve hayvancılığa bağlıdır. Halen büyükşehirlere göç vermektedir. İlçede sanayiye yönelik değirmen ve birkaç küçük atölyeden başka bir şey yoktur. Maalesef halen bildiğim kadarı ile bir oteli dahi bulunmamaktadır. Demirözü ilçesinden çıkmış büyükşehirlerde yaşayan birçok zengin iş adamı bulunmaktadır umudumuz bu işadamlarının doğdukları ilçeyi hatırlayıp buraya yatırım yapmalarıdır.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 13477'dir. Bunun 2061'si ilçe merkezinde, 11416'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

     Bilecik Resimleri Images: 5 Hits: 246 Description: Böylece Bilecik Kurtuluş Savaşından çok büyük yaralar alarak çıkmış, savaşın getirdiği sosyal ve ekonomik çöküntü nedeniyle Cumhuriyet dönemine çok güçsüz başlamıştır.

Bilecik Halkı Kurtuluş Savaşına tüm varlığı ile katılmış, gerek milis kuvvetleri ve gerekse düzenli ordularımıza onbinlerce evladını vermiştir. Bilecik, Kurtuluş Savaşından yanmış-yıkılmış, tam bir enkaz halinde çıkmıştır. 1920’lerde 12.000 olduğu tahmin edilen şehir nüfusu, savaştan sonra 4.000’e inmiştir.

Savaştan önce Bilecik bölgenin en önemli ipek endüstrisi merkeziydi. Şehirde çok sayıda ipekçilik tesisi ve ipek kadife üreten fabrika bulunuyordu. Ancak, Yunanlıların çıkardığı intikam yangınlarında bu fabrika ve tesislerin tümü yandı. Bu arada diğer fabrika ve işyerlerinin de yanmış olması il ekonomisini çökertmiştir.

         Bilecik Bozüyük Resimleri Images: 0 Hits: 239 Description: Bozüyük adi nereden geliyor?
Bozüyük, yurdumuzun birçok yöresinde olduğu gibi adını bulunduğu yerin coğrafi özelliklerinden almaktadır.
Şehir merkezinin kuzeyinde ve çevresindeki tepelere göre bozkır olan bir tepe bulunmaktadır. Şehre ismini veren bu tepe bir höyüğe benzediğinden ve bozkır olduğundan şehre "BOZHÜYÜK" denilmiştir. Hüyükler yığma topraktan yapılmış yapay tepeler olmalarına karşın buradaki tepe doğayla birlikte oluşmuştur.
Şehrin kurulusu çok eski ve birçok uygarlıkların beşiği ve önemli yolların düğüm noktası olduğu için kurulduğu yerin çevresel ve coğrafi özelliğine uygun olarak Bozüyük olarak anılmaya başlanmıştır. Türk ağız ve ses yapısına uygun olarak ve çabuk söylemeye yönelik şekilde "Bozüyük" sözü zamanla "Bozüyük" olarak biçimlenmiştir. Kaybolan "H" harfi yerine yine Anadolu’nun birçok yerlerinde bulunan Hüyükler ve buna bağlı yerleşim yerlerinde ayni şekilde kaybolmuştur. Karayük, Üçüyük, Yeşilüyük ...... gibi.
Bozüyük ün Yeri ve Sınırları
Yurdumuzun kuzeybatısında Bilecik ilinin ilçesidir. Kuzeyinde merkez ilçe, kuzeybatıda Pazaryeri ilçesi, Kuzeydoğuda Söğüt ilçesi, doğuda Eskişehir ili, güneyde Kütahya ili, merkez ve Tavşanlı ilçesi, batıda Domaniç ilçesi ve İnegöl ilçesi ile komsudur.
İlçenin yüzölçümü 928 Km2 olup, denizden yüksekliği 740 metredir.
Bozüyük ün Yeryüzü Şekilleri
· Dağları: Yükseklikler genellikle ilçenin bat ve güneybatısında yer alır. Bati da Yirce dağında Üçtepeler’in yüksekliği 1790 metredir. Güneybatıda Kala dağının yüksekliği ise 1906 metredir. Doğuda Metris tepe 1307 metre, batıda Çamçayla tepesi 1322 metre, Güneyde Kandilbayır tepesi 1320 metre ve kuzeyde 900 metre ile Kızıltepe ilçenin yükseltilerini oluştururlar.
· Ovaları: Kızıltepe ve Boztepe’nin güney eteklerindeki neojen çanağının yanından uzanarak yaklaşık 60 km2’lik bir alanı kaplayan Bozüyük ovası, kuzeybatıda daralarak Karasu vadisine uzanır. Ova, güneyde genişleyerek, bir yandan İnönü - Kandilli düzlüğüne, diğer yandan Karaağaç ve Akpınar köylerinin kuzeyindeki sırtlara kadar devam eder. Ova 3. zaman neojen kayalarla örtülüdür.
· Yaylaları: İlçenin güneybatısında yer alan Kömürsü ve Batan yaylaları ilçenin belli baslı yaylalarıdır.
Bozüyük ün Akarsu ve Gölleri
· Dikilitaş Deresi: Akpınar köyünün kuzeyindeki Hükümler ovasındaki Sazpınar kaynaklarından çıkan dere doğu - bati yönünde akısını sürdürerek Bozüyük içinden geçer, Bursa yol kavşağında Karasu ile birleşir.
· Karasu: İlçenin Bozalan Köyü yakınından doğan Karasu, Bozüyük’ten Dikilitaş deresini alıp, Ankara İstanbul demiryolunu izleyerek Pazaryerinden Sorgun deresini Batıdan Selöz, Hamsu, Bekdemir derelerini, doğudan Kızıldamlar çayını alır, Osmaneli yakınlarındaki Paşalar boğazından 500 metre sonra Sakarya nehri ile birleşir.
· Sarısu: İlçenin güneybatısındaki Yeşildağ’dan doğan Sarısu, kuzeye doğru akışını sürdürür. Üzerinde Dodurga barajı kurulmuştur. Kandilli köyü yakınlarından ilçe topraklarını terk ederek Eskişehir topraklarında Sakarya nehrinin bir kolu olan Porsuk çayı ile birleşir.
· Dodurga Barajı - Yapay Göl: Sarısu üzerindedir. Taşkınları önlemek ve sulama yapmak amacıyla inşa edilip 1976 yılında isletmeye açılmıştır. Baraj, toprak dolgu tipindedir. Barajın temelden yüksekliği 33.40 metre, depolama hacmi ise 35 milyon m3 olup, gölalanı 245 hektardır.
ün İklimi ve Bitki Örtüsü
Bozüyük, Marmara bölgesi sınırları içinde kalmasına karsın, İç Anadolu da görülen karasal iklimin etkisi altındadır. Kışları oldukça soğuk ve yağışlı, yazları sıcak ve kuraktır. Yağışlar genellikle kış aylarında ve kar seklinde olmaktadır. Don ve kırağı olayının fazla olduğu aylar, Ocak ve Şubattır. Don ayları Kasım ayı ortalarında baslar Nisan ortalarına kadar devam eder.
Dağlık alanlar genellikle koruluk durumundaki ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlarda 1000 metreyi asan bölümlerdeki egemen ağaç türleri karaçam, kayındır. Platolar üzerinde yer yer topluluklar oluşturan karaçamlara karşın daha alçak kesimlerde kızılçam ve meşe türlerine rastlanmaktadır. Yirce dağının 1500 metreyi asan kesimlerinde köknar türleri ile birlikte ardıç ağaçları da yer almaktadır. Alçak ve düz alanlarda otsu bitkiler ile çalılıklar görülür.

         Bilecik Gölpazarı Resimleri Images: 0 Hits: 306 Description: İlin bulunduğu bölge, tarihte Trakya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Trakya’ya geçen çeşitli toplumların uğrak yeri olduğu için, burada birçok devlet, uygarlık kurulmuş ve yıkılmıştır. Bu yörede ilk siyasi egemenlik kuran devlet Hitit Devleti olarak görülür. Hitit Devleti’nin MÖ.. 1200de yıkılması üzerine bu topraklar kısa bir süre Frig idaresinde kaldıktan sonra, Lidya Devleti’nin eline geçti. MÖ. 546da Lidya Devleti’nin Persler tarafından ortadan kaldırılması üzerine Pers İmparatorluğu’na katıldı. Yöremiz, Perslerin MÖ. 334te İskender tarafından Bigaçay’da mağlup edilmesiyle İskender İmparatorluğu’na katıldı. İskender’in ölümünden sonra bölgede kültür ve sanatlarını daha Frigyalılar zamanından beri devam ettiren bölgenin yerli halkı Bitinler, MÖ.. 3’ncü yy.lın baslarında Britanya Krallığı’nı kurdular.
MÖ. 1’nci yy.da Romalılar tarafından idare edilmekte olan bu yöre, M.S. 395te Roma İmparatorluğu’nun parçalanması üzerine Doğu Roma Devleti’nin yönetimine geçti. Osmanlı Beyliği’nin yöreye egemen olmasıyla da bu topraklar TÜRK idaresine geçti.
1071den sonra akın akın Anadolu’ya giren Türkler, Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurmuşlar ve Türk Birliğini sağlamışlardır. Fakat doğudan gelen Moğol baskısı devlet otoritesini zayıflatmıştır. Bunun üzerine Selçukluların bati sınırlarında Germiyanoğulları, Erefoğulları, Hamitoğulları, Menteşoğulları Beylikleri ile Osmanlı Beyliği, Bati Anadolu’da ise Karesioğulları, Saruhanoğulları, Sahip Ataoğlulları ve Aydınoğulları Beylikleri kuruldu.
Daha Selçuklular zamanında, Selçukluların batı sınırlarına yerleştirmiş oldukları uç aşiret beyleri ve bu arada Britanya sınırında iskân edilmiş bir kısım Kayı Boyu aşireti Bizans İmparatorluğu’nun XIII. yy. sonlarındaki zayıf durumundan istifade ederek harekete geçmiş ve Rumlara ait şehir ve kaleleri işgale başlamışlardır.
Osmanlı Devletini kurmuş olan aile Oğuz Türeleri’nin Gün Han kolu Kayı Boyundandır.
Osmanlı Devleti’nin ilk kuruluş devirlerinden itibaren askeri tarihinde mühim rol oynamış ve bilhassa akıncı teşkilatında görev almış ümera ailelerinden birisi de Mihailoğulları (Misal Bey, Köse Misal, Gazi Misal, Misal Gazi) ailesidir.
Gölpazarı, Osmanlı Beyliği’nin kuruluş yıllarında, iste bu Köse Mihal’mın beyi olduğu Harmankaya tekfurluğuna bağlı idi. Daha sonra Köse Mihal’mın Müslüman olup Osman Bey’in hizmetine girmesiyle Harmankaya Bölgesi ile birlikte Gölpazarı toprakları da Osmanlı Beyliği’ne katılmış oldu. İlçemiz Osmanlı zamanında Resulsel, Dönen, Akçaoba, Akçaova gibi adlar almıştır. İlçenin Osmanlılara katılmasında sonra güney yönünde bulunan gölün kenarında büyük bir kir pazarı kurulmuş ve bu yüzden Gölpazarı adını almıştır.

         Bilecik inhisar Resimleri Images: 0 Hits: 108 Description: İnhisar, Bilecik iline bağlı 7 ilçeden birisidir. Batı Anadolu bölgesinde bulunan Bilecik, aynı zamanda Marmara, Karadeniz, Ege ve İç Anadolu bölgelerinin kesiştiği yerdir. İl Merkezinin doğusunda bulunan inhisar ilçesi kuzeyde yenipazar, batıda söğüt ilçeleri, güneyde ve doğuda Eskişehir İli ile çevrelenmiştir.
İnhisar ilçesi bağlı bulunduğu Bilecik'e 56 km. Eskişehir’e de 78 km. mesafededir. Ancak her iki kente de ulaşmak için 28 km. uzaklıktaki Söğüt ilçe merkezinden geçmek gerekmektedir. İnhisar ilçesinin ticaret ve sosyal hizmetler konusunda, Eskişehir ile Bilecik’ten daha fazla ilişkisi vardır.
İnhisar ilçesi 8140 olan toplam nüfusu ile ilin en az nüfuslu ikinci ilçesidir. İnhisar gibi, 5970 toplam nüfusa sahip Yenipazar yerleşimi de 1989 yılında ilçe olmuştur.
İnhisar ilçesi nüfusu 1990 yılında D.İ.E tarafından yapılan genel nüfus sayımında 1626 kent, 6514 köyler olmak üzere toplam 8140 olarak belirlenmiştir. Ekim 1993te yapılan araştırmaya göre ise 1410 olarak saptanmış ve 2000 yılında D.İ.E tarafından verilen bilgiler doğrultusunda ise merkez nüfus 2318 olarak belirtilmiştir.

         Bilecik Osmaneli Resimleri Images: 0 Hits: 103 Description: Osmaneli, Güney Marmara’da Bilecik ilinin bir ilçesidir.
30 derece doğu boylam, 40 derece 3 dakika kuzey enleminde olup İstanbul'a 200 km, Bursa’ya 120 km, Adapazarı’na 70 km, Eskişehir’e 120 km uzaklıktadır.
Geçmişi M.Ö. 1000 (Trak mezarı kalıntısı)kadar uzanan 1308 yılında Osmanlı topraklarına katılmış bir Anadolu ilçesidir.
Osmaneli’nin yüzölçümü 526 km kare olup ilçe merkezinin nüfusu 12.814'tür. Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde bahsettiği üzere ayvası, karpuzu, zeytini birçok tarım ürünü meşhurdur.
Osmaneli’nin bilinen ilk adı, Anadolu’nun ilk yerleşik halklarından Luwilerin dilinde yakınından geçen Göksu (Gallos) çayından esinlenilerek ilk çağda Mela ya da Gallos olarak anılıyordu. Bu nedenle olsa gerek bilinen ilk adi Melewana dir.(Mela halkının kenti). Helenleşme çağında kentin adı Melagina'ya dönüşmüştür. Daha sonraki dönemlerde LEFKE diye anılmıştır. Lefke eski Helencede Leuikai "Ak Kavaklık" deyisinden almıştır. Sözcük LEFKE diye söyleniyordu.
1308 Yılında fetih edilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1913 yılında OSMANELİ adını almıştır. 30 NISAN 1926 Yılında BİLECİK İline bağlı bir ilçe olmuştur

         Bilecik Pazaryeri Resimleri Images: 0 Hits: 124 Description: Pazaryeri'nin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. İlkçağlarda "BITHINIA" denilen bugün Bursa, Bilecik, Kocaeli topraklarını kapsayan bölgenin güney batı bölümünde yer alıyordu. Roma döneminde Anadolunun içinden gelip Bursa'ya giden Roma yolu Pazaryeri'nden geçerdi. Bu yolun geçtiği yerler halen yöre halkı tarafından "BAĞDAT YOLU" veya "İPEK YOLU" olarak bilinir. Roma döneminden kalma antik eserlere Firanlar, Ahmetler köyleri ve Doğanlar mevkiinde rastlanır.
Bizans döneminde, Pazaryeri "BITHINIA THEMAKION" bölgesinde "ARMENO KASTRON" adı yerleşim birimiydi. Bu ismin anlamı "Ermeni Kalesi"dir. Fakat bu bölgede Ermeniler yaşamamıştır. "ARMENO" ismi Ahi Dağları'nın antik ismidir. Bu isim Anadolunun yaklaşık M.Ö. 3000-2000 yılları arasında yaşamış "LUVI" halkının konuştuğu dilde "Aytanrısı Ülkesi"dir. Bizanslılar bu dağların geçit bölgelerine haberleşme ve gözetleme kuleleri yaptığı için bu ismi vermişlerdir.
Kayı aşireti 1132 yılında Söğüt'e yerleştikten sonra Ertuğrul Gazi'ye yaylak olarak verilen Domaniç yaylasına giden en kisa yol Pazaryeri'nden geçmekte idi. Osman Bey Osmanlı Devleti'ni kurduktan sonra İnegöl'e (ANGELO KOMA) ve verimli ovalara ulaşmak ve fethetmek amacı ile batıya yöneldi. "Ermeni Derbendi" denilen bugünkü Pazaryeri'nin civarından geçen yolu kullandı. Bu isim Osmanlılar tarafından Ahi dağında verilen "Ermenek" isminden geldiği sanılır. Adı geçen Söğüt-Bozüyük'ten gelir "Karani Derbendinden geçip Pazaryerine vardıktan sonra Ahi Beli/Büyük Derbent/ Nazif Paşa köyü civarında Ahi dağını kuzeyden aşardı. Küçük Derbent/Bahçesultan köyünden geçerek Kurşunlu yolu ile İnegöl'e ulaşırdı. Osman Bey buraları fethettikten sonra III. oğlu olan Yahşi Pazarlu Beye iskan ve idare etmesi amacıyla Pazaryeri'ni ve havalisini verdi. Bu bölgenin ismini Yahşi Pazarlu Bey kendi adını taşıyan "PAZARLUCUK" ismi ile degiştirdi. Bu isim zamanla "Pazarcık"a dönüstü.
Osmanlılar döneminde önemli ticaret ve askeri yolların üzerinde olduğu için Avrupalı seyyahlar Anadoluya giderlerken Pazaryerinden geçerlerdi. Ünlü Avusturyalı seyyah Hans DERNSCWAM 1553-1555 yılları arasında Anadolu'ya yaptığı seyahat sırasında Pazaryeri'nden geçmiştir. Bunları şöyle anlatır: "...Pazarcıkta bir mescit var. Burada yalnız Türkler oturuyor. Rum yok. Sağ tarafta yol kenarında büyük bir kervansaray gördük. Kervansarayın içinde orta kısmında 12 tane meşe direk var. Bu direkler taşlar üzerinde oturtulmuş. Bütün binayı taşıyorlar. 20 baca saydım. Kervansaray herkese açık. İçinde 150-200 at barınabilir...Pazargik (Pazarcık) sakin iki tarafı dağlarla çevrili güzel bir yer. Bu arada üzüm yetişmiyor. Bir Rum bize ilerideki Rum köyünden bir tulum sarap getirdi... 19 Mart sabahı Pazargikten Boz Gywck (Bozüyük)e dogru yola çıktık."
17. yyda İran seferine çıkan IV.Murat sadrazamı Kara Mustafa Paşa ordusu ile birlikte askeri yol üzerinde olan Pazaryeri'ne uğramış ve konaklamıştır. Buraya kendi adını taşıyan cami ve külliyeyi yaptırmıştır. Fakat bu cami Yunan işgali sırasında yıkılmış yalnız tarihi minaresi kalmıştır. Caminin yerine yenisi yapılmıştır.
Pazaryeri 19. yyın sonlarına kadar Hüdavendigar (Bursa) livasina (vilayet) bağlı bir nahiye idi. 1852de (H.1301) Pazarcık adı ile Ertuğrul (Bilecik) livasi merkez kazasına bağlı nahiye merkezi oldu. Rumeliden Kafkaslardan gelen göçmenlerin ve Yörüklerin buralara iskan edilmesiyle Pazaryeri'nin nüfusu artmış. Çok renkli ve gelişmiş bir kültür alt yapısı oluşmuştur.
Kurtuluş Savaşı zamanında Pazaryeri üç kez Yunan işgaline ugramış ve yıkılmıştır. Miralay Ayıcı Arif Bey komutasındaki birliklerimizle yunanlı işgalcileri arasında kanlı çarpışmalar sonucunda 5 Eylül 1922 tarihinde Yunanlılar Pazaryeri'ni boşalttılar. Ancak çekilirken yakıp yıktıklarından Pazaryeri harabe halinde bırakılmıştır.
1926 yılında, yeniden yapılan idari taksimata göre, Pazarcık, Bilecik İli Bozüyük ilçesine bağlı bir bucak merkezi oldu. Pazarcık bucağı 1953 yılında Maraş İlinin Pazarcık ilçesi ile isim benzerliği ve bu benzerliğin çesitli karışıklıklara sebep olacağı gerekçesi ile PAZARYERİ ismi ile ilçe merkezi oldu. 1974 yılında Eskişehir-Bursa karayolu üzerindeyken 1974'den sonra yeni açılan Mezit Boğazı ile kıyıda kalmış ve gelişememıştır.

         Bilecik Söğüt Resimleri Images: 0 Hits: 126 Description: Söğüt'ün ilk çağlarda ilk bilinen ismi İTEA'dır. Bizans dönemindeki ismi ise THEBASİON veya SEBASİYON dur.
Söğüt, 796 ve 797 yıllarında Emevi Halifesi Harun Reşit döneminde müslümanların eline geçmiştir.
Söğüt'ün tarih sahnesindeki en parlak dönemi 13 yy sonlarında başlar. Bu dönem doğudan gelen Oğuz Türkleri'nin Kayı Boyu bu küçük kasabada sınırları Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına yayılan Osmanlı Cihan Devletinin ilk adımlarını oluşturacaklardır.
Söğüt, Ertuğrul Gazi tarafından 1232 yılında Bizanslılardan alınmıştır. Selçuklu Sultanı Alaadin Keykubat, Ertuğrul Gazinin bu başarısı üzerine Söğüt'ü kendisine yurt, Domaniç'i ise yaylak olarak verdiği bilinmektedir.
Söğüt Osmanlının ilk dönemlerinde beyliğin merkezi olmuştur. 1885 yılında Söğüt, Ertuğrul Livası'nın bir kazasıydı. 1924 yılında ise Söğüt, ilçe statüsü kazanmıştır.
Cihan imparatorluğunun tohumlarını bu topraklara serpen Ertuğrul Gazidir. Selçuklu uç beyi olan ve Bizans akınları karşısında başarılar kazanan Ertuğrul Gaziye, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, Bizanslılara karşı kazandığı zaferlerden dolayı, Söğüt'ü kışlak, Domaniç'i yaylak olarak vererek; Kayıların Söğüt kasabasına gelerek yerleşmesini sağlamış, kendisinide sancak beyi tayin etmiştir. Ertuğrul Gazi, Bizans hükümdarına karşı yarım asır genç ve dinç bir kuvvet olarak karşı koymak suretiyle Türk'lerin Anadolu'da yerleşmesini ve kalıcılığını sağlamıştır. 1281 yılında vefat eden Ertuğrul Gazi; Osmanlı Devletinin olan ve Kayıların bu havaliyle hakim olup, yurt edindikleri Söğüt ilçesinde ismiyle anılan türbede yatmaktadır.
Söğüt, Marmara Bölgesi'nin doğusunda bulunan Bilecik ilinin bir ilçesidir. Kuzeyinde Bilecik merkez, doğusunda Gölpazarı, batısında Bozüyük, güneydoğusunda inhisar ve güneyinde Eskişehir ili ile çevrilidir. 40 02' kuzey enlemi ile 30 11' doğu boylamlarında yer alan Söğüt Sakarya Nehri Vadisi'nin bati yükseltilerinde, Sündiken Dağları’nın bati uzantısının eteklerinde güneyden kuzeye eğimli bir arazi üzerinde kuruludur.
Söğüt 30 derece doğu, 40 derece paralel dairesi üzerinde olan Söğüt’te geçiş iklimi bulunmaktadır. Akdeniz ikliminin, Karadeniz ikliminin ve karasal iklimin etkileri görülür. Bu bölgede kar yağışı düşüktür. Yıllık sıcaklık ortalaması l2°C'dir. Yıllık yağış ortalaması 630 mm. civarındadır. 2000 nüfus sayımına göre 12.705 kişi, köylerde 8.307 kişi, toplam 21.012 kişi bulunmaktadır.
Söğüt' ü çevreye bağlayan üç önemli yol vardır. Bunlar, Söğüt-Bilecik 29 Km., Söğüt-Bozüyük 22 Km. ve Söğüt-Eskişehir 51 Km.dir. Her üç yolda asfalt olup, yaklaşık yarım saatlik araba yolculuğu ile Eskişehir-Bursa, Eskişehir-İstanbul devlet karayollarına ulaşılır. Söğüt' ten Bursa ve Sakarya' ya iki saatte, Ankara ve İstanbul' a ise dört saatte ulaşmak mümkündür. Söğüt' ten Bilecik ve Eskişehir' e her gün düzenli otobüs seferleri mevcuttur. Haftanın belirli günlerinde Bozüyük' e de araba seferleri düzenlenmektedir.

         Bilecik Yenipazar Resimleri Images: 0 Hits: 141 Description: Yenipazar ilçemiz, Bilecik’in doğusunda, etrafı dağlarla çevrili çanak içinde, 285 Km2 alana sahiptir. Bilecik bölge olarak, Marmara Bölgesinde olmasına rağmen, Yenipazar ilçesi Karadeniz bölgesindedir.
Sınırları: Doğusunda Bolu (Göynük), Eskişehir (Sarıcakaya), Batısında: Önceki ilçemiz olan Gölpazarı, Kuzeyinde Bolu (Göynük), Sakarya (Taraklı), Güneyinde: İnhisar, Eskişehir (Mihalgazi).
Tarihçesi : :İlçemizin eski adı Kırka’dır. Kırka ismi nereden gelmektedir? Bir inanışa göre: Halkın kırk yerden toplandığını belirtmek için ”Kırka” denmiştir. Bir diğer rivayete göre ise kırk hane olduğu için bu isim konmuştur. Ancak ilk inanış gerçeğe daha yakin olduğu sanılıyor. Yenipazar, Osmangazi (1255–1324) tarafından Osmanlı Beyliği topraklarına katılmıştır. İmparatorluk döneminde iki mahalle 1000 haneden olduğu söylenmektedir. Bu kaynaklara göre: O dönemde Yukarı Mahallede Rum ve Ermenilerin, Aşağı mahallede ise Müslümanların yasadığı belirtilmektedir. Azınlıklar Kurtuluş Savası sırasında Yenipazar’dan göç etmiş; onların yerine Yugoslavya’dan gelen göçmen soydaşlarımız yerleşmiştir. Yenipazar Cumhuriyetten önce Bolu’nun Göynük İlçesine bağlı iken. 1926 yılına kadar Söğüt’e bağlı kaldıktan sonra 1926 yılında Gölpazarı İlçesine bağlı bir bucak olarak yaşamını sürdüren Yenipazar, 3392 sayılı yasa ile ilçe statüsüne alınmış, 11 Ağustos 1988’de ilçe hayatına başlamıştır. 26 Mart 1989’da Belediyelik olmuştur. İlk Kaymakamımız Mevlüt BİLİCİ, ilk Belediye Başkanımız İbrahim DEĞİRMENCİ’DİR.
Doğal Durumu: Yenipazar, etrafı dağlarla çevrili bir çanak içine yerleşmiş olup, genellikle engebeli bir araziye sahiptir. Ancak yerleşim yeri dâhil Yukarı çaylı, Danişment, Selim çemberi içindeki arazi düzlüktür. Etrafındaki tepelerin yüksekliği 300–700 metre arasında değişir. En yüksek yeri güneyde 700 metre ile Döşkaya’dır. Bu dağın batısında: Çatal tepe, doğusunda: Tamasa Tepesi bulunur. Yenipazar üç bölgenin yerleşim yeri olduğu için her bölgeden payına düşeni almıştır. Ancak iklim olarak İç Anadolu’dan gelen kara ikliminin etkisi daha fazla görülür.
Akar, Durgun, Kuyu ve Yeraltı suları: Akarsuların en önemlisi Nardin çayı, Selim çayı ve Süzmen çayıdır. Bu sularımız kar suları ile beslendiği için kışın çoğalıp, yazın azalmaktadır. Rejimleri düzgün değildir. Nardin çayı belirli dönemlerde, Yukarı çaylı, Aşağı çaylı, Nasuhlar ve Danişment arazilerinin bir bölümünü sular. Selim çayı ise: Yukarı boğaz, Aşağı boğaz, Katran ve Selim Köyü topraklarının bir bölümünü sular. Ancak Süzmen çayından sulamada yararlanılmaz.
Selim çayı Göynük İlçesi sınırlarından doğar, Yukarı boğaz, Aşağı boğaz, Katran, Selim, Merkez, Yumaklı ve Karahasanlar Köyü sınırlarından geçip Gedik kayayı aşarak Harmanköy sınırlarından geçtikten sonra Koyunlu Köyü’nün yanından Sakarya Nehri’ne dökülür.
Nardin çayı, Sarıcakaya İlçesi sınırlarından doğar, Yukarı çaylı, Aşağı çaylı, Danişment, Nasuhlar Köyü sınırlarını geçerek Yenipazar’da Selim çayına birleşir.
Süzmen Çayı: Yenipazar sınırlarından doğar. Yenipazar’ın dışında Selim Çayına birleşir

     Bingöl Resimleri Images: 5 Hits: 271 Description: Bingöl''ün bilinen en eski ismi Cebel-cur dur. Cebel dağ, Cur akan anlamındadır. Bu kelimenin zamanla Çabakçur şeklinde telaffuz edildiği ihtimali kuvvetlidir. Zaten Çabakçur akan temiz su anlamına gelir.

Evliya Çelebiye göre bu isim Büyük İskender tarafından verilmiştir. Rivayete göre Büyük İskender vücudundaki dayanılmaz ağrılar için nice hekimlere baş vurduğu halde şifa bulamaz. Bunun üzerine Ab-Ul Hayat (ölümsüz hayat) suyunu aramaya başlar. Uzun aramalardan sonra kaynağı kendisi olmasa da o sudan içip dayanılmaz ağrılardan kurtulur. Faydasını gördüğü bu suya "Makdis lisanı" üzerine cennet suyu anlamına gelen Çabakçur adını verir. Doktorlarına, sizlerin çare bulmadığınız ağrılarıma Allah cennet ırmaklarından deva verdi. Burada benim adıma bir kale yapın ve adını Çabakçur koyun demiştir. Daha sonra çeşitli kaynaklarda Mingöl olarak karşımıza çıkar. Mingöl göller bölgesi anlamındadır. Mingöl kelimesi de zamanla halk tarafından Bingöl şeklinde telaffuz edilmiş bin tane göl anlamındadır.

Daha sonra Bingöl''e Çevlik denmiştir. Bağ bahçe anlamındadır. Bu ad günümüzde yöre halkı tarafından halen kullanılmaktadır.

1874 yılında yapılan bir idari düzenlemeye dayanılarak 1881 de Bitlis vilayeti kuruldu. Çabakçur ve Genç bölgesi Bitlis Vilayetine, Kiğı Erzincan''a, Karlıova Muş''a bağlandı.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1926 yılında Elazığ, 1929 senesinde Muş''a bağlanan Bingöl, 1936 yılında çıkarılan bir kanunla il haline getirildi. Bu kanunun Bingöl iline ait metni aynen şöyledir. "Yeniden 9 kaza ve 5 vilayet teşkiline ve bunlarla 32 Nahiyeye ait Kadrolar Hakkında Kanun

Kanunun numarası:2885
Kabul Tarihi:25-12-1935
Resmi Gazete ile Neşir ve ilanı: 4 Ocak 1936
Numara:3197

Madde 5: Muş vilayetinin Çabakçur, Genç, Solhan, Bingöl kazaları ile Erzincan vilayetinin Kiğı kazasından teşekkül etmek ve merkezi Çabakçur kasabası olmak üzere Bingöl vilayeti kurulmuştur."

1945 yılında il merkezi olan Çabakçur''un adı Bingöl olarak değiştirilmiştir.

         Bingöl Adaklı Resimleri Images: 0 Hits: 182 Description: ilk insan topluluklarının yerleşim tarihleri bilinmemekle birlikte, tarihi eserlerin varlığı ve durumları yerleşimin Kiğı İlçesiyle beraber başladığı kanaati uyandırmakla bu da yaklaşık M.O. 3000 yıllarına uzanmaktadır.
İlçe 1839'da Kiğı İlçesiyle Erzurum'a bağlı bir köy iken 1926'da Erzincan'a 1936 yılında Bingöl iline bağlanmış ve Nahiye statüsüne kavuşmuştur.
04.07.1987 tarihinde 3392 sayılı Yasayla ilçe statüsüne kavuşmuş bu tarihten itibaren Bingöl İlinin beşinci ilçesi yapılarak 1988 yılı basında ilk Kaymakam ataması yapılıp. idari teşkilatlanması başlamıştır.
Coğrafi yönden Doğu Anadolu Bölgesi yukarı Fırat bölümünde. Bingöl İlinin Kuzeydoğu kesiminde yer almaktadır. Rakımı 1500 metredir.
Yüzölçümü 841 Km karedir. Bölgenin büyük bölümü Meşe ormanlarıyla kaplı engebeli bir arazi yapışma sahiptir. Adaklı İlçesi: Elazığ İli Karakoçan ilçesi. Kiğı. Yedisu. Karlıova ve Bingöl merkez İlçeyle çevrilidir. İklimin Kışın çok sert ve uzun sürmesi İlçenin Ekonomik ve Sosyal yaşantısını belirleyen en önemli faktörlerden biridir.
Ekonomik değer oluşturabilecek büyüklükte Akarsu olmamakla birlikte çok sayıda küçük su kaynaklarına sahip olmasından dolayı zaman, zaman toprak kayması. sel ve çığ aleti olmaktadır. 1995 yılında Hasbağlar Köyünde meydana gelen toprak kaymasında bir çok ev yıkılmış köy arazisi önemli ölçüde tahribata uğramıştır.
İlçemize ilk insan topluluklarının hangi tarihte yerleştikleri kesin olarak bilinmemekle birlikte; 1839 yılında Azakpert adıyla Kiğı İlçesi ile birlikte Erzurum iline bağlı bir köy iken 1926 yılında Erzincan iline, 1936 yılında ise Bingöl iline bağlanmış ve Nahiye statüsüne kavuşmuştur. 1968 yılında ise halen kullanılmakta olan Adaklı adını almıştır.
04.07.1987 tarihinde 3392 sayılı yasa ile ilçe statüsüne alınmış ve bu tarihten itibaren Bingöl ilinin ( 5 ) beşinci ilçesi olmuştur. 1988 yılı başında ilk Kaymakam ataması yapılarak, idari teşkilatlanması tamamlanmıştır.

         Bingöl Genç Resimleri Images: 0 Hits: 309 Description: İlçemizin eski adı Darahini olup, Ağaçlı Çeşme anlamına gelmektedir. Söylentiye göre ilçemizde bulunan çeşmeye Dara adındaki zamanın kadın hükümdarının adı verilmiştir. Dara adı, çeşme anlamına gelen Hini kelimesiyle birleştirilerek Darahini adını almış ve günümüze kadar gelmiştir.
1473 yılında yapılan Otlukbeli savaşından sonra Osmanlı idaresine giren Genç ilçesi, komşu vilayet, sancak ve eyaletlere bağlı kalmıştır. 1881 yılında Bitlis vilayetine bağlanmış, 1924-1927 tarihleri arasında il merkezi olmuş, 1927-1936 tarihleri arasında Elazığ iline bağlı ilçe haline getirilmiş, 1936 yılında Bingöl il olunca Bingöl’e bağlanmıştır.
İlçe Murat Nehri vadisinde 1712 km²’lik alan üzerinde kurulmuş olup kuzeyinde Bingöl merkez, doğusunda Solhan ilçesi, güneyinde Diyarbakır iline bağlı Kulp-Lice-Hani ilçeleri, batısında ise Elazığ iline bağlı Arıcak- Palu ilçeleriyle çevrelenmiştir. İlçenin toplam sınır uzunluğu 194 km, deniz seviyesinden yüksekliği ise 1125 m. dir.
Genç ilçesi dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olup, belli başlı dağlar doğuda Akçakara, batıda Akdağlar, güneyde ise Koz dağlarıdır. Bu dağların büyük bir kısmı ormanlarla kaplı olup, orman örtüsü bakımından Bingöl’ün en zengin ilçelerinden biridir. Doğu Anadolu’nun kırık fay kuşağı üzerinde yer alan Genç ilçesinde bugüne kadar irili ufaklı birçok deprem olmuştur.
İlçe, Doğu-Batı istikametinde Murat Nehri, Kuzey-Güney istikametinde ise Hamek Deresi ve Vahkin Çayı ile üç büyük parçaya ayrılmıştır. İlçede karasal iklim hakim olup, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve sert geçer. İlkbahar ve Sonbahar’da bol yağış alan ilçenin, en soğuk ayları Ocak ve Şubat (-24), en sıcak ayları ise Temmuz ve Ağustos (41,5) tur.
2000 Genel Nüfus Sayımına göre ilçenin toplam nüfusu 45.994’tür. Nüfusun 18.345’i ilçe merkezinde, 4.521’i Servi Belediyesi merkezinde, 2.255’i Çaytepe Belediyesi merkezinde ve 20.873’ü de köylerde oturmakta olup, oransal olarak belediye merkezlerindeki nüfus % 54.7, köylerdeki nüfus ise % 45.3’ü teşkil etmektedir. Nüfus artış hızı binde 8.46 olup, nüfusun 24.790’ı (% 53.9) erkek, 21.204’ü (% 46.1) kadındır. Okuma yazma oranı erkeklerde % 80, kadınlarda % 54, toplamda % 70 civarındadır.

         Bingöl Karlıova Resimleri Images: 0 Hits: 109 Description: Hitit ve Huri egemenliğinden sonra M.Ö. 402ta Bizanslılar’[kaynak belirtilmeli]ın eline geçer. Halife Ömer zamanında İslam devletlerinin topraklarına katılır. 1071 Malazgirt Savaşi’nden sonra Selçuklu hakimiyetini takiben Mengücekliler, İlhanlılar, Celayirliler, Akkoyunlular ile Safarilerin hakimiyetine girer. 1514’te Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşını kazanmasından sonra Osmanlı topraklarına katılır.
Cumhuriyet’in ilanından sonra 1936 yılına kadar Muş iline bağlı Bingöl adını taşıyan bir ilçe merkezi iken; yine 1936’da il haline getirilen şu anki Bingöl iline ilçe olarak bağlanmıştır. 1938’de yürürlüğe giren kanun ile ismi Karlıova olarak değiştirilir.
İlçenin yüzölçümü 1349 km² dir. Bunun il yüzölçümüne oranı yüzde 16.60 dır. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1940 metredir. İl merkezinden uzaklığı 70 km dir. Bir doğa harikası olan "Güneşin Doğuşu" bu ilçe sınırları içinde izlenebilmektedir.
İlçenin 1 belediyesi, 47 köyü mevcuttur. Mahalle muhtarlığı sayısı ise 3'tür. Köyaltı yerleşim birimi sayısı (mezra) 26'dır.
1997 Genel Nüfus Tespitine göre, İlçenin nüfusu 29 868'dir. Nüfusun yüzde 32.23'ü ilçe merkezinde, geriye kalan yüzde 67.77'si kırsal kesimde yaşamaktadır. İlçede kişi başına 22 kişi düşmektedir. Ağırlıklı olarak Kürtler ve Zazalar yaşar.

         Bingöl Kiğı Resimleri Images: 0 Hits: 118 Description: Mevcut bilgilere göre, İlçenin tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Sırasıyla Hititler, Urartular ve Persler bölgede yerleşmişlerdir. Bölge daha sonra Mekadonya, Roma, Sasani ve Bizanslıların egemenlikleri altına girmiştir. Halit Bin Velit tarafından ilk defa İslam topraklarına kazandırılan Kiğı 1071 tarihinden sonra Selçuklu Türklerinin eline geçmiştir.İlçenin adını Bizanslılar zamanında bölge komutanının Kiğan ismindeki kızından veya Kiğa ismindeki Komutandan aldığı söylenmektedir.Erzincan tarihinde Kiğı, dağlar memleketi anlamına geldiği ifade edilmektedir.Hayat ansiklopedisinin altıncı cildinde ise Kiğı kelimesini Kayağa’ dan aramak icap ettiği ve Key’ in Prens manasına geldiği ve Kiğı’nın da bir Türk prensi namına izafe edildiği belirtilmektedir.eçmişte Erzurum-Harput (Elazığ) kervan yolu üzerinde bulunduğundan oldukça gelişme göstermiş ve belgelere göre yüzlerce yıl Sancaklık statüsü içerisinde çeşitli yerlere bağlı olarak varlığını sürdürmüştür.İlçe 1071 tarihinden sonra Selçuklular, Akkoyunlular ve Sefevi hakimiyeti altında kalmış, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran zaferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmış, değerli hizmetlerinden dolayı Bıyıklı Mehmet Paşa ya mükafat olarak verilmiştir. 1663 yılından itibaren Diyarbakır’a bağlı bir sancak iken 1926 da ilçe statüsünde Erzincan’a, Bingöl’ün il olmasıyla da 1936 da Bingöl’e bağlanarak günümüze kadar gelmiştir. Birinci dünya savaşı yıllarındaki Rus işgali 20 kasım 1916’da Ordu-Halk birliğiyle sona erdirilmiş, halkın daha sonraları gösterdiği olumlu davranışları Büyük Önder Atatürk’ün takdirlerine mazhar olmuştur. 20 Kasım günü İlçenin kurtuluş bayramı olarak her yıl kutlanmaktadır.
1990 nüfus sayımına göre İlçe nüfusu 11.438; Kasaba, 4.544 tür. Köy, 6894. Nüfus yoğunluğu kilometre kareye 23 kişidir. 1997 nüfus sayımına göre İlçenin toplam nüfusu 6797 kişidir. Yıllara göre nüfusta fazlaca miktarda azalmalar meydana gelmiştir. Bu azalma; terör, çoğalan aile nüfuslarına toprak bölüşüldükten sonra tarlaların azalması, kış aylarının uzun sürmesi ve bu süre zarfında ilçede buna yönelik iş kollarının bulunmaması, parası olanların yörede yatırım yapmamaları, aile arasındaki geçimsizlik ve kan davası. Sürekli olarak göç edenler daha çok İstanbul,İzmir, Aydın, Ankara, Bursa gibi illeri tercih etmektedirler. Kiğı ilçesinin ve köylerinin yıllara göre nüfus dağılımı aşağıda gösterilmiştir:

         Bingöl Solhan Resimleri Images: 0 Hits: 99 Description: Solhan zengin bir tarihi geçmişe sahiptir. Hititler, Huriler ,Urartular devrinde çeşitli olaylara sahne olan Solhan zamanımıza kadar olan tarihini kısaca şöyle açıklaya biliriz.
M.Ö 2000 yıllarında Fırat nehri kıyısında Vasukani şehrini kurup bütün Anadolu'ya yayılan tarihte Mitaniler olarak bilinen Huriler M.Ö 1360 ta Hitit'lerin Torosları aşıp kendilerini sıkıştırması ve yeni krallık devrinde Şuppililuma Mitani prensini kendisine damat edinip himayesi altına almasından dolayı Harput,Bingöl ve Muş dolaylarında hakimiyetlerini kaybettiler.
M.Ö 1200 yıllarında Hitit devletinin yıkılması ile Van bölgesinde yerleşen Urartular batıya doğru genişleyerek Bitlis,Muş ve Bingöl'ü alıp Murat ırmağı vadisine ilerlediler.M.Ö 745 yıllarında Asurluların hakimiyetine geçen bölge M.Ö 612 yılında Med, Babil ve Urartuların saldırısıyla Medlerin hakimiyetine geçmiş.
M.Ö 550 yılında Kurs Medleri yenerek Pers devletini kurması batıya akınlara başlamasıyla İskender imparatorluğu sınırları içerisinde kalan bölge İskenderin ölümünden sonra Selef Kürslerin eline geçmiştir.M.Ö 200-189 yıllarında yeniden canlanıp Adıyaman'ın güneybatısında Komojen krallığını kurdular. Doğuya doğru ilerleyerek Vana kadar uzanan bölgeyi ele geçirmişlerdir.
1071 tarihine kadar Roma hakimiyetinde kalan bölge Selçukluların egemenliğine geçmiş bir süre sonra Selçuklularda iktidar savaşı ve iç karışıklar başladıktan sonra Moğollar Anadolu'ya saldırdılar 1245 Köse dağ savaşında Selçukluların yenilmesi bölgeyle birlikte tüm Anadolu'ya hakim oldular.Yeni beyliklerin ortaya çıktıklarını görüyoruz. Diyarbakır,ı kendilerine yurt edinen Akkoyunlular 1394 yıllarında Bingöl, Erzurum, Erzincan'da hakimiyet kurmuşlardır.
1473 yılında Otlukbeli savaşında Uzun Hasan'ın yenilmesi Solhan ilçemizin de içinde bulunduğu bölge Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Bundan sonra yörede İran hakimiyeti görülse de Şah İsmail'in 1514 Çaldıran savaşında Osmanlılara yenilmesiyle Yavuz Sultan Selim tarafından Doğu Anadolu'da birlik tesisi görevini vezir Bıyıklı Mehmet Paşa ile İdrisi Bitlisi'ne vermiştir.Vilayet nizamnamesi gereğince teşkilatlanmada Solhan ve Muş yöresi 1864 yıllarında Erzurum eyaletine bağlandı.
1.Dünya savaşı yıllarında kısa bir süre Rus işgali altında kalan Solhan 1929 yılında nahiye olarak Muş iline 25 aralık 1935 tarihinde 2555 sayılı kanunla il olan Bingöl'e 4 ocak 1936 tarihinde ilçe olarak bağlanmıştır.

         Bingöl Yayladere Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: Yayladere bölgesinde M.Ö. 2100 yıllarında Komukların, Horrilerin M.Ö. 1360 yıllarında Hititler' in egemenliği görülmektedir. M.Ö. 900 yıllarında ise Urartular M.Ö. 550 yıllarında Perslerin daha sonra İskender İmparatorluğunun himayesine giren ilçe toprakları M.Ö. 75 yıllarında Ermenistan Krallığının M.Ö. 50 yıllarında da Roma İmparatorluğunun himayesine girmiştir. 1073 yılında yapılan Malazgirt savaşına kadar Bizans İmparatorluğu hakimiyetinde bulunan bu bölge bu önemli Türk zaferinden sonra Selçuklu devletine dahil olmuştur. 1080-1201 yılları arasında Saltukoğulları'nın,1473 tarihine kadar Uzun Hasan'ın elinde bulunan ilçe toprakları bu tarihte yapılan Otlukbeli savaşından sonra ise tamamen Osmanlı İmparatorluğunun himayesine girmiştir.
1514 yılına kadar İran Safevi devletinin saldırılarına uğrayan bu bölge Çaldıran savaşından sora Yavuz Sultan Selim tarafından tamamen Osmanlı topraklarına katılır. İlçede bu İmparatorluklar kalıntı olarak biraktikları tek şey yüksek bir kayalığın kale olarak kullanılması ve kale üzerindeki yerleşik hayata dair izler görülmektedir.
Yayladere halkı ilçenin kuruluşuyla ilgili kesin bir bilgiye sahip degildir. Yalnız anlatılanlara göre “ Yayladere de 3 aile yaşamaktadir. Daha sonra Sade aşiretinin kümsür kolundan bir çok aile gelir ve Yayladere' ye yerleşirler. Böylelikle Yayladere tam bir yerleşim merkezi haline gelir.”
Yayladere ilçesinin ilk adı Holhol' dur. Cumhuriyetin ilk yıllarında Holhol Köyü olarak Sarıtosun bucağına bağlı bir köy olan Yayladere 1936 yılında bucak merkezinin Sarıtosun'dan Holhol'a olan eski adı 1959 yılında Yayladere olarak değiştirilmiştir. 04 Temmuz 1987 tarihinde 3392 sayılı yasasıyla Bingöl iline bağlı bir ilçe haline dönüşmüştür.

         Bingöl Yedisu Resimleri Images: 0 Hits: 123 Description: Yedisu İlçesi: İl merkezine olan uzaklığı 140 km. dir. Doğal güzellikleri arasında Şen Köyü şelalesi ve Akımlı'ya bağlı perçivenk mıntıkasında bulunan şelale yer almaktadır.
     Bitlis Resimleri Images: 5 Hits: 306 Description: Tarihçiler Bitlis tarihini değişik zamanlardan başlatmaktadırlar. 5000 yıllık, 7000 yıllık tarih gibi. Gerçekte Bitlis tarihi Neolotik Çağ dediğimiz Yenitaş dönemine kadar uzanmaktadır. Neolitik Çağ, Yenitaş veya Cilalı Taş Devri denilen bu dönem, Ortataş Devri ile Tunç Devri arasındaki arkeolojik dönemdir. Bu dönem M.Ö. 3000 yıllarıyla 9000 yılları arasını kapsamaktadır.

Bitlis ve yöresinin yazılı tarih öncesi oldukça karanlıktır. En önemli nedenleri yüzeydeki buluntuların az olması ve bugüne kadar gerçekçi bir arkeolojik çalışma yapılmamasıdır.

Bitlis ili sınırları içerisinde bulunan Süphan ve Nemrut dağlarındaki obsidyen (doğal cam yatakları), doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bu yöre tarihinin Neolitik dönemine kadar çıktığını göstermektedir. Obsidyen yataklarından elde edilen doğal camın yontucu, kesici, kazıyıcı olarak çevredeki yerleşim yerlerinde kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Yine yapılan çalışmalar sonucunda o döneme ait ticaret yolu Van Gölünün doğusundan güneye (bugün ki Van ili sınırları içerisinde bulunan Kalkolitik – Maden Dönemi – yerleşme alanı olan Tilkitepe), batıda ise Diyarbakır il sınırlarına (Ergani yakınındaki çanak-çömleksiz bir Neolitik yerleşme yeri olan Çayönü) dek uzanmaktadır.1 Bitlis ilinin Van ve Diyarbakır arasında yerleşmiş olması, Van’dan Diyarbakır’a yapılacak ticaretin o dönemlerde ancak Bitlis üzerinden yapılacağı dikkate alındığında, Bitlis’in Neolitik dönemden beri yerleşme yeri olduğu bir gerçektir.

Neolitik Çağ, M.Ö. 3000 yıllarında sona ermiştir. Bu tarihi baz aldığımızda Bitlis’in 5000 yıllık bir tarihe ve geçmişe sahip olduğunu görmekteyiz. Büyük bir ihtimalle Bitlis’in tarihi bundan daha da eskidir. Güneybatı Asya ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 9000-5000, Avrupa ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 6500, Tuna kıyılarında M.Ö. 5500 olduğuna göre Bitlis’in tarihinin 5000 yıldan fazla olması, 5000 - 7000 yıllık olması çok kuvvetle muhtemeldir.

         Bitlis Adilcevaz Resimleri Images: 0 Hits: 143 Description: Van Gölü'nün kıyısında kalan bir ilçedir. İl merkezine 85 kilometre uzaklıktadır.
Beldeye Zatülcevaz – Elciğaz, Elceviz isimlerinin verildiği ve Adilcevaz isminin Karakoyunlularca verildiği sanılmaktadır. İlçe M.Ö. 2000 yılına Urartuların yerleşim merkezi olmuştur. İlçenin kuzeyinde Urartulara ait Kef Kalesi Adilcevaz’da medeniyetin ve uygarlığın bundan tam 2786 yıl önce başladığını göstermektedir.
1914 yılına kadar Osmanlıların hakimiyetinde kalan Adilcevaz bu tarihte Rusların işgaline uğramıştır. 1918 tarihinde yapılan Gümrü Antlaşması ile bu topraklar tekrar Türk hakimiyetine girmiştir.
Adilcevaz'da ekim ayının ilk haftasında geleneksel olarak Ceviz Festivali düzenlenir. Çeşitli etkinliklerle beraber cevizağası seçimi yapılır. İlçede yaklaşık olarak 30.500 adet ceviz ağacı bulunmaktadır. Yıllık fidan üretimi 10.000 adettir. Adilcevaz'da üretimi yapılan ceviz, dünya düzeyinde dereceye girmiştir. Bu cevizin kendine has bazı özellikleri mevcuttur.

         Bitlis Ahlat Resimleri Images: 0 Hits: 133 Description: Van Gölü'nün kuzeybatı kıyısında sahil kenarında kurulu, 30.000 nüfuslu, Bitlis iline bağlı bir ilçedir. Kuzeyinde Muş iline bağlı Bulanık ve Malazgirt ilçeleri, batısında Muş ili, güneyinde Van Gölü, güneybatısında Tatvan ve Bitlis, doğusunda ise yine Van Gölü ve Adilcevaz ilçesiyle sınırlıdır.
Ahlat adının kaynağı hakkında halk arasında anlatılan efsane şöyledir:
Van Gölü kıyısında hüküm süren Urartu Kralı "Lat" Med'lerin saldırısına dayanamayınca şehir düşer ve hükümdar da ağır yaralanır. Babasının başını dizine koyan hükümdarın kızı "Ah!" çekerek ince ince göz yaşları dökmektedir. Kızın "Ah! Lat, Ah! Lat" diye yükselen feryadı, Med'lerin şehre girmesine kadar devam eder . Urartu Kralı hayata gözlerini yummuş ancak bilmeyerek çok sevdiği bu şehre ismini vermiştir.
Şehrin en eski sakinleri olan Urartular buraya "Halads" derken, Türkler ve İranlılar "Ahlat", Kürtler "Xelat", Ermeniler "Şaleat", Süryaniler "Kelath" ve Araplar "Hil’at" demişlerdir. Ayrıca islam dünyasında "Kubbet-ül islam" olarak da bilinir.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 52814'dir. Bunun 34787'si ilçe merkezinde, 18027'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Bitlis Güroymak Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: Güroymak Muş ovasının doğu sınırını oluşturur.Nemrut dağı'nın eteğindeki düz verimli ovada kurulmuştur.Batıda Muş ile çevrilidir.Güroymak ilçesi 1990'lı yıllarda dışarıya göç vermiştir.Zamanla Mutki ilçesinden, çevre belde ve köylerden de göç almıştır.Bu sebeple işsizlik oranı çok yüksektir.Halkın çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.Yatırımların az olması nedeniyle gençliğin yüzde onbeşi büyük şehirlerde çalışmaya yönelmiştir.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 48118'dir. Bunun 22521'si ilçe merkezinde, 25597'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Bitlis Hizan Resimleri Images: 0 Hits: 114 Description: Bölgede ilk yerleşmeler M.Ö. 1000’li yıllarda Urartular ile başlamıştır. Daha sonra Pers, Roma, Bizans ve Arap devletlerinin egemenliğinde kalmış; 11. yüzyılda Selçukluların, 16. yüzyıl başlarında da Osmanlıların sınırlarına dahil olmuştur.
Hizan 1936 yılında İlçe yapılarak Bitlis İline bağlanmıştır. İlçe Bitlis ilinin ve Van Gölü’nün güneyinde sarp bir bölgede yer almaktadır. Topraklarının %90’ı dağlık olup, küçük dereler dışında önemli akarsuyu yoktur. Tipik karasal iklim hakim olan ilçede yaz mevsiminde ortalama en yüksek ısı 25, kış mevsiminde ortalama en düşük ısı -15 derece civarındadır. Bitlis merkez ilçe ve diğer ilçelere göre orman varlığı fazla olmakla birlikte, ülke genelindeki ormanlık alanlara göre orman varlığı azdır.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 42953'dir. Bunun 11067'si ilçe merkezinde, 31886'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Bitlis Mutki Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: Mutki ilçesi, tarih çağları boyunca Asur, Pers, İskender Roma ve Bizans İmparatorluklarının hakimiyetinde bulunmuş, daha sonra Müslüman Araplar tarafından alınmıştır. Bundan sonra birkaç defa Müslümanlar ile Bizanslar arasından el değiştiren bu topraklar 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'ya başlayan büyük Türk göçünün ilk durak yerlerinden biridir ve Akkoyunlu, İlhanlılar gibi çeşitli Türk beyliklerinin idaresi altında kalmıştır. 1514 Çaldıran zaferinden sonra Osmanlı Devletinin topraklarına katılmış, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni ve Ruslar tarafından işgal edilen bölge, 16 Nisan 1916 yılında işgalden kurtarılmıştır.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 39990'dir. Bunun 4291'si ilçe merkezinde, 35699'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Bitlis Tatvan Resimleri Images: 0 Hits: 142 Description: Van Gölünün güney batı kıyısında, Nemrut Dağının doğu eteğindeki düzlükte kurulmuş bulunan Tatvan, doğal bir liman görünümündedir. Bitlis iline bağlı bir ilçe olmakla birlikte, bağlı bulunduğu ilden, nüfus açısından daha büyük bir yerleşim birimidir. Son yerleşmelerle birlikte Bitlis’e olan uzaklığı 20 kilometreye inmiş durumdadır.
Tatvan’ın tarihine baktığımızda, yaygın yargının aksine binlerce yıllık bir geçmişle karşılaşırız. Tarihi belgeler de bu durumu ispat etmektedir. Buna göre Tatvan’ın bilinen tarihi, son yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen bulgulara göre günü­müzden takriben beş bin yıl öncesine da­yanmaktadır.
Uzun bir geçmişe sahip bulunan Tatvan, ilk çağlardan itibaren çeşitli mil­letlerin ve bu arada Dara, Büyük İskender, Selçuklu Hükümdarı Alparslan, Timur, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Sü­leyman, Şah İsmail ve IV. Murat’ın ordula­rına geçit görevi gördü. Osmanlı Hü­kümdarları İran seferlerine çıktıklarında Tatvan’dan önemli oranda istifade ettiler. Hatta, İran seferi sırasında Kanuni Sultan Süleyman’ın, Van Gölünün güney batısına düşen bu limanda, bir tersane yaptırdığı bilinmektedir. Araş­tırmalar sonucunda elde edilen belgelerden ve eski kaynaklardaki bilgilerden anlaşıl­dığı kadarıyla, ilçe ve çevresinin ilk sa­kinleri Subarlardı. Daha sonra Hurriler ve Hititler ile bunlara bağlı çeşitli boylar Tat­van’a hakim oldular. M.Ö. IX. Yüzyıldan itibaren Urartular, Van ve çevresi ile birlikte Tatvan’da üç asır bo­yunca egemenlik kurdular. Van şehrini kendilerine başkent edinen Urartular’ın Tatvan’daki hakimiyetleri sona erdikten sonra ilçeyi çeşitli boylar yurt edindiler. Söz konusu boyların Asur, İran, Roma ve Bizans gibi çeşitli devletlerle kısa veya uzun temasları oldu.
Hz. Ömer dönemi ise Tatvan için yeni gelişmelerin başlangıcı oldu. Çünkü bu tarihten itibaren Bitlis ve çevresi İslam Devletinin toprakları arasına katıldı. 1071’deki Malazgirt Meydan Sava­şından sonra bu kez Tatvan Selçukluların eline geçti ve bu durum M.S. 1200’lere kadar devam etti. Bu tarihlerden sonra Tatvan, Harzemşahlar, İlhanlılar ve Akkoyunluların istilasına uğradı.
Tatvan’ın tarihinde dönüm noktası sayılabilecek olaylardan biri ise, bölgede Osmanlı hakimiyetinin başlamasıdır. 1514 tarihli Çaldıran Savaşında Şii-İran ordusunu bozguna uğratan Osmanlı ordu­sunun bu başarısından sonra Doğu Ana­dolu topraklarının büyük bir bölümü Os­manlı Devletine bağlanmıştı. İdris-i Bit­lisi’nin yardımları ve çabaları sonucu Bitlis ve Hizan Emirleri de diğer bölge emirleri gibi Yavuz Sultan Selim’e itaat etmişler­di. İdris-i Bitlisi’nin gayretleri netice­sinde bölgede bir çok bey daha (Cizre, Eğil, Garzan, Palu, Siirt, Hasankeyf, Silvan Beyleri), toprakları kendilerine “temlik” olarak verilmek şartı ile Osmanlı Devletine bağlanmışlardı. Bu olay Tatvan’ın tarihindeki önemli olaylardan biridir. Çünkü bundan sonra yaklaşık dörtyüz yıl boyunca yöre Osmanlı Devleti idaresinde daha istikrarlı bir yapıya kavuştu.
Tatvan isminin ne zaman ve kimler tarafından verildiği bilinmemektedir. An­cak Evliya Çelebi, Rahova (Rahva) Ova­sından doğuya doğru üç saat yürüdükten sonra Taht-ı Van kalesine ulaşıldığını ve buraya yöre halkının Tatvan adını verdikle­rini kaydetmektedir. Burası Van denizi kenarında olup, Van Paşasının Hassı idi ve subaşılıkla idare edilmekteydi. Evliya Çelebi’ye göre Kanuni döneminde Zal Paşa burada küçük bir kale yaptırmıştı. Tatvan Kalesi daha sonra, İran Şahı Tahmasb döneminde İran orduları tarafın­dan tahrip edilmişti. Tahmasb’ın orduları Ahlat ve Adilcevaz kalelerini istila ettikle­rinde, Tatvan’dan gemiler ile Van’a yar­dım gitmesini engellemek amacıyla bura­daki kaleyi tahrip etmişlerdi. Fakat buna rağmen Tatvan bir liman olarak, bundan sonra da önemini korumuştu. Yakın geçmişte ise Tatvan ilçesi Küçüksu Nahiyesinde 1879’da ku­rulmuş bir köy görünümünde idi. Bu ge­lişme bir tesadüf eseri olmayıp, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, yani 93 harbi ile iliş­kilidir. 93 Harbi sırasında ve sonrasında Doğu Anadolu Bölgesinde önemli oranda nüfus hareketleri meydana gelmiş ve ku­zeyden daha aşağılara doğru yoğun bir göç yaşanmıştı. Rusların işgal bölgelerinden içerilere doğru göç eden insanlar, Osmanlı Hükümeti tarafından iç kesimlere yerleşti­rilmişlerdi. Muhtemelen Tatvan’daki söz konusu iskan olaylarının, bahsi geçen göçlerle yakın bir ilişkisi vardır.
1918 yılında Bitlis iline bağlı bir nahiye merkezi durumunda olan Tatvan, 1936 yılında ilçeye dönüştürüldü. XX.yüzyıl başlarında küçük bir köy görüntüsü veren Tatvan, daha sonra hızlı bir gelişme gösterdi ve sürekli bir ilerlemeye paralel olarak ilçe teşkilatına kavuştu­ğunda, Karşıyaka mahallesinde bulunun idare binaları 1946 Haziran’ında Tuğ ma­hallesine taşındı.
Tatvan, ilçe olduğu dönemde yakla­şık üç yüz nüfuslu küçük bir kırsal yer­leşmeydi. 1950’de 3179 olan nüfus miktarı 1965’te 10 bini, 1970’te 20 bini, 1980’de 40 bini, 1985’te 50 bini aşmıştı. Nüfusun hızla artmasında Tatvan’ın bir ulaşım ve konaklama merkezine dönüşmesi, ayrıca bazı göçer aşiretlerinin buraya yerleşmesi önemli rol oynamıştı. Yine Tatvan’ın Van’a ve İran’a ulaşımı sağlayan bir liman kenti olması da, gelişmesine etki eden önemli faktörlerden biridir. Dağınık tarihi eserlerin doğa ve insanların yıkıcı etkisinden kendilerini kurtaramadığına, Tatvan’da tanık olmak mümkündür. Doğanın tahribatını anlamak daha kolay olmakla birlikte insanların yıkıcı etkisini izah etmek aynı oranda kolay olmasa gerek. Çünkü, tarihi yok etmesi insanın, kendi kendini yok etmesi anlamına gelmektedir. Her şeye rağmen Tatvan’da kalıntı halinde de olsa varlığını koruyabilmiş tarihi eserlere rastlamak mümkündür. Buna göre Tatvan’da tarihi eserlerin dağılımı konusunda karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: 11 kale, 5 camii, 4 kervansaray, 2 kümbet, 2 çeşme, 2 köprü, 3 tarihi ev, 4 tarihi mağara ve 54 kilise.
Kilise sayısının bu kadar fazla olması Hıristiyan dinine mensup Ermeni nüfusunun aynı oranda fazla olduğu anlamına gelmemelidir. Ermeni nüfusunun en yoğun olduğu vilayetlerin başında Bitlis gelmekle birlikte, 93 harbinden önce Bitlis’te 45.600 Müslüman nüfusa karşılık, Ermeniler de dahil bütün Hıristiyanların miktarı 15.200 kişiydi. Bu da yaklaşık olarak % 30’luk bir oranı ifade etmektedir. 93 Harbi sonrası dönemde de bu oran bir miktar artış göstermekle birlikte, bir önceki döneme yakındı. Doğu Anadolu bölgesi genelinde ise, bu oran aynı dönemlerde %18 dolaylarındaydı.
93 Harbinin etkisi azaldıktan sonra Ermeni nüfusunda giderek bir azalma meydana gelmişti. Bu tarihten sonra bölgenin bazı köylerinde Ermeniler ağırlıklı olarak yaşamakta idiler. Söz konusu 54 kilisenin tamamına yakınının köylerde bulunuyor olması da bu tezi doğrulamaktadır.
Bir yerleşim biriminin turist çekebilmesi için bir takım vasıflara sahip olması gerekir. Tatvan’a baktığımızda turizm potansiyeli bakımından son derece zengin olduğunu görebiliriz. Tatvan her şeyden önce sahip olduğu güzellikleri ile zaten önemli bir cazibe merkezi durumundadır. Bu özelliği dahi, iyi bir tanıtımla önemli oranda turist çeşmeye yeter. Yöre, tarihi İpek Yolu üzerinde olup, değişik uygarlıklara ait izleri bünyesinde barındırmaktadır. Tatvan, söz konusu uygarlıklara ait çok sayıda mimari, arkeolojik ve tarihi eserlere sahiptir. İlk bakışta, Belediye halk plajı içindeki Urartu kent kalıntısı, Küçüksu veDalda köylerindeki Selçuklu dönemi mezarlıkları, başta Kıyıdüzü, Göllü, Koyunpınar köylerindeki manastırlar olmak üzere çok sayıda manastır veya kilise, İslam Uygarlığına ait türbeler ile Osmanlı dönemi eseri El-Aman Kervansarayı dikkati çeken yapılardır.
İlçe merkezinin kuzey batısında yer alan Nemrut Dağı, aynı zamanda volkanik patlamalar sonucunda Van Gölünün de oluşmasına zemin hazırlamıştır. İlçe merkezine, yaklaşık bir saat mesafede bulunan krater gölünün yanında ayrıca yeşil göl diye adlandırılan bir de sıcak su gölü bulunmaktadır. Yer yer sıcak buhar fışkıran krater bacaları da mevcuttur. Göl civarında çeşitli ağaçlardan oluşan küçük koruluklar, Nemrut zirvesini daha güzel bir hale getirmektedir.
Milli park ilan edilmeyi bekleyen Nemrut Dağı başta olmak üzere, tarihi ve turistik yerlerin tamamı insanların yıkıcı etkileriyle karşı karşıya bulunmaktadır. Bunun en önemli nedeni, bu yörenin yeterince tanınmamasıdır. Çünkü, insan tanımadığı bir şeyi yeterince sevemez, sevmediği şeyi de koruyamaz.

     Bolu Resimleri Images: 5 Hits: 259 Description: Türkiye yüzölçümünün % 1,05''lik bölümünü kaplayan Bolu ili, 8.294 km² (829.400 ha.) yüzölçümü ile Karadeniz Bölgesi''nin Batı Karadeniz bölümünde yer alır. Doğu-Batı uzunluğu yaklaşık 186 km.dir. Bolu''nun, Dörtdivan, Mengen, Mudurnu, Gerede, Göynük, Kıbrıscık, Seben, Yeniçağa ve Merkez ile birlikte 9 İlçesi bulunmaktadır. Bolu İl Merkezine göre; Dörtdivan, Yeniçağa ve Gerede doğuda, Mengen kuzeydoğuda, Göynük ve Mudurnu güneybatıda, Seben ve Kıbrıscık ise güneyde yer almaktadır. Bolu''nun, batısında Düzce ve Sakarya, güneybatısında Bilecik ve Eskişehir, güneyinde Ankara, doğusunda Çankırı, kuzeyinde Zonguldak ve kuzey doğusunda Karabük yer alır.
         Bolu Kıbrıscık Resimleri Images: 0 Hits: 165 Description: Anadolu'nun kuzeybatısında Karadeniz Bölgesinin batı bölümünde yer alan Kıbrıscık, Osmanlı Beyliğinin ilk devirlerinden itibaren Bitinya olarak bilinen Bolu ile birlikte Osmanlı himayesine girmiştir. Osmanlı Devletinin, Devlet yönetiminin 19. Yüzyıl başlarında iyice bozulmuş olduğu görülür. Bu dönemde halk devlet yöneticilerinden memnun değildir. Yeniden oluşturulan teşkilatlanma ile Bolu Voyvodalığı kaldırılıp, yerine daha geçerli ve disiplinli bir yönetim olan Mutasarrıflık kurulur. Bu sırada Bolu'nun 19 Voyvodalığı vardır ve bunlardan birisi de Kıbrıscık Voyvodalığıdır. Bu dönemde Kıbrıscık'da yönetim halk tarafından seçilen ayanlarca yapılırdı. Ayanların yetkileri çok genişti. Ayanlar yönetiminde 30-40 kadar köy bir araya getirilirdi ve bir ayanlık olarak idare edilirdi. O sırada Bolu ve çevresindeki ayanların bağlı olduğu voyvodaların idaresinin halka karşı tutumlarının çok sert olduğu, Kıbrısçık'ta ise bu duruma rastlanılmadığı görülmektedir. İyi bir yönetim gösteren ayanların uzun müddet iş başında kalarak halkı yönetmeye devam ettikleri gerçektir. Bugün bir çok köyde "Ayanlar" adı ile anılan sülaleler vardır ki, o zamanın idarecilerinin soylarının devamları olan akrabalarıdır. 1864-1908 Yılları arasında Kıbrıscık, Kastamonu iline bağlı Bolu sancağının bir bucağı durumundadır. 1908 Yılında II. Meşrutiyet ilan edilince, Bolu müstakil bir Mutasarrıflık oldu. 1334 Bolu Salnamesine göre Kıbrısçık'ın Bolu'ya bağlı bir bucak olduğu görülür. 1946 Yılında Seben ilçe olunca, Kıbrısçık Seben'in bir bucağı olmuştur. 1 Nisan 1958'de ise Bolu iline bağlı bir ilçe olmuştur.
Kıbrıscık İlçesinin 1999 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre köyler ile birlikte nüfusu 8.888 dir. Ayrıca sayım yılları itibariyle nüfus durumu aşağıda sunulmuştur.

Yıllar Merkez Köyler Toplam

1960 745 7617 8362
1965 1148 7721 8869
1970 1390 7597 8987
1975 1313 7401 8717
1980 1648 7619 9267
1985 1742 7478 8220
1990 1933 5111 6744
1997 1524 3240 4764
1999 2512 ... ...


Tablodanda anlaşılacağı üzere ilçemizin merkez nüfusu son sayımda artmış gibi gözükse bile, nüfuz azalması sürmektedir. Bunun birinci nedeni ekonomik sebeplerdir. İş sahasının bulunmayışı gençleri büyükşehirlere göçe zorlamaktadır.
1995 li yıllarda Tavukculuk sektörünün canlanması ile birlikte 2000 yılındaki ekonomik krize kadar nüsustaki azalma bir nebze olsun durmuş durumda idi. Ama kriz zamanı tavukculuk sektörü çok büyük bir darbe aldı, ilçenin ekonomik canlılığını sağlayan ana işkolu bitmiş oldu.

         Bolu Mengen Resimleri Images: 0 Hits: 220 Description: 1. TARİHİ
Önceleri Roma'ya bağlı iken, sonraları Bizans'a ve Osmanlıların hakimiyetine geçmiştir. Bolu, Osman Gazi zamanının sonuna doğru Konuralp tarafından zaptedilmiştir. Orhan Gazi devrinde Bolu'ya gelen İbn-i Batuta, bu çevrenin Türkmenlerle meskun olduğunu kaydetmektedir. 15. Yüzyılın başında Yıldırım Beyazıt zamanında Anadolu'nun bütün kuzeybatı kısmı Osmanlı idaresine geçmiştir. Timur'un istilasından sonra Bolu çevresi, İskenderoğulları'nın istilasına uğramış ise de II. Murat zamanında tekrar Osmanlı idaresine girmiştir.
19. Yüzyıl başlarında bütün Anadolu'da olduğu gibi Bolu ve çevresinde de huzur kalmamıştır. Bu nedenle devletçe yeniden bir teşkilatlandırma düşünüldü. Bu arada Mengen yeniden kurulan Bolu - Viranşehir Birleşik Mutasarrıflığına bağlandı.
2. COĞRAFİ DURUM
Mengen, Batı Karadeniz Bölgesinde Bolu İli'ne bağlı bir ilçedir. Doğuda Çankırı'nın Eskipazar İlçesi, batıda Bolu Merkez İlçe, kuzeyde Zonguldak'ın Devrek İlçesi, kuzeydoğuda Karabük ve Bartın İlleri, güneyde ise Bolu'nun Gerede ve Yeniçağa İlçeleri ile çevrilidir. Ankara - İstanbul E-80 karayoluna 20 km. uzaklıkta olup, Yeniçağa - Zonguldak asfaltı üzerindedir. İlçenin dört bir yanı ormanlarla çevrili bir havza şeklinde olup, arazi engebelidir. İlçenin toplam yüzölçümü 89.500 hektar olup, %87'si ormanlık, %13'lük kısmı arazi ve tarım arazisidir. Kuzey Anadolu dağlarının bazı uzantıları ilçe sınırları içine kadar uzanır. Dağların üzerinde 1600 rakıma ulaşan Mengen Yaylaları bulunur. İlçe topraklarını doğudan batıya doğru katederek akan Mengen Çayı, kaynağından sonra etrafından gelen küçük derelerle birleşerek büyür, Bolu'dan gelen Bolu Çayı ile birleşerek Filyos ırmağının bir kolunu oluşturur. İlçenin yüksek bölümleri kil, kumtaşı gibi kayalardan oluşmuştur. Alçak bölümlerinde ise toprak yapısı, özellikle ilçe merkezi ve yakın çevresinin su yatağı olduğunu gösterir dereçakılı ve kumlarla kaplıdır. İlçenin iklimi, genel olarak Batı Karadeniz iklimi ile İç Anadolu step iklimi etkisi altındadır. Yazları kurak geçmeyen, serin ve az yağışlı, kışları soğuk ve yağışlıdır.
3. ULAŞIM
İlçeyi Bolu'ya bağlayan Gökcesu ve Yeniçağa üzerinden olmak üzere iki ayrı yol bulunmaktadır. İstanbul - Ankara E-80 karayoluna 20 km. olması ve Yeniçağa - Zonguldak asfaltı üzerinde olması nedeniyle yalnız Bolu değil, diğer illerle de ulaşımı kolaydır.

         Bolu Mudurnu Resimleri Images: 0 Hits: 112 Description: İlk Türk yerleşiminin Selçuklu döneminde başlandığını bildiğimiz Mudurnu, daha sonra Osmanlı İmparatorluğunun çekirdeğini oluşturan ana bölge içinde yer alır. Osman Bey döneminde yoğun Türk akınlarına uğrayan Mudurnu, Samsa Çavuş ve Köse Nihal'in rehberliğinde Osmanlı Beyliğinin ilk topraklarına katılır. I. Murat Döneminde, Osmanlı Devletinin ilk düzenli ordusunun temeli olan "Yaya Örgütünü" oluşturan ve yine Osmanlının ilk Maliye Hazine örgütünü kuran Halil Hayrettin Paşa (Çandarlı Kara Halil) Mudurnu'ludur. Şeyh Fahreddi-i Rumi'nin öğrencisi olup, Mudurnu ahi örgütlerinde yetişen Çandarlı, daha sonra Osmanlı'nın ilk veziri olacaktır. Yıldırım Beyazıt döneminde yapılan Yıldırım Beyazıt Camii (1374) ve Yıldırım Beyazıt Hamamı (1382) altıyüz yıldır ayakta durmaktadır. Fetret Devrinde güvenli bir Osmanlı beldesi olarak bilinen Mudurnu, Şehzade Mehmet Çelebi ve Emir Süleyman'a bir dönem sığınak olmuştur. 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında Anadolu, işgal edilmeye başlanmıştır. Mudurnu ve yöresindeki yurtsever güçler, Osmanlı Teşkilatı Mahsus Lideri Kuşçubaşı Eşref öncülüğünde 30 Mayıs 1919'da "Mudurnu Redd-i İlhak Cemiyeti"ni, 20 Ekim 1919'da "Mudurnu Müdafa-i Hukuk Cemiyeti"ni kurarlar. Anadolu isyanının alevlenmeden söndürülmesini amaçlayan İtilaf Devletleri ve Osmanlı saray yönetiminin siyasi ve dini etkisi ile örgütlenen Hilafet ve şeriat yanlısı gerici kuvvetler, 21 Nisan 1920'de Mudurnu şehir merkezini basarak, Kaymakam Ali Nail'i ve Savcı Salih Zeki Bey'i hapsederler. Kaymakamlık makamına çevre köylülerinden Hacı Hamdi'yi oturturlar. Kuva-i Milliyeciler şehri terkederler. 4 Mayıs 1920'de Mudurnu'ya gelen Çolak İbrahim Bey kuvvetleri Mudurnu'yu hilafetçilerin elinden kurtarırlar. Çevre köylüleri tekrar toparlayan Düzce ve Bolu isyancıları 13 Mayıs 1920'de tekrar Mudurnu'yu kuşatırlar. 13-14-15 Mayıs günleri boyunca devam eden çatışmalar sonrasında, şehir halkı topyekün Kuva-i Milliye saflarında yer alır ve hilafet kuvvetleri dağıtılır.
         Bolu Seben Resimleri Images: 0 Hits: 114 Description: Bölgenin eski bir yerleşim alanı olduğu Solaklar, Muslar, Çeltikdere ve Yuva Köyleri çevresinde bulunan kaya evlerden anlaşılmaktadır. Bölge MÖ. 64 yılında Romalılar’ ın daha sonrada Bizanslılar’ ın eline geçmiştir. Bölgede gerçek uygarlık bundan sonra başlamış olup, günümüzde de bu devir kalıntılarına Kesenözü Köyü yakınındaki Pavli Kaplıcaları ile Çeltikdere Köyü civarında rastlanılmaktadır.
Bölge 1324 yılında Bolu’ nun fethiyle Osmanlı yönetimine geçmiştir. 1911 yılında şimdiki Keskinli mahallesinde Mudurnu ilçesine bağlı “Çarşamba” isimli bucak kurulmuş, 1946 yılında “Seben” adını alarak ilçe olmuştur. Bu gün ilçeye bağlı 2 Mahalle ile 29 köyü vardır. İlçe ismini kuzeyde bulunan Seben Dağlarından almıştır. Seben; yüce dağ, ulu dağ anlamına gelmektedir.

         Bolu Yeniçağa Resimleri Images: 0 Hits: 102 Description: Yeniçaga ilçesinin tarihçesi, ilçeye bagli Eskiçaga Köyü'ne dayanmaktadir.
Eskiçaga, Zonguldak yolu üzerinde, ilçe merkezine 8 km . uzaklikta olup, Yedi asir önce “Çaga” ismiyle kurulmus, üç tepe arasinda kalan bir vadiye yerlesmistir.
1402 yilinda Yildirim Beyazit Han Ankara Savasi'na giderken ordularinin toplanma bölgesi olarak burayi seçmistir; bir süre kalmis ve bulundugu süre içinde buraya bir hamam, bir çamasirhane ve bir camii insa etmistir.
“ÇAGA” büyük bir yerlesim merkezi iken 1904 yilinda çikan büyük bir yangin felaketi neticesi halkin bir kismi bu gün Yeniçaga denen bölgeye göç etmislerdir. Bu göç olayi Sultan Resat zamaninda oldugu için buraya “Resadiye” adi verilmistir.
1934 yilinda ise Atatürk Bolu'ya giderken Resadiye'de mola vermis ve yöre halkinin Çaga'dan geldigini ögrenince de,”ÇAGA” ya Eskiçaga, Resadiye'ye de “Yeniçaga” denilmesini istemistir. O günden bu güne kadar ilçenin ismi “Yeniçaga” olarak kalmistir .
1944 yilinda Eskiçaga' da meydana gelen büyük deprem sonrasi, Eskiçaga halkinin %80'i Yeniçaga' ya göç etmis. 1936 yilindan 1990 yilina kadar nahiye olan Yeniçaga, 1962 yilinda Belediye teskilatina kavusmustur.
Büyük bir hizla gelisen Yeniçaga nahiyesi, 20 Mayis 1990 tarih ve 20553 sayili Resmi Gazete'de yayinlanarak yürürlügü giren 3644 sayili kanunla Ilçe olmustur.
5 Agustos 1991 tarihinde Ilçe Kaymakami göreve baslamis ve 5 Eylül 1991 günü Ilçe Teskilati resmen faaliyete geçmistir.
2000 Yili nüfus sayimina göre, ilçe merkezi nüfusu 6364, köylerin toplam nüfusu 3716 olup, toplam nüfus 10080' dir.

         Bolu Dörtdivan Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: Toplumları konu alan bir bilim olan sosyoloji ile, toplumların birbirleriyle olan ilişkilerini, geçmişlerini, yaşadıkları önemli olayları inceleyen bir diğer bilim olan tarih arasında yakın bir ilişkinin var olduğu bilinmektedir. Her iki sosyal bilim de birbirlerinin bulgu ve yorumlarından büyü ölçüde yararlanmaktadır.
Araştırma birimini teşkil eden Dörtdivan’ın tarihilik niteliğini sürdüren bir kasaba olduğu ve bin yılı aşkın tarihi bir oluşuma sahip olduğu bilinmektedir.
Bu tarihi çizgi içinde kasabanın iç yapısı incelendiğinde, dini, ahlaki norm ve inançlar sistemi gibi manevi kültür varlıklarının yanında, zirai ve iktisadi yönelim biçimlerinin de tarihilik niteliklerini korumakta olduklarını; Dörtdivan’da manevi kültür kalıpları ile maddi kültür varlıkları arasında tarihi bir bütünleşme olduğu açıkça görülmektedir. Bu yüzden maddi nesneleri belirleyen ve onların temelinde yatan kültür önermelerini, kültürel inanç ve değerleri göz önüne almadan kasabanın gerçek kimliğini ortaya koymak mümkün değildir.
Günümüzde daha ziyade March Bloch ve arkadaşları tarafından yönlendirilen “Tarihselci Okul”un hareket noktası da budur. Bu okulun mensupları, tarihi olgulara sosyolojik, antropolojik içerik kazandırmak suretiyle sosyal tarih anlayışının felsefesini ileri sürmüşlerdir. ¹
Bu incelemede, Tarihselci Okula tamamıyla bağlı kalmamak kaydıyla da olsa, tarih ve sosyoloji olayları arasındaki karşılıklı etkileşime dikkat çekilmek istenmektedir. Toplumların zaman perspektifi içindeki oluşumunu inceleyen tarih felsefesi, bizim için bu araştırmanın henüz sınırlarına ulaşmadan terk edilmesi gereken bir yaklaşımdır. Ancak tarihselci yöntem tarihi olguları ki bu araştırmada dini ve kültürel sistemleri yansıtmaktadır – sosyoloji ve antropoloji bilimlerinin ışığı altında tüm dinamikleri ile ortaya koyabilir.
Dörtdivan adındaki anlamda dahil olmak kaydıyla, maddi ve manevi kültür varlıkları ile tarihilik niteliği sürmekte olan bir Türk kasabasıdır. Ne doğal afetler gibi tektonik bir olay sonucunda, nede sanayileşme süreci sonunda ortaya çıkmış yeni ve yapay bir oluşum değildir. Dörtdivan’lıların, Orta Asya’dan Anadolu’ya Kafkaslar’a hatta Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir alanda yaşadığı iddia edilen Köroğlu tipolojisine gerçek anlamda sahip çıkmaları ve onunla adeta gurur duymaları da bu durumun göstergesidir. Dörtdivan halkının bu tutumu o yörede hala yaşamakta olan bazı kimselerin kendilerini Köroğlu’nun torunu olarak tanıtmaları; tarihi vesikalarla da desteklenmektedir. Nitekim tanınmış Oğuz tarihçisi Faruk Sümer yeni bir incelmesinde Köroğlu’nun Dörtdivanlı olduğu tezini ileri sürmektedir.
Dörtdivanlı halkı, giyim kuşamları ve kullandıkları araç gereçlerin yanı sıra zengin manevi kültürlerin mirasıyla da gerçekten kökü binlerce yıl öncesine giden tarihi bir boyutun önemli bir kesitini günümüze aktarmış bulunmaktadır.
Bolu yöresinde ilk yerleşenlerin kimler olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, bu yörede ilk olarak Protohititler’in yaşadığı sanılmaktadır. Ancak İskender’in ölümünü izleyen dönemde Bolu yöresinde bağımsız bir Bithynia devleti kurulduğu Paphlagonia ile Bthynia arasında sınır oluşturan Filyos ırmağının kıyısında yer alan eski Bolu’nun Bthynion adı ile anıldığı bilinmektedir.
1. Marc Bloch-Benjamin Leopold, Tarihin Savunusu Yada Tarihçilik Mesleği. Çeviren: M.Ali Kılıçbay, Ankara 1985
İ.Ö. 1. yüzyılda Bithynia Krallığı’nın Roma’ya bağlanmasıyla Bolu yöresi de Roma yönetimine girmiş, kent bu dönemde Claudiopolis adıla anılmaya başlamıştır.
313’de Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nca resmen kabul edilmesinden sonra piskoposluk haline getirilen Bolu, İmparatorluğun bölünmesi ardından (395) Bizans sınırları içinde yer almıştır.
Elverişli doğal konumu nedeniyle VII. ve IX. yüzyıllardaki İslam akınlarından korunan Bolu XIII. yüzyılda Anadolu Selçukluları’nın daha sonrada İlhanlıların ellerine geçerek Osman Gazi döneminde (1299-1324) Konur Alp tarafından Osmanlı topraklarına katılmış ve sancak merkez yapılmıştır. 1324 – 1692 döneminde Bolu’yu yöneten sancak beyleri arasında Konur Alp, Gündüz Alp, I. Süleyman (Kanuni) ve Zor Mustafa Paşa dikkati çekmektedir.
Bu dönemde bir ara İsfendiyar Oğulları’nın istila ettiği Bolu, 1692’de sancak beyleri yerine atanan voyvodolarca yönetilmiştir, 1811’de II. Mahmut tarafından voyvodoluk kaldırılınca Bolu Viranşehir adıyla tekrar sancak olmuştur.
1864 yılında Kastamonu eyaletine bağlanan Bolu sancağı, II. Meşrutiyetten Cumhuriyet dönemine kadar bağımsız bir sancak olarak yönetilmiştir, Cumhuriyetin kurulmasından sonra il merkezi olmuştur.
Bu kronolojik tablo içinde Protohititler ve Hattiler’den itibaren önemli uygarlıkların izlerine sahne olan Bolu ili içinde yer alan araştırma bölgemizin, en geç XII. ve XIII. yüzyıllarda Türk’leşmeye başladığı ve bugun otokton bir halk olarak saflığını sürdürmekte olduğu görünmektedir.

         Bolu Gerede Resimleri Images: 0 Hits: 118 Description: "Gerede" adının ilkçağlarda kullanılan "Kratia"dan türediği bilinmektedir.Tarih içersinde FLAVİOPOLİS, GEREDİA, KRATYA, GERDİBOLİ, GERDÜPEBOLİ, GERDEPEBOLİ, GERDELE, GEREDE isimleri ile söylenmiştir.Kuruluşu ilk çağda Anadolu'da medeniyet kurmuş BİTİNYALILAR devrine dayanır.Sırasıyla Bitinyalılar, Frigyalılar, Lidyalılar, İranlılar, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslılar idaresinde varlığını devam ettirmiştir. Roma imparatoru 1.Theodosisus(Büyük) Bithynia ve Paphlagonia'nın bir bölümünü ele geçirdiğinde burada "Honorias Eyaleti" ni kurduğunda Flaviopolis Honorias'ın önemli kentlerinden biri oldu.
Bizans İmparatorluğu zamanında İstanbul Patrikhanesine bağlı bir psikoposluk merkezidir.Orta çağda müslüman Türk'lerin eline geçmeden önce şehir merkezinin Keçi Kalesi diye bilinen yerde Bizans Hakimiyetinde olduğu bilinmektedir.
Müslüman Türklerin eline geçtikten sonra bugünkü yerinde bir uç beyliği şeklinde yeniden kurularak Oğuz Türkleri ile iskan edilmiştir.(1197)Günümüzde Kayı ön adlı köyleri hala varlıklarını devam ettirmektedirler.(Kayı,Kayıkiraz,Kayısopran,Salur,Afşar,Kösreli,.....) Uç beyliği döneminde yarı bağımsız bir şekilde,Büyük Selçuklular,Anadolu Selçukluları,İlhanlılar'a bağlı olarak,Osmanlılar'a geçmeden önce de bir müddet müstakil beylik olarak yaşadı. I.Alaaddin Keykubat(1219-1237) zamanında Gerede Anadolu Selçıklu Devletini meydana getiren 21 eyaletten biri idi.
Yıldırım Beyazıt Kastamonu'ya ilerlerken Gerede'yi Osmanlı topraklarına kattı(1395).O devirde Yıldırım Beyazıt tarafından Gerede'ye bir cami,bir hamam ve iki medrese yaptırılmıştır.Köprülüler devrinde de 2 Kervansarayın varlığı bilinmektedir. 1692 yılında Gerede,Bolu Sancağına bağlı subaşılık haline getirildi.1812 yılında 19 kazanın birleştirilmesiyle Bolu-Safranbolu birleşerek mutasarrıflık kurulmuş ve Gerede bu yönetim içinde kaza merkezi olarak yer almıştır.1864 yılından 1870 yılına kadar nahiyelik dönemi yaşadı.1870 yılında Bolu Sancağına bağlı kurulan 5 kazadan biri de Gerede'dir.Nahiyeleri de Mengen ve Çağa'dır (Kastamonu Salnamesi,Devlet salnamesi).
İbn-i Batuta Seyahatnamesinde Gerede'yi şöyle anlatır:"Burası bir yayla eteğinde güzel ve büyük bir şehirdir.Çarşı ve caddeleri geniştir.Dünyanın en soğuk yerlerinden biridir.Ayrı ayrı mahallelere bölünmüş olup,her mahalle halkı kendi aralarında yaşar,öteki mahallelerle bir yakınlık kurmaya çalışmaz."
Evliya Çelebi XVII.y.y.da Gerede'den geçmiş ve Seyahatnamesinde Gerede'yi şöyle anlatmıştır."Gerede, Bolu sancağı hakinde subaşılıktır.150 akçelik kazadur.Yeniçeri serdarı vardır.Şehir bir vasi ova içinde olup 100 adet tahta ve kiremit örtülü tarzı kaim hanesi vardır.9 mahallesi,10 mihrabı var. Çarşı içindeki cami güzeldir.3 tekke,1 hamam,3 han,200 dükkan,7 kahvehanesi vardır.Cümle esnafından ziyade debbağ ve bıçakçısı vardır.Gerede göni ve sathiyanı meşhurdur.Abu havası latif yayla yerdir.Ahalisi gayet tendürüttür. Halkı ekseriya softa ve talebedir. Soğuğu pek çoktur.Efvah-ı nasta soğuk anılsa;Erzurum soğuğu beni Geredede bulun demiş,deyu darbumesel söylerler.Halkı zinde,mücessem,seci Türk taifesidir.4 çevresi,cenubu Kenkırı şehrine varıncaya kadar mamur nahiyelerdir.40-50 bin Etrak taifesi vardır."
1810 yılında Morier isimli bir seyyah Gerede'ye uğramış ve "İran'a, Ermenistan'a, Anadolu'ya ve İstanbul'a Seyahat" eserinde şunları yazmıştır: "Gerede büyük bir şehirdir, girişinde fazla miktarda deri fabrikaları (tabakhane)görülüyor.Dükkanlar ve pazarlar iyi görünüşlü Türklerle dolu."
Milli Mücadele yıllarında 13 Nisan 1920 de Düzce'de başlayan ayaklanma 21 Nisanda da Gerede'ye sıçramış,Ankara Hükümetinin Bolu Mebusu Şükrü Bey ve Hüsrev Beylerin müfrezelerinden oluşan iyi niyet kurulu Gerede yolunda ayaklanan köylülerce yakalanarak Bolu ve Düzce'ye götürülmüştür.Bunun üzerine bölgeye gönderilen Rafet Bey 31 Mayıs ta Gerede isyanını bastırmıştır*.
Not*:Gerede'nin isyana katılması ile ilgili geniş bilgi Rahmi Apak'ın 1990 Türk Tarih Kurumu Basımevi "İstiklal Savaşında Garp Cephesi Nasıl Kuruldu"eserinden elde edilebilir. "Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları XXIV.Dizi-Sa.16"
Gerede 1923 yılında vilayet olan Bolu'nun Düzce Mudurnu,Göynük ile birlikte 4 kazasından biri haline gelmiştir

         Bolu Göynük Resimleri Images: 0 Hits: 137 Description: Anadolu'ya ilk yerleşenlerin "Proto-Hitit"ler olduğu kabul edilmektedir. Proto-Hititler, tahminen M.Ö. 5000 yıllarından itibaren Orta Anadolu'ya gelmeye başlamışlardı. Anadolu'nun bu ilk ahalisinin "Turanî" oldukları yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır.
M.Ö. 2000 yıllarında gelen "Ariler" ve "Hititler" Anadolu'nun ilk ahalisi ile karışarak ilk Anadolu tipini meydana getirmişlerdir. Hititler Devlet Yönetiminde özgür beylikler (Etiler) kurdukları için, genellikle Anadolu halkına Etiler de denir.
M.Ö. 1200 yıllarında Balkanlardan Anadolu'ya "Trag-Frik" akını olmuş, Frigler Hititlerin devletini yıkmıştır. Hititlerin yıkılmasından sonra Anadolu'nun kuzey batısında (Eskişehir-Kütahya-Afyon civarlarında) Frigya Devleti kurulmuştur. (M.Ö. 1200-620). Frigler doğuya doğru ilerlerken Bitinya'yı almışlardır. ( Sakarya nehri, Bartın çayı arasında kalan Bolu ve civarına Bitinya denilmektedir.
Friglere ait en eski yazılı belge 1966 yılında Göynük'ün Soğukçam (Germenos) köyünde bulunmuştur. Soğukçam köyünün ve türbeönü kayasının bulunduğu çevre esas kısmıyla Asar Tepe'de bulunan bir Frig yerleşim yerini belirler. Burası Frigya'nın kuzey sınırı bölgesinde, kuzeyden gelecek tehlikeyi önleyecek bir kale mahiyetindedir.
Bölge Bitinya ile Frigya arasında bir geçiş sahası teşkil etmekte olup, daha sonraki çağda da her iki bölge özelliklerini gösteren eserlere rastlanmakta olup, burada iki bölge karakteristiği birbirine karışmaktadır.
Friglerden sonra üstünlük "Lidya"ya geçince "Bitinya ve Bitinya şehirleri" de Lidya'ya bağlandı (M.Ö. 620). Lidya Devleti M.Ö. 546 yılında İranlılarla yapılan savaşın sonunda yıkılınca hakimiyet Perslerin eline geçti. İran idaresi Anadolu'da 213 yıl sürmüştür. Makedonyalı İskenderin Asya seferi ile Anadolu'daki Pers hakimiyeti sona ermiştir.
M.Ö. 279 ve M.Ö. 74 yılları arasında Bitinya Krallığı hüküm sürmüştür. M.Ö. 188 senesinden sonra Anadolu Romalıların eline geçmişti. Romalılar Anadolu'da dolaylı (endirek) bir hegemonya kurdular. M.Ö. 74 yılında Bitinya Krallığı miras olarak Romalılara geçti.
Göynük'te Himmetoğlu köyü hudutlarında Çatak Hamamı diye bilinen şu anda dahi hamam olarak kullanılabilen Romalılara ait hamam kalıntıları mevcuttur.
Sakarya'dan geçerek bir üçgen şekli gösteren "Roma Askeri" yolu Dadastan'dan geçerdi ki, Dadastan'ın bu günkü Göynük şehri olması muhtemeldir. Göynük'ün en eski adı "Koinon Gallicanan"dır, diyenlerde vardır.
M.S. 395'te Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldığı zaman Bitinya Doğu Roma'nın yani Bizansın hissesine düşmüştür.
Bizanslılar döneminde Anadolu arazisi Thema denen bir takım bölgelere ayrılmıştı. Bitinya'da ortaya çıkan Themalar; Opsikion, Optimatum ve Bukellarion olup, hepsi askeri karakter taşıyordu. Selçukluların tarih sahnesine çıkmasıyla Bizanslılar kale yapımına önem verdiler. Türk baskısı arttıkça Dadastana kalesini de diğer kaleleri gibi uyanık tuttukları kaydedilmektedir.
1200 yılların sonlarına doğru Bizans yönetimi iç mücadelelerle iyice zayıflamış, imparatorların hiçbir kuvvet ve nüfuzu kalmamıştı. Kent ve kasabalar Tekfur denilen yarı bağımsız derebeylerin eline geçmişti. Göynük ilçesinde Bizanslılar dönemine dönemine ait kalıntılara Susuz, Kilciler, Boyacılar, Kayabaşı, Narzanlar köyleri gibi bir çok köyde rastlanmakatadır.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra 4-5 yıl gibi kısa bir zamanda bütün Anadolu gibi Bolu bölgesini de Bizanslıların elinden alan Kutalmışoğlu Süleyman Bey olmuştur. Anadolu bir asır kadar beylikler halinde idare edilmişti. Anadolu Selçuklu Devletini oluşturan 19 beylikten biri olan İznik Beyliği Bitinya'yı da içine alıyordu.
Ancak 1096'da haçlı seferlerinin başlamasıyla uzun yıllar Türk-Bizans savaşları yaşandı. Her iki tarafın uç kuvvetleri arasında ileri geri taşmalar olduysa da genellikle Denizli-Kütahya-Eskişehir-Bolu dolayları her iki taraf için sınır oldu. 1243 Kösedağ savaşından sonra Moğollar Anadolu'ya hakim oldular, Selçuklulara bağlı uç beyleri de İlhanilere vergi vermek suretiyle kendi varlıklarının devamını sağlamaya çalıştılar. Bu beyliklerden biri de Göynük beyliğidir. Bazı kaynaklarda Umurbey beyliği diye de geçmektedir. (Göynük ilçesine bağlı Umurlar köyü mevcuttur.) Kaynaklar Göynük Emiri Cakü beyin emrinde üç bin atlı olduğunu kaydetmekte sonraki yıllarda Umurbey diye kayıtlara rastlanmaktadır. Ancak bazı kalelerinde tekfurlar elinde olduğu rivayet edilir.
Gazi süleyman pasa hamamı ömersikkin türbesi pembe köşk
Göynük'te ilk Osmanlı akınları 1292 de görüldü. Ertuğrul'un yakın dostu Samsa Çavuş ve Sülemiş Mudurnu yaylasında Hıristiyan Müslüman yakınlaşmasını sağlamıştı. Köse Mihal'in yol göstericiliği ile Sakarya suyunu geçen Osman Gazi, Samsa Çavuş'la buluştu. Göynük, Taraklı ve Mudurnu kalelerini içine alan hücumda büyük başarı sağlandı.
Nihayet Osman Gazi'nin son dönemlerinde 1323 yılında Göynük ve civarı fethedilerek Osmanlı toprağı olmuştur.
Ohan Gazi devrinde 1333 yılında Geyve, Göynük, Mudurnu üzerinden Bolu'ya gelen İbn-i Batuta, bu havaliyi yalnız Türkmenlerle meskûn görmekle kalkmıyor. Aynı zamanda hemen uğradığı şehir ve kasabada "Ahi" zaviyelerinde konakladığını belirtiyor.
Muhtemelen bir otorite boşluğundan sonra 1330 lu yıllarda Orhan Gazi'nin oğlu Gazi Süleyman Paşa Taraklı, Mudurnu, Göynük civarına gelmiş ve hakimiyeti yeniden tesis etmiştir. Aşıkpaşazade'nin ifadesiyle;
"Süleyman Paşa dahi o kadar adalet gösterdi ki, bütün o memleketlerin halkı derler ki, Ne olur? Eski zamanlardan beri bunlar bize beğ olaydılar! Çok köyler bu Türk kavmini gördüler. Müslüman oldular. O memlekette ne kadar mülkler vardır ki hepsi Süleyman Paşa'nın verdiği kadar üzerine durur".
Göynük'te Gazi Süleyman Paşa'nın yaptırdığı Camii ve Hamam halen mevcut olup, hizmet vermektedir.
Evliya Çelebi'de Göynük'e yaptığı seyahatte "8 mahallesi 2000 kadar evi vardır, ahalisi tamamen Türk'tür. 20 Sıbyan mektebi varsa da medrese yoktur" demektedir. Ayrıca Gazi Süleyman Paşa tarafından Camii ve Hamamın yapılışını hikaye etmektedir.
İdare bakımından Osmanlı döneminde Bolu 6 devir geçirmiştir. Bu devirler ve Göynük'ün bu devirlerdeki durumuna bakmak yararlı olacaktır.

     Burdur Resimleri Images: 5 Hits: 295 Description: Güneybatı Anadolu''nun "Göller Yöresi " diye bilinen bölgesinde 6.887 km²'' lik bir alanı kapsar. Güneyinde Antalya, batısında Denizli, güneybatısında Muğla, Kuzeyinde Afyon , Kuzey ve kuzeybatısında Isparta illeri bulunmaktadır.
Batı Toroslar''ın arasında Tektononik ve Karstik çöküntü alanlarından oluşur. Oldukça engebeli ve dalgalı bir yapıya sahiptir. Tektonik çukurlardan oluşan Karataş, Salda, Yarışlı, Akgöl, Gölhisar ve Burdur gölleri bu yöreye " göller yöresi " denilmesine neden olmuştur. Söğüt, Eşeler, Kestel, Katrancık , Rahat ve Koçaş dağları önemli yükseltilerdir. En yüksek yeri Koçaş 2598 m.dir. Ortalama yükselti 1000 m. civarındadır.



Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıd Han 1391 yılında Hamidoğulları beyliğine son verecek, bu beylii Anadolu Beylerbeyliği Merkezi olan Kütahya''ya bağladı.
Timur''un 1402 Ankara Savaşında Yıldırım Beyazıd Han''ı yenmesi üzerine yeniden bağımsızlığına kavuşan Hamidoğulları 1430 yılından itibaren kesin olarak Osmanlı himayesine girmiştir.
Burdur, Şahkulu ayaklanması sırasında birkaç ay isyancıların elinde kalmıştır.
1839 yılında kentin ileri gelen ailelerinden olan Çelikpaşazadeler ile Çiloğulları arasında ayaklanmaya tanık olan Burdur, aynı yıl Konya-Karaman vilayetine bağlı Hamid (Isparta) sancağının bir kazası durumuna getirildi. 1852 yılında liva olan Burdur, 1867 yılında kaza, sonra tekrar sancak oldu. 1920 yılında bağımsız sancak olan Burdur, 1923 yılında Cumhuriyetin ilanıyla birlikte il olmuştur.
Hamidoğulları ülkesi Osmanlılara geçtikten ve Burdur kaza olduktan sonra kendi haline terk edilmiş ve önemini yitirmişti. Osmanlılar döneminde Burdur''da devlet tarafından önemli sayılacak bir eser yapılmamıştır.

         Burdur Ağlasun Resimleri Images: 0 Hits: 158 Description: AĞLASUN; Ressamların ilçemizden geçerken yeşilin bin bir tonunu gördüğü, yüzyıllarca medeniyetlere ev sahipliği yapmış, Dünyanın peşinde koştuğu temiz hava ve bol berrak suyun kaynağı, tabiat güzelliklerinin her türünü gördüğümüz açık sağlık merkezi...
Adını 5 Km. kuzeyde Akdağ’ın eteklerine kurulan Sagalassos-Antik Pisidia şehrinden alan Ağlasun 1958 yılında ilçe olmuştur.Türkler bu bölgeye gelip yerleştikten sonra Sagalassos Harabelerine Bodrum ismini vermiştir. 1286/1869 Konya Salnamesine göre Maincirli Ağlasun nahiyesi olarak ilçemizin kaydı bulunmaktadır.
Bu salnameye göre ilçemiz 22 mahalle ve köy olarak 3412 nüfusa sahiptir. Şu anda ise 2 kasaba, 7 köy ve 5 mahalleden oluşmaktadır.

         Burdur Altınyayla Resimleri Images: 0 Hits: 199 Description: Dirmil ile ilgili ilk bulunabilen tarihi bilgiler Likya tarihi ile örtüşmektedir. İlk çağlarda Antalya körfezinin batısı ile Dalaman Çayı'nın doğusu arasında kalan bölgeye Likya denilmekteydi. Önceleri bölgede Likyalılar egemen olmuşlarken daha sonraları sırasıyla Persler Büyük İskender İmparatorluğu, Mısır'da kurulan Ptomelar ve Roma egemenliğine girdi. Likya tarihsel coğrafyasının kuzeybatı ucunda yer alan Cybria, Bubon, Balbura ve Oinoanda güç birliği hareketi, başkenti Patara olan Likya bölgesinin içerisinde tetrapolislik olarak yönetilmiştir. Patara antik kenti içerisinde bulunan "Yol Kılavuz Anıtı" üzerindeki '"Tlos, Oinoanda Balbura'dan gelip Trimili üzerinden Cibrya'ya" ifadesi'ndeki Trimili yerleşim alanı bugün yaşadığımız Dirmil'dir.
1391 yılında Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt Türk Birliğini sağlamak için Anadolu’daki Beyliklerle mücadeleye girişerek bir kısmını savaşla, bir kısmını çeşitli anlaşmalarla Osmanlı hakimiyetine almıştır. İlçemiz de bu süreçte Hamitoğullarına bağlı iken Osmanlı idaresine geçmiştir. Fakat o dönemde ilçemizin iskana açık olmadığı ve göçebe Türkmenlerin zaman zaman hayvanlarını otlatmak için bu bölgeye geldikleri rivayet edilir.
1483 yılında Aydın Yörüklerinden 7 çadırlı bir kafile, Gölhisar yolu üzerinde bulunan Dirmilcik mevkisine gelerek yerleşmişlerdir. Dirmilcik’e yerleşmiş olan Türkmenler, tahıllarını öğütmek üzere ilçe merkezinde halen kalıntıları bulunan değirmene getirirlerdi. Rivayete göre değirmenin işleticisi Di(r)mbil adında bir kişidir, yardım severliğinden dolayı buraya yörükler Di(r)mbil adını koydular. Daha sonraları kelime DİRMİL olarak değişmiştir.
Prof. Dr. Fahri IŞIK’ın Patara ve yol kılavuz anıtı üzerindeki yazıttan yaptığı araştırmaya göre Dirmil isminin kökeni aşağıdaki gibidir.
M.S 1.Yüzyıl ortalarında Roma imparatoru olan Claudius, halkının Patara yazıtının diliyle “İsyankarlıktan ve kanunsuzluktan ve korsanlıktan kurtarmak için Likya’yı bir Roma eyaletine dönüştürecektir. İ.S. 43 yılında Quıntus Veranius’u Likya Valisi olarak Patara’ya gönderir ve başkentte yeni eyaleti teşkilatlandırmakla görevlendirir. Bu bağlamda Vali Likya Kentlerini birbirine bağlayan yolları Doğu’da Antalya, Batı’da Dalyan ve Kuzeyde Dirmil’e dayalı ölçümlerini yaptıracak; tüm kent adlarını ve mesafelerini Patara’nın Merkez Meydanına dikili 5.50 metre yüksekliğindeki bir yazıtlı gövde üzerinde anıtlaştıracaktır. Ve ilk kez bilinecektir ki, örneğin Patara’dan Xanthos’a 56 station’dur.
Yaklaşık 10 Km; “Xanthos’- tan Tiosa 152 Station dur. Likya tarihsel coğrafyasının yeni baştan çizilmesi yönünden de müstesna sayılan arkeoloji enstitülerinin 1994/1995 keşifler gündeminde ilk sıraya yerleşen bu anıtın toplam 49 yazılı bloğundan biri üzerinde de Tlos-Oinoanda - Balbura’dan gelip, Trimili üzerinden Kibrya’ya güzergahı okunur ve harita üzerinde sürülen iz TRİMİLİ’yi tam tamına Burdur’un DİRMİL’i üzerine oturtur. Bellidir ki bin yıllar o yörenin ilk yerleşeni ile birlikte aldığı ilk adın izlerini silememiştir. TRİMİLİ dillerin süzgecinden süzülerek ağızdan ağıza DİRMİL’e dönüşebilmiştir. Yazıtlarında o hep “Biz TRİMİLLİ’ yiz” demiştir. Günümüz halkının “Biz DİRMİL’ liyiz” dediği gibi. Patara’nın “Likya eyaleti Yol Kılavuz anıtı” ile bilinir ki, TRİMİLİ yurdunun Heradot’ un inandırdığı gibi” Giritte arama boşunadır. Bu günün DİRMİL YAYLASI’ dır.
Dirmil’e 1955 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. İlk Belediye Başkanı da Mehmet Efendiler’den Kamil ŞENTÜRK olmuştur. 1958 yılında Bucak olan Dirmil adı, Yaylalarının çokluğu ve tabii zenginliklerinden dolayı 1965 yılında ALTINYAYLA Kasabası olarak değiştirilmiştir.
09.05.1990 tarih ve 3644 Sayılı Kanunla 1990 yılında ALTINYAYLA İlçesi olarak resmileşen, Dirmil tarih süzgecindeki yerini almıştır.

         Burdur Bucak Resimleri Images: 0 Hits: 187 Description: Yurdumuz uygarlıklar beşiğidir. Tarihin her döneminde değişik uygarlıklar Anadolu Yarımadası’nda yaşamıştır.
Bucak’ta yapılan kazı ve incelemelere göre uygarlık, tarihöncesi çağlarına kadar uzanmaktadır. Neolitik, kalkolitik ve eski tunç çağı devirleri Bucak’ta da hüküm sürmüştür.
İlçe merkezimizdeki Höyücek’te Prof. Refik Duru tarafından yapılan kazılarda M.Ö. 6. ve 7. binli yıllara ait eserler bulunmuştur.
Bucak’ta tarihöncesi çağlarına ait pek çok höyük bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1-Tepecik Höyüğü.(İlçe merkezinde)
2-Höyücek Höyüğü.(İlçe merkezinde)
3-Çingene Tepesi.(İlçe merkezinde)
4-Şerefönü ve Bozburun (İkizce Höyük) Höyükleri.(Ürkütlü Kasabası)
5-Yuva Höyüğü.(Yuva Köyü’nde)
6-UğurluHöyüğü.(Uğurlu Köyü’nde)
7-Karaaliler Höyüğü.(Karaaliler Köyü’nde)
Bu höyüklerden de görüleceği gibi Bucak’ta ilk yerleşimler tarihöncesi çağlara kadar dayanmaktadır.
Tarihin her döneminde Bucak çevresi birçok devletin egemenlik sahası içinde görülmektedir. Bucak çevresinde kurulan devletler sırasıyla Pisityalılar, Persler, Makedonyalılar, Selefkoslar, Romalılar, Bizanslılar ve Türklerin kurduğu devletler olan Selçuklular, Beylikler Dönemi, Osmanlılar ve son olarak Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Türklerin bu topraklara gelmesinden önce bu topraklarda egemenlik kuran devletlerden kalma pek çok tarihi kalıntı ilçemizde görülmektedir. Evliye Çelebi’nin de ünlü Seyahatname’sinde harap olarak belirttiği bu kalıntıların izleri günümüzde de görülmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: ( Bu uygarlıklar M.Ö 1900 yıllarına, Pisidyalılar’a dayanır.)
1-Kremna (Çamlık Köyü’nde Roma Şehri)
2-Kodrula (Kestel Köyünde, Roma Şehri)
3-Kretapolis (Kızılkaya’da, Roma Şehri)
4-Sia(Osia) (Karaot Köyü’nde, Roma Şehri)
5-Komama (Ürkütlü’de, Yunan yerleşmesi)
6-Milyas (Kocaaliler’de Yunan-Roma yerleşmesi)
7-Sur kalıntısı (Taşyayla Köyü’nde)
8-Yunankaya mezarı (Kuşbaba Köyü’nde)
9-Bizans kalıntısı(Kızıllı Köyü’nde)
10-Bizans kalıntısı(Kızılseki Köyü’nde)
Son zamanlarda yapılan kazılara göre kayıp şehirler Kreates ve Kreatyum’un ilçemiz Onaç Yakası’nda ve Boğazköy’de olduğu tespit edilmiştir.
Türklerden önceki yerleşimler ve uygarlıkların bu kısa tanıtımından sonra ebedi Türk yurdu olan bu toprakların Türklerle tanışmasına geçebiliriz. Malazgirt Zaferi’yle Türklere Anadolu’nun kapıları açılmıştır. Yalnız, bu büyük zaferden önce Anadolu Türklerle tanışmıştı. Kolonizatör Türk Dervişleri (Alperenler)nin bu topraklara geldiği, arkadan gelecekler için altyapı oluşturduğu bilinen bir gerçektir. İlçemizin çeşitli yerlerindeki adı sanı bilinmeyen ve “yatır” olarak adlandırılan mezarlar bu dervişlere ait olabilir.
Türkler, 1204’te 111. Kılıç Arslan zamanında bu bölgeye gelip yerleşmişlerdir. Başta Kayılar olmak üzere Afşar, Çavdar, Bayındır, Bayat, Kınık, Salur, Eğmür boyları bu yerleşmişlerdir.(Selçuklular Zamanında Türkiye, Prof. Dr. Osman Turan, s.266)
Moğolların doğudan sıkıştırmasıyla Türkler batıya kaçarcasına çekilmişler, buradaki sahipsiz topraklara yerleşmişlerdir. Çünkü burada yaşayan halk, Türklerin gelmesinden çekinerek İzmit’e çekilmiştir.(Selçuklular Tarihi ve Türk İslam medeniyeti, Prof. Dr. Osman Turan, s.304)
Kaynaklarda da belirtildiği gibi Bucak ve çevresine Selçuklular Dönemi’nde yoğun bir yerleşme vardır. Bu yerleşmelerin sonucunda tarihi Kremna yakınlarında Girmiye kurulmuş, daha sonra büyümüş, kaza merkezi olmuştur. Bugünkü Melli çercesine de yerleşimlerin ilk temeli bu dönemde atılmıştır. Kalıntılar ve tarihi kayıtlardan anlaşıldığına göre ilçe merkezimiz çevresinde de yerleşimler olmuştur. Bugünkü İncirhanı çevresinde İncirli Köyü kurulmuştur. Evliya Çelebi, İncirli Köyü’nün, Teke toprağında Müslüman köyüdür, cümlesiyle tanıtmaktadır. Şemsettin Sami, Kamus-ul Alam’da İncirli Köyü’nü İncir Bazarı olarak tanıtmaktadır. Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Doçenti Nuri Köstüklü, İncir Bazarı Köyü’nün 1820–1836 yıllarında ödediği vergileri şeri sicillere dayanarak vermektedir(Hamit Sancağı ve Türkiye, S.Ü Yayınları, 1990)
Buradan hareketle İncir veya İncir Bazarı yerleşim biriminin varlığı kesinlik kazanıyor. İncir Bazarı’ndan başka ilçemiz yakınlarında Turba’da Eskiköy’de, bugün halen Hamit Köyü denilen mevkide ve İncirdere yakınlarında Güğüp Köyü’nün kalıntılarına rastlanmaktadır. Bu köyler İncirli Köyü’nü doğrudan görmektedir. Onaç Köyü de şimdiki S. Çarşısı yakınlarındaydı.
İncirli’de haftanın bir gününde Pazar kurulurdu. Yukarıda belirttiğimiz köylerden bu pazara gelenler olurdu. Pazar, kervan yolunun üzerindeydi.
Bugün belirttiğimiz bu köylerden yalnızca Girmiye yaşamaktadır. Diğerleri tarih sahnesinden silinmiştir. Bu köylerin nasıl ortadan kalktığı konusunda ancak ip uzu sayılabilecek bilgilerden başka bilgi yoktur. Tarihi kayıtlara göre Şahkulu (Baba Tekeli) baskınları ile 1830’da çıkan ve 7 yıl süren, günde pek çok insanın öldüğü veba salgını bu köylerin ortadan kalkmasında etkili olabilir.
İlçe merkezimiz Bucak (Oğuzhan)ın kuruluşu:
İlçe merkezimizin kuruluşuyla ilgili kesin bir belge yoktur, rivayetler vardır. Ancak, Alâeddin Camii avlusunda bulunan mezar taşında Hicrî 811 tarihi sabittir. Bu tarihe göre ilçe merkezimizin kuruluşu 600 yıl öncesine dayanır.(En az)(Hicrî 811 tarihi Miladî 1408’e denk gelir .)
İncir Bazarı’nda kurulan pazara çevre köylerden gelenler, alış-veriş yapanlar olurdu. Onaç Köyü yakınlarında ve şimdiki Alaadin Mahallesi çevresinde pazarcılar soyulurdu. Devrin ileri gelenleri bu durumu o zaman bağlı olunan Konya’ya ilettiler. Bunun üzerine Alaadin Paşa (Sarı Paşa) komutasında bir grup asker gelerek güvenliği sağladı. Gelen askerler bir karakol görevi için şimdiki Alaaddin Mahallesi’ne yerleşti. Askerlerin yerleşim yerine Alaaddin’nin Askerlerinin Yeri, Alaaddin’in yeri dendi, sonradan Alaaddin mahallesi adını aldı.
Alaaddin Mahallesi; ilçemizin ilk çekirdek kuruluşu oldu. Karye olarak Girmiye’ye bağlandı.
O dönemde ilçemizin oturduğu bu alan, ilme bitkisi ve bataklıklarla kaplıydı. İçinde vahşi hayvanlar bulunuyordu.
Askerler yerleşince güvenli bir saha oluştu. Bu sahanın yakınlarına yeni yerleşimler oldu. İlmeli Bucak denilen işe yaramaz alanın çevresindeki yamaçlardan küçük oymaklar oluşturuldu. Karayvat adlı bir yörüğün yerleşimiyle Karayvatlar, Alanya ve Haymana Yörüklerinin yerleşimiyle Yörükler Mahallesi oluştu. Tepe çevresinde yapılan camiden dolayı Camii Mahallesi, askerler çavuşunun evinden dolayı adını alan Çavuşlar Mahallesi oluştu.
Cazip bir yer haline gelen bu bölge yeni yerleşmelere sahne oldu. İlmeli Bucak’taki ilmeler temizlenmeye, bataklık kurutulmaya başlandı. Yüzyılımızın başında şimdiki Pazar Mahallesi Mevkiinde pazar kurulmaya başlandı. Böylece Pazar Mahallesi oluştu.
Bucak’ın bu dönemde Konya Vilayeti, Antalya Sancak ve Kazası’na bağlı bir nahiye merkezi olduğu kayıtlarda sabittir. İlçemizin ilk bayan öğretmeni Seher İKİZOĞLU ile ilçe eşrafının ifadesine göre adı da Oğuzhan Nahiyesi’dir.
Bucak, 25 Haziran 1919 günü İtalyanlar tarafından işgal edildi. 8–9 Temmuz 1921’de İtalyan işgali son buldu.
Bütün bu bilgilerden anlaşılacağı gibi ilçe merkezimiz İlmeli Bucak adıyla anılan dar bölgeye kurulmuş, bu adla anılmış, daha sonra Oğuzhan adını almıştır. Cumhuriyet döneminde yapılan siyasi düzenlemeyle 30.05.1926 tarih ve 877 sayılı kanunla bugünkü adı olan Bucak’ı resmen almıştır. Çevresinde önceden kurulan ve Osmanlı döneminde Hamit Sancağı’nın (Isparta merkezli) 14 ilçesinden biri olan İncir Bazarı Kazası’nın bir devamıdır. İncir Bazarı sakinlerinin yakın zamana kadar Bucak’ta kışlayıp İncirhanı çevresindeki yazlıklarında yazladıkları sabittir. O halde ilçemizin temeli olarak İncir Bazarı Kazası kabul edilmelidir.
1948’de hükümet konağının yapılmasıyla yeni bir mahallenin temeli açılmış, oluşan mahalleye Konak Mahallesi denmiştir.
1962 yılında yapılan imar planıyla Pazar Mahallesi bölünerek Oğuzhan Mahallesi olmuştur. O tarihten itibaren yeni düzenlemelerle yeni mahalleler oluşmuş, devrin yöneticileri zamana uygun adlar vermişlerdir. Yeni Mahalle, M. Akif Mahallesi, Mimar Sinan Mahallesi, Barbaros Mahallesi, Sanayi Mahallesi, Yunus Emre Mahallesi yeni mahallelerimizdendir.

         Burdur Çavdır Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: Çavdır adını bir rivayete göre, Aydın-Denizli istikametinden gelen kervanların burada konaklayıp, çadır kurmaları ve daha sonra, Antalya tarafına devam etmelerinden almıştır. Çadır kurulan yer daha sonra Çavdır olarak anılmış ve sonuçta Çavdır ismi ortaya çıkmıştır. Bir başka rivayete göre ise bir evliya gelmiş ve bir sülalenin arazisinde konaklamak istemiş, fakat burada konaklamasına izin verilmemiş. Bunun üzerine evliya” Arı buğday ekin, çavdar kaldırın” diye beddua etmiş ve buradan ayrılmıştır. O günden sonra yerleşim biriminin adı Çavdar olarak anılmaya başlamış ve zamanla Çavdır’a dönüşmüştür.
Çavdır’ın tarihi Selçuklular dönemine kadar uzanmaktadır. Oğuz Türklerinin Üç Ok kolundan olan Çavuldur (Çavuldurluların) bir kısmı Anadolu’nun fethi sırasında Selçuklu fetihlerine katıldılar. Aral Gölü’nün güney kıyısında bilahare Kazak baskısı ile Anadolu’ya geçtiler ve bunların bir kısmı önce bugünkü Dengere (Bölmepınar) Köyü’ne gelerek yerleştiler. Belli bir süreden sonra Çavdır-Kozağaç, Bayındır-Karapınar ve Acıpayam Ovası’na doğru yayıldılar. Çavdır’a gelenlerin büyük bir kısmı Aşağı Çavuldur (Çavdır) denen Haravza-Urgancı civarına yerleşti. Bir kısmı da çiftlik mevkiine ve köy yıkığına yerleştiler. Bugünkü Pazar Dağı olarak bilinen Pazar Dağı’nın eteğine Pazar kurdular ve ürettikleri hayvansal-tarımsal ürünlerini burada pazarladılar. Osmanlıların son dönemlerinden itibaren ilçenin bulunduğu yere toplanmaya başladılar. 1925-1926 yıllarında Pazar, ilçe merkezinin bulunduğu yere taşındı.
Çavdır cumhuriyetin ilk yıllarında belediyelikti. 1930 yıllarında 2000 nüfus şartı nedeniyle muhtarlığa dönüştürüldü. 1952 yılına kadar Tefenni ilçesine bağlı iken bu yılda Gölhisar’ın ilçe olması sebebi ile Gölhisar İlçesi’ne bağlandı. Bu tarihten sonra nahiye olarak 20 Mayıs 1990 tarihine kadar gelişen Çavdır, 20 Mayıs 1990 tarihinde 3642 sayılı kanunla ilçe oldu. 12.08.1991 tarihinde fiilen ilçe olarak faaliyetine başladı.

         Burdur Çeltikçi Resimleri Images: 0 Hits: 108 Description: Çeltikçi İlçesinin kesin olmamakla birlikte ilk yerleşim yeri olarak bugünkü adı ile Cami Mahallesi ve Arvallı (Bağsaray) yakınlarında olduğu söylenmektedir. Çeltikçi ilçesinin kimler tarafından hangi tarihte kurulduğu hakkında kesin ve açık bir kayıt bulunmamasına rağmen 1725 yıllarında “KOKLAN” Beyleri sülalesinden olduğu söylenen bir kişinin pınarlı boğaz adı verilen derenin ağzına gelerek yerleşmesiyle bugünkü Konak mahallesinin oluştuğu rivayet edilmektedir.

Bu günkü adıyla Cami Mahallesi, Arvallı (Bağsaray) yakınlarında ikamet eden ailelerin su kaynaklarının ve arazinin kıt oluşu nedeniyle göçerek bu bölgeye yerleşmesiyle oluşmuştur. Daha sonraki yıllarda Burdur tarafından ilçeye girişinin sağ ve sol yakalarında pirinç ekilmesiyle ilçeye “ÇELTİKÇİ” ismi verilmiştir. Halkın rivayetine göre Çeltikçi Ovası Sultan Hamit’ in çiftliği olup 1914 yılında 1. Dünya savaşı ilanında Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmezden evvel Harbiye Nazırı Enver Paşa Antalya’ya yaptığı bir gezide Çeltikçi’de durarak halkla konuşup anlaşarak bedeli 12 yılda ödenmek üzere araziyi halka vermiştir. Arazinin halk tarafından alınmasından sonra bu günkü iki mahalle oluşturulmuş, daha sonra bu mahallelerin birleşmesiyle Haziran 1968 de Çeltikçi Belediyelik olmuş, ilçe oluncaya kadar da Nahiye Müdürlüğü ile idare edilmiştir. Çeltikçi 1990 yılında, 3644 sayılı kanunla ilçe yapılmış olup, 26 Temmuz 1991 yılında ilk Kaymakamın göreve başlamasıyla da fiilen ilçe olmuştur.

         Burdur Gölhisar Resimleri Images: 0 Hits: 126 Description: Gölhisar’ın Türkiye coğrafyasında tanınan en karakteristik özelliği, Batı Torosların eteklerinde ve Dalaman çayının su toplama havzasında bulunması ayrıca da Akdeniz bölgesini Ege bölgesinden ayıran Dalaman çayının bu havzadan geçmesidir.
Gölhisar Çukuru olarak bilinen havzanın etrafını Rahat dağları, Kocaş, Kocayoran, Sakartaş dağları, Maşta ve Çakmak dağları, Eşelerin uzantısı Ermenek dağları kuşatır. Rakımı ise ortalama 945 metredir.
Eldeki bilgilere göre Gölhisar’ın belediye sınırlarının yüzölçümü 68km2 ve nüfusu 8314 (Bugün 15.000.000 civarında) kişidir. İlçe sınırlarının yüzölçümü ise 1011 km2 ve nüfusu 52560 kişidir.
Ayrıca yerleşme stili olarak Gölhisar, enteresan bir yapıya sahiptir. Ova ile dağ birbirine o kadar içiçe girmiştir ki; Gölhisar çukurunda oturanlar ile dağ içi köylerinde yaşayanlar alışveriş ettikleri haftalık pazarlarını bile aynı günde birlikte yaparlar. İşte bu günkü Gölhisar’ın kabaca görüntüsü bunlardan ibarettir.
Şimdi buna göre şu soruları sorabiliriz?
Acaba , Gölhisar’da 2000 yıllık bir tarihi yaşatabilecek bu muazzam özellik nedir?
Bir sürü değişik medeniyetlere beşiklik eden bu özellik Gölhisarımızda hala mevcut mudur?
Bu medeniyetler, arkalarından bizlere neler bırakmışlardır?
İşte bu soruları cevaplayabilmek için Fransız bilim adamları bizden önce kolları sıvamışlar. Bundan 100 sene evvel, 1880 yıllarında, Fransız Bassey Nimmey Başkanlığında bir ekip, üzerinde yaşadığımız bu toprakları didik didik ederek, bizim harabelik dediğimiz yapılardaki her türlü yazı ve resimlerin fotoğraflarını çekerek, ülkelerine götürüp okumuşlar ve bize ait yerlerin geçmişine ait ciltler dolusu eserler oluşturmuşlardır. Bu eserleri biz niye yazamadık diye bir ses geliyor insanın içinden. Ger halde diyoruz, yazıları Latince olduğundan okuyamadık ve yazamadık. Ama orta asyadaki Orhun Kitabelerini de Avrupalının okuduğunu hatırlayınca anlıyoruz kısalığımızı.
Araştırma sonucu hazırlanan bu kaynak eserlerden anlıyoruz ki, 2000 yıllık bir tarihe sahip olmasının, canlı bir siyasi geçmişi bulunmasının sebebi, Gölhisar’ın coğrafi bölgelerini merkezinde kurulmasındandır.
O halde bir yerin coğrafi konumunun önemi ne demektir?
Bu şu demektir: bugün Gölhisar, güneyde Akdeniz, batıda Menteşe, kuzeydoğuda Göller Yöresi, kuzeybatıda Ege bölgeleri arasında bir geçiş sahasıdır.
Yine Gölhisar, merkez olmak üzere, bir daire çizerseniz, bu daire üzerinde bu şehir merkezlerini görürüz: Burdur, Denizli, Isparta, Antalya, Muğla ve hatta Afyon.
Gölhisar’da bulunan bir insan bu şehirlerden; Burdur yolu ile içanadoluya, Denizli ile Ege’ye, Antalya ile Akdeniz’e açılabilir, bu şehirler birbirlerine yollarla bağlandığında, bu yolların kavşak noktasında bulunan Gölhisar’da da bir çok medeniyetin yaşayabileceği artık bize normal gelir. Tarihte ne zamanki bu yolların önemi azalmış o zaman Gölhisar’da da silik bir hayat yaşanmıştır.
İşte bu coğrafi olgu bir bölgenin bir şehrin kaderini tayin ederek onu canlandırır veya öldürür. Gölhisar gibi şehirler bu avantajı kullanarak tarihi derinliklerde değişik bir sürü medeniyetlere beşiklik etmiş ama bu medeniyetler sadece isim değiştirmişlerdir, başka değişik bir şey olmamıştır.
Mesela antik çağda Gölhisar’ın adı Kibyra(Kibira)’dır. Etrafındaki bölgelerin adları güneyinde Likia , batısında Karia , doğu kuzeyinde Pasidia.
Klasik çağda ise bu isimler :Batı Menteşe, kuzeyi Hamit ve Ladik , güneyi teke olarak değişmiştir.Gördüğünüz gibi doğu doğudur, batı batıdır, sadece doğu ve batının isimleri değişmiş gibidir.
Coğrafi şartların tarihi olaylara zemin hazırladığını anladıktan sonra , Gölhisar’da zaten var olan bu şartlar bölgede hangi medeniyetleri barındırmış bunu kısaca görelim...
Antik çağda Gölhisar’da rastladığımız ilk devlet ismi Arzava Krallığıdır.M.Ö.2000 yıllarında lise 1 tarih kitaplarında okuduğumuz Hititler zamanına rastlar.Kadeş savaşında görüyoruz Arzava’lıları.
Bundan sonra Kibiyra , yakınındaki 3 şehir devleti ile birlikte KABALİA adını alıyor ve Gölhisar kendine “YATAN ARSLAN” şeklini amblem olarak seçiyor. Hızlı atları ve keskin kılıçları ile tanınıyor.
Kabalia bölgesi bir müddet sonra Lidyalılara , ardından Büyük İskender himayesine ve Bergama krallığına bağlanıyor.
Bu arada Kabalia bölgesinin 4 şehri Kibyra , Bubon, Balbura , Oneoanda kendi aralarında birleşerek 4’lü şehir kuruyorlar (Tetrapolislik)’i kuruyorlar. Ve tek meclisle idare edilerek Anadolu da ilk defa çok şehirli Cumhuriyet rejimini yaşıyorlar. Kibiyra bu mecliste 2 oya sahiptir. Çünkü 2000 atlı 30.000 yaya askere sahiptir.
Kabalia da cumhuriyet rejimi yaşanırken Romalılar sınıra dayanıyor. Roma Meclisi Kabalia’yı kendine eyalet yapıyor. İşte bundan sonra Gölhisar; tarihinin altın devrini yaşıyor. İmparator Tiberius (15-37) bizzat Gölhisara gelerek Gölhisarı eyaletin merkezi yapıyor. Böğrüdelik suyunu kesik taşlardan yaptırdığı kanalizasyon ile şehre dağıtıyor. Şehirde Stadion , Agoro , Akropol , Nekrapol , yaptırıyor. Bugün ayakta duran eserler bu zamanda yapılanlardır. Ama Tiberius’un esas çalışması Kibira’nın etrafındaki bölgeleri ele geçirip , onları kontrol altında tutmak için oralara en kısa yerden varılacak yollar yaptıması , Yani Gölhisar’ı kavşak noktası yapmasıdır.

         Burdur Karamanlı Resimleri Images: 0 Hits: 141 Description: Adıçlı Tepenin eteğinde bulunan Kocapınarın önündeki bağların içinde bulunan Eski Yunan ve Romalılır devrinden kalma, lahid kapakları ve taş mezarlar ile mezarlığın üst tarafında, Ardıçlı tepenin eteğinde bulunan kayalara insan eliyle oyulmuş inler, Karamanlı’nın çok eski bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan Karamanlı’nın ilk sakinlerinin kimler olduğu pek bilinmemekle beraber, Neoletik Çağ’dan (Yeni Taş Çağından) itibaren yerleşim merkezi olduğu bazı delil ve belirtilerle tahmin edilmektedir. Bölge ve yerleşim merkezi. M.Ö.800-500 yılları arasında Persler’in, Etitler’in, Yunanlılar’ın idaresinde kalmıştır. Buralarda bir süre Firikyalılar, Psidyalılar ve Lidyalılar hakim olmuşlardır. Büyük İskender, doğu seferinde buralardan geçmiş, buraları hakimiyetine almıştır. Bir müddet de Selevkosker’in idaresine giren yöremiz daha sonra uzun müddet Romalılar ve Bizanslıların elinde kalmıştır. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu’nun Türkleşmesi sırasında bir daha ayrılmamak üzere Türklerin idaresine giren yöremiz ve dolayısıyla Karamanlı, değişik Türk boylarının ve devletlerinin idaresini görmüştür. Önce Anadolu Selçuklu Devleti buralarda hükümran olmuş, Anadolu Selçuklu Devletinin dağılması ile Karamanoğulları Beyliği; Hatay, Adana, Mersin, Konya, Afyon, Isparta,Burdur, Antalya, Muğla ve Denizli İllerini içine alan geniş bir devlet olarak, 1282 yıllarında yıllarında ortaya çıkmıştır. O sıralarda Karamanoğullarının askeri gücü 20 bin piyade, 2 bin süvariye ulaşmakta idi. Karamanoğlu Mehmet Bey’in Gölhisar’da zehirlenerek öldürülmüş olması, Karamanlı’nın ve civarının Karamanoğullarının idaresine girmiş olduğunu kesinleştirmektedir. Antalya ve çevresinde de Karamanoğullarından kalma pek çok eser vardır.
Osmanlı İmparatorluğunun yükselme devrinde, 1469-1470 yıllarında Fatih Sultan Mehmet Karamanoğulları Beyliğini ortadan kaldırmış, Osmanlı Devleti’nin başına değişik zamlanlarda bir çok defa dert açan Karamanoğullarının tekrar birleşip dert olmamaları için, o zaman topluca oturmakta oldukları Larende’den (yani şimdiki Karaman’dan) dağıtılması sırasında bazı obalar, Karamanlı civarında Eskiköy, Türkmen, Gebice, Gedikyap ve Ferizli denilen yerlere yerleşmişler, sonradan Karamanlı’nın şimdiki yerinde toplanmışlardır. Buraya ilk gelen Karamanoğlu, Ardıçlı Tepenin eteğindeki Kocapınarın başına mekan tutmuş, ikinci gelen Caferoğlu, Yediurgan denilen yerdeki Karaağaçlı Pınarın başına yerleşmiştir. İlk olarak buralara yerleşen kişilerin adları bugün bu yörenin mahalle adı olarak yaşamaktadır.
1911 yılına kadar köy statüsünde bulunan Karamanlı’da, 1911 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1925 yılında Jandarma Karakolu getirilmiş, 1928 yılında da Bucak Müdürlüğü kurularak, bucak merkezi olmuştur. Bundan sonra Karamanlı hızlı bir gelişme göstermiş, ard arda değişik kamu ve özel kurum ve kuruluşları kurulmuştur.
Karamanlı’nın İlçe merkezi haline getirilmesi isteğinin ve çalışmalarının başlaması epeyce eskilere uzanır. 12.12.1972 tarihinde Burdur İli İl Genel Meclisi, Karamanlı’nın ilçe merkezi haline getirilmesi için gerekçeli bir karar vermiştir. Aradan geçen yıllardaki faaliyetler sonucunda 4 Temmuz 1987 tarih ve 19507 sayılı Resmi Gazetede Karamanlı’nın ilçe olması, 3392 sayılı Kanunla T.B.M.M.tarafından kararlaştırılmıştır. İlk Kaymakam 11.08.1988 tarihinde görevine başlamıştır. Resmi daireler faaliyete geçmiştir.
Karamanlı'nın 410 hanelik bir yerleşim yeri olduğu belirtilmiştir.. Ayrıca bölgedeki diğer bazı yerleşim bölgelerinden Tefenni 158, Gebirem 70, Sazak 23 ve Ece 20 hane olarak kayıtlarda yer almıştır.
1911 yılına kadar köy statüsünde bulunan Karamanlı'da 1911 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1925 yılında Jandarma teşkilatı, 1928 yılında da Bucak müdürlüğü kurulmuştur. 4 Temmuz 1987 tarih ve 19507 sayılı Resmi Gazetede Karamanlı’nın ilçe olması, 3392 sayılı Kanunla T.B.M.M.tarafından kararlaştırılmış.

         Burdur Kemer Resimleri Images: 0 Hits: 133 Description: İlçenin tarihi hakkında yapılan araştırmalarda tarih öncesi çağlara ait kesin bir bilgi elde edilememiştir. M.Ö. 1900 yıllarında bölgeye hakim olan Psidialılar yerleşimin başlangıcı kabul edilmektedir. İlçe Merkezi ve Köylerindeki değişik yerlerde bulunan tarihi belgeler Lidya’lılar, Feriğya’ lılar ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde bu bölgede yerleşimin bulunduğunu göstermektedir.
Türklere Anadolu’nun kapısını açan 1071 Malazgirt zaferinden sonra 1075 yıllarında bölgenin Türkmen kavimlerinin hakimiyeti altına girmesi ile birlikte İlçemize Türkler yerleşmişlerdir. Anadolu Selçuklu Devleti ve Hamitoğulları beyliğinin hakimiyetinde kalan Kemer 1286 yılında Gölhisar’ a mülhaktır. 1305/1887 tarihli Salnamede 7 dükkan, 1 lonca altı, 1 Yağhane, 22 Camii, 9 Mescit-Namazgah, 21 Sıbyan mektebi, 4 Medrese olduğu kaydedilmiştir. 1899 yılında ise Nahiye olarak bağlı 22 köyünde 1178 Hane ve 4948 nüfuslu olduğu belirtilmektedir. Cumhuriyet tarihinde Burdur İlinin Teşekkülünden itibaren bir Nahiye merkezi olarak kalmış, 1956 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur.
19 Haziran 1987 tarih ve 3392 sayılı Kanunla KEMER ismiyle İlçe olarak kurulması kabul edilmiş ve 08 Ağustos 1988 tarihinden itibaren İlçe Teşkilatı faaliyete geçmiştir. Kayıtlarda merkez olarak BÖBEKLER köyü gösterilmekte SERTAÇ ve KEMER isimleriyle yer almaktadır.
COĞRAFİ KONUM: Kemer İlçesi Kuzey ve Doğuda Burdur İli merkez İlçesi, Güneyde Antalya ili Korkuteli İlçesi, Güney Batıda Tefenni İlçesi ve Batıda Karamanlı İlçeleri arasında yer almaktadır. İlçe merkezi ise İlçeye bağlı Akören, Akçarön, Pınarbaşı, Yakalar köyleri ile Karamanlı İlçesi Kılavuzlar köyleri ile çevrilidir İlçe Merkezi Yakalar, Belenli köylerinin Güneyini kaplayan ve Antalya İli Korkuteli İlçesi ile tabii hudut teşkil eden Rahat dağları eteğinde kurulmuştur. İlçe merkezi, Burdur İl merkezine 57 Km. Güneyde iç kesimde yer almakta olup, Burdur-Karamanlı-Tefenni yolunun 34 Km. sinden itibaren 23 Km. Daha Güneyde iç kısımda yer almaktadır. İlçe yüzölçümü 350-400 Km2 olup,İlçe arazileri dağlık ve büyük bir kısmı da Ovada yer almaktadır. 7566 Hektar Orman alanı mevcuttur. Boz çay ve Dere bağ çayları İlçe sınırları içerisinden geçmektedir. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1150-1200 metredir. Güney ve Doğusu Rahat dağları ile kaplı olan İlçede kara iklimi özellikleri hüküm sürer. Kış ayları sıcaklık ortalaması 0-10 , yaz ayları sıcaklık ortalaması 20 C’ dir. İlkbahar ve Sonbaharda yağmur, kışın kar yağışı görülmekte olup, yazlar kurak geçmektedir.

KASABA VE MAHALLE İSİMLERİ: 1-Yeni Camii Mahallesi 2-Saray Mahallesi 3-Konak Mahallesi

İLÇEYE BAĞLI KÖYLER: 1-Yakalar 2-Belenli 3-Akören 4-Akçaören 5-Kayı 6-Elmacık 7-Pınarbaşı

         Burdur Tefenni Images: 0 Hits: 117 Description: Tefenni ilçesi, MÖ. 800-500 yılları arasında Bizans çağının İstefani köyü olarak kurulmuş, 13.yy. kadar Bizans yönetiminde kalmış, bu tarihten itibaren sırası ile Türkmenlerin, Selçukluların ve Osmanlıların eline geçmiştir.1882 yılında yörede meydana gelen deprem sebebi ile eski yerleşim merkezi terk edilerek şu andaki yerine kurulmuş, 1886 yılında da İstefani adı değiştirilerek TEFENNİ adı ile kaza olmuştur.
COĞRAFİ KONUM
İlçe, bağlı bulunduğumuz Burdur İlinin güneybatısındadır. Denizden yüksekliği 1200 mt. dir. Batı kısmı tamamen ormanlıktır. En yüksek dağı Eşeler dağıdır. Sürekli akan nehir ve ırmak bulunmamakla birlikte yaz aylarında kuruyan ve çay denilebilecek nitelikte çok sayıda akar suları vardır. Ayrıca halen Hasanpaşa, Beyköy, Sazak ve Ece de kuyu açılması ile inşası bitmiş Tefenni, Başpınar, Hasanpaşa ve Yeşilköy Göletleri bulunmaktadır.
Tefenni ilçesi Akdeniz Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi arasında bir geçit olduğundan her iki bölgenin iklimi etkisindedir.Bu münasebetle yazları sıcak ve kurak kış ayları ise soğuk ve yağışlı geçer. Hava sıcaklığı kararlı olmamakla birlikte genel olarak –21 ile +36 derece arasında değişir.
KASABA VE MAHALLE İSİMLERİ:
MAHALLELER : Esentepe, Yokuş, Eşeler, Yenice, Kır, Pazar, Fatih, Zafer Mah.
KASABALAR : Hasanpaşa ve Beyköy Kasabası
İLÇEYE BAĞLI KÖYLER:
KÖYLER : Başpınar, Bayramlar, Belkaya, Çaylı, Ece, Sazak, Karamusa, Seydiler, Yaylaköy, Yeşilköy, Yuva, Yuvalak Köyü

         Burdur Yeşilova Resimleri Images: 0 Hits: 136 Description: Burdur'un eski yerleşim yerlerinden birisidir. İlçe sınırları içindeki Dereköy ve Gençali'de yapılan yüzey araştırmalarında Kalkolitik Dönemin (İ.Ö.5000) çanak-çömlekleri elde edilmiştir. 15. yüzyılda Osmanlı egemenliğine katılan Yeşilova, o dönemde Eski Erle adıyla bucak merkezi durumundadır. Cumhuriyetten sonra, 1936'da adı değiştirilerek Burdur'a bağlı bir İlçe durumuna getirilmiştir.
Yeşilova İlçesi ve etrafındaki bölge Malazgirt savaşından sonra 1093 tarihinde Türklerin eline geçmiştir.O tarihlerde Bizanslılar ile bu bölgede yaşayan Türkmenler arasında bazı çatışmalar oldu ise de, 1190 tarihinde Alman İmparatoru Frederik Barbaros haçlı ordusunun başında buraya kadar gelmiştir. Frederik Barbaros'un gelişinden istifade eden ve kendisine Bizans veliahtı süsü veren Aleksi topladığı askerlerle Türk hududuna tecavüz etmiş, bir taraftan Dinar'a diğer taraftan Gölhisar'a cepheden de bugünkü Harmanlı (Navlu) boğazına kadar sokulmuştur.
Konya Sultanı tarafından gönderilen Osman Bey ve Hüsamettin Bey adlarındaki iki serdar Aleksi'yi her iki yönden sıkıştırmışlardır. Osman Bey, Harmanlı (Navlu) boğazında düşman askerlerini sıkıştırmış, Gençali, Karaatlı, Gökçe ismindeki Çeribaşları şiddetli hücumlarla düşmana bu bölgede kuvvetli bir satır atmışlardır. Muharebenin en çetin geçtiği yer Köpekbeli civarı olmuştur. Köpekbeli savaşında ağır yaralanan Osman Bey'in manevi evladı Abdi Bey Salda gölünün Eşeler dağının kuzeydoğu sırtlarında bugünkü Sultan Pınarı namı ile anılan yerde revirde tedaviye alınmıştır.
Bu sırada Abdi Bey'in büyük cesaretini taltif etmek üzere kendileri ile esasen sıhri karabeti bulunan bu genç kumandana Sultanlık payesi gelmiştir. Bu yöreye Sultan payesinin verildiği yer olarak Sultan Pınarı ismi ve bu civarda kurulan köylere de Gençali, Karaatlı ve Gökçe isimleri verilmiştir. Düşmana büyük ölçüde satır atıldığı için bu bölgeye Satırlar denmiştir. Bu tarihten itibaren yani 1207 tarihinden sonra zamanımıza kadar bölgede kayda değer tarihi olaylar vuku bulmamıştır.
09.Haziran.1936 yılında 3012 sayılı Kanunla ilçe olan YEŞİLOVA, genellikle ASİKARAAĞAÇ'a bağlanmış ve nahiye olarak YAVİCE ismi ile anılmıştır. ERLE bu mıntıkanın ismidir. Nahiye merkezi bir zaman Kayadibi ve bir zaman Beylerli kaza ve nahiye merkezi olmuştur. 1867'den sonra SATIRLAR köyü merkez seçilmiştir.
1288 tarihli Salnameye göre SATIRLAR köyü 33 haneli ve 120 nüfuslu idi. 1305 tarihli Salnamede de; ERLE nahiyesinde 148 misafirhane. 18 un değirmeni, 6 dükkan, 1 han, 1 lokanta, 26 cami, 19 sıbyan mektebi, 8 tekke, 3 türbe, 38 çeşme ve 26 çamaşırhane olduğu kaydedilir. Aynı zamanda “EYYÜCE KİLİM” dokunurdu denilmektedir. Birde Gümüş gölü denen bir gölden bahsedilmektedir ki Cuinet'e göre 300 ton salnameye göre 110 ton tuz elde edildiği bildirilen bu gölün şimdiki Acı göl (Dereköy) olabileceği tahmin edilmektedir.
1936 yılında Yeşilova adı ile Burdur'a bağlanan ERLE nahiyesinin bazı köyleri zaman içerisinde Denizli iline ve bazı köyleri de Burdur iline verilmiştir.
Acıpayam (GARBİKARAAĞAÇ - ASİKARAAĞAÇ ) kazasına bağlı iken 1936 yılında kaza olarak teşkilatlanan Yeşilova'nın halen 36 adet köyü ve 2 adet beldesi bulunmaktadır. İlimizin ikinci büyük gölü Salda, İlçemiz sınırları içerisinde yer almaktadır.
Yeşilova 09 Haziran 1936 yılında 3012 Sayılı Kanunla İlçe olmuştur.
COĞRAFİ KONUM
Yeşilova, Güneybatı Anadolu’da Göller bölgesinde olup, Burdur İli merkezinin batısına düşmektedir. İlçe doğusunda Burdur İli, batısında Acıpayam İlçesi, güneyinde Karamanlı İlçesi, kuzeyinde ise Denizli İli Çardak İlçesi ve Afyon İli Başmakçı İlçesi ile çevrilidir. Yüzölçümü 1351 km2’dir. Yeşilova İlçesi Ege ve Akdeniz Bölgeleri arasında bir alan olup, 37 - 38 kuzey enlemi, 29 – 30 doğu boylamı daireleri arasında olup, rakımı 1200 metredir. İlçe Göller Bölgesinin karakteristik özelliklerini taşımaktadır.
Yeşilova İlçesi Burdur İline 60 km, Denizli İline 94 km ve Antalya İline 160 km mesafe uzaklıktadır.
YEŞİLOVA İLÇESİNE BAĞLI GÜNEY VE SALDA OLMAK ÜZERE 2 ADET BELDE BULUNMAKTADIR

     Bursa Resimleri Images: 5 Hits: 316 Description: Bursa 40 derece boylam ve 28 - 30 derece enlem daireleri arasında Marmara Denizinin güneydoğusunda yer alan, toplam il nüfusu 2000 Yılı Genel Nüfus Tespit sonuçlarına göre 2.106.687 ile Türkiye''nin 4. büyük kentidir.
Bursa ili doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde Eskişehir, Kütahya, batıda Balıkesir illeriyle çevrilidir.

Denizden yüksekliği 100 metre olan Bursa, genelde ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, iklim bölgelere göre de değişiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizinin yumuşak ve ılık iklimine karşılık güneyde Uludağ''ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır.

İlin en sıcak ayları Temmuz - Eylül, en soğuk ayları ise Şubat - Mart''tır. 52 yıllık gözlem süresi itibarı ile yıllık ortalama yağış miktarı 706 mm.dir. İlde ortalama nispi nem % 69 civarındadır.

İlin yüzey şekilleri, birbirlerinden eşiklerle ayrılmış çöküntü alanlarıyla, dağlar halindedir. Çöküntü alanlarının başlıcalarını İznik ve Uluabat gölleriyle Yenişehir, Bursa ve İnegöl ovaları oluşturmaktadır.

Toplam yüzölçümü 10.891 km2 olan Bursa ili topraklarının % 17''sini ovalar oluşturmaktadır.

         Bursa Nilüfer Resimleri Images: 0 Hits: 178 Description: Nilüfer, Bursa'nın 1987 yılında büyükşehir olmasıyla ortaya çıkan üç merkez ilçeden biridir. Diğerleri de Yıldırım ve Osmangazi'dir. Nilüfer Bursa'nın konut ihtiyacını karşılayabilecek toplu konut alanlarıyla yakın zamanda büyük bir gelişme göstermiştir.
Adı
Nilüfer ilçesi adını içinden geçen Nilüfer Çayı'ndan almıştır.Nilüfer Çayı ise adını Orhan Gazi'nin karısı Nilüfer Hatun'dan almıştır.Orhan Gazi, 1346'da Bizans Imparatoru VI. Yoannis Kantakuzenos'un kızı Teodora ile evlendi. Ayrıca, Yarhisar Tekfur'unun kızı Holofira, Bilecik tekfuruyla evlendirilirken, düğün basılıp "Holofira" esir alındı ve Orhan Gazi ile evlendirildi. Müslüman olduktan sonra adı "Nilüfer Hatun" olarak değiştirildi. Bu hatunun adı Osmanlı kaynaklarında Nilüfer, Lülüfer veya Ulufer şeklinde kayıtlı olup bazı tarihçiler bu ismi Olivera, Holifera şeklinde okumaya çalışmışlardır. Nilüfer Hatun sonradan Bursa Ovası’ndan geçen bir çayın üzerine bir köprü yaptırdığından, bu çaya Nilüfer Çayı adı verilmiştir.Ama ondan da öncesinde bölge toprak altında 7 bin yıl öncesine ait izler taşımaktadır. Marmara Bölgesi’nde yerleşik yaşama geçen en eski tarımcı köy topluluklarının izleri birkaç yıl önce burada (Akçalar'da) bulunmuştur. Bu, Anadolu ve Balkan tarihinin yeniden yazılması anlamına gelecektir.
Coğrafi konum
İlçe, doğusunda Osmangazi, güneyinde Orhaneli, batısında Mustafakemalpaşa, Uluabat Gölü ve Karacabey, kuzeyinde Mudanya ile çevrilidir. Denizden yüksekliği 100-150metredir.

         Bursa Osmangazi Resimleri Images: 0 Hits: 179 Description: Osmangazi, Uludağ’ın eteklerinde, doğuda Gökdere Vadi*si’yle başlar; batıda Nilüfer Deresi ve Yeni Mudanya Yolu, kuzeyde Samanlı Dağları, Nilüfer Çayı ve Bursa Ovası'nı içine alan topraklara sınır oluşturan bölgeyi kapsar. 116.520 kilometrekarelik bir alana yayılmıştır. İlçenin denizden yüksekliği ortalama 150 metredir. İzmir, İs*tanbul, Eskişehir yollarının kesiştiği kavşak noktasında bulunan Osmangazi, Mudanya Limanı’na 31 km, Yalova’ya 74 km, Gemlik’e 30 km uzaklıktadır. 92 mahalleden oluşur.

Mahalleler
Emek, Adalet, Ahmetpaşa, Akpınar, Aktarhüssam, Alaattin, Alacahırka, Alacamescit, Alaşar, Alemdar, Alipaşa, Altınova, Altıparmak, Armutlu, Atıcılar, Bağlarbaşı, Bahar, Başaran, Çekirge, Çeltik, Çırpan, Çiftehavuzlar, Çirişhane, Çukurca, Demirtaşpaşa, Dereçavuş, Dobruca, Doğanbey, Doğanevler, Elmasbahçeler, Esentepe, Fatih, Gaziakdemir, Geçit, Gülbahçe, Hacıilyas, Hamitler, Hamzabey, Hocahasan, Hüdavendigar, Hürriyet, İbrahimpaşa, İnkaya, İntizam, İsmetiye, İstiklâl, İvazpaşa, Kavaklı, Kayhan, Kemerçeşme, Kırcaali, Kızyakup, Kiremitçi, Kocanaip, Koğukçınar, Kuruçeşme, Küçükbalıklı, Kükürtlü, Küplüpınar, Maksem, Mehmetakif, Mollafenari, Mollagürani, Muradiye, Nalbantoğlu, Namıkkemal, Orhanbey, Osmangazi, Panayır, Pınarbaşı, Reyhan, Sakarya, Santralgaraj, Selamet, Selçukhatun, Selimiye, Sırameşeler, Soğanlı, Soğukkuyu, Şehabettinpaşa, Şehreküstü, Tahtakale, Tayakadın, Tuna, Tuzpazarı, Ulu, Veyselkarani, Yahşibey, Yeniceabad, Yenikaraman, Yeşilova, Zafer.

         Bursa Yıldırım Resimleri Images: 0 Hits: 181 Description: Uludağ'ın eteklerine kurulmuş Yıldırım ilçesinin doğusunda Kestel ve Gürsu, kuzeyinde Osmangazi ilçesine bağlı Demirtaş Bucağı, batısında Osmangazi ilçesi vardır. Yüzölçümü 399 kilometrekaredir. Denizden yüksekliği 150-155 metredir.
İlçenin güneyinde Uludağ yükselir, kuzeyi düzdür. İlçenin ortasından Bursa-Ankara otoyolu geçer.
Bölgede ılıman Marmara iklimi görülür.İklim
Ortalma sıcaklık 14.4 derecedir; ortalama nem oranı % 58'dir. En çok yağmur kış aylarında ve mart-nisan aylarında düşer, en az yağış haziran ayında alır. Ortalama 8-10 gün kar yağar. Kar kalınlığı 5-10 cm'dir. İlçenin Uludağ'ın eteklerindeki yüksek kesimlerine daha çok kar yağar ve yerde daha uzun süre kalır. İlçede en çok lodos ve poyraz rüzgarları görülür.

Yönetim
Yıldırım ilçesi, Bursa'nın Osmangazi ve Nilüfer ilçeleri ile birlikte Bursa Büyükşehir Belediyesi'ni oluşturur.
İlçede 66 mahalle ve 1 köy (Cumalıkızık) bulunmaktadır. İlçe, idari olarak 1987'de kurulmuştur. Nüfus ve alan bakımından Türkiye'nin pek çok ilinden büyüktür. 2000 sayımına göre nüfusu 629.702'dir. Bursa nüfusunuın %30'u Yıldırım ilçesinde yaşar.

Ekonomi
Buğday, arpa, yulaf ilçede en çok üretilen ürünlerdir. Fasulye ve bakla ile domates, biber gibi sebzeler; şekerpancerı, susam, ayçiçeği gibi endüstriyel bitkiler; dut, ceviz, şeftali, kiraz, ayva, kestane gibi meyveler de yetiştirilmektedir.
İlçede sanayi gelişmiştir ancak büyük sanayi kuruluşları yoktur. Duaçınarı Mahalle*si’nde dokuma sanayi gelişmiştir. Havlu, kumaş, astar, perde üretimi yaygındır. Ayrıca karasör yapımı, otomobil parçaları ve makine parçaları üretimi yapılır. Mobilya sanayi de ileridir.
İlçede küçükbaş hayvancılık, özellikle Uludağ eteklerinde büyükbaş hayvancılık yapılır. Tavukçuluk, avcılık gelişmiştir.
Tarihi Yapılar
Adını Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid'tan alan ilçede, Osmanlı devrinden kalma çok sayıda tarihi yapı bulunur. En önemlileri Yıldırım Camii, Yıldırım Hamamı (Yeşil Hamam), Yıldırım Medresesi, Yıldırım Darüşşifası, Yıldırım Türbesi, Yeşil Camii, Yeşil Türbe, Emir Sultan Camii, Emir Sultan Türbesi, Emir Sultan Çeşmesi, Berkenet, Zehra hanım Çeşmesi, Devlet Hatun Türbesi, Darüssaade Ağası Çeşmesi, Ümmügülsüm Çeşmesi, Hünkar Çeşmesi, Beşir Ağa Çeşmesi, Sitti Hatun Mesciti, Türk-İslam Eserleri Müzesi, Cumalıkızık Köyü Camisi Irgandı Köprüsü, Setbaşı Köprüsü, Boyacıoğlukulluğu köprüsü gibi yapıtlardır.

Eğitim ve Sağlık
İlçede Eğitim mahallesinde Uludağ Üniversitesi'ne bağlı eğitim fakültesi; bir polis okulu, öğrenci yurtları ve pek çok okul bulunur. Numune Hastanesi, pek çok sağlık ocağı, özel sağlık kuruluşu ve 2 huzurevi Yıldırım ilçesinde yer alır.

         Bursa Büyükorhan Resimleri Images: 0 Hits: 132 Description: Bursa'nın 86 km. güneyindeki ilçesi.
Konum ve Yüzey Şekilleri Harmancık, Orhaneli, Dursunbey, Balıkesir(Balıkesir) ve Mustafakemalpaşa ilçelerine komşudur. Denizden yüksekliği 830-840 m civarındadır. Yükseklik nedeniyle serin dağ iklimi görülür. Engebelli ve dağlık bir yapıya sahiptir. Yüzölçümü 672 km²'dir. 1 merkez ve 40 köyden oluşur.
Bölgede ılıman Marmara iklimi görülür.

Tarih
Bizans döneminde Atranos Tekfurluğu'nun toprakları içinde yer alan bir bölgeydi. 1321'de Orhan Gazi tarafından Osmanlı hakimiyetine girdi. Fatihi Orhan Bey'e atfen üç obadan oluşan yerleşime Orhan-ı Kebir adı verilmiştir. Cumhuriyet döneminde Büyükorhan ismini almıştır. 1944 yılında Orhaneli'ye bağlı bir nahiye olan Büyükorhan, 1967 yılında belediyelik, 1987 yılında ilçe olmuştur.

Ekonomi
İlçenin ekonomik yaşamı tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır, komşu il ve ilçelere ulaşım bağlantısı gelişmiş olmadığından sanayi ve ticaret hayatı gelişmemiştir. İlçenin yarısı ormanlık alandır. Tarıma elverişli arazinin su tutma kapasitesi az, yeraltı suyu kısıtlı olduğu için ilçede kuru ve sulu tarım yapılmaktadır. En önemli ürün buğday ve çilekdır. Yüksek alanlarda arpa yetişitirilir. İlçede sulama yapılabilen yerlerde çilek yetiştiriciliği gelişmektedir. Orman arazisinde tel direği, maden direği, sanayi odunu, yakacak odun, kağıtlık odun gibi ürünler elde edilir. İlçede büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık yapılır. Sığır varlığının bir bölümü bölümü düşük verimli ırklardan oluşmuştur.İlçeye yakın ve sulama yapılan yerlerde daha verimli hayvancılığa geçilmiştir. Koyun varlığı ise yerli ırklardan oluşmaktadır. Halkın tarım ve hayvancılık dışındaki gelir kaynağı, mevsimlik işçi olarak çalışmaktadır.

Nüfus
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 16 667'dir. Bunun 3 603'si ilçe merkezinde, 13 064'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.
İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 1 belde, 40 köy ve 44 mahalleden oluşmaktadır.44 mahalenin 3 tanesi Büyükorhan ilçesine bağlıdır.İlçeye bağlı olan beldenin adı Kınıktır ve 44 mahalenin iki tanesi Kınık Beldesine bağlıdır.geri kalan 40 mahalle köy muhatarlıklarının idaresindedir.
Doğal Güzellikler
Görecik Yaylası, ilçeye 6 kilometre uzaklıktadır. İlçe merkezine 7km uzaklıkta Zaferiye Köyü bulunan kaynak suyu çok güzel bir sudur. İlçe merkezine 20km uzaklıkta Düğüncüler Köyü, sıcak su kaynakları nedeniyle yerli halk tarafından tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Rafting ve tracking sporları yapılır. Kaya Deresi, ilçe yakınındaki bir kamp alanıdır.

         Bursa Gemlik Resimleri Images: 0 Hits: 164 Description: Gemlik Körfezi kıyısında bulunan bu ilçe,Bursa’ya 30 Km.uzaklıktadır.
Orhangazi-Yalova ve Mudanya arasındadır. Gemlik’in ortaçağdaki adı Kius=Cius’tur.Bursa civarında kurulan en eski kent olup,kuruluşu İ.Ö.XII.yüzyılda Argonotlara kadar gider. Herodot’un ünlü Tarih’inde bölgemizden söz edilen tek kent budur.Gemlik,1333 yılında Kara Timurtaş Paşa’nın gayretiyle feth edilmiştir. Gemlik sözcügünün, Gemilik,yani gemilerin yanaştığı ve gemi üretildiği bir yer anlamından gelmiştir.1087 yılında Ebulkasım, Gemlik’i ele geçirip burada donanma yaptırdığı için bu adı aldığı söylenir. Ancak bu konuda çeşitli başka savlar vardır.Texier,Bursa’nın gömlekleri Gemlik limanından ihraç edildiği için,bu adın “Gömlek’ten geldiğini savunur.Bilge Umar ise bu sözlüğün, Luwi dilindeki “Kama=Gama”sözcügünden geldiğini savunur.Kamila(Kam-İla),yani”Kama Yurdunun Körfezi”,Gemili’ye dönüşebileceğini Savunur.Bu savın bence tek savunulacak yanının Gemlik’in eski bir kent olması ve hemen hemen tüm eski kentler gibi bu kentin de adı Türklerden önceki devirde kullanılmasıdır.Nitekim Gemlik feth edildiğinde de bu adı taşıyordu.Ancak bu yakıştırmanın yani Kam İla’nın fonetik yapısı Kumla’ya daha çok uymaktadır.Olasılıkla kumla sözcüğü buradan gelmiştir.Çünkü bu köyler de eski köylerdir.Gemlik,Türklerin ilk tersanesidir.İnegölden gelen keresteler bu limandan İstanbul’a taşınmıştır.Bozburun ise Kürek için kesim alanıdır.
Kasaba’da Solaksubaşı Mehmet Ağa Camii,han ve hamam yaptırmıştır.(B.O.A.Cevdet Evkaf no.18718) Demirtaş Paşa da bir mescid yaptırmış.1888 yılında Gemlik’te 32 cami ve mescid ile,18 kilise vardı.Ayrıca 2 tekke 9 han 565 dükkan 48 Okul 33 hamam 1 kaplıca ile 65 oda vardı.
Cuinet’in 1894 yılında yayınladığı kitapta;kent merkezinde 242 müslümana karşılık 4620 rum,107 ermeni ve 178 yabancı olmak üzere toplam 5147 kişinin yaşadığını yazar.Bu tarihte Gemlik merkezde ise üç kilise varmış.Gemlik Bursa’daki Yıldırım Camii ve medresesine vakıf edilmiştir.Kasabanın geliri bu vakıflara yollanırdı.İlçeye bağlı birçok köy,her yıl beş bin kürek verirmiş.Gemlik-Bursa karayolu 1856 yılında yapılmıştır.Bu yolun yapılması ile Gemlik canlanmıştır.Gemlik uzun yıllar Kite’ye bağlı bir köy idi.Bu ilçede şarap mukatası varmış ki,kadı sicillerinde bu mukattanın 2 yük akçe ettiği yazılır.Bu ilçe sınırlarında XIX.Yüzyılda 650 Karakeçeli aşireti üyesi varmış.Bursa Yıllıkla’rına göre Gemlik’teki Belediye örgütü kurulduktan sonra zaman zaman başkanlığı Rumlar almıştır.Örneğin 1886 yılında Gemlik Belediye Başkanı, Lugonidi Efendi adlı bir Rum’dur.5 kişilik Belediye Meclisinde ise Todorani ve Ohannes Efendiler yer alır.İki yıl sonra Belediye Başkanlığına Mehmet Rüşti seçilmiş,Bir yıl sonra da Nuri Bey,1892 yılında Dimitrus,1895 Andiriko,1890 yılında Coci,1906 yılında Armut Yanot efendi 1908 yılında ise Andriko adlı bir Rum Başkan olmuştur.Bir yıl sonra yine Andriko adlı bir başka Rum,Belediye Başkanı olmuştur.Bu tarihte ise 5 kişilik Belediye Meclisinde Hacıoğlu Duyumidi,Hiristo Çaku,Petraki,Snodi Efendi,Papazoğlu İspro Ağa adlı azınlıklar yer alır.
1908 Yıllığına göre Gemlik’te 1.077 hane vardı. Bugün Gemlik’te Çarşı Alipaşa ve Demirsubaşı adı ile anılan eski bir cami vardır.Bu cami 1858 yılında kapudan Ali Paşa tarafından yenilenmiştir.Balıkpazarı(Yeni Cami) Camii ise aslında Panagia Pazariotissa Kilisesi’dir.Ematullah(Küçük)Camiide eski bir yapıdır.Gemlik’te ayrıca;Koimesis,H.Taxiarches,Panagia Theoskepatos,Panagia Gorgoepikoss,H.Ignatios,H.Georgios tes kırizou, Christos kiliseleri ile kentin Theotokos Hodegetria,Herakleion manastırları varmış.H.Georgios Manastırı ise kentin güneyindeymiş.Armutlu’nun Yalova iline bağlanmasından sonra Gemlik’e bugün 3’ü belde olan 21 köy bağlıdır.

İLÇENİN KONUMU:
Gemlik Bursa’nın 30 Km.kuzey batısında Marmara denizinin sakin bir kıyısında kurulmuştur.Bursa iline bağlı olan ilçe yerkürenin 29 derece 13 dakika doğu meridiyeni ile 40 derece 12 dakika kuzey pareleli üzerinde bulunur.Doğusu katırlı dağlarıyla Orhangazi arazisi,batısı marmaranın ilçeye ad olan körfezi,kuzeyi samanlı dağları ve güneyinde Bursa’nın dalgalı yereyi ile çevrilidir.

COĞRAFİ DURUMU:
Gemlik’in üç tarafı ihtiyarlamış tek ve sıra dağlarla kuşatılmış olup batısı Marmaranın daima sakin olan mavi sularına doğru açıktır.
Kıyıdan başlayarak doğu istikametinde uzanan 3-4 km.uzunluğunda ve 2-3 km.genişliğinde olan ova Gemlik’in yeğane düzlüğüdür.İznik gölünden gelen karsak deresi bu düzlüğü ikiye bölmüş vaziyettedir.Ova Karsak boğazına doğru hem derenin kıvrıntılarıyla hafif bir yükselme gösterir,hemde yavaş yavaş daralır.
Kuzeyden samanlı dağlarıyla,güneyden katırlı dağlarının batıya doğru uzantıları Gemlik Körfezini kapalı bir havza haline sokmuştur. Dağların arasında suların oyduğu derin vadilerle çökme neticesinde meydana gelen çukurlar pek çoktur.
Volkanik kütlelerin mevcudiyeti vaktiyle bu arazinin bir indifa sahası olduğunu göstermektedir.Yer kabuğunun yerleşmediği şimdi bile bol yağmurlardan sonra meydana gelen kaymalardan görmek mümkündür.
Samanlı dağlarının Gemlik körfezine bakan yamaçları tatlı eğimlerle birplatformu teşkil eden sıra dağlardan ayrılan bu kollar ise kıyıya kadar dik bir şekilde inerek kıyının düzgün manzarasını sivri burunlar halinde bozmuştur.(Bunlardan,Göztepe burnu,Kapaklı Burnu,Sarı Burun,Manastır Burnu en önemlileridir.)Armutlu bucağı batısına kadar devamlı bir alçalma ile inen samanlı dağları Bozburnunun dik kayalıklarını teşkil ederek denize kadar 6 millerde tekrar denizin yüzüne çıkarak imralı adasını meydana getirir.
Gemlik’in kurulduğu nokta denize dikey inen az yükseklikte bir sırtla bunun yamaçları ve denizin çekilmesinden meydana gelen dar kıyı düzlüklerinden ibarettir.ilçenin kıyıları eski kayıkhane Burnundaki kayalık çıkıntılar bir tarafa bırakılacak olursa tamamiyle düzdür.Pek derin olmayan kıyılar derelerin taşıdığı molozlarla devamlı sığlaşmaktadır.
Gemlik körfezi umumiyetle sakin ve dalgasızdır.Doğudan batıya uzunluğu 35 Km.Güneyden kuzeye en geniş yeri 10-15 km.olan körfez daima sakin olmasını sağlayan karşılıklı iki burundur.(Tuzla ve Kapaklı burunları)her iki sahilde birbirine cephe alan bu burunlar körfezi bir kıskaç içine almış gibidir.Körfez bu kıskaçlar arasında adete bir havuza benzer.Körfez sularının sığ 1-10 m.derin kısımları ise 100-150 m.arasındadır.İlçenin eski adı kilyos olduğu için körfeze eskiden kilyos denirdi. Körfezin bir adıda incir limanıydı.
Asırlarca birçok ulusların gemilerine sığınak olan bu şirin körfez bu günde sessiz isuları ile bakanların gözlerini okşamaktan geri kalmamaktadır.

         Bursa Gürsu Resimleri Images: 0 Hits: 139 Description: Gürsu, Bursa'nın il merkezine 12 km uzaklıktaki bir ilçesidir.
Gürsu ilçesi, doğusunda ve güneyinde Kestel, batısında Yıldırım ve Osmangazi merkez ilçeleri, kuzeyinde ise Gemlik ilçesi ile çevrilidir. Bursa'nın doğusunda, düz bir ovada yer alır. Deniz seviyesinden yüksekliği 100metredir. Yüzölçüömü 118 kilometrekaredir.
Bölgede ılıman Marmara iklimi görülür.
Daha önceleri Susığırlık olarak bilinen Gürsu, 1931 yılında şimdiki ismini almıştır. Yıldırım ilçesine bağlı bir bucak iken 1991 yılında ilçe olmuştur. Gürsu Zafer, Istiklal, Kurtulus, Yenidogan, Adaköy, Ağaköy, Kumlukalan ve Hasanköy mahallesi ve 6 köyü vardır.
Arazisinin sulak olması nedeni ile halkın geçim kaynağı genellikle tarımdır. Çevredeki sanayi kuruluşları ise, çalışan kişiler için önemli bir geçim kaynağıdır.
Tarihi çınar ağaçları, Osmanlı evleri, tarihi hamam ve camisi ile yeni yerleşim birimlerini bir arada barındıran tarihi bir ilçedir.
Doğa sporları alanında adını duyurmaya çalışan Gürsu ilçesinde yamaç paraşütünde Fethiye Ölüdeniz’e alternatif olması amacıyla Dışkaya Mevkii'nde bir paraşüt alanı oluşturulmuştur.

         Bursa Harmancık Resimleri Images: 0 Hits: 283 Description: Harmancık, Bursa'nın şirin bir ilçesi olup doğusunda Domaniç ve Tavşanlı, batısında Gökçedağ istasyonu ve Dursunbey ilçesi, kuzeyinde Keles ve Orhaneli, güneyinde Simav ilçeleri ile çevrili, Kütahya - Bursa- Balıkesir illerinin kesiştiği noktada yer almaktadır. Bursa ya uzaklığı 96 km, yüzölçümü ise 365 km2 'dir. Merkez Nüfusu 4.865, toplam nüfusu 10.017 'dir.
Ekonomisi; madencilik, tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca yetiştirilen ürünler; arpa, buğday, nohut, mısır, ayçiçeği, çilek, şekerpancarı ve anasondur.
İlçe özellikle krom madeni yönünden çok zengindir. Türkiye'de krom ilk defa 1848 yılında Amerikalı Jeolog Lawrence SMITH tarafından Harmancık'ta bulunmuştur. Bunun yanı sıra manyezit, mermer yatakları bulunmaktadır.
Yapımına devam edilen Balıkesir - Kütahya devlet yolunun tamamlanması ilçeye büyük canlılık ve potansiyel kazandıracaktır.
Harmancık'a bağlı 20 km uzaklıktaki Gökçedağ Tren İstasyonu ile Burs 'nın tren istasyonu bulunan tek ilçe olma özelliği bulunmakta ve Harmancı -Balıkesir-İzmir, Harmancı-Eskişehir-Ankara illerine ulaşım kolaylıkla sağlanmaktadır. İstasyon Ilıca Kaplıcalarına 10 km uzaklıktadır.
İlçede 13.220 hektar tarım alanı, 23.016 hektar orman ve fundalık bulunur. Bitki örtüsü olarak; kayın, kızılçam ve ardıç gibi çeşitli cinste ağaçlar bulunur.
İlçenin batısında tarihi Bizans dönemine dayanan Ilıcaksu Köyü kaplıcaları bulunmaktadır. Kaynak, özellikle ağrılı hastalara iyi gelmekte ve çevre il ve ilçelerden yaz aylarında gelip konaklayan olmaktadır.
Her yıl Ağustos ayında Harmancıkta panayır düzenlenmektedir. Bu yıl 59. su düzenlenecek olan panayır 5 gün büyük bir yoğunlukla sürmektedir. Panayıra çevre il ve ilçelerden (Kütahya, Balıkesir, Bursa, Simav, Tavşanlı v.b.) esnafı ve haklı büyük ilgi göstermektedir. Dolayısıyla ilçeye büyük canlılık getirmektedir.
İlçenin dinlenme ve mesire yerleri; Karacaköy Göleti, Cevce Pınarı, Ilıcaksu Hamamları ve ilçe merkezindeki Akkuş Dede çevresidir. Ayrıca Gedikören Köyü yakınlarındaki çevreye hakim TV vericilerinin olduğu Asar Tepe de görülmeye değerdir.
Halen ilçede 1 Devlet hastanesi, 5 Sağlık ocağı, 4 pratisyen doktor, 1 aile hekim uzmanı, 1 dahiliye uzmanı, 6 sağlık teknisyeni, 5 hemşire, 2 ebe, 2 eczane ve 2 eczacı bulunmaktadır. İlçede 5 ilköretim okulu, 1 çok programlı lise bulunmaktadır. İlköğretim okuyan öğrenci sayısı 1136 dır.
İlçenin toplam 22 köyü bulunmaktadır. Bunlar; Akpınar, Alutça, Balatdanişmend, Bekdemirler, Çakmak, Çatalsöğüt, Dedebali, Delicegüney, Dutluca, Gedikören, Gökçeler, Gülözü, Harmancıkakalan, Hopandanişmend, Ilıcaksu, İsaklar, Kışmanlar, Kocapınar, Kozluca, Nalbant, Okçula ve Yeşilyurt'dur.
İlçe merkezinin; Merkez, Ece, Çamoğlu ve Saçaklı mahallelerinin yanı sıra , 01.01.2006 tarihi itibari ile Kılavuzlar, Kepekdere, Yayabaşı, Balısaray, Karaca olmak üzere toplam 5 mahalle Belediye Meclis kararı ile merkeze dahil edilmiştir. Harmancık Belediyesinin toplam 9 mahallesi bulunmaktadır.
Harmancık'ın kuruluşu Osmanlı Devleti'nin kuruluşuna tekabül eder. 1324-1325 yıllarında Adronosun (Orhaneli) fethinden sonra oluşmuştur. Tarihi Adronos Kenti, Roma imparatoru Hadrianus tarafından kurulmuştur.
Adronos Kenti Harmancık sınırlarını içine alan bir kentti. Hadrianus bugünkü Orhaneli'yi av mahalli olarak kullanmaktaydı. Buralara hamamlar inşa ettirdi. Bu hamamların kalıntılarına bugün Harmancık sınırları içinde bulunan Ilıcaksu kaplıcalarının üst tarafında rastlamak mümkün. Harmancık Merkezi'ne (Çardı) ilk Sipahiler sonra Habiboğulları daha sonra da Kara Veyisler Yörük cemaatleri yerleşmişlerdir.
Osmanlı Devleti kuruluş zamanında Harmancık küçük bir köy olarak Adranos'a yani Orhaneli'ye bağlıydı. Fakat Osmanlı döneminde zaman zaman kaza yapılmıştır. Örneğin 1869 yılında Orhaneli "Beyce Bucağı" olarak Harmancık'a bağlıydı. Daha sonraki dönemlerde Harmancık nahiye ve bucak olarak yönetilmiştir.
Harmancığın merkezine halk arasında "Çardı" denir. Bu ismin, Harmancık'ı çevreleyen dört dere veya dört tepeden ileri geldiği söylenir.
Yunan işgalleri sırasında yörenin namlı efeleri başta Alabardalı Kabakçı Salih Efe, Harmancıkakalanlı Canip Efe, Kıranışıklar Köyünden Topal Sadettin Efe ve diğer yerli efeler karşı koymuşlar ve adlarına Dağ Müfrezesi denmiştir. 6 Eylül 1922 tarihinde, Harmancık Yunan işgalinden kurtulmuştur.
İlçede tarihi eser yönünden 1. derecede Karaveyisoğlu Konakları bulunmakta idi. 03.10.2004 tarihinde çıkan yangında büyük bir bölümü yanmıştır. Osmanlı Devleti'nin yerel yönetimlerde bir takım ayrıcalıklar tanıdığı bir ailenin konağıydı. Yine Roma dönemine ait Nalbant Köy yakınlarında bazilikalar bulunmaktadır.
Harmancık yöresinde genelde Yörük gelenek ve görenekleri mevcuttur. Harmancık'ta eskiden düğünler 3 gün olup, Cuma günü Danışık yapılır, misafirler konaklara salınıp ağırlanıp sohbet edilirmiş. Düğünlerde Harmandalı, Domaniç diye adlandırılan ağar 9/8 zamanlı oyunlar oynanırmış. Günümüzde de hala Ege bölgesine has bilinen ağar zamanlı oyunlar oynanır.
Harmancık 19 Haziran 1987 yılında 3392 sayılı kanun ile ilçelik olmuştur. 1973 yılında Belediyelik olmuştur.

         Bursa inegöl Resimleri Images: 0 Hits: 121 Description: iLK VE ORTAÇAĞLARDA İNEGÖL
İnegölde yapılan Arkeolojik kazılarda çıkarılan tarihi eserlerden İnegöl ve civarında M.Ö. 3000 yılından itibaren yerleşme olduğu anlaşılmaktadır.
Bölgemiz M.Ö. 2000-1900 yılları arasında Anadolu’ya ilk gelen Etiler’in ( Hititler ) hakimiyetinde kalmıştır. 5000 yıl önce yerleşim olduğu anlaşılan bu topraklarda sırasıyla ; Lidyalılar, Persler, Bitinyalılar yaşamışlardır. Bölgemiz M.Ö. II. Y.Y.’ın sonlarında Bergama Krallığı ile beraber Romalılar’ın hakimiyetine girmiştir.
M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla bölge Doğu Roma İmparatorluğuna kalmış, daha sonra da Bizans İmparatorluğuna geçmiştir. Bizans döneminde kuzeyden Got’lar ve Hun’ların, güneyden de Arap’ların akınları sonucu bölgemiz uzun süre çeşitli devletlerin hakimiyeti altında kalmıştır.

TÜRKLER ZAMANINDA İNEGÖL

Uzun süre Bizanslıların elinde kalan bölgemiz Anadolu Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın ( 1075-1081 ) İznik’i alarak Başkent yapmasıyla da Anadolu Selçuklular’ının hakimiyetine girer. Türkler çok kısa zamanda orta ve batı Anadolu’nun hakimi olurlar. Doğuya doğru fetihler yapmak amacıyla yola çıkan 1. Kılıçarslan Malatya kuşatmasını sürdürürken Haçlılar Anadolu’ya geçerek İznik’i kuşatırlar. Yapılan savaşlar sonunda İznik, Bursa ve çevresi 1097 yılında Bizanslılara bırakılır. Anadolu Selçuklular’ı İznik, Bursa ve çevresini tekrar alarak Çanakkale Boğazına kadar ilerlerler. Güçlenen Bizans kuvvetleri Türkler’i birdaha İç Anadolu’ya doğru çekilmek zorunda bırakır. Batı Anadolu tekrar Bizanslılar’ın eline geçer.( 1143 )

         Bursa iznik Resimleri Images: 0 Hits: 132 Description: İznik, aynı adı taşıyan İznik Gölü kıyısında, il merkezine 86 km. uzaklıkta bulunan bir Bursa ilçesidir.
İlçe 29-30' (Demirışık köyü batısı) ve 29-57' (Elmalı köyüdoğusu) doğu boylamları ile 40-21' (Hisardere tepesi) ve 40-37' (Ayvaşa dağı) kuzey enlemleri arasındadır. Rakımı 85m, yüz ölçümü 753 km2dir. İznik; Bursa'ya 77 km, İstanbul'a 210 km, Eskişehir'e 149 km uzaklıktadır.
Bölgede ılıman Marmara iklimi görülür.

Nüfus
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 44 770'dir. Bunun 20 169'si ilçe merkezinde, 24 601'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.
İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 2 belde, 37 köy ve 7 mahalleden oluşmaktadır.
Ekonomi Ağır sanayi yatırımlarının bulunmadığı İznik ovası, zeytin, üzüm, şeftali, kiraz, erik, armut, elma, ceviz, domates, taze fasulye, brokoli, brüksel lahanası üretiminde önemli bir potansiyele sahiptir. İznik’te üretimi yapılan tarımsal ürünler içinde zeytin, çiftçi ailelerinin %70 gibi önemli bir kısmının gelir kaynağı olarak birinci sırayı almaktadır. Yöreye has bir ürün Müşküle üzümü, ilçede halen yetiştirilmektedir.
İlçenin doğası, arkeolojik ve tarihi kalıntıları ile gölün doğal kıyı şeridi piknik yapmaya elverişli geniş ağaçlık alanlarıyla turizme canlılık katar. Hacı Osman Köyü ve çevresinde yamaç paraşütü ve çim kayağı sporları için uygun alanların tespiti ile bu sporlara ilgi duyanlara ev sahipliği yapmaya başlamıştır.
İznik gölünde tatlı su kereviti ve yayın, sazan, akbalık, gümüş gibi balık çeşitleri bulunur. Gümüş balığının tamamı ihraç edilir; diğer ürünler bölgede tüketilir.

         Bursa Karacabey Resimleri Images: 0 Hits: 100 Description: Karacabey, Bandırma'nın 40 km doğusunda, Bursa'nın 65 km batısında yer alan Bursa'ya bağlı bir ilçesidir.
Yölçümü 1.285 km², toplam nüfusu 75.000, kent nüfusu 40.000 civarlarındadır ve nüfus yoğunluğu 51 kişi/km²'dir. Merkez bucağına bağlı 66 köyü vardır.
Bölgede ılıman Marmara iklimi görülür.
Toprakları yüksek verimli Karacabey Ovası'nda en çok buğday,domates, arpa, mısır, fasulye, bezelye, şekerpancarı, pamuk, ayçiçeği ve tütün yetiştirilir. Ayrıca sebzecilik ve meyvecilik gelişmiştir; hayvancılık ileri düzeydedir. Hayvancılık halka büyük gelir sağlar. İlçe merkezi, il merkezi Bursa'ya 62 km'lik işlek bir karayoluyla bağlanır.
Karacabey, antik dönemde Miletopolis, Roma Döneminde Mihaliç adı ile bilinmekteydi. Tarihte sırayla Bitinyalılar, Lidyalılar ve Pers Krallığı'nın egemenliğine girmiştir. Kentin belli başlı tarihi eserleri Sultan I. Murat'ın yaptırdığı Ulu Cami, 1457 yılında Karaca Bey tarafından yaptırılan Karacabey Cami (İmaret Cami) ile Karacabey-Bursa yolu üzerinde ve Uluabat kıyısındaki Osmanlı dönemi yapısı Issız Han'dır. Karacabey'in Marmara Denizi sahilinde bulunan Bayramdere, Ulubat Gölü'nün güneyinde bulunan Ayvaini Mağarası, Uluabat Gölü kıyısında yer alan ve antik adı Apolyont olan Gölyazı Köyü turistik yerleridir.

         Bursa Keles Resimleri Images: 0 Hits: 103 Description: Keles, Bursa ilinin, merkeze 56 km uzaklıktaki bir ilçesidir. Doğu ve kuzeydoğuda İnegöl ilçesi, güneydoğuda Kütahya ili, kuzeyde merkez ilçe ile çevrilidir. İlçenin yüzölçümü 640 kilometrekare, rakımı 1.050 metre civarındadır.
Keles Deresi vadisinde kurulmuştur. Keles Deresi, Uludağ-Eğriöz Dağları arasındaki platoyu yaran Kocasu Çayı’nın bir koludur. Batıdan Hüseyin Alanı Geçidi ile Bursa'ya, doğudan Tepel Geçidi ile İnegöl'e bağlanır.
1 belediye ve 36 köyden oluşur. Nüfusu yaklaşık 10 bin’dir. İlçe halkının büyük bölümü geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır. Tarım ürünleri içersinde en önemli gelir kaynağını çilek, kiraz, vişne, tütün, nohut, anason gibi ürünler oluşturmaktadır. Verimli tarım ancak Nilüfer Çayı vadisi ve Kocasu ırmağı vadisinde yapılmaktadır.
İlçede sanayi kuruluşu yoktur. Son yıllarda süt işleme tesisleri merkez ve köylerde kurulmaya başlanmıştır. İlçede yaklaşık Keles Linyitleri Başmühendisliği'ne ait linyit kömürü ocağı bulunmaktadır.
Sanayii gelişmediği için ilçe Bursa ve civar illere göç vermektedir. Halk tarım ve hayvancılık gelirlerinin yanında Bursa ve diğer illere mevsimlik işçilik için çalışmaya gitmektedirler.
Haydar ve Çayören (Hereke, Heracles) köyü yakınlarında doğal sıcak su kaynakları bulunur ancak turizme yönelik tesisler yapılmamıştır. Harmancık, trekking, kamp ve avcılık için uygun bir bölgedir. Orhaneli/Kocasu Çayı rafting için elverişlidir.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 18 613'dir. Bunun 3 636'si ilçe merkezinde, 14 977'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

         Bursa Kestel Resimleri Images: 0 Hits: 113 Description: Kestel, Marmara Bölgesi’nde bulunan ve Bursa iline bağlı olan bir ilçedir. Bursa’nın 12 km doğusunda yer alır. Denizden yüksekliği 124m., nüfusu 44.000’dir.
Bölgede ılıman Marmara iklimi görülür.
İlçede Bursa Çimento Fabrikası ve çok sayıda tekstil ve otomotiv fabrikası bulunur.
Doğu Roma İmparatorluğu’nın sınır kalesi olması nedeniyle Latin dilinde Kalecik anlamına gelen Kastel (Castel) ismini almış, ilçenin 1306 yılında Dimboz Muharebesi'nin ardından Osmanlılar’ın eline geçmesi ile ismi Kestel olmuştur. 1938’de Bursa’nın bir bucağı, 1960’da ilçe haline gelmiştir. IV. Mehmet zamanında Vani Mehmet Efendi tarafından sınır kalesi olmaktan çıkartılıp yerleşim merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1877-78 Osmanlı- Rus Savaşı’ndan sonra Bulgaristan’dan gelen bir grup göçmenin yerleştirildiği bölgeye daha sonra da göçler devam etmiş; göçlerle büyüyen Kestel, 1938’de merkez bucak, 1960’da belde, 1990’da ilçe olmuştur.
Nüfus
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 44 102'dir. Bunun 27 496'si ilçe merkezinde, 16 606'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.
İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 1 belde, 29 köy'den oluşmaktadır.

         Bursa Mudanya Resimleri Images: 0 Hits: 108 Description: Mudanya, Marmara Denizi kıyısında Bursa iline bağlı bir ilçedir.
Konumu
28-29 derece kuzey boylamları ile 40-41 derece kuzey enlemleri arasında bulunmaktadır. Batıda Karacabey, güneyde Osmangazi ve Nilüfer, doğuda Gemlik ile komşudur; kuzeyinde Gemlik Körfezi yer alır.
Bursa’ya (Şehir Merkezi) 32 km. uzaklıktadır. 346 km2'lik bir alan kaplar.Bursa Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde yer alır.
Yüzey Şekilleri
Gemlik Körfezi’nin güney yüzünü kaplayan ve Bursa Ovası’nı denizden ayıran Mudanya dağları, doğu-batı yönünde uzanır. Batıdan, Susurluk Çayı’nın denize döküldüğü yere kadar uzanan en yüksek tepe 600 metre yüksekliğindeki Karatepe’ye kadar erişir. Belli başlı akarsuyu Nilüfer Çayı’dır. Arazi engebeli bir yapıya sahiptir.
İklim
Mudanya’da ılıman Marmara iklimi görülür. Yazları çok sıcak değil ama kurak geçer. Kışları ılık ve yağışlıdır. En soğuk ayı Şubat, en sıcak ayı Ağustos’tur. Yıllık yağış mikatrı 614mm’dir. En çok esen rüzgar poyraz ve yıldızdır.
Yönetim
Mudanya’ya bağlı 2 belde (Zeytinbağı ve Güzelyalı), 36 köy bulunmaktadır. İlçe merkezinde 8 mahalle bulunur.süper bi ilçedir.
Tarihi
İlçenin tarihi milattan önce 7. yüzyıla dayanır. İlk adının MYRLEA olduğu bilinmektedir. 12 İyon şehir devletinden olan Gemlik ve Erdek’in de kurucusu Kolofonlular tarafından kurulmuştur. Zaman zaman işgale uğrayan şehir, Makedonya Hükümdarı 5. Filip (PHLIPOSS) tarafından yıkılmış ve yerine, APAMEIA adı ile yeni bir şehir inşa edilmiştir. Bu şehir de işgale uğramış ve imar edilerek MONTANIA adını almıştır. Şimdiki adı olan MUDANYA’nın buradan geldiği sanılmaktadır.
Mudanya, 1321 yılında Orhan Bey tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Mudanya Kasabası, Mondros Mütarekesi’nden sonra, önce İngiliz istilasına uğramıştır. Fakat Jandarma Onbaşısı ŞÜKRÜ ÇAVUŞ’un İngiliz Deniz Piyadesi’nin çıkartma yaptığı iskelede İngiliz Ordusundan bir binbaşı bile bir eri öldürmesi üzerine bu işgal bir gün bile sürmemiştir. 25 Haziran 1920’de gerçekleşen bu olaydan 11 gün sonra İngiliz ordusunun yerini Yunanlılar almıştır. Düşman işgali altında 2 yıldan uzun süre kalan Mudanya, 12 Eylül 1922 günü Yunan işgalinden kurtulmuştur.
Türk Kurtuluş Savaşı’nı sona erdiren anlaşma 3- 11 Ekim 1922 tarihleri arasında yapılan konferans sonucunda Mudanya’da imzalanmış ve Mudanya Mütarekesi adını almıştır.

         Bursa Mustafa Kemal Paşa Resimleri Images: 0 Hits: 331 Description: Miletos kolonisi olarak doğrudan Miletoslular tarafından mı yoksa Kyzikoslular veya Atinalılar tarafından mı kurulduğu kesinlik kazanmayan Miletopolis' in bölgenin ilk yerleşim birimi olduğu sanılmaktadır. Kaynakçalarda Miletopolis için göl kenarında bir yerleşim birimi olarak geçmektedir. Tahminlere göre zamanla göl suları bugünkü mecrasına çekilip Kirmasti Deresi, Debboy veTepebağlık bölgesini bugün regülatörün bulnduğu yerden yararak göle doğru akmaya başlayınca Kirmasti şehri, Melde Bayırından bugün Lalaşahin Mahallesi olarak geçen bölgeye nakledilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Lalaşahin Bölgesine, Kirmasti (Kirmastorya) kasabası olarak yerleşmesi İS. 301-331 yılları arasında olduğu sanılmaktadır. Adının da Bizans döneminde kasabanın hakimisi (kadın yöneticisi) olan Kirmastorya dan geldiği sanılmaktadır. Aynı zamanda Kirmastoryanın erkek kardeşi olan Mihaliç de bugün Karacabey olan Mihaliç bölgesinin hakimi idi.
Bölgenin Osmanlılara katılması değişik kaynaklarda, değişik şekillerde anlatılmaktadır. Tacüttevarihin birinci cildinin 48. sayfasında Orhan Bey Karesi Hükümetini yıkmak üzere harekete geçtiği ve Kanolyas ve Vanolyas kalelerinin düşman elinden alınarak Kirmasti vilayetine girildiği; Kirmasti ve Mihaliç' in Hakim ve Hakimesinin itaatlerini bildirmesi ile Osmanlı ya geçtiği yazmaktadır. Solakzade tarihinin 31. sayfasında da olay benzer şekilde anlatılmış olup tarih olarak 737 (1336) verilmiştir.
Lalaşahin Paşa bu savaşta yer almamış olup Orhan Bey' in küçük oğlu Murat' la beraber Bursa' da olduğu sanılmaktadır. Bölgenin Lalaşahin Paşa' ya verilişiyle ilgili net bir kaynak yoktur. Fakat Orhan Bey tarafından savaş öncesi verilmiş bir söz üzerine Tımar olarak Lalaşahin Paşa' ya verilmiş olması kuvvetli bir ihtimaldir.
İlçe 1875 yılından önceye kadar Mihaliçe bağlı Sincan Nahiyesi olarak geçer. 14 Mayıs 1881 de Osmanlı Hükümeti bir kararname ile Sincan bucağı merkezi olan Kirmasti' nin ilçe olduğunu ilan eder. İlk kaymakam Hacı Salih Hayri Efendi atanır. 1 Ağustos 1881 'de de Belediye Teşkilatı kurulur.
1881 yılına Kadar Mihaliçe bağlı Sincan Nahiyesi olarak idare edildiğinden nüfus net olarak bilinmemekle beraber 1831 tarihinde vergi yüklümleri Mihaliçte 5425 olarak gözükmektedir. İyimser bir tahminle Kirmasti deki nüfus 2.250 olduğu sanılmaktadır. 1875 de henüz Rumeli ve Kafkas göçmenleri gelmeden önceki vergi yükümlüsü sayımına göre 3367 vergi veren müslümana karşılık 660 işsiz tespit edilmiştir. 1893 sayımında ilçe merkezinde 3.367 Müslüman, 683 Rum, Ermeni ve yahdi olmak üzere 4.050 nüfus yaşamaktadır. 139 köyde ise 37.153 kişi bulunmaktadır. İlçenin toplam nüfusu 42.420 dir.
1908 Salnamesine göre 2.000 Km2 olan 139 köylü ilçede nüfus, 93 Harbi göçmenlerleriyle artarak 56.116 kişiye ulaşmıştır. Göçmenler; Kadirçeşme, Karaorman, Soğucak, Güvem, Koşuboğazı, Karapınar, Kömürcükadı, Döllük, Eskimezarlık gibi Kafkas Köylerini kururken; Rumeli' den gelen göçmenler de Hamidiye, Selimiye, Çırpan ve Vıraca Mahalleleri ile Tırnova, Fındıcak, Kosova, Yenice, Demirdere, Kazanpınar, Sarımustafalar gibi yeni yerleşim birimleri oluşturmuşlardır.
1909 da Şemsettin Sami Bey' in Kamus'ul A'lam adlı eserinde Kirmasti de: 3 Cami, 5 Mescit, 1 Medrese, 1 Rüştiye, 8 İlkokul, 2 Kilise, 2 Hamam, 7 Han, 183 Dükkan, 4 Tabakhane, 2 Boyahane, 3 Dokuma El Tezgahı, 2 Buharlı 1 Atlı 6 değirmeni bulunmaktadır.
1910 da, ilçede akrabaları bulunan İngiliz asıllı bir Ermeni, ilçeye ilk otomobili getirdi. 3 ay konuk olan İngiliz, ilçelilerin şeytan arabası dediği otomobiliyle ilçe sokaklarında gezmiş, özellikle de çocukların büyük ilgisini çekmişti. 1923 'de de Fuat Bey, Benli Ahmet ve Demirci Hafız Mehmet otomobil aldılar.
Savaş yılları ilçemizde de çok çetin geçmiştir. Çerkez Davut gibi birçok savaş kaçkını ilçemizde çeteler kurmuş halka eziyet edip silah zoru ile halktan para sızdırmışlardır. Kirmasti ve Mihaliç te bulunan 172. Yaya Alayı Komutanı Yarbay Osman Bey, ilçemizde Kuvayi Milliye teşkilatının kurulmasında büyük etken olmuştur. 1919 da Yunanlılar İzmir' e çıkana kadar 10 ay boyunca bu çetelerin özellikle de Çerkez Davut ve yandaşlarının korkulu rüyası olmuştur. Hem 172. Alayın Bursa' ya çekilmesine kadar, hem de Yunanlıların İlçemize yerleşmesiyle Milli Ruha sahip çeteler de kurulmuş, vatan için canlarını feda etmişlerdir. Bunların başlıcaları; Nazif Ağanın Ahmet, Gürcü Ahmet Efendi, Laz İsmail, Hacı Bekir, Karapınarlı Mehmet, Cinci Mehmet in oluşturduğu çeterdir. Ayrıca İlçe Kaymakamı Saffet Bey, Şube Başkanı Ömer Lütfü ve Yüzbaşı Halil Bey önderliğinde Başkanlığını Gürcü Mehmet Efendinin yaptığı Kuvayi Milliye Teşkilatı kurulmuştur. Başhafız Ahmet Efendi, Hafız Mustafa Efendi, Benli Ahmet Ağa, Kürt Mevlüt, Ahmet Hulusi Koçak, İsmail Uzel, Kıyıcı Halit Efendi bu teşkilatta canla başla çalışmışlardır.
14 Eylül 1922 tarihine kadar 26 ay ilçemizi işgali altında tutan, vatan haini çetelerle işbirliği yaparak, her türlü zulmü, adam öldürmeyi, yağmalamayı yapan Yunanlılar, kaçarken Karapınar, Kosova, Adaköy, Taşköprü, Eskimezarlık, Demirdere ve Paşalar' da yangınlar çıkarmışlardır. Dallımezarlık, Tepecik ve Çırpan en fazla zarar gören yerlerdir. 33. Süvari Alayının 7. Bölük Komutanı Sabri Bey' in komutasındaki Türk Askerlerinin ilçeye girişi ile ilçe hürriyetine kavuşmuştur.
3 yıl 6 ay süren Kurtuluş Savaşı' nda değişik cephelerden 100 şehidimizin künyesi gelmiştir. 100 lerceside ilçe sınırlarında çeteler ve Yunan askerlerince şehit edilen ilçe halkı, Birinci Dünya Savaşı' nda bir çok cephede 5.000 den fazla şehit vermiştir.
Ekim 1922 de Çolak Kemalettin Paşa, alayı ile birlikte ilçemize gelerek Demireli ve civarı köylerde konaklar. Bir Harp Divanı kurarak işbirlikçi ve vatan hainlerinin yargıları yapılır. 72 kişi idama Mahkum edilir. Bir günde dört posta halinde Debboy Bayırındaki Ağabağında kurşuna dizilerek idam edilirler. Savaş sonrası Yunanlıların kaçarken yakarak zarar verdiği yerler arasında en büyük hasar Karacabey' dedir. Evleri yanan Karacabey' lilerin bir kısmı Kirmasti' ya getrilerek kaçan Rumlardan boşalan evlere yerleştirilir.
Birçok işbirlikçi eşkiya Kurtuluş Savaşı yıllarında kaçmıştır. Çerkez Davut, kardeşi Zekeriya, Çördüklü Hüseyin bunların başında gelir. Lozan Konferansı arifesinde, konferans geregince çıkarılacak olan Af Yasası kapsamı dışında kalacak olan kişilerin belirlenmesi için 16 Nisan 1924 tarihli, 487 sayılı Genel Af Yasası çıkarılması için yapılan görüşmelerde, Hükümet Meclise 600 kişilik liste vermiş ve bu sayının 150 ye düşürülmesi önerilmiştir. 150 kişilik listede Kirmastili vatan hainlerinin de adı geçmektedir. 600 kişilik listede adı bulunan ve 150 kişilik listede adı geçmemiş olan Çerkez Davut, Çördüklü Kara Ali oğlu İsmail, Kopuk İbrahim ve Peder İbrahim daha sonra vatandaşlıktan çıkarılmıştır.
24 Aralık 1922 tarihinde İlçenin adı Belediye Meclisi' nin aldığı kararla Lalaşahin oldu. Aynı kararla Karakilise Köyü' nün adı Işıklar olarak değişitirildi. Fakat Edirne' de Lalaşahin adında başka bir ilçenin bulunması nedeniye 24 Aralık 1922' de Belediye aldığı yeni bir kararla ilçenin adını Mustafakemalpaşa olarak değiştiriken, Ermeni Mahallesi' ni Lalaşahin Mahallesi' ne bağladı. Aynı kararla Rum Mahallesi' nin adı Yüzbaşı Sabribey Mahllesi olarak değiştirdi.
1924 yılında Hükümet Yakasında Esnaf Kulübü, Belediye Yakasında da İdman Yurdu futbol kulüpleri kuruldu. 1926 yılında bu iki kulüp birleşerek Gençlik Kulübü adını alır.
İlk sağlıklı sayım 1927 yılında yapılmış ve bu sayımda merkezde 13.022 kişi bulunurken 26 köyün başka ilçelere bağlanmasıyla 113 e düşen köy sayımızla beraber toplam nüfus 53.272 dir. Bu sayımda nüfusun azalmasında 26 köyün ilçemizden ayrılmış olmasıyla beraber 19 yıl içinde Balkan, Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşlarında yaklaşık 6 bin evladımızı şehit vermemiz büyük bir etkendir. Bu yıllardan sonra lçe nüfusu giderek artmaya başlamıştır.
Yapımına 1926 da başlanan köprü 1927 yılında bitirilmiştir. Şartnamede olmadığı gerekçesiyle demir korkuluklar yükümlüsü tarafından yaptırılmamış fakat açılan dava belediye lehine sonuçlanınça yükümlü korkuluklarıda tamamlamıştır. Böylece 1906 yılında sel sularıyla yıkılan köprü yerine Dönemin kaymakamı Ali Haydar Yücebaş tarafından yaptırılmış olan köprü ilçe tarihine son tahta körü olarak geçmiştir.
1935 yılında Mareşal üniforması içinde Gazi Mustafa Kemal' in tunçtan bir anıtı, Hükümet Konağı meydanına dikilir. 25 m2 alana, mermerden prizma şeklindeki kaide üzerine yerleştirilir. Kaide ile beraber yüksekliği 5 metredir. Bu tarihten itibaren daha önce Belediye binası önünde yapılan törenler, Ata' nın anıtı önünde yapılmaya başlanmıştır.
1937 yılında ilk Halkevi binası açıldı. Bugün Kız Meslek Lisesi ile Öğretmen Evi' nin bulunduğu yerde yıllarca ilçe gençlerine kitaplığıyla, kursları ve piyesleriyle hizmet vermiştir.
1938 yılında ilk Elektrik Santrali Binası yapılarak içine kömürle çalışan buharlı lokomobil konuldu. Bu ilçelilerin elektrikle ilk tanışması değildi. 1930' lu yıllarda Şeyhmüftü Camii karşısında sessiz sinema oynatanlar benzinli jenaratörle ürettikleri elektrikle hem sinema oynatıyor hem de yatsı namazlarında caminin aydınlatılmasını sağlıyorlardı.
1939 yılını 1940' a bağlayan yılbaşı gecesi ilçe en büyük sel baskınına uğradı. Bugün regülatörün bulunduğu yerde İtalyan firmaları sondaj çalışmalarını bitirmiş ve Nafia (Bayındırlık) Bakanlığı beton ayakları kakmaya başlamıştı. Çalışmalar nedeniyle Belediye yakası dere boyu yer yer su tünelleri için kazılarak oyulmuştu. Bu nedenle dere sularının yayılmasını önleyecek bir koruyucu kalmamıştı. Tavşanlı ve Dursunbey' den gelen uyarıları Kaymakamlık tellallarla halka duyurmuş, ovada bulunan mahalleler Selimiye, Çırpan ve Hamidiyedeki evlere yerleştiriliyordu. Gece birden sular yükselmiş, bugünkü Balıkesir ve Yeniyol' dan 2 metre yüksekliğinde sular akmaya başlamıştı. Baskında 22 kişi boğularak ölmüş 120 ev yıkılmış, 2500 evinde alt katları oturulmaz hale gelmişti. Sular çekilince yerini soğla denilen balçığa bırakmış, binlerce hayvan ölüsü ovaya yayılmıştı. Sel suları köprünün her iki yakasınıda oyarak bir ada gibi ortada bırakmış fakat köprü sel sularına dayanmıştı.
1943 yılında Cumhurbaşkanı İnönü ilçemize gelerek göle kadar uzanan seddelerin yapımını izlemiştir. Bataklıklar ve çeltik ekimi yüzünden sıtma tüm ilçeyi pençesine almıştır. Toplanan buğdayları saklamak için 500 tonluk ofis binası yapılmıştır.
1948 yılında ilçe ilk matbaasına kavuşur. İstanbul' da Tan Gazetesinde çalışırken, gazetenin kapanmasıyla ilçeye yerleşen Ziya Tamburacı, aynı zamanda ilçenin ilk gazetesi olan DİRLİK GAZETESİ ' ni de çıkartmaya başlar. 1950 yılına gelindiğinde ilçe nüfusu 65 552 olmuştu. Geçen yıllarda Karaoğlan Köyü ve civarında 10 bin dekar arazide bataklık kurutulmuş, sıtma hastalığının önüne geçilebilmişti. Cumhurbaşkanı İnönü ilçemizi iki defa daha ziyaret etti.
1952 yılı ilçeye birçok yenilik getirmiştir. Bunların en önemlilerinden iki tanesi; 50 abonelik ilk telefon santralinin kurulması ve ilk "Balolu" düğünün yapılışıdır. Diğer bir yenilik te ilçenin İstanbul ile olan bağlantısının değişmesidir. Bu yıla kadar Bandırma üzerinden vapur ile ulaşılan İstanbul' a, karayollarının onarılması ile Mudanya, Yalova üzerinden ulaşmak mümkündür. Bu tarihten sonra vapur ile İstanbul ulaşımı hafızalarda bir onu olarak kalacaktır.
1955 yılında Hara üzerinde iki jet uçağı çarpışır ve düşer. Pilotlar ölür. Aynı yıl 1932 dan bu yana belediyece işletilen tarihi hamam Kızılay' a satılır. Hamam yıktırılarak yerine yeni bir hamam, otel, lokanta ve düğün salonu yaptırılır. Modernleşme, kentleşme adına bir yaşayan günümüze ulaşabilmiş bir tarih daha yok olmuştur. 1956 yılında köprübaşında bulunan belediye binası yıktırılmış 1957 yılında da Şimdiki yeri olan Garaj üzerine taşınmıştır. Yine 1957 yılında stadyum arkasına yaptırılan Cezaevi hizmete açılmıştır. 1954 yılında temeli atılan Sağlık Merkezi 1958 yılında bitirilerek hizmete açıldı. Böylece ilçe halkının bir çilesi daha sonlanmış oldu.
1961 yılında Susurluk ve Kirmasti Çayları birkez daha taşmış ve Yahyaköy - Taşköprü arasındaki Balıkesir yolu 4 gün kapanmış, yolcular otobüslerin üzerinden askeri helikopterlerle kurtarılmıştı. 1964 yılında tüm yurtta olduğu gibi ilçemizdende grbete giden işçiler oldu. Nisan ayından itibaren yıl sonuna kadar Almanya ve Belçika' ya giden ilçeli sayısı 200. Yine bu yıl içerisinde Vurun Kahpeye filminin çekimleri ilçemizde gerçekleştirildi. 6 Ekim' de ilçede 6 şiddetinde 55 saniye süren bir deprem oldu. Merkez üssü Gönü Köyü ve Hara arasıdır. Deprem sonucunda 2000 civarında ev oturulmaz hale gelmiş, 20 minare yıkılmış, 2 çocuk ölmüş ve 20 vatandaş yaralanmıştı. En fazla hasar Çeltikçi Durumbey, Boğaz, Kavaklı ve Güllüce Köylerinde idi. 1966 yılında Belediye ve Orman İşletmesi Danaçayırı Kavaklığındaki parkı hizmete açtılar. 1967 yılında da Endüstri Meslek Lisesinin temeli atıldı. 1968 yılında ilçenin ilk televizyonu izlenmeye başlandı. 27 Ağustos 1967 tarihinde Vehbi Koç, törenle Tat Konserve Fabrikasının açılışını yaptı.
1970 yılında Halk Eğitim Merkezi hizmete girdi. Aynı yıl yapılan sayımda ilçe nüfusu; merkezde 25.686, köylerde 58.680 toplam 84.366 bireydir. 12 Eylül 1974 yılında Şeyhmüftü Camii karşısında çıkan yangın sonucu Eski Sinema Hanı ile beraber Köseleciler ve Kunduracılar Çarşısında 87 iş yeri yandı. 1976 yılında 108 dekar alan üzerine 262 iş yerinden oluşacak Sanayi Sitesinin yapımına başlandı.1974 yılında hizmete giren Hallaçoğlu sineması yapımında 2 yıl sonra televizyonların artması sonucu kapanarak Tekel' e depo olarak kiralandı.
80 ' li yılların başları tüm yurtta sancılı geçiyordu. Bunu ilçemizde de gerçekleşen eylemler takip ediyordu. 1980 yılında MHP ilçe binası sol militanlarca kurşunlanırken, öğretmen Nevzat Ceylan' ın evi de sağ militanlarca kurşunlandı. Ayrıca Atlas Kitapevi' nin camları kırıldı. Nisan ayında gerçekleşen bu eylemler havayı iyice gerginleştirmişti. 20 Temmuz tarihinde Ülkücü militanlar garaj kahvesini taradılar. Bu olayda 1 genç ölürken, 3 kişi tutuklandı. 1981 yılında dere bir kez daha taşma tehlikesiyle ilçeye korku saldı. Uzguraltı mevkiinde seddenin patlamasıyla Ayas ve Doğancı köylerinde 17 ev sular yüzünden yıkıldı. İlçe merkezinde de sular, Demirciler Caddesinde seddeleri zorlamaya başlayınca Belediye halktan çuval yardımı istemiştir. Halkın ve DSİ görevlerinin çabalarıyla delikler kum çuvallarıyla kapatılmıştır.1982 yılında Lalaşahin Mahallesinde bir evin inşaatı sırasında Yunan Tanrıçası Alene' nin som altınla kaplı mermerden bir heykeli bulundu. Heykel sergilenmek üzere Bursa Müzesine gönderildi. 6 yıl önce temelleri atılan Sanayii Sitesi hizmete girdi.
1986 yılı birçok yapının açılışına tanık olundu. 10 yıl önce yapımına başlanan kapalı spor salonu bu yıl açıldı. Meliköy Köprüsü bitirildi. 18 derslikli Züferbey Okulu ile 4 Katlı Kız Merkez Kuran Kursu hizmete açıldı.
1990 sayımında ilçe nüfusu merkezde 37.795, köylerde 63.009 olmak üzere toplam 100.804' e yükselmişti. 1991 yılında ilçenin ikinci köprüsü tören yapılmadan hizmete açıldı

         Bursa Orhaneli Resimleri Images: 0 Hits: 161 Description: Orhaneli, Ege Bölgesi’nde bulunan, Bursa iline bağlı bir ilçedir. İlçenin asıl adı Beyce'dir. Eski adı Rumca Adrianos >> Adranostur
Coğrafi Konumu
Doğusunda Keles, güneydoğusunda Harmancık, güneyinde Büyükorhan, batısında Mustafakemalpaşa ilçeleri, kuzeyinde Bursa’nın merkez ilçeleri bulunmaktadır. Bursa’ya karayolu ile 48 km, kuşuçuşu 28 km uzaklıktadır. Nüfusu 8100’dür. Bursa nüfusunun %1,4’ü Orhaneli’nde yaşamaktadır.

Yüzey Şekilleri ve İklim
Orhaneli, Bursa’nın güneyindeki engebeli düzlüklerde yeralmaktadır. İlçenin dağlık kesimleri kayın, kızılçam, karaçam, meşe, ardıç ormanları ile kaplıdır. Adırnaz (Orhaneli, Kocasu, Rhyndacos Ρυνδακος, Rhyndacus) çayı ilçeden geçer. İlçe, ılıman Akdeniz iklimi ile Ege ve Marmara'nın kara iklimini taşımaktadır.

Ekonomi
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı olan ilçede çilek, vişne yetiştirilmekte ve bu ürünler ihraç edilmektedir. Koyunun da yetiştirildiği ilçede hayvancılık büyük gelir sağlamaktadır. Krom, linyit, manyezit, asbest, dolomit, mermer, talk, kalsit, feldispat, siyanit, kireç taşı,olivin, demir içeren maden yatakları bulunmaktadır.

Tarihi
İlcenin eski adı olan Adranos, burasını avlak olarak kullanan Roma İmparatoru Hadrianus 117-138'un adından gelir. Doğu Roma (Bizans) döneminde psikoposluk merkezi olan Orhaneli, 1325’de Orhan Bey'in emri ile Turgut Alp (Turvud, Turud >>> Durgut, Durud) tarafından Osmanlı Beyliği'ne katılmıştır. İlce merkezindeki Durdu Bey camisinin adı buradan gelir; mescidin kaybolmuş orijinal vakfiyesine sözlü aktarımla yeniden yazılan vakfiyelerde Turgud adının yanlış okunması yüzünden Durdu diye bilinmektedir.
Ertuğrul Bey 1188-1281 ile oğlu Ataman 1258-1325 (sonradan Yıldırım takmaadlı I. ebâyezîd, Arap olan büyük dedesi Türkmenler'in takmaadla Ede-Balı diye andığı Şeyh'in soyundan gelmeyi şeref saydığından, dedesi Ataman'ın adını Osman yaptı ) 1279'dan başlayarak Anadolu Selçuklu Devleti'ne tabi "uçbeyi" idi, 1299'da Ataman, gene Anadolu Selçuklu Devleti'ne bağlı "büyük uçbeyi" oldu, oğlu Orhan Bey de "Büyük uçbeyi" idi, 1318'de artık Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlı Devleti'ne katıldığından Orhan Bey, İlhanlılar'a tabi olarak, İlhanlı Meliki Ebu'l Gazi Bahadır Han ölünceye dek durdu, Ebu'l Gazi Bahadır Han'ın 1335'te ölümünden sonra da istiklalini ilan etti, böylece "sultan" unvanını kullanmaya başladı. 1320'den beri ordunun başında bulunan Orhan Bey, devlet kurumlarını kurdu, daha önce devlet kurumları yoktu, bunları Adranos mıntıkasında yaptı, bu yüzden de asıl devlet kuruluşunun yapıldığı yere Orhan İli dendi.
Kazanın tapu kayıtlarında şimdi bile Orhan Bey'in mülkü olan köyler vardır, İlbese (Süleyman Bey, Baş, Orta, Koçu) ve Danişmend-i Atik (Eski Danişment) gibi. Orhan Bey'den mülk olarak aldığı Cebel (Dağ) mıntıkasını vakıf yapan 1. Murad'ın vakfına yerli halk hâlâ vakıf kelimesinden bozma "makıf" der. Bu arazi, şimdiki Keles (Keles-i Cedid, Kilise-i Cedid, Cebel-i Cedid) ilcesi, şimdiki OsmanGazi'ye bağlı Soğukpınar beldesi ile Orhaneli çayının kuzeyinde kalan bütün arazidir, buraya eskiden Cebel nahiyesi denirdi.
Daha önce Hadrianoi, Hadrianea, Hadrianus ad Olympum, Hadrianea ad Olympum, (öteki Adrianos'lardan ayırt etmek için Olympos (Ολυμποσ)/Keşiş Dağı/Uludağ'daki Adrianos denmiştir. Benzeri olarak Olympos'un Roma İmp.luğu'ndaki öteki Olympos adlı yerler ile karıştırmamak için Olympus ad Mysia (Misya'daki Olimpos denmiştir.) Hadrianoi (Rumca Adrianoi αδρίανοί), Hadrianea, ve yerli Rum ağzında bozularak "Adranos" ve Türkmen ağzı ile "Adırnaz" adlarıyla bilinen ilçenin merkezi Beyce kasabasıdır. Eski Yunan'ın meşhur hatibi Aristides, buralıdır. 1325'ten 1911'de Hüdavendigar Eyalet Meclisi adını Orhan İli ( اورخان ايلي) olarak değiştirinceye değin ilcenin (kaza) adı "Adranos" (yanlış imla yüzünden yanlış okunarak Atranos) (ادرنوس, ya da yanlış imla ile اطرنوس) idi. 1934 yılında TBMM kararı ile Beyce ( بكجه) kasabasının adı da ilcenin adı da Orhaneli yapılmıştır.
Genel kanıya göre 1325 yılında, Orhan Gazi zamanında, onun buyruğuyla soylulardan Turgud Alp Turgud Bey (ya da yanlış imla ile Turvud, Turud, ayrıca bu yanlış imla yüzünden yerli halk "Turdı", "Turdu", "Durdu" Bey sanmıştır.) kumandasındaki ordu tarafından alındı. İbn-i Kemal'in yazdığına göre Adranos Kalesi'ne gelindiğinde kale boştu, Tekfur ile halk dağlara kaçmışlardı, ordu onları takiple bulmuş, halk teslim olmuş ama tekfur kendini Alita Dağı'ndan aşağıya ırmağa doğru kayalıklara atarak intihar etmiştir. Daha sonra Orhan Bey'in buyruğu ulaşımı zor olan bir yer olduğu, yeniden buraya sığınan düşmanın başa bela olacağı sebebi ile kale ile çevresindeki surlar yıkılmıştır.
1869 ile 1881 arasında Adranos Kazası Cebel (Keles) nahiyesi ile birlikte, Brusa (بروسا ya da yanlıi imla ile بروسه) Sancağı merkez kazaya bağlı nahiye yapıldı, Harmancık Nahiyesi 1869-1870'de 1 yıl için kaza yapıldı ama Adranos nahiyesi Brusa'ya bağlandı, 1871-1881 arasında Harmancık ve Gökçedağ nahiyeleri Kite(Karacabey) Kazası'na bağlı kaldı, 1882'de yeniden eski idari sisteme dönülüp, Adranos yeniden kaza yapıldı, Cebel (Keles), Harmancık, Gökçedağ nahiyeleri Adranos Kazası'na bağlandı. 8 Temmuz 1920’de Yunan işgaline uğramış ve 9 Eylül 1922’de işgalden kurtulmuştur.

         Bursa Orhangazi Resimleri Images: 0 Hits: 118 Description: Orhangazi' de ilk yerleşim M.Ö 5400 yıllarına dayanmaktadır. Ilıpınar Höyüğü kazılarında, Anadolunun en eski yerleşimine ait bir köy bulunmuştur.
Orhangazi' nin bilinen en eski sakinleri Bitinyalılar' dır. M.Ö 74 yılından sonra bölgemiz, Romalılar' ın eğemenliği altına girmiştir. Orhangazi, 365 yılında kent derecesine yükselmiştir. Roma İmparatorluğu' nun ikiye ayrılmasından sonra 395 yılında Bizans Devleti' ne bağlanmıştır. Basilinapolis adlı kent, III. yüzyılda kentimizin bulunduğu alanda kurulmuştu. Pazarköy olan eski adını da olasılıkla Bazilinaköy' den almıştır.
Bölge 1085 - 1097 yılları arasında Anadolu Selçuklu Devleti' nin yönetimine girmiştir. 1097 yılında kentimiz ve çevresi Haçlılar tarafından yağma edilmiştir. 1024 - 1261 yılları arasında İznik Bizans İmparatorluğu egemenliği altında kalan eski Orhangazi, göle daha yakın bir yerde bulunuyordu. 1332 yılında Orhan Bey tarafından fethedilen bölgemizde, şimdiki yerleşim alanında yeleşimi teşvik için daha sonra bir cami ve hamam yapılmıştır. Osmanlı Devletinin ikinci padişahı Orhan Bey, has mülkü olan kentimizi, daha sonra İznik' te bulunan Mevlana Alaaddin Medresesi' ne vakıf olarak bağışlamıştır. Bu tarihte İznik' in Gürle bucağına bağlı Pazarköy' ün 17 - 18. yüzyıllarda kaza derecesine ulaştığı sanılmaktadır. Kurtuluş Savaşı' nda işgal kuvvetlerinin ilerlemesine engel olan PAZARKÖY' ün adı kurucusuna dayatılarak, 1913 yılında Orhangazi olarak değiştirilmiştir.
20 Eylül 1919 tarihinde itilaf devletlerinin işgali altına giren Orhangazi' de; Yunanlılar tarafından Çakırlı, Dutluca, Çeltikçi, Gedelek ve Yeniköy' de katliamlar yapılmış, kentimiz tamamiyle yakılmıştır. Orhangazililerin bir kısmı kaçmış, bir kısmı da önce Gemlik' e sonra da İstanbul' a sürülmüşlerdir. Orhangazi, 10 Eylül 1922 tarihinde düşman işgalinden kurtulmuş ancak kasaba yandığı için ilçe merkezi iki yıl Gürle' ye taşınmıştır. Orhangazi, Cumhuriyet döneminde Bulgaristan, Yugoslavya ve Doğu illerimizden aldığı göçlerle gelişmiş ve büyümüştür. Halen ilçemiz birinci derece ilçe merkezidir.

         Bursa Yenişehir Resimleri Images: 0 Hits: 125 Description: Şehir Merkezinin doğusunda ve merkeze uzaklığı 61 Km.dir. Bursa'nın ikinci havaalanına sahiptir. (İlki şehir merkezinde ve kullanım dışındadır.)İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Özellikle tarımsal ürün ihracatında Bursa'nın ilk sırada gelen ilçesidir. Domates ve biberi dünyaca ünlüdür. Bölgede ılıman Marmara iklimi görülür.

Tarihçe
Bizanslılar tarafından kurulan Yenişehir, sulak alanı ve İznik'e yakınlığı dolayısıyla Bizans Ordusu'nun Anadolu seferlerinde kullandığı bir üs olmuştur. Osman Gazi, Koyunhisar savaşıyla şehri ele geçirmiştir. Ardından kısa bir süre için başkent olmuştur ve Bursa'nın alınmasıyla bu görevi anakente devretmiştir. Bursa ilinin gelişmekte olan ilçelerinin başında gelmektedir.
Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti
Yenişehir’ in bilinen tarihi 14. yüzyıl’ ın başlarına kadar uzanır. Her ne kadar daha önceki yüzyıllarda bu yörede “NEOPOLİS” adında Bizans şehrinin varlığından bahsedilse de, bu konuda ciddi bir belgeye rastlanamamıştır.

Osmanlının beylikten devlet haline geçtiği yıllarda Köprühisar ve Yarhisar’ın zapt edilmesinden sonra Yenişehir ovasına da topraklarına katan Osman Bey bu bölgeyi gazilerine kılıç hakkı olarak yurt edinmeleri için vermiştir. Yenişehir ilk defa o zaman iskana açıldığı için bu isim ile bilinir olmuştur. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI’nın Osmanlı Tarihi adlı kitabında da “Ovada bir Türk şehri kurulmuş ve harp sahasına yakın olması dolayısıyla karargah yapılmıştır” ifadesine yer verilmiştir.
Bu bilgiler ışığında Yenişehir’ in bir Türk şehri olarak kurulduğu ve ikamete açıldığı anlaşılmaktadır. 680 yıllık bir Türk şehri olan Yenişehir 27 Ekim 1920 ile 6 Eylül 1921 tarihleri arasında Yunan işgaline uğramış, 6 Eylül 1921 tarihin de işgalden kurtarılmıştır. Köylerin kuruluşu ise daha eskiye dayanmaktadır, örneğin Yarhisar köyünün Bizans döneminde Tekfur Kışlası olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde Akbıyık ve Süleymaniye köylerinde Bizans döneminden kalma tarihi kalıntılara ( Kale ) rastlanmıştır. Osmanlılar şehirde birçok tarihi eser inşa etmişlerdir. Günümüze kadar gelen eserlerden ilçe merkezinde ki 17 camiden 10 tanesi Osmanlı dönemine aittir. Yine köylerde de yapılan camilerin ve hamamların bir kısmı Osmanlı döneminde yapılmıştır. İlçedeki diğer tarihi eserler Babasultan Zaviyesi, Sinanpaşa Camii ve Kervansarayı, Çiftehamamlar, Süleymanpaşa Camii ve Türbesi, Saray Hamamı, Şemaki Evi.

Yenişehir tarihi anlatılırken Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman Bey’ in çocukluğunun Yarhisar köyünde geçtiği, Koyunhisar ovasında Bizanslılara karşı büyük zaferler kazandığı, Osmanlıların batıya doğru ilerlemelerini kolaylaştırmıştır. Yapılan bu savaşlarda Osman Bey’ in kardeşi Aydoğdu Bey şehit düşmüştür, mezarı halen Koyunhisar Köyünde bulunmaktadır. Kurtuluş savaşında da ilçemiz çete savaşlarına sahne olmuş, Marmaracık ve Derbent köylerinde yaşayan Rum ve Ermeniler yöre halkına çok zarar vermişlerdir. Çanakkale savaşında şehit olan ve İngiliz muhribinin batmasına sebep olan top mermisini topa yerleştiren asker olduğu söylenen Çanakkale zaferinde büyük payı olan Müstecip Onbaşı ilçemiz Orhaniye köyünden olup, mezarı da aynı köyde bulunmaktadır.

Kültür ve Turizm
Bursa'nın 45 km doğusunda yer alan Yenişehir antik çağda Neopolis olarak tanınıyordu. Osman Gazi döneminde Osmanlı topraklarına katılan ilçe, Osman Gazi tarafından gazilerine kılıç hakkı adıyla yurtluk olarak verilmiştir. İskana açılan yerde kurulan kent Yenişehir adını almıştır.
Osmanlı döneminden kalan zengin tarihi eserlere sahip Yenişehir'de Osman Gazi' nin yaptırdığı saraydan arda kalan Saray Hamamı, I. Murad döneminden kalma Postinpuş Baba Zaviyesi, XIV. yüzyılda inşa edilen Voyvoda Cami (Çınarlı Cami), XVI. yüzyılda yapılmış olan Koca Sinan Paşa Külliyesi, Bali Bey Cami, Orhan Bey tarafından yaptırılan Ulu Cami, Süleyman Paşa Külliyesi, 1645'de Yenişehirli Deli Hüseyin Paşanın yaptırdığı Çifte Hamam, Yarhisar Köyü Orhan Cami ve Saat Kulesi görülmeye değer tarihi yapılardır.
Yenişehir Şemaki Evi Müzesi
Bursa'ya 55 km. uzaklıktaki Yenişehir İlçesi merkezinde bulunmaktadır.
İran'ın Şemah kasabasından Anadolu'ya gelerek Yenişehir'e yerleşen Şemaki ailesi tarafından tahminen 18.yüzyılda yapılmıştır. İki katlı evin zemin katında taşlık, sağında mutfak ve kiler, solunda iki kışlık oda bulunmaktadır.
Mutfak duvarına bitişik ahşap merdivenlerle üst kata çıkılır. Bahçeye bakan ön cephe revak şeklinde kemerli bölümlerle dışa açılmaktadır. Solda eyvanlı sofaya açılan bir baş oda, sağda biri büyük, diğeri küçük iki oda bulunmaktadır. Evi süsleyen nebati motifli ve manzara dekorlu kalem işleri 19.yüzyıla aittir.
Bahçede bulunduğu söylenen hamam kısmı bugün yoktur.
Yenişehir Şemaki Evi Müzesi Pazartesi dışında her gün mesai saatlerinde ziyarete açıktır.

Nüfus
Köylerde yaşayan nüfusumuzun şehir merkezinde yaşayan nüfusa oranı % 52,4 dür.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 54 835'dir. Bunun 26 068'si ilçe merkezinde, 28 767'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.
İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 61 köy ve 10 mahalleden oluşmaktadır.
İlçenin ana gelir kaynağı tarımdır. Toplam nüfusumuzun %78,7 si tarım ile geçinmektedir. Tüm köylerimiz tarımsal üretim ile geçimini sağlamakta olup bunun yanında ilçe merkezi nüfusunun da 14.380 kişisi tarımsal üretim ile geçimini sağlamaktadır.
Nüfus Yoğunluğu: 71 /km2
Nüfus Artış Oranı: % 3,45
Yenişehir Nüfusunun Bursa Nüfusuna Oranı: % 2,6
Köylerin Nüfusunun Yenişehir Nüfusuna Oranı: % 52,4

     Çanakkale Resimleri Images: 7 Hits: 301 Description: Çanakkale Türkiye''nin kuzeybatısında Avrupa ve Asya kıtalarını birbirinden ayıran ve kendi adını taşıyan Boğaz''ın iki yakasında kurulmuştur.
Çanakkale''nin doğusunda ve güneydoğusunda Balıkesir, batısında Ege Denizi kuzeybatısında Edirne, kuzeyinde Tekirdağ ve Marmara Denizi bulunmaktadır.Eski çağlarda HELLESPONTOS ve DARDANEL olarak anılan Çanakkale M.Ö. 3000 yılından beri yerleşim alanı niteliğini korumuştur. Ege ve Marmara Bölgesinde toprakları bulunan ilin yüzölçümü 9737 kilometrekare,kıyı uzunlukluğu 671 kilometredir.
Konumu gereği Akdeniz ve Karadeniz iklimi arasında geçiş iklimi gösterir.Yağışlar genelde bahar ve kış aylarında görülür.
Erken Bronz Döneminden bu yana önemli bir yerleşim merkezi olan Çanakkale; Çanakkale Boğazı sayesinde Anadolu ile Avrupa ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki bağlantıyı sağlayan iki geçit bölgesinden biridir. Bu özelliği nedeniyle oldukça zengin bir tarihi vardır. Coğrafi konumu, yörede yaşayan topluluklara ekonomik ve askeri üstünlük sağlamış, onlar da uygarlık alanında çağdaşlarını geçmişlerdir. Ancak bu durum, yöreyi çeşitli göç ve istila hareketlerinin hedefi yapmıştır. Değişik tarihlerde yerleşmek yada yağmalamak amacıyla bölgeye gelenler olmuş, her iki durumda belirli kültür alışverişini yoğunlaştırmıştır. Bu kültürel yoğrulma, yüzyıllar boyu kesintilerle sürmüş, bunun sonucu oldukça renkli bir kültür mozayiği ortaya çıkmıştır. Boğazın en dar yerinde Fatih Sultan Mehmet döneminde Rumeli yakasında Sestos dolaylarında Kilitbahir, Anadolu yakasında Abydos dolaylarında Sultaniye (Kale-i Sultaniye) yada Çanak Kalesi adı ile anılan kaleler yapılmıştır. Bugünkü Çanakkale İlinin adı Anadolu yakasındaki Çanak Kalesinden gelmektedir.
Yörenin en eski halkı Beşiktepe ve Kumtepe yerleşmelerinden bilinen Kalkolitik Dönemin yerli halkıdır. Bunlarılerden lere kadar herhangi bir dış etki altında kalmadan yaşamlarını sürdüren Troya halkı izler. Bundan sonra sırasıyla Troya Savaşları ile Akalar, Ege göçleri ile çeşitli kavimler gelmiştir. En son olarak Sicilyalı Komutan Roger De nun ölümüyle buyruğundaki Katalonyalılar bir süre etkinliklerini sürdürseler de, daha sonra Türkler’le yaptıkları bir anlaşma gereği, Çanakkale ve yöresini Türk Beylerine bırakmışlardır.
M.Ö. 3000 yılında kurulan L Troia, M.Ö. 2500 yıllarında bir depremle yıkılmıştır. Bundan önce de yörede eski yerleşmele­rin bulunduğu bilinmektedir. Dardanos kentinin I. Troia''dan önce kurulduğu düşünülmekte­dir. Kuruluş önceliği 100-150 yıl kadardır. M.Ö. 1200''lerde kuzeyden gelen "deniz kavimleri"nin göçü ile bölgede ve Anadolu''da yazılı tarih açısından karanlık dönem başlamıştır. Bölge, M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu''da büyük bir güç haline gelen Lydia Krallığı''nın egemenliğine girmiş, M.Ö. 5. yüzyılda Perslerin gelmesiyle, Pers etkisi artmaya başlamış, M.Ö. 386 yılında Persler ve Spartalûar arasında yapılan "Kral Barışı" ile bölgede kesin olarak Pers egemenliği sağlanmıştır. M.Ö. 334''te Makedonya Kralı Büyük İskender''in Pers ordusunu Biga Çayı (Granikos) yakınlarında bozguna uğratmasıyla Anadolu''da Pers hakimiyeti gerilemeye başlamıştır.İskender''in Ölümünden sonra İskender''in komutanları bölgede iktidar mücadelesine girişmişlerdir. Bergama Krallığı''nın hakimiyeti ve Galat istilaları döneminden sonra, Roma''nın bölgedeki hakimiyet kurma çabaları sırasında Diktatör Sulla, Gelibolu''ya kadar gelmiştir. Bölge, Roma ve Bizans dönemlerinde limanlarıyla da önem kazanmıştır. Osmanlıların Akdeniz''de egemenlik kurma istekleri, onları Balkan Yanmadası''ndaki fetihlere, Gelibolu ve yöresinden başlamaya yöneltmiştir. Gelibolu''da bir tersanenin kurulmasıyla birlikte Çanakkale''deki Osmalı egemenliği daha da artmıştır. Boğazın Önemi Çanakkale Savaşları''nda (1. Dünya Savaşı''nda) bir kez daha gündeme gelmiş ve düşman donanması 18 Mart 1915 tarihinde bozguna uğratılmıştır

         Çanakkale Ayvacık Resimleri Images: 0 Hits: 252 Description: Ayvacık, sırtını Antik dönemlerin efsaneleriyle beslenen İda Dağı'na (Kazdağı) dayayan; yüzünü birçok efsanenin doğuşuna kaynaklık eden Ege Denizi'ne çeviren yeşilin ve mavinin en güzel tonlarının yaşandığı bir kavşaktır.
Asya'nın ve elbetteki,Anadolu'nun en uç noktası olan Bababurnu ilçe sınırları içindedir. Bababurnu'ndan Midilli Adası yalnızca 4 mildir.İlçenin 78 km' lik uzun bir sahil şeridi vardır. İlçenin yüzölçümü 874 km² dir. Denizden yüksekliği 270 m olan volkanik bir plato üzerinde bulunan ilçe, arazi yapısı bakımından dağlık ve tepeliktir. İlçenin en büyük ovası 30 km² ile Tuzla Ovası'dır. Bunu Kösedere ve Babakale Ovaları izler.
Ayvacık ilçesine bağlı 64 köy ve 2 belde bulunmaktadır. İlçe genelinin nüfusu 30640' tır. Yöre halkı, oldukça zengin bir kültür yapısına sahiptir. Yörük ve Türkmen köylerinde, kendilerine özgü kültürel farklılıklar yaşanmaya devam etmektedir. Ayvacık köyleri, bulundukları mevkilere göre; kuzey tarafına düşen Kaz Dağı eteklerindeki orman köyleri Dere kolu ; güneydoğusuna ,- Küçükkuyu istikametine- düşen köyler Yalı kolu ve güney batısında - Baba Burnu yönünde- bulunan köylerimiz ise, Kıran kolu olarak adlandırılmıştır. Dere kolu köyleri çoğunlukla orman işleriyle ve hayvancılıkla geçimini sağlar. Yalı kolu ise, zeytinciliğin miktar ve kalite olarak yüksek olduğu bölgemizdir. Kıran kolu adından da anlaşıldığı üzere Türkiye ortalamasının çok altında yağış alması sebebiyle ziraata elverişli değildir. Bu köylerimizde küçükbaş hayvancılık ve halıcılık en önemli üretim alanıdır. Yaz ayları geldiğinde Kaz Dağları'na olan göç halen sürmektedir.
Yapımı devam eden Ayvacık barajının ve sulama kanallarının bitmesiyle birlikte yöremizde sulanabilen alan genişleyecek ve uğraşılan zirai konular miktar ve cins itibariyle artış gösterecektir. Dağları denize paralel olarak uzanmakta ve sahil şeridinde olağanüstü güzel koylar birbirini izlemektedir. Son yıllarda yoğun ilgi gören bu koylar, turizm için cazibe merkezi haline gelmeye başlamıştır.Ekolojik dengeler korunarak turizme açılan bu bölgelerimiz, Ayvacık halkının geleceğinin sigortasıdır. Turizmin yanısıra zeytincilik ve zeytinyağı üretimi, halı dokumacılığı, odun kömürü, peynir ve hayvancılık önemli gelir kaynakları arasındadır.
Ayvacık ilçesinin Edremit Körfezi'ne bakan güney kıyısı Akdeniz ikliminin etkisini gösterirken, iç kısımlara gidildikçe Marmara ikliminin etkisi artmaktadır.
Rivayete göre; Kızılcatuzla kazasına bağlı 15-20 hanelik küçük bir yerleşim yeri olan Ayvalıoba'nın Dere Mahallesinden 1514 yılında Çaldıran Savaşı'na katılan ve ismini bilmediğimiz bir delikanlı, zaferden sonra Osmanlı Ordusu'yla Azerbaycan'ın başkenti Tebriz'e gider. Tebriz'de bir han avlusunda dinlenirken hanın sahibesi olan Tiflis'li Ümmühan Hatun ile tanışır. Zengin bir dul olan Ümmühan Hatun, askerde ölen kocasına çok benzettiği Ayvalıobalı adsız kahramanla evlenerek oradaki bütün mal varlığını satar ve kasabamıza gelip yerleşir.
Ayvalıoba'ya yerleşen Ümmühan Hatun ve eşi, ilk iş olarak çevredeki Küplü, Doğanlar, Garipçeler, Tekke ve Çaltı obalarını dolaşarak buralarda yaşayanları Ayvalıoba'ya davet etmişler ve bu obaları kaynaştırıp bütünleştirmişlerdir. Ümmühan Hatun, bu sürede köyünün kasaba olmasını sağlamış ve burada beraberinde getirdiği para ile kendi adını verdiği, bugün yeniden yapılmış olan "Ümmühan Hatun" camiini yaptırmıştır. Daha sonra, yaklaşık 10 km mesafeden kasabasına su getirmiş, bir de hamam yaptırarak yerleşen obalara rahat bir ortam sağlamıştır. Ümmühan Hatun bahçesine diktiği ayva ağacının cılız ve cansız olduğunu görerek kasabamıza küçük ayva anlamına gelen "AYVACIK" adını vermiş ve bu ad günümüze kadar ulaşmıştır.
İlçemiz, ilkçağlardan bu yana çeşitli kavimler tarafından yerleşim alanı olarak kullanılmıştır.Bölgede yaşayan ilk toplulukların Mysyalılar ile Luviler olduğu sanılmaktadır. Ardından Hititler, Lidyalılar ve Persler'in hakimiyetine girmiştir.M.Ö. 334'te Büyük İskender'in aldığı bu bölge, onun ölümüyle Bergama Krallığı'na bağlanmış, daha sonraları ise , Roma ve Bizans idaresine girmiştir.
Selçuklu Beyleri'nden Emir Çaka Bey bugünkü Ayvacıklıların ataları sayılan pek çok Oğuz boyunu (Ahmetli, Çetmi, Karakeçeli, Kızılkeçeli...vb.) bölgeye yerleştirmiştir. Bu boylar, Haçlı Seferleri sırasında bölgeden geçen Haçlı ordularına karşı koy-muşlardır. 1296'da Balıkesir'i başkent yaparak beyliğini kuran Çaka Bey Bayramiç, Ezine ve Ayvacık civarını da topraklarına kattı. Karesi Bey'in ölümünden sonra başlayan taht kavgalarından faydalanan Osmanlılar, I. Murat zamanında Ayvacık bölgesini alarak yarım asır süren Karesi hakimiyetine son vermişlerdir. Karesi Bey'in kurduğu Kızılcatuzla kazası I. Murat devrinden itibaren bölgenin merkezi haline gelmiştir. Fakat ulaşım güçlüğü sebebiyle ilçe merkezi, 1876'da Ayvalıoba'ya (bugünkü Ayvacık) nakledilmiştir.
Kurtuluş Savaşı döneminde Yunanlılar, 28 Mayıs 1919'da deniz yoluyla gelerek Ayvacık'ın işgaline başladılar, 4 Temmuz 1920'de Ayvacık merkezini ele geçirdiler. Milis kuvvetleri oluşturarak direnişe geçen Ayvacıklılar, Hafız Ahmet Hamdi Efendi başkanlığında Ayvacık Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni kurdular ( Ahmet Hamdi Efendi ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Biga Sancağı'nı temsilen katılan üç milletvekilinden biridir.). Büyük Taarruz sonrasında, 18 Eylül 1922'de kaçan Yunan birliklerini takip eden Reşat Bey komutasındaki Milli Kuvvetlerimiz, 21 Eylül 1922'de Ayvacık'ın işgaline resmen son vermişlerdir.1876'da ilçe olan Ayvacık, 1926'da Ezine'ye bağlanmış, 1928'de Milli Mücadele'ye katkılarından dolayı, tekrar müstakil ilçe haline getirilmiştir. Ayvacık ilçesi, her ne kadar Türkiye'nin ve Asya 'nın en batı noktasında bulunsa da pek çok hizmet ve ekonomik kalkınma açısından maalesef istenilen duruma erişememiştir.Ayrı ayrı uğraş alanı olarak oldukça fazla dal olmasına rağmen, bunlar küçük birer aile işletmesi olma sınırının ötesine geçememiştir.

         Çanakkale Bayramiç Resimleri Images: 0 Hits: 174 Description: Bayramiç ve yöresinin geçmiş çağlarda Troia krallığının sınırları içersinde olduğu bilinmektedir. İlçe merkezinin bu dönemlerine ilişkin bilgiler, bugün ilçe sınırları içinde kalan bazı eski yerleşim merkezlerinden elde edilmektedir. Bunlardan en önemlileri arasında Troas bölgesinde, bugünkü Kurşuntepe yakınları ve Skamondros (Eski menderes) çayı vadesindeki eski bir Aiolya yerleşim yeri olan Skepsis'Evciler) ve Akpınar, Çaldağ köyünde bulunan Kiemalılar'ın kurduğu bir koloni olan Kebren (Akpınar) bulunmaktadır. Pers egemlenliğine ve daha sonra da sparta istilasına uğrayan kent, halkının Alexandreia -Troas'a göç etmesiyle boşalmıştır. 1356 yılında Osmanlılar, bugün Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınan. Restorasyonu yaptırılan ve halk arasında "Hadımoğulları konağı" olarak tanınan binayı yaptırmışlardır. Akpınar Çaldağ köyünde, adını Priamos'un oğlu Kebrianos'tan aldığı söylenen, M.Ö. V.yüzyılda büyük ün kazanan ancak M.Ö.III. yüzyılda tamamen boşalan, Kebren Antik şehri ile Kurşunlu köyündeki, yazılı kaynaklara göre etrafı yüksek surlarla çevrili bir kale ve Athena Tapınağı'nın olduğu bildirilen Skepsis kentinin kalıntıları, ilçemizdeki antik yerleşme merkezleridir.Ancak yörede yeterli bir araştırma yapılmadığı için önemli bir antik yerleşim bölgesi olan Bayramiç ve civarı hakkında başka bir bilgi bulunmamaktadır....
         Çanakkale Biga Resimleri Images: 0 Hits: 130 Description: Çanakkale ilinin en büyük ilçelerinden biri olan Biga, kendi adı ile adlandırılan Biga Yarımadası üzerinde kurulmuştur. İlçenin doğusunda Balıkesir'in Gönen İlçesi, batısında Çanakkale İli Lapseki İlçesi, güneyinde Çanakkale İli Çan ve Yenice ilçeleri, kuzeyinde ise Marmara Denizi bulunmaktadır.
Biga İlçe merkezi, Çanakkale-Bursa İlleriyle Çan İlçesi karayollarının kesişim merkezindedir. Çanakkale ilinin en büyük ve tarihi akarsularından Kocabaş(Granikos) Çayı'nı ortasına alıp, Balıkkaya Tepesi eteklerine doğru yaslanmış, son zamanda Şirintepe'ye doğru büyük bir gelişme göstermiştir. Denizden yüksekliği; Balıkkaya'da 196 metre, Hükümet Meydanı'nda 50 metre, Kocabaş Çayı boyunca 24 metre, Şirintepe'de 60 metre civarındadır. İlçe toprakları Marmara Denizi'ne kıyı ise de ilçe merkezi denizden 15 km., güneyde iç kısımdadır.
Biga, il merkezi Çanakkale'ye Lapseki üzerinden 84 km., Çan üzerinden 107 km.'dir
12. yüzyılda Menbaalar adı ile anılan Biga ilçesinin tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır. Antik Çağ'da Biga İlçesinin sınırları içerisinde eski Pegea kenti vardı. Biga adı bu kentten kaynaklanır. Anna Komnenos'un XII. Yüzyılda Pigas (Menbaalar) adıyla andığı kent, Pegae'nin yerinde kuruluydu. İlçenin sınırları içerisinde kalan önemli bir başka antik kent ise Parion (Kemer) idi. Parion, Misya'nın Hellespontus kıyısında Miletos'un bir koloni kentiydi; güneydoğuda Lapsakos (Lapseki) ile batıdaki Priapos (Karabiga) arasında yer almaktaydı. Biga'yı M.Ö. 334'de Büyük iskender Makedonya krallığı'na kattı. Daha sonra ilçe uzun süre Bizansızlar'ın yönetiminde kaldı. 1364 tarihinde I. Murad'ın komutanlarından Lala Şahin Paşa tarafından Osmanlı Devletine bağlanan kent, bu tarihten sonra Biga adını almıştır. Timurtaş Paşa'nın oğlu Gazi Umur bey tarafından ilçede cami, medrese ve şadırvanlar yaptırılmış ve döneminde oldukça mamur bir hale getirilmiştir.

Bugün, bu şirin ilçemizde Gelibolu'lu Tahsin kalfa'nın 1911 yılında yaptığı ibadet mekanı tek, son cemaat mahalli üç kubbeli olan Çarşı camii ve caminin tam karşısında bulunan, gene 1911 yıllarında yapımı tamamlanan, şadırvanı mermerden, 12 Kubbeli Büyük Şadırvan görülmeye değer eserlerdendir. Ilıcabaşı kaplıcaları ve Parion (Kemerd), Priapos (Karabiga kalesi) gibi antik yerleşim merkezleri ile ilimizin önemli turistik bölgelerinden birisi ola Biga, çalışkan ve azimli insanları sayesinde ülkemizin ekonomisine hakim olabilecek noktada atılımlar göstermektedir

         Çanakkale Bozcaada Resimleri Images: 0 Hits: 145 Description: Çevresi 14 mil tutan Bozcaada, önemli bir turistik merkezdir. Etrafındaki irili ufaklı adacıklarla çevrili olan ada, Çanakkale Boğazı'na 15 mil, Limni'ye 30 mil, Midilli'ye 33 mil mesafededir. Ulaşımın sağlandığı Ezine ilçesi Geyikli beldesi Yükyeri Feribot İskelesine ise 3,4 mil uzaklıktadır.

Adada Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı, Çanak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe Koyu, Habbeli Koyu olmak üzere on iki adet cennet benzeri koyu vardır. Bu koylara Adadaki dalış merkezi tarafından koylarında dalış turları düzenlenmektedir.

Bozcaada'ya yaklaşıldığında bir Venedik kalesi dikkat çeker. Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale Boğazı'nın önemi nedeniyle Fatih Sultan Mehmet döneminde esaslı bir şekilde onarılmıştır.Adanın şarabı suyu kadar boldur; bir tur atıldığında birçok bağ ve şaraphaneler görülür. Adanın batısındaki yeldeğirmenleri adanın olduğu kadan çevrenin de önemli ölçüde elektrik enerjisini sağlamaktadır.

Adada konaklamak için her talebe uygun otel ve pansiyon bulunmaktadır.

         Çanakkale Çan Resimleri Images: 0 Hits: 114 Description: İlçe arazisi etrafı tepelerle çevrili çukur havza niteliğindedir. Arazi orman ve makilerle kaplıdır. İlçeye sanayi tesisleri kurulmadan önce halkın geçim kaynağını hayvancılık oluştururdu. Daha çok da küçükbaş hayvancılık. İlçe merkezinde çok eski yıllardan bu yana Pazar kurulmaktadır. Pazarda hayvanların boyunlarına takılan ÇAN en çok satılan eşyalar arasındaydı. Kervanlarla çan gelir, Pazar yerine çan reyonları kurulurdu. Çevre köy, ilçe ve illerden pazara çan almak için gelinirdi. ÇAN adının ilçeye buradan geldiği sanılmaktadır
         Çanakkale Eceabat Resimleri Images: 0 Hits: 126 Description: Eceabat İlçesine ismini veren Ece Bey 1356 Yılında Rumeli’ye geçerek Eceabat Bölgesinin fethini gerçekleştirmiştir. Cumhuriyet dönemine kadar adı Maydos iken, bu tarihten sonra Eceabat olarak değiştirilmiştir.
Eceabat, Gelibolu Yarımadası’nın güneyinde doğusu Çanakkale Boğazı, batı ve güneyi Ege Denizi ile çevrili deniz seviyesinden 2 metre yükseklikte kurulmuş bulunan, Çanakkale iline bağlı bir ilçedir.
Akdeniz ve Karadeniz iklimi arasında geçiş tipi iklim özelliğine sahiptir. Yıllık ortalama hava sıcaklığı 14.9 derecesidir.
Sıcaklığın 30 derece üzerinde olduğu gün sayısı 115’ tir. Havadaki nem oranı ise oldukça yüksektir. Etkin rüzgarlar Lodos ve Poyrazdır .
Eceabat 26-27 derece doğu meridyenleri ile 40-41 derece kuzey paralelleri arasında yer almakta olup, yüzölçümü 490 km2 dir. Özellikle etrafının denizle çevrili olması ve iklimsel özelliklerinden ötürü tipik bir flora ve fauna deseni gelişmiştir.

         Çanakkale Ezine Resimleri Images: 0 Hits: 120 Description: Güneyinde Kazdağları, kuzeyinde Çanakkale ovası, batısında ise Ege denizi ile çevrilidir. Nüfüsünun 2000 yılındaki genel sayım ile 35301'e yükseldiği gözlenmiştir. Bu nüfusun 13.309’u ilçe merkezinde yaşamaktadır. Tarihi adı neandreadır. Peyniri ile ünlü bir ilçemizdir. Genel geçim kaynağı tarımdır. Birçok sebzenin yetiştirildiği ve geniş zeytinlikleri ile dikkat çeker.Ayrıca zeytinyağı peyniri kadar olmasada meşhurdur.
         Çanakkale Gelibolu Resimleri Images: 0 Hits: 112 Description: Antik çagdan beri Avrupa ile Asya arasinda bir geçis noktasi pozisyonundaki Gelibolu, 25 Nisan 1915 tarihinde itilaf devletlerinin Istanbul'a ulasmak amaciyla gerçeklestirdikleri saldirilara karsi verilen savunma harbinin zaferle sonuçlanmasiyla GALLIPOLI 1915 adiyla tarihe geçmis ve ÇANAKKALE GEÇILMEZ destaninin gerçeklestigi topraklar olmustur.
Antik dönemlerde Khersonesos olarak adlandirilan yarimadadaki tüm olaylarin odak noktasi olmustur. Kent, tarihi antik adi Hellespont olan Çanakkale Bogazi'ndaki ve yine antik adi Khersonesos olan Gelibolu Yarimadasi'ndaki ilk yerlesime degin uzanir. Kent, Traklar ve Yunan koloni hareketi sirasinda eski Yunanlilar tarafindan ele geçirilmistir. Kentin adinin bu koloniler tarafindan Kallipolis olarak degistirildigi varsayilmaktadir. Daha sonralari Miletos, Foça ve Midilli'den gelen halk tarafindan iskan edildi.
Büyük Iskender M.Ö 336 yilinda kral olduktan sonra Anadolu'ya geçmek için M.Ö. 334 yilinda Gelibolu güzergâhini kullanmistir. Sirasiyla Eski Yunan, Pers, Makedonya, Bergama ve Romalilar'in istilasina ugrayan kent, Romalilar ve Bizans döneminde çok önem kazanmis ve önemli bir liman ve geçit konumuna gelmistir. Kent Bizans döneminde Imparator Jisitinianus zamaninda bakimdan geçirilerek çevresindeki surlar onarilmis, kente erzak depolari yapilmistir. Bu da bölgede bir merkez haline gelmesine neden olmustur. 1190 yilindaki Haçli Seferleri sirasinda Alman Imparatoru Friederich komutasindaki Haçli ordusu Anadolu'ya buradan geçmistir. 1204 yilinda kenti Venedikler, 1235 yilinda Bizanslilar ve son alarak da 1311 yilinda Osmanlilar ele geçirdi.
Bizans döneminde merkezi bir kent görünümüne kavusan Gelibolu, Osmanlilar'in fethinden sonra daha da önem kazanmis ve Türkler'in Avrupa ile iliskilerinden bir merkez olarak kullanilmistir. 1391 yilinda Yildirim Beyazit buraya ilk tersaneyi kurdu ve basina Saruca Pasa'yi Bogaz Muhafizligi Komutani olarak atadi. Iç kale onarildi, harap durumdaki dis kale yikildi, iç liman elden geçirilerek girisine iki kule yapildi ve bu kuleler arasina savunma amaciyla üç adet zincir gerildi.
Kanuni Sultan Süleyman'in padisahligi sirasinda, bin Kaptan Pasalim Eyaleti konumunda olan Gelibolu, sinirlari Inebahti, Midilli, Kocaeli, Karireli, Rodos ve Mizistra sancaklarini içine alacak sekilde genisletildi ve merkez durumuna geldi.
I. Abdülhamit dönemine kadar süren durum, Bogaz Muhafizligi'nin Çanakkale'ye alinmasiyla son buldu ve Gelibolu'nun önemi nispeten azaldi.
1854 yilindaki Kirim savasi sirasinda Osmanli Imparatorlugu'nun müttefiki durumunda olan Ingiliz ve Fransiz askerleri, Kirim'a gitmek için çiktiklari Gelibolu'yu bir üs olarak kullandilar ve harap durumdaki Çimpe Kalesi'ni onarak burasini cephanelik olarak kullandilar. Bu dönemde hayatini kaybeden Frnasiz Askerleri için Gelibolu'nun içinde bir Fransiz Mezarligi bulunmaktadir.

         Çanakkale Gökçeada Resimleri Images: 0 Hits: 151 Description: Gökçeada...eski adıyla İMROZ , Ege Denizinin kuzeybatısında bulunan ve Türkiye'nin sahip olduğu adalar içinde, yüzölçümü açısından en büyük olanıdır. Kirlenmemiş denizi ve bakir topraklarında maviyi yeşili bütün tonlarıyla barındıran şirin bir adamız. Dünü, bugünü ve özellikle yarınlarıyla gündemde yerini alacak olan Gökçeada yüzyılların içinden geçerek günümüze Grek kültüründen eski Rum köylerini, manastırlarını, kiliselerini taşımış, Türk ve Rum toplumlarının kaynaşarak dostluk ve kardeşlik içinde nasıl yaşanacağını göstermiştir.
Tarihi ve doğal güzelliklerini her adımda görüp hissedeceğiniz Gökçeada'nın, sessizliğini sadece denizin uslanmaz dalgalarının bozduğu koylarında ve sahillerinde berrak sularıyla oynayarak yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Aydıncık(kefalos) sahilleri alabildiğince uzanır adanın güneyinde. Hemen yanı başındaki tuz gölünde çamur banyosuna girebilir flamingoları şansınız varsa görebilirsiniz. Gizli koy, Laz koyu, Yıldız koy...birkaçı sadece sayısız koylardan. Sabah ya da ikindi vakti denize girmeli güneşin olumsuz etkilerine maruz kalmamak için. Tabii bu arada köyleri gezebilirsiniz buram buram tarih kokan: Dereköy ; bundan birkaç onyıl önce içinde yaşayan binlerce insanıyla, altıyüzden fazla hanesiyle Türkiye'nin en büyük köyü olma özelliğine sahipti. Günümüzde beş on hanesinde yaşayan Rum vatandaşlarımız dışında terkedilmiş harabe bir köy görünümünde. Çamaşırhanesi, kiliseleri ve yıkık ta olsa evleriyle görülmeye değer bir köy Dereköy. Bir diğer köy Tepeköy ise adına yakışır şekilde kurulmuş bir tepenin eteklerine. Sağlam kalmış evleri ve içinde yaşayanlarla nostalji kokuyor dar sokakları. 15 Ağustos şenliklerinin yapıldığı yer de bu köy. Meryem Ana' nın ölüm yıldönümünde kutlamalar için dünyanın dört bir tarafından gelir çoğu adada doğma büyüme olan insanlar. Şenliklere katılmak görmek isterseniz sabah erkenden köye gitmenizde fayda var zira günün ilerleyen saatlerinde dar toprak yol arabalarla dolup taşmaya başlar ve köye ulaşmak zorlaşır. Ve Zeytinliköy; halen en popüler ve en çok korunmuş ayakta kalmış olma özelliğini taşıyor. Köydeki evlerin çoğunluğu onarılmış ve içinde yaşam devam etmekte. Yeşillikler içinde bir tepe kenarında kurulmuş Zeytinliköy de. Kuşbakışı Gökçeada merkezine ve ovaya bakıyor. Hemen her taraf zeytinliklerle dolu. Yüzyıllık geleneğin yaşatıldığı Madamın Dibek Kahvesi'nden içmeden ayrılmayın köyden. Kiliseler, çeşmeler, evler, taş döşeli daracık sokakları birer kare hatıra yansıtır ayrılınca adadan. Yaşlı Çınar ağaçları ve tarihi çeşmesiyle Eskibademli Köyü görülmesi gereken bir diğer köy adada. Kaleköye denize ovaya en güzel buradan bakabilirsiniz. Oldukça dik bir toprak yoldan çıkılıyor köye .Şöyle gezinin köyün içinde sonra eski okul binasına gelin ve harabe okulun balkonundan güneşin batışını izleyin... anlatmak imkansız yaşayın ...Gökçeada'nın en renkli en hareketli cıvıl cıvıl yeri Kaleköy ... akşam saatlerinden itibaren gecenin ilerleyen saatlerine kadar dolu dolu yaşanır Kaleköy'de. Restoranlar, barlar, kafeler, çay bahçeleri herkese ve her keseye hitap edebilecek zenginlikte. Kaleköy sırtını bir tepeye dayamıştır .Bu tepenin zirvesinde ise adını aldığı kale kalıntıları vardır. Kısa bir yürüyüşle çıkıp denizi seyretmelisiniz Semadirek 'e karşı ... Kuzulimanı ilk göreceğiniz yerleşim yeri adada.. yavaş yavaş gelişmeye başlayan küçük bir liman. Biraz çorak görünüm ilk anda sizi hayal kırıklığına uğratsa da Gökçeada'nın genelinde ve özellikle Kuzulimanı bölgesinde ağaçlandırma çalışmaları hızla devam etmekte.
Gökçeada' ya İstanbul tarafından gelmek için Tekirdağ-Malkara-Keşan-Gelibolu - Eceabat yolunu kullanmanız ve Eceabat'a geldikten sonra Kabatepe Limanı'ndan adaya gemi ile hareket etmeniz gerekiyor. Gemileri ve sefer saatleri hakkında yeterli ve güncel bilgiyi ulaşım bölümünde bulabilirsiniz. İzmir ve Bursa tarafından gelecek olanlar ise doğrudan Çanakkale'ye gelerek buradan BANDIRMA feribotu ile adaya hareket etmek durumundalar. Yine feribot saatlerini ulaşım bölümünden güncel uygulamalar ile takip edebilirsiniz .

         Çanakkale Lapseki Resimleri Images: 0 Hits: 213 Description: Lapseki Çanakkale Merkezine 20 dakika uzaklıkta, sahil kentlerinden biridir. İlçemiz Marmara Bölgesi’nde, Çanakkale İli’ne bağlıdır, Marmara Denizi’nin Çanakkale Boğazı ile birleştiği yerin Anadolu yakasında yer almaktadır. İlçe, doğusunda Biga, kuzeyinde Çan batısında Çanakkale, güneyinde ise Çanakkale Boğazı ile çevrilmiştir.
Lapseki, Çanakkale Boğazının orta kesimindeki konumuyla Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan önemli ulaşım yollarının kavşak noktasında yer almaktadır. İlçenin yeryüzü şekilleri IV. Jeolojik zamanda (Kuvarterner) oluşmuştur. Çayların taşıdığı alüvyonlarla kaplı alanlardır. Taban suyu bakımından zengin olan bölgede volkanik alanlar (Andezit) Biga ile Lapseki arasında uzanmaktadır. Yüzölçümü 955 km2 olan ilçenin toplam nüfusu 7.896’dır.
Tarihçe:
Çanakkale Boğazı’ndaki 4 önemli yerleşim merkezinden birisi olan Lapseki’nin eski adı Lampsakos’dur. Lampsakos’u, Hellespontus’un doğusunda Troas bölgesinde Foçalıların kurduğu sanılmaktadır. Bölgede Lamsake, Abarnia ve Paisos antik kentleri bulunmaktadır. Lapseki’nin bulunduğu yerde antik Lampsake kenti bulunuyordu. Strabon bu yeri şöyle tarif eder: “ Lampsakos da,deniz kıyısında,halen Abydos kadar parlak,anılmaya değer bir limanı bulunan bir kenttir. Abydos’dan yüzyetmiş Stadia uzaklıktadır.” Strabon, Lampsake’nin Miletoslu göçmenler tarafından kurulduğunu yazmıştır. Kent, M.Ö.VI. yüzyılda gelişmiş; diğer kentlerle birlikte Perslere karşı ayaklanmışsa da bu ayaklanma bastırılmıştır. Alkibi komutasındaki Atina ordusu M.Ö. 409’da kenti üs olarak kullanmıştır. Sonraki yıllarda da Spartalı Lysandros, Abydos’un yardımıyla Lampsake’yi ele geçirmiş, Potamoi (Cumalı çayı) baskınını (M.Ö.405) buradan yapmıştır. Spartalılar burayı bir deniz üssü olarak kullanmışlar, buradan karşı sahildeki Atinalılara baskınlar yaparak donanmalarını esir almış ve bazı şehirleri ellerine geçirmişlerdir. Böylece Spartalılar boğaz güvenliğini ve ticaretini ele geçirerek Atinalıları dize getirmişlerdir. Bütün bu tarihi olayların yanı sıra Büyük İskender de M.Ö. 334’de Anadolu seferine buradan başlamıştır. İskender’in ölümünden sonra Lampsakos M.Ö.281’e kadar Lysimachos’un idaresinde kalmıştır.M.Ö.190’da Roma, Bergama Kralı Eumenes’e bölgeyi verdiğinde kent, Bergama Krallığına bağlanmıştır. Bergama Kralı Attalos ‘un hazırladığı vasiyetnameye göre M.Ö.133’ de ölümü üzerine Anadolu’daki geniş toprakları ile beraber burası da Roma’nın hakimiyetine geçmiştir. Roma ve Bizans dönemlerinde liman kenti olan Lapseki, Hıristiyanlık döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. XIV.yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı topraklarına katılmıştır.
XIX.yüzyılda bağımsız Biga Mutasarrıflığına bağlı bir kaza merkezidir. Kurtuluş Savaşı sırasında 4 Temmuz 1920-23 Temmuz 1922 arasında Yunan işgalinde kalmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra ilçe merkezi konumunu sürdürmüştür.
Yöredeki Lampsake kenti surları ve nekropol kalıntıları, Umurbey kasabasında Perkote kenti kalıntıları, Süleyman Paşa Camisi, Umurbey Hüdavendigâr Camisi (XIV.yüzyıl), Çardak kasabasında Yakup bey Külliyesi (XV.yüzyıl) ve Abdullah Bin Hacı Yakup Türbesi bulunmaktadır.

         Çanakkale Yenice Resimleri Images: 0 Hits: 184 Description: Bugün Yenice İIçesi nüfusu itibariyla 3 il Genel Meclisi Üyesi çıkarmaya sahiptir. Yüzölçümü bakımından Çanakkale'nin 2. büyük ilçesi olan Yenice'de merkez dahil beş Belediye hizmet vermektedir.
Yenice' ye bağlı belediyeler Pazarköy, Hamdibey, Kalkım, Akçakoyun.

Tarihçe
Bölgeye Türkler'in yerleşmesiyle önce Yanoba ve Dalyanoba denilmiş, daha sonra İnceköy ve son olarak Yeniceköy adı verilmiştir.
İlçemizin bulunduğu bölgede ya­pılan arkeolojik çalışmalar sonucunda, Cilalıtaş devrinde yaşandığı ortaya çıkmıştır. Milattan önce Bitinler, Aşşuvalılar, Truvalılar, Hititler, Luviler, Dorlar, Lidyalılar, Persler, Bergama Krallığı ve Roma İmparatorluğu'nun nüfuz sahası içinde kalmıştır. Milattan sonra Roma İmparatorluğu'nun parçalanmasıyla Bizans Imparatorluğu hakimiyetine girmiştir. 14. yüzyılın başında Karesi Beyliği ve daha sonra da Osmanlı Devleti topraklarına dahil olmuştur.

Türkler'in İskânından Önce
İlk iskan izlerini Paleolitik Çağ'da gördüğümüz Yenice'de, Davutköy, Bekten ve Nevruz çevresindeki kalıntılar tahrip olmuştur. M.Ö. 2000 yıllarından itibaren Yenice, Balya ve Balıkesir bölgesinde Bitinler yaşamışlardır. Avrupa'dan Bitinler'in yerleştikleri bu yöreye Bebrikya de­niliyordu. Bitinler'in yanı sıra M.Ö. 1500 yıllarında yörede Aşşuvalılar yaşamışlardır. Truvalılar ve Hititler'in dışında, Luviler'in de Yenice, Biga, Çan, Çanakkale, Bayramiç, Ezine ve Ayvacık yörelerinde yaşadıkları bilinmektedir. Bölgede M.O. 1200 yıllarında Dorlar'ın göç­lerinden etkilenmiştir. M.Ö. 514 yılında Persler bölgeyi işgal et­mişlerdir. Yunan Siteleri birleşerek M.O. 386'da yaptıkları mücadeleler sonucu Pers üstünlüğüne son vermişlerdir. M.Ö. 334 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender, bölgeye hakim olmuştur. M.Ö. 196 yılında Selökid Devleti, M.Ö. 189 yılında da Bergama Krallığı bölgeyi kendi kontrolleri altına almışlardır. Son Bergama Kralı 3. Attalos'un ölümünden sonra bölgede büyük bir iktidar boşluğu yaşanmıştır. Ro­malılar bundan yararlanarak askeri üstünlüğü ele geçirdiler. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun parçalanması üzerine Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu bütün Ana­dolu'ya hakim olmuştur. Mizya adı da verilen Yenice yöresi Bizans İm­paratorluğu zamanında av par­tilerinin düzenlendiği bir merkez haline gelmiştir. Altın, gümüş ve kurşun madenlerinin bulunması sebebiyle bölge önem kazanmaya başlamıştır. 672-680 yılları ara­sında İslam orduları Yenice ve Balya çevresinde Bizanslılar ile savaşmışlar ve bölgede yedi yıl kalmışlardır. Bizans İmparatorluğu döneminde ilk defa 3000 maden işçisinin grevine sahne olan bölge tarihte önemli bir yere sahiptir.
Türkler'in Bölgeye Hakim Olması
İlk defa M.S. 395 yılında Hunlar, Anadolu topraklarına keşif seferleri düzenlemişlerdir. 1015 yılında Çağrı Bey ko­mutasındaki Selçuklu kuvvetleri Anadolu'ya girmişlerdir. Ana­dolu'nun kapılarının Türkler'e gerçekte açılış tarihi de 1015 yı­lındaki bu sefer ile olmuş ve Türkler, sızmalar yoluyla Ma­lazgirt Savaşı öncesinde Anadolu şehirlerine girmeye başlamışlardır. 1036 yılından sonra Türkler kitleler halinde Anadolu'ya gi­rişlerini hızlandırmışlar, 1071 Ma­lazgirt Savaşı'ndan sonra akıncı beyleri idaresindeki Türkler Ana­dolu'ya hakim olmaya baş­lamışlardır. Afşin idaresindeki Türk orduları bu dönemde Yenice, Edremit, Ezine ve Bayramiç bölgelerine akınlar düzenle­mişlerdir. 1080 yılında Türkiye Selçuklu Devleti'nin kurucusu Sü­leyman Şah devrinde Yenice böl­gesi fethedilmiştir. 1081 yılında Çanakkale ve Yenice yöresi Çaka Bey hakim olmuş, 1097 yılındaki Haçlı Seferleri'nden sonra Bizanslılar'ın eline gelmiştir. 1110 yılında Sultan Şahin Şah ida­resindeki Selçuklular tekrar böl­geye hakim olmuşlardır. 2. Kılıç Arslan döneminde Yenice böl­gesine Türkmen ve Yörük is­kanları yoğunlaşmıştır. Bölgeye yerleşen Türkler, konar-göçer ha­yatı bırakarak çiftçiliğe başlamışlardır. Karesi Beyliği 1303­1345 yılları arasında Balıkesir ve Çanakkale bölgesine hakim olmuştur. Yenice ve çevresinin tam olarak Osmanlı hakimiyetine girmesi 1357 yılında gerçekleşmiştir. Yenice bölgesinin Türkler tarafından esas çekirdeği 1290-1330 yılları arasında oluşturulmaya başlanmıştır.
İlçe topraklarına Türk boylarından önce Bayat, Torhasan ve Akçakoyunlular yerleşmişlerdir. Bunlarla birlikte Afşar, Bayat, Kalabak, Gürelli, Kaşıkçı ve Bayındır boyları gelmişlerdir. Halkının çoğunluğunu Karaoğlan, İsalar, Bayat, Çapnalı, Cambazlı, Akkoyunlu, Hızırlar, Softalı ve Torasanlı gibi boylar oluşturmuşlardır. Bölge halkını oluşturan Oymaklar arasında ise Yavcı-Bedir, Akkeçeli, Kızılkeçeli, Körmusalı, Yüncü, Saitli, Çaparlı, Çepni, Kobaş, Kılas, Evcili, Emetçi, İneci, Şehitli ve Tahtacı bulunmaktadır. Başımkızdı cemaati ile Karakeçeli aşiretinin Poy­razlı, Deliler, Kıldonlu, Softalı cemaatleri de vardır. Yenice halkının çekirdeğinde Oğuzlar'ın Kınık boyu ve kollarının ağırlık kazandığı gö­rülmektedir.
1843-1864 yılları arasında Yenice bölgesinde Akçakoyunlu, Burhanlı, Caferli, Çepni, Hardallı, Karakeçeli, Kılaz, Kubaş, Söğütlü, Yaycı Bedir aşiretleri köyler kurmuşlardır. Ahmet Vefik Paşa bölqedeki aşiretlerin is­kanı işini idare etmiştir. Göçebeliği bırakmak istemeyen aşiretler üze­rinde baskı uygulanmış Çepni, Yaycı Bedir ve Yüncü boyları Edremit ve Burhaniye bölgesine yerleştirilmiştir. Karakeçeliler ise Yenice havalisine iskan ettirildiler. 1902 yılında yapılan nüfus tahririne göre her aşiret, kabile, boy, oymak ve cemaatin eski Türk teşkilatını yaşattığı tespit edil­miş ve Sultan Abdülhamid, bu isim­lerin korunarak aynı şekilde ya­zılmasını istemiştir.
Bölgeye Türkler'in yerleşmesiyle önce Yanoba ve Dalyanoba denilmiş, daha sonra İnceköy ve son olarak Yeniceköy adı verilmiştir. 20. yüz­yılın başında Gönen ilçesine bağlı idi. Gönen'e bağlı olunduğu dönemde Çakır Köyü, Nahiye mer­keziydi. 16.06.1936 tarih ve 3012 sayılı kanunla Yenice ilçesi oluşturulmuş ve Çanakkale'ye bağlanmıştır. İlçenin ilk kaymakamı Hamdi Sönmez'dir.
Günümüzde Yenice, köylerin isimleri ile Orta Asya kültürünü ve Oğuz geleneklerini yaşatan ender bölgelerden birisidir. Aşiret, boy ve oy­makların isimleri bazı köylerde yaşamaktadır. Sofular, Torhasanlar, Yanoba, Boynanlar, Çakırlar, Öğ­menler, Çırpılar, Bayatlar, Cambaz, Ahiler, Kızıldam, İbrahimler, Kargacı, Oğlakçılar bunlardan birkaç ta­nesidir. Hacıyusuflar, Altıparmak, Karabey, Hamdibey, Çavuşlar, Umurlar ise kurucularının isimleri ile anılırlar. Yenice merkez, Gü­müşler, Yeşilköy, Arovacık, Ça­moba, Alanoba, Karasuçam, Bal­lıçay, Soğukçay, Sarıçay, Çınarcık, Örencik, Pınaroba, Su­uçtu, Bağlı, Çiftlik, Gedikoba, Yeşiller, Kabaağaçarası, Çal, Kurt­taşı ve Sazak gibi köy ve obalar kuruldukları arazinin coğrafi yapısına göre isim almışlardır.
Milli Mücadelede Yenice Yöresi
Mondros Ateşkes Anlaşmasından sonra başlayan işgaller üzerine, Türk halkı vatanını koruyabilmek için Kuva-i Milliye adı verilen direniş kuvvetlerirıi oluşturmuştur. Batıda başlayan Yunan işgalleri karşısında Yenice-Koyuneli (Hamdibey) yöresinde toplanan gönüllü birlikler Soma-Ayvalık cephesine destek vermişlerdir. Yenice yöresinde toplanan milis kuvvetlerini Bacak Hasan, Osman Bey, Altıparmak ve Kürt Hasan çeteleri oluş­turmuşlardır. Oluşturulan bu birlikler Soğucak Köyü'nü merkez olarak seçmişler ve bu köye Yunan kuvvetleri hiç girememişlerdir. Yunanlılar dışında Yenice çevresi Anzavur'un baskısına da maruz kalmıştır. Hatta Ahmet Anzavur, Mavruz (Nevruz) Köyü camiinde vaaz vererek halkı kan­dırmaya çalışmış, fakat destek bulamamıştır.
Kuva-yi Milliye birlikleri silah ve cephane bakımından milli mü­cadelenin başlarında büyük sıkıntılar çekmiştir. Gelibolu Yarımadası'nda bir Fransız müfre­zesinin koruduğu büyük silah depoları bulunmaktaydı. Balıkesir Heyet-i Milliye Teşkilatı Akbaş depolarında bulunan cephane ve silahların kaçırılmasına karar vermiştir. Akbaş, Gelibolu Yarıma­dası'nın doğusunda Büyük Anafarta ve Suvla Körfezi'ne giden yolun geçtiği Yalova deresi ağzında küçük gemilerin demirlemesine elverişli bir koydur. Edremit Kaymakamı Hamdi Bey bu iş için görevlendirildi. Kendisine Dramalı Rıza Bey yardımcı olacaktı.
Hamdi Bey 1886 yılında Ma­kedonya'nın Köprülü Ka­sabası'nda doğdu. Küçük yaş­larda babasını kaybeden Hamdi Bey, ilkokulu Köprülü ka­sabasında, ortaöğrenimini Üsküp'te yapmıştır. İstanbul'da Mülkiye Mektebi'ni (Siyasal Bil­giler Fakültesi) bitirmiş, Balkan Savaşları sonuna kadar Ko­sova'da Maiyet Memuru olarak görev yapmıştır. Balkan Sa­vaşları'ndan önce Kumanova sa­vunmasında görev yapmış daha sonra Edirne'de Şükrü Paşa kuv­vetlerine katılmıştır. Savaşın bi­tişini müteakiben Edirne Polis Müdürlüğü İdari Bölüm Başkanlığı'na, birkaç ay sonra da Edirne'nin Demirköy Kazasına Kaymakam olarak atanmıştır. Yöredeki görevi sırasında Bulgar çete kuvvetlerine karşı başarılı çarpışmaları yürüttü.
1915 yılında Malkara Kaymakamlığı'na, daha sonra da Keşan ve Sındırgı Kaymakamlıkları'na atandı. Temmuz 1917 tarihinde Edremit Kaymakamı olan Hamdi Bey, Türk halkının çok sıkıntılı bir döneminde şehid çocuklar için Yetimler Yurdu'nu kurdu. İlk defa Edremit'de memurlara mesai cetveli uygulattı. Günümüzdeki Edremitspor'un temeli olan Edremit İdman Yurdu'nu Nisan 1918'de kurdu. 1919 yılında başlayan Yunan işgalleri üzerine Hamdi Bey'in çalışmaları ile 'Edremit, Burhaniye ve Havalisi Müdafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti' kuruldu. Hürriyet ve İtilaf Fırkası Edremit temsilcilerinin, eski İttihat ve Terakki Partisi görüşünde olanların devlet memurluklarından alınması is­teklerini kabul etmeyince 5 Nisan 1919 tarihinde Edremit Kaymakamlığı'ndan azledildi. Burhaniye'ye yerleşen Hamdi Bey bölgede milis kuvvetlerini teşkilatlandırdı. Milis kuvvetlerini, ordu birliklerinden ayırt etmek için kollarına beyaz patiskadan bant taktırmış ve üzerine Kuva-i Milliye yazısı yazılmıştır. Bu isim daha sonra tüm Anadolu'da yayılacaktır.
Sivas Kongresi'ne delege olarak da katılan Hamdi Bey, 'Balıkesir Merkez Heyeti' tarafından Biga ve çevresinde Kuvâ-yı Milliye için asker toplamakla görevlendirildi. Hamdi Bey, Dramalı Rıza Bey ve Bandırma'da otel işletmeciliği yapan Kani Bey ile birlikte 18 Ocak 1920 tarihinde Biga'ya geldi. Yaptığı ko­nuşmalarla halkın büyük ölçüde desteğini sağladı. Yasa dışı işler yapan çete mensuplarını cezalandırdı.
Milli mücadele için gerekli olan silahları alabilmek için, 9 kişiyle önce Lapseki'ye geldi. 26-27 Ocak 1920 gecesi Umurbey iskelesinden Akbaş'a geçen Hamdi Bey ve arakadaşları kaçırdıkları silahları Umurbey iskelesine getirmişler, buradan kara taşıtlarıyla Yenice'ye taşımışlardır. 3 Şubat 1920'de Sarıçalı, Yenişehir ve Üvecik depolarından kaçırılan silahlar da Yenice'ye getirilmiştir.
Ingilizler Anzavur Ahmet'e bol para ve ünvanlar vererek Akbaş cephaneliği olayının meydana geldiği yörelerde isyan çıkarma gö­revini verdiler. Bu sırada Yenice'deki cephaneliğin bir kısmı Akhisar ve Soma'daki Türk kuvvetlerine gön­derilmiştir. Hamdi Bey'in Kuvâ-yı Milliye için Biga'da gönüllü Türk gençleri toplama çalışmaları üzerine, Gönen'de bulunan Ahmet Anzavur Biga'ya gelerek 16 Şubat 1920 ta­rihinde ayaklanma başlatmıştır. Anzavur'un Biga'yı ele geçirmesi üze­rine Hamdi Bey, Yenice'de bulunan silahların korunması için Dramalı Rıza Bey'i görevlendirmiştir. Hamdi Bey'de birkaç gün sonra Yenice'ye hareket etmiştir.
Yukarı İnova Köyü'ne geldiği sırada Anzavur taraftarı köylüler ta­rafından yakalanarak Biga'ya işkenceler yaparak göndermişler ve 17 Şubat 1920'de öldürmüşlerdir. Cumhuriyet döneminde Koyuneli de­nilen yerleşim merkezine Hamdibey ismi verilmiştir. Anzavur, Nevruz Köyü yakınına kurduğu top ile Yenice'ye ateş etmeye başlamıştır. Az bir kuvvet ile cephanelerin bulunduğu caminin çevresinde direnen Dramalı Rıza Bey, silahların Anzavur kuvvetlerinin eline geçmemesi için cephaneliği ateşledi ve silahları imha etti. Rıza Bey arkadaşları ile Koyuneli'ne çekildi. Batı cephesi için paha biçilmez değer taşıyan silah ve cephanelerin yok olması Kuvâ-yı Milliye birlikleri arasında büyük bir üzüntü yaratmıştır.

     Çankırı Resimleri Images: 5 Hits: 229 Description: Orta Anadolu''nun kuzeyinde, Kızılırmak ile Batı Karadeniz ana havzaları arasında yer alan Çankırı, 40° 30'' ve 41º kuzey enlemleri ile 32° 30'' ve 34º doğu boylamları arasında yer almaktadır. İlin komşuları batıda Bolu, kuzeybatıda Karabük, kuzeyde Kastamonu, doğuda Çorum ve güneyde Ankara ile Kırıkkale''dir. Denizden yüksekliği 723 metre olup, ülke topraklarının %o 94''lük bölümünü oluşturan toplam 7 388 Km²''lik bir alana sahiptir.


Tarihçiler, İ.Ö. 2000’lerde Mezopotamya’dan Anadolu’ya
mal satmak üzere gelen Asur tüccarlarının Mısır ve Mezopotamya’da, İ.Ö. 3200’lerden beri bilinen “yazı”yı getirdiklerini, bu tarihin aynı zamanda Anadolu için yazılı tarihin başlangıcı olduğunu kabul etmektedirler.
Özellikle Kültepe ve Kayseri’de bulunan bazı kil tabletlerinden bu dönemde, Anadolu’da yaşayan halklarla ilgili önemli veriler elde etmek mümkündür. Kiltepe tabletleri ya da Kapadokya tabletleri olarak bilinen bu tabletler üzerinde yapılan dil çözümleme çalışmalarında, Orta Anadolu’daki bazı yer ve kişi adlarına rastlanmıştır. Örneğin, bu tabletlerde, sonradan Protohatti olarak adlandırılan, Hatti dili ile konuşan ve bu bölgede yaşayan bir etnik grup olduğu kaydedilmektedir. Hattiler’in nereden ve ne zaman geldikleri kesin olarak bilinmemekle beraber, eldeki verilerden, bu dönemde ve bu yörelerde yaşadıkları ortaya çıkmaktadır. Aynı tabletten, Hattiler’in Orta Anadolu’da Kızılırmak yöresinde (Marassantiya), bir başka topluluk olan Hurriler’in, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, Luviler’in ise, Güney ve Güneybatı Anadolu yöresine yerleştikleri anlaşılmaktadır.

         Çankırı Atkaracalar Resimleri Images: 0 Hits: 213 Description: Atkaracalar’in kurulusu hakkinda kesin ve yazitlara dayali bir bilgiye 1080’li yillarinda rastliyoruz. Ancak 1080’li yillardan önceki yillara ait bilgileri edindigim bulgulardan yararlanarak açiklamaya çalisacagim. Anadolu’ya hâkimiyet konusunda Selçuklu’lar ve Bizans’ lilar arasida yapilan Malazgirt Meydan Muharebesi (1071)Selçuklu’ larin zaferi ile sonuçlaninca Türkler Anadolu’daki Bizans direncini kirmis ve Anadolu’ya yerlesmeye baslamistir. Malazgirt zaferinden sonra Danisment Beyligi komutanlarindan Emir Karatekin bu yörenin fethi için görevlendirilmis ve 1074’ de Çankiri’yi alarak Türk topraklarina katmistir. Atkaracalar’in kurulusu muhtemelen Çankiri’nin kurulusu ile yakindan ilgilidir. Anadolu’ ya ilk Türkmen akinlarinin basladigi bu yillarda Çerkes’in Türk boylarinca yerlesim alani olarak seçildigi Günümüzde Çerkes’e bagli Kinik, Bedil, Bayindir, Eymür, Avsar ve Dodurga gibi köylerin adlarindan anlasilmaktadir. Kursunlu’nun 1944 yilinda ilçe olmasina kadar Çerkes’e bagli olmamiz ve Türk boylarindan birinin adinin da KARACALAR USAGI olmasi bu tarihlerde bölgede yerlesilmesinin kanitidir.( Avni Ali CANDAR’in TÜRKLERIN KÖKLERI VE YAYILISI adli eseri). 1074 ten önceki yerlesim konusunda ise M.Ö 2000-1800’lü yillarda PAFLAGONYA’lilar olmustur. Paflagonya Kizil irmak ve Sakarya nehirleri arasinda yer alan Bu günkü Kastamonu, Çankiri, Zonguldak, Bolu ve Ankara illerini içerisine kapsayan bölgeye verile isimdir. Paflagonya’lilar Anadolu’nun en eski halklarindandir. Bu bölgelerde uzun süre yasamislardir. Paflagonya’lilara, Roma’lilara ve Galat’lilara ait kalintilar Atkaracalar’in civarinda yapilan kazi ve incelemelerden anlasilmaktadir.(Amasya Salnamesinde mevcuttur.)
Çerkes’in kizillar köyünde, Atkaracalar’in Höyük ve Karacahöyük(Karacük)köylerinde yapilan kazilardaki bulgular Paflagonya’lilar ve Galat’lar dönemine ait esya ve yerlesim yerleri ile ayni özellikleri tasidigi saptanmistir. Çankiri müze müdürlügünden edinilen bilgilere göre Atkaracalar’in yakinindaki Hüyük ve Karacük köyleri civarindaki Höyük’ler bunun kanitidir. HÖYÜK: Kazilinca genellikle altindan eski yerlesim yerleri, yapi kalintilari ve eski eserler çikan yayvanca tepelere verilen isimdir.
Çankiri Valiligi Müze Müdürlügünün 18.11.1988 tarihi ve 677/287 sayili yazilari ile sahsi adina gönderdikleri yazi aynen asagidaki gibidir.
Sayin Yadigâr TEZCANOGLU Çankiri ili Atkaracalar ilçesi Çar tözü mevkiinde yapilan define kazisinda bir adet gözyasi kabi ile bir adet gözyasi sisesi ele geçirilmistir. Bunun disinda ilçenize ait Müzemize ait bir eser yoktur. Ilçeniz için yapacaginiz çalismaniza katkida bulunabilecek su bilgilerden yararlanabilirsiniz. Ilçeniz kuzey kenarinda ÇEÇ Tepesi,ilçe merkezi iki saat kuzeyindeki Kizil inek (Kizil ibrik) köyünde küçük tepeler,Bayram ören ve Dalgoz köyleri arasinda Melen Çayinin güneyindeki Kizlar,Kus Tepesi diye bilinen Tümülüsüler bulunmaktadir.Atkaracalar ilçesi kuzeyindeki Karacahöyük köyünde ufak iki höyük bulunmaktadir.Yine Atkaracalar ilçesinin kuzeyinde yer alan höyük diye bilenen köy büyükçe bir höyügün eteklerinde kurulmustur.(bu bilgiler Ahmet GÖKOGLU PAFLAGONYA 1952 ve Tayip BASER’in Dünkü ve Bu Günkü Çankiri 1956 yilinda yayinlanan kitabinda mevcuttur.)Tevfik SIPAHI Çankiri Müze Müdürü.(Yazinin asli dosyamda saklidir.)
Yukarida bahsedilen höyük ve Tümülüs gibi bölgelere Atkaracalar’da da rastlamak mümkündür. Dumanli Dagi eteginin Çankaya yaylasinin hemen altinda isitma pinarinin sol tarafinda böyle bir höyük (yerlesim bölgesi) oldugu oraya gidenlerin gözünden kaçmaz.
Paflagonyalilarin Idari merkezi Kastamonu, dini merkezide Çankiri idi. Bu dönemlerde Paflagonya’lilar dis devletlerle olan iliskilerini bugünkü Zonguldak ilinin Amasra Ilçesindeki Amasra limani araciligi ile yapiyorlardi. Bu yolun Atkaracalar sinirlari içerisindeki istikameti simdiki adi ince Gelis, o zamanki adi katirci yolu veya Kervanyolu (Bu yolun Atkaracalar’daki ismi tuzcu yolu veya Koçsar (GOSSAR) yolu olarak bilinirdi.
Bu yol Kastamonu’dan baslar Çankiri, Koçhisar (Ilgaz),Karacaviran (Kursunlu) Karacalar,(Atkaracalar),Çerkes, ovacik, Zafranbolu (Safranbolu) ve Bartin Güzergâhini izleyerek Amasra limani ile birlesirdi. Bu yol Kastamonu, Çankiri ve Amasra arasinda tarihi önemi olan bir yoldur.
Bu yolun günümüzde varligi Atkaracalar’da Degirmen önü geçen Dolambaç dereyi Akmehmetgilin degirmeninin 200 metre arkasindan keserek, Çeç tepe yönünde Kursunlu istikametine dogru tarla siniri görünümünde devam etmektedir.
Nesilden nesil’e gelen anlatimlardan bu yolun islerliginden, bu yol üzerinde isleyen kervanlarin Atkaracalar’da mola verdikleri anlasilmaktadir. Karacalar’lilarda bu kervanlara yiyecek, yatacak yer, hayvan zahrasi (saman ve yem) ve hayvan kiralayarak gelir sagladiklari hala yaslilarca anlatilmaktadir.(Hava gilin Ömer ÖZ. Anisi).Atkaracalar’in Paflagonya’ lilarin isledigi bu yol üzerinde olusu yakinlarimizda ki tarihi bulgularin bu döneme ait olmasi o dönemde su andaki yerlesim yerinde insanlarin yasadiginin tarihi kanitidir.
Atkaracalar hakkinda kesin yazili bilgiler M.S. 1080 li yillarda rastlanmaktadir. Anadoluya ilk Türkmen akinlarinin basladigi 1080 yilinda Karacalar’in yerlesim alani olarak seçildigi yazmaktadir. Türklerin bir boyunun adinin KARACALAR USAGI bunlarin yerlesim yerinin de Çerkes ilçesi oldugu yazmaktadir.(Kursunlu’nun 1944 de ilçe olusuna kadar Atkaracalar’in Çerkes’e idari yönden bagli olusu yukarida yazili bilgiyi dogrulamaktadir.
Bu bölgede yasayan insanlardan rivayetlerle zamanimiza gelen bilgi ve bulgulara dayanarak ATKARACALAR isminin olusumunu açiklamaya çalisacagim. Su andaki yerlesim yerinin yakinlarinda yerlesmis bulunan birkaç sülalenin olusturdugu küçük köyler karsilastiklari müskülatlari çözebilmek için (bu müskülatlar Vahsi hayvanlardan korunma, eskiya tehlikesine toplu olarak karsi koyma, ihtiyaçlarini daha iyi karsiliya bilme ve Cuma namazlarini toplu olarak kilma) bir merkezde toplanmayi planlamislar. Toplu olarak yasanilacak yerinde Su andaki Atkaracalar’in oldugu yeri tespit ederek düsüncelerini gerçeklestirmislerdir.
Yerlesim yerinin birlesmesinin kesin ve yazili kaniti suanda HOSISLAMLARDA yatan Sih Hamza Pir Hazretlerinin civardaki küçük köyleri Cuma namazi kildirmak amaciyla topladigi bilinmektedir. Bu zatin Karacalar’da yasadigina dair yazili bilgiler SAKAIK-I NUMANIYE cilt 1 sayfa 222, SICILI OSMANIYE cilt 2 sayfa 109 kitaplarinda ve Evliya ÇELEBI Seyahatnamesi cilt 2 sayfa 177 de mevcuttur.

         Çankırı Bayramören Resimleri Images: 0 Hits: 166 Description: Bayramören, Kurşunlu ilçesine baglı bucak iken; 1973 yilinda Belediyelik, 1991 yılında ise Kurşunlu ilçesinden ayrılarak; ilçe statüsü kazanmıştır. Ilçeye bağlı 27 köy, merkezde ise 3 mahalle mevcuttur. 2007 nüfus sayımına göre ilçe Merkezinin 754 kişilik nüfusu ile Türkiyenin en küçük ilçesi olmuştur.

İlçe il merkezine 105 km. uzakta olup; Çankırı'nın kuzeybatısında yer almaktadır. İlçe kuzeyinde Kastamonu ili Araç ilçesi, batısında Çerkes ilçesi ve Karabük ili Ovacık ilçesi, güneyinde Atkaracalar ve Kurşunlu, doğusunda da Kurşunlu ilçesi bulunmaktadır. Toplam 265 km²'lik yüzölçümüne sahiptir.

Coğrafi yapısının ve iş alanlarinin azlığı sebebiyle başta İstanbul ve Ankara'ya olmak üzere fazlaca göç vermiştir.

         Çankırı Çerkeş Resimleri Images: 0 Hits: 103 Description: Çankırı'nın en eski ilçelerinden olan Çerkeş'in merkeze uzaklığı 120 kilometre olup kuzeyinde Karabük'e bağlı Ovacık, doğusunda Bayramören ve Atkaracalar, güneyinde Ankara'ya bağlı Kızılcahamam ve batısında da yine Karabük'e bağlı Eskipazar ve Bolu İline bağlı Gerede ilçeleri vardır. İlçe Çankırı'nın kuzeybatı tarafındadır. Çerkeş 990 km²lik yüzölçüme sahip olup Çankırı'nın merkez ilçeden sonra en geniş ilçesini oluşturmaktadır. 1950'lerden sonra başlayan hızlı göç hareketi Çerkeş'i de etkilemiş, Ankara, İstanbul, İzmir, Zonguldak ve Karabük'e aileler halinde göçler yaşanmıştır. Aynı dönemlerde mevsimlik işçi olarak Ankara'ya gidenlerin genelde inşaatlarda duvarcılık, sıvacılık ve marangozluk yaptıkları bilinmektedir. Çerkeş'te son yıllarda gıda alanında kurulan bazı büyük tesisler, bölgedeki işsizliğin azalmasına katkıda bulunmuştur. 1 Şubat 1944' de büyük bir deprem sonucu ilçenin dörtte üçü yıkılmış ve afetin olumsuz etkileri uzun süre atlatılamamıştır.
         Çankırı Eldivan Resimleri Images: 0 Hits: 100 Description: 1958 yılında ilçe olan Eldivan Çankırı'ya 18 kilometre uzaklıkta olup il merkezinin güneybatısında yer almaktadır. İlçe topraklarının kuzeyinde Korgun, doğusunda Çankırı, güneyinde Ankara ve batısında Şabanözü ilçesi vardır. 346 Km² lik bir alana sahip olan ilçede tarım ve hayvancılık başta gelen geçim kaynaklarıdır. Kiraz üretimi ile dikkat çeker. Oldukça iyi rezervlere sahip bentonit madeni ocaklarının bulunduğu ilçe de diğer ilçeler gibi göç vermeye devam etmektedir.
         Çankırı ılgaz Resimleri Images: 0 Hits: 112 Description: 1888 yılında belediye olan Ilgaz, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Çankırı merkeze bağlı bir nahiye idi. Eski ismi Koçhisar olan Ilgaz'da göç veren ilçelerdendir. Tarım ve hayvancılığın ağırlıklı olarak geçim kaynağı olduğu ilçe, başta Ankara ve İstanbul'a göç vermekte ve bu şehirlere giden Ilgazlılar'dan sürekli yerleşenler genellikle Devlet kademelerinde çeşitli çalışırken, mevsimlik olarak göç edenler inşaat sektöründe çalışmakta ve belirli zamanlarda memleketlerine geri dönmektedirler. Ilgaz'ın kuzey ve doğusu Kastamonu, güneyi Çankırı merkez, Yapraklı ve Korgun, batısı ise Kurşunlu ilçeleriyle çevrilidir. 782 km²lik bir yüzölçümü olan ilçenin Çankırı'ya olan uzaklığı ise 51 kilometredir.
         Çankırı Kızılırmak Resimleri Images: 0 Hits: 93 Description: Çankırı'nın güneydoğusunda yer alan Kızılırmak ilçesi, Kalecik ilçesinin Çankırı'ya bağlı olduğu Osmanlı döneminde, bu ilçeye bağlı bir nahiye merkeziydi. Eski ismi "İnallu Ballu", daha sonra ise Hüseyinli olan ilçe 1985 yılında belediye, 1987 yılında da ilçe olmuştur. Yüzölçümü 493 km² olup, kuzeyinde ve doğusunda Çorum iline bağlı Bayat ve Sungurlu İlçeleri, güneyinde Kırıkkale'ye bağlı Sulakyurt ve batısında da Çankırı merkez ilçesi yer almaktadır. Kızılırmak ilçesinin kent merkezine olan uzaklığı 55 kilometredir. Ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılığın geçim kaynağı olduğu ilçede, 1960'lardan sonra yurt dışına yoğun bir göç yaşanmıştır. Tarımsal üretimde çeşitlilik gözlenmekte olup; kavun, pirinç, şeker pancarı gibi ürünler yaygındır.
         Çankırı Korgun Resimleri Images: 0 Hits: 108 Description: 1990 yılında ilçe olan Korgun, daha önce Çankırı Merkez İlçeye bağlı bir belde idi. Merkez ilçeye 20 kilometre uzaklıkta olan ilçenin, kuzeyinde Ilgaz, doğusunda Çankırı merkez, güneyinde Eldivan ve Şabanözü ile batısında Kurşunlu İlçeleri yer almaktadır. Yüzölçümü 326 km² Korgun Organize Sanayi Bölgesi'nin faaliyete geçmesiyle ilçede belirli bir ekonomik canlılık yaşanmakta, ancak köylerinden göç devam etmektedir. Göç edenler genellikle İzmit Derince ile Ankara, İstanbul ve Kırıkkale'ye gitmektedirler. Halkın geçim kaynağını ise tarım ve hayvancılık oluşturmaktadır.
         Çankırı Orta Resimleri Images: 0 Hits: 109 Description: Toplam yüzölçümü 513 km² olan Orta İlçesinin kuzeyini Çerkeş, Atkaracalar ve Kurşunlu İlçeleri çevirmektedir. Doğusunda yine Kurşunlu ve Şabanözü ilçesinin bir bölümü, güneyinde Şabanözü ve Ankara ile batısında Çerkeş ve Ankara vardır. İlçenin Çankırı'ya olan uzaklığı 70 kilometredir. Halkın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan ilçede sanayi tesisi bulunmamaktadır. Başlıca göç merkezleri Ankara ve İstanbul'dur. Bu illere giden Orta'lılar daha çok kuruyemiş, pasta, börek, şeker sanayii gibi gıda sektöründe ticaret yapmaktadır.
         Çankırı Şabanözü Resimleri Images: 0 Hits: 104 Description: Çankırı'ya 44 kilometre uzaklıkta bulunan Şabanözü, Orta, Kurşunlu, Korgun ve Eldivan ilçeleri ve Ankara ili ile komşudur. 590 km² yüzölçümü bulunan ilçede hayvancılık ve tarım yapılmakta, halkının bir kısmı ise Ankara'ya mevsimlik olarak çalışmaya gitmektedir. Büyük göç olaylarının yaşandığı 1950-60 arasında çalışmak için Ankara'ya gidenler ağırlıklı olarak taş ve kum ocaklarında ve tuğla, kiremit imalathanelerinde çalışırlarken, bugün Şabanözü'nden göç etmiş olan ilçeliler, gittikleri yerlerde çok değişik iş kollarına dağılmış durumdadırlar. İlçede 1930 yılında bir sel felaketi yaşanmış, bir çok ev ve dükkan hasar görmüştür
         Çankırı Yapraklı Resimleri Images: 0 Hits: 99 Description: Çankırı'ya yalnızca 32 kilometre uzaklıkta bulunan Yapraklı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde panayırıyla ünlüydü. Söz konusu panayıra imparatorluk coğrafyasının çok uzak bölgelerinden bile tüccarların alış veriş yapmak üzere geldikleri bilinmektedir. Bu panayır, o dönemlerde yalnız Yapraklı'nın değil, Çankırı'nın da ekonomik hayatına canlılık getirmekteydi. Yapraklı Panayırı'ndan hemen sonra, müddeti üç gün olan bir panayır da Çankırı'da kuruluyor, Yapraklı'dan ayrılan tüccarlar başka bir panayıra ya da memleketlerine gitmeden önce Çankırı'ya uğrayarak alış veriş yapıyorlardı. İlçenin güney ve batı sınırları Çankırı merkez ilçe ile sınırlıdır.
Kuzeyinde Ilgaz ve Kastamonu,doğusunda ise yine Kastamonu'nun bir kısmı ile Çorum İl sınırı bulunmaktadır. Toplam 785 km² yüzölçümü olan ilçede halk tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır. İlçe sınırları içerisinde bulunan Büyük Yayla 1600-1700 metre yükseklikte bir turizm ve doğa cenneti gibidir.

     Çorum Resimleri Images: 5 Hits: 256 Description: Çorum ili; Orta Karadeniz Bölümünün iç kısmında yer almaktadır. Doğuda Amasya, güneyde Yozgat, batıda Çankırı, kuzeyde Sinop, kuzeydoğuda Samsun, güneybatıda Kırıkkale ile çevrilidir.

Yüzölçümü 12.820 km² dir.Enlem ve boylam değerlerine göre ise; 34 derece 04 dk. 28 sn. doğu boylamları ile 39 derece 54 dk.20 sn. kuzey enlemleri arasında yer almaktadır.
Deniz seviyesinden ortalama yüksekliği (rakımı) 801 m.dir. Ankara'' ya 244, İstanbul'' a 608, Amasya'' ya 92, Sinop'' a 294, Samsun'' a 172, Tokat'' a ise 188 km. mesafededir.
İlçelerin İl merkezine uzaklıkları ise; Alaca 50, Bayat 83, Boğazkale 84, Dodurga 45, İskilip 55, Kargı 116, Laçin 30, Mecitözü 37, Oğuzlar 84, Ortaköy 56, Osmancık 61, Sungurlu 70 ve Uğurludağ 66 km''dir.

         Çorum Alaca Resimleri Images: 0 Hits: 385 Description: XVIII. yy’ın sonlarına doğru (1792’ ye) Çorumlu Süleyman Fevzi Paşa’nın merkeze gönderdiği maruzatında zikredilen eşkıya sayısı ve olayları hayli kabarıktır. Bunlardan birkaçı; “Öldükoğlu Hasan, Çikoğlu Hasan, Akbıyıkoğlu Mehmet, Mehmet ve İvazoğlu İsmail... gibi. Sancak beyi Yusuf Paşa, bunları tedip edemediği için Osmancık yöresinde himaye görmüşlerdir.”
XIX. yy’ın başlangıcında yapılan ilk iş, ayanların nüfuzunu kırmaktır. Sened-i İttifak bunun bir örneğidir. Kabakçı Mustafa İsyanını takiben merkezdeki II. İsyan Alemdar Mustafa Paşa’ya yönelik “Bab-ı Ali Baskını” yeniçeri isyanıdır. Bu durumu taşra olayları takip eder. Yakın çevremizde ilk gelişmeler “Osmancık kadısının Karaören Köyü yakınlarında beş nefer tarafından soyulması, İskilip’te Hacı Bekir’in zorbalığa başlaması ve Çorum’a sürgün edilmesi, yine İskilip çevresinde Topçuoğlu Ahmet ile Kürt Mustafa’nın yeniçerililik iddiaları, 1826’da Osmancık Voyvodası’nın oğlu İbrahim’in bir takım eşkiyayı başına toplaması köyleri yağma ve talan etmesi, Göbeloğlu Ahmed’i de yanına alarak” çevresine büyük zarar verir.
“Mütareke döneminde Çorum’un Rum çetelerinden çok geleneksel olarak Anadolu’da sık sık görülen çetelerin baskısını görmesidir. Yunan Kızılhaç gemileri ile Rum Pontus devletini kurmayı amaçlayan Rumlar silahlanarak örgütlenmişler ve birbirleri ile bağlantıyı sağlamışlardı . Çorum’da az sayıda Rum bulunmasına rağmen Hazaraki başkanlığında merkezi İstanbul’da olan Sulh ve Selamet Cemiyeti’nin bir şubesi kuruluyor ve bu cemiyet Rum Pontus Cemiyeti ile ilişki kurmaya çalışıyordu. Hatta bu cemiyet içinde üç Türk de yer alıyordu. Samsun civarında büyük bir milis grubunu kumanda eden, Pontusçu Rum “General Anonya”nın etkileri Çorum’un kuzeyini tehdit ediyordu.”
Asıl çevremizde ise örneğin; 80 kişilik Kördede çetesi Çorum ile Dersim arasında faaliyettedir, bugünkü Ortaköy kazasının Karahacib köyünü basıp devletin aşarını sakladığı zahire ambarını yarıp köylüye dağıtmıştır.” İlaveten Büyük Dona, Tutaş, Tutluca, Camili, Karamahmut’ta çeşitli faaliyetlerde bulunmuş. Alaca’da kapıaltı (çavuşluk) görevi yapan Çerkes İdris’i Karamahmut’ta şehit etmiştir. Asıl mesken edildiği İskilip Kozluören İbik Deresi Mevkii’nde bir baskınla Çorum Mutasarrıfı Süleyman Sami Bey kuvvetlerince sıkıştırılır. Kördede ve yirmibeş kişilik avanesi oracıkta öldürülür. Çorum’da halka teşhir edilir. Bölgede bir başka eşkıya da Musa Çavuş ve çetesidir. Bunları Dört tepe taraflarında Esat Çetesi Harami boğazında “Yırtma” namı ile ün salmış çete ve eşkiyalar takip eder. Bu kargaşa dan yararlanıp “Bulanık suda balık avlamak” gibi bir fırsatçılık içine giren ve Alaca’nın köylerinden olup gündüz ormanlık alanlarda ve kendilerini koruyan köylerde, saklanıp geceleri Elicek deresinde, Küre ve Hatap yöresinde yol kesip adam soyan Kara Eyup, Tilik Mehmet, Şor Gazi, Ciritçi Hasan ve Ciritçi Ziya...vb. ismini ve köyünü belirtmediğimiz birçok şahıslar vardır. Çorum Mutasarrıfı Süleyman Sami Bey’in çabalarıyla birçoğu “tenkil” edileceklerdir.
“Süleyman Sami Bey’n mutasarrıflığının sona erdiği 5 Nisan 1919’a kadar Çorum yöresinin asayişi en düzenli kesimidir. İşgal kuvvetlerinin Samsun’da, Merzifon’da müfrezeleri olmasına rağmen Çorum’da böyle bir müdahale söz konusu değildir.”
“Bu zamanda Çorum Ankara’ya bağlı bir sancaktır. Bu sancağa Osmancık, İskilip, Sungurlu, Mecitözü ilçeleri bağlı olup Alaca bucak merkezidir. Ankara Valisi olan Muhittin Paşa, saltanat taraflısı olan Çorum Valisi Samih Fethi ile işbirliği halinde Milli Kurtuluş hareketine cephe almakta idi. (Çorum ve Kastamonu hadızatında milli davaya muhalif merkezler değildi. İstanbul hükümeti, buralara kendisine sadık kalmış vali, mutasarrıf ve bir alay kumandanı ile hakim olmaya çalışıyordu.)
Mustafa Kemal, Havza’da iken 20. Kolordu Komutanı olan ve Ankara’da bulunan Ali Fuat Cebesoy’la görüşmek üzere Havza’ya davet etti. Gelirken kimliğini saklamasını uygun gördüğünü belirtti.”
“Ali Fuat Paşa Ankara’dan hareketinin ikinci günü yol rotalarını değiştirerek Sungurlu-Çorum – Merzifon yolunu (Tosya-Osmancık-Merzifon yolunu bırakıp) uygun görerek 16-17 Haziran günü Çorum’a gelmiş ve Müezzinoğulları’nın evinde misafir olmuştur”
“Çorum’da bir gece misafir kalan General Ali Fuat Paşa, o gece memleketin ileri gelenlerinden bir kaçı ile görüşür, bilgi alır ve yurdun içinde bulunduğu tehlikelere işaret eder ve Ankara Valisi Muhittin Paşa ile Çorum Mutasarrıfı’nın tutumunu beğenmediğini bildirir.” General Ali Fuat Cebesoy, Amasya’da M. Kemal Atatürk ile görüşüp Millî Kurtuluş Hareketi’nin en önemli belgesi olan (Amasya bildirisi) ni imzaladıktan sonra Çorum – Alaca - Yozgat yoluyla 26 Haziran 1919”da Ankara’ya dönmüştür.”
“23 Temmuz 1919 Erzurum kongresi tamamlandıktan sonra Sivas Kongresi hazırlıklarına geçilmişti. Ancak İstanbul hükümeti, etkili olduğu yerlerde Sivas Kongresi’ne delege seçilmesini engellemeye çalışmıştır. Ankara Valisi Muhittin Paşa, Ali Fuat Paşa’nin gayretlerine rağmen Sivas Kongresi’ne delege seçilmesini önlemişti. Ankara’nın sancaklarında ise Ali Fuat Paşa etkili olmuş, bu yörelerin delegeleri Sivas’a gitmişti. Çorum da bunlar arasındaydı.
Çorum Mutasarrıfı Samih Fethi’nin engelleme çabalarına rağmen Mehmet Tevfik Efendi ve Sabıkzâde Abdurrahman Dursun Bey delege olarak Sivas Kongresine katılmışlardır. Mehmet Tevfik Efendi (Ergun), medrese eğitimi görmüş bir din adamıdır. Malatya’nın Yeşilyurt (Çırmıktı) ilçesinde doğmuş, Konya ve Kayseri’de medrese eğitimi görmüş 1906’da Çorum’da Kürt Hacı Mustafa Efendiden icazet almış, 1909’da Mecdiye Mektebi (İstiklal İlköğretim) ne öğretmen olmuştur. I.Cihan Savaşı’nda, Çanakkale ve Sina cephelerine gitmiş, madalyayla ödüllendirilmiştir. 1919’da terhis olduğunda teğmen rütbesinde bulunuyordu. Sivas Kongresi’ne delege seçildiğinde, Reşadiye ilk okulu öğretmeni idi.” ek olarak şunu söyleyebiliriz: Delege görevini tamamladıktan sonra 1921 yılında Ankara tarafından Alaca’ya müftü tayin edilmiş, 1929’a kadar Alaca’da 1929’dan 10 Haziran 1961’e kadar da Çorum’da müftülük görevi ifa etmiştir. Milli Mücadelenin destekçisi bu müftüyü rahmetle anıyoruz).
Sivas Kongresi’ni takiben II.Amasya görüşmeleri, Temsil Heyeti’nin Ankara’ya gelmesi, yurt genelinde yapılan seçimler sonucu temsilcilerin bir kısmının Ankara ile görüştükten sonra Son Osmanlı Mebuslar Meclisi’ni açmak üzere İstanbul’da toplanmaları, 12-28 Ocak Osmanlı Mebusan Meclisi çalışmaları, Misak-ı Milli kararlarının yayınlanması ve 16 Mart 1920 İstanbul’un resmen işgali, 19 Mart 1920 Millet Meclisi’nin basılması. Ankara ile irtibatın kesilmesi karşı önlemleri: (Osmanlı Mebuslar Meclisi’ne üye olarak Embiyazâde İsmet Bey, seçilmiş İngiliz baskınından kurtulmuş ve deniz yoluyla bir geminin yük ambarında saklanarak Samsun’a gelmeyi başarmış. Oradan da Çorum üzerinden Ankara’ya ulaşmış yeni T.B.M.M çalışmalarına katılmıştır.)
“Talimatnâme gereğince Çorum’da da seçimler yapılmış, Büyük Millet Meclisi için beş kişi seçilmiştir. Bu beş kişi Ferit Bey (40 yaşında Kastamonu Defterdarı) Fuat Bey (37 yaş Mülkiye Müfettişi), Haşim Bey (44 yaş Davavekili), Mumcuzâde Sıddık Bey (40 yaş. Çiftçi. Mecitözü Belediye Başkanı) ve Dr. Atıf Beydir. Doktor Atıf Bey, “Kanaati siyasiyesine uygun bulunmadığından” mebusluktan istifa etmiştir. Seçimde bu beş kişiden sonra gelen iki kişi de mebusluğu kabul etmediğinden üçüncü sıradaki Sabıkzâde Abdurrahman Dursun Bey (48 yaş idadi öğretmeni Sivas Kongresi delegesi) 23 Nisan 1920’de TBMM’i açıldığında Çorum’un 5 mebusu bulunuyordu. 21 Temmuz 1920’de Embiyazâde İsmet Bey (Eker) de katılacaktır.
(Not: Başkan Vekili sıfatıyla Embiyazâde İsmet Bey (Eker), Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanı seçildiğinde T.B.M.Meclisi’ne Başkanlık ederek tarihi kanunların çıkmasını sağlamıştır.) Tüm yaşanan olay sırasında Çorum Mutasarrıfı Semih Fethi Bey’in Ankara Valisi Muhittin Paşa ile Sivas Kongresi’ni önleme çabalarının sonuçsuz kalmasından sonra görevlerinden alınarak Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye’ye teslim edilerek cezalandırılmışlardır.
Bunlara ek olarak Çorum’da Dr. Atıf Bey ile Kadife Oğlu Abbas’ın ayaklanma hareketi milli mücadele taraftarlarınca sezinlenip çabuk kırılmıştır. Çaresiz kalan Dr. Atıf Bey ve Kadife oğlu Abbas, kiraladıkları bir faytonla Samsun’a oradan da deniz yoluyla İstanbul’a ulaşmayı başarıp padişahla Çorum temsilcisi olarak görüşmeyi başarıp dördüncü rütbeden birer mecidi nişanı ile taltif edilmişlerdir.” “Çorum’daki hürriyet ve itilafçıların girişimleri başarısızlığa uğrarken, Zile ve Yozgat’taki girişimleri oldukça önemli karışıklıklar yaratacaktır. “
“Bu sırada Zile’deki halifeciler, Avukat Ali Bey’in elebaşılığında ayaklandılar. Bunun üzerine süvari binbaşısı Hilmi Bey komutasındaki iki dağ topu ile takviyeli Çorum Müfrezesi, 3 Haziran 1920’de Zile’ye gönderildi ve bir af çıkarıldı. Bunun üzerine ayaklanmada bir yatışma görülmeye başladıysa da Postacı Nazım ve arkadaşları 6-7 haziran gecesi Zile’yi basmışlardır.
Çorum Müfrezesi’ni kaleye çekilmeye zorladılar. 3. Kolordu Komutanı Selahattin Bey’le Yarbay Cemil Cahit (Toydemir) Bey komutasındaki 5. Tümeni Zile’ye gönderildi. Zile sırtlarına yerleşen tümen 8 Haziran’da ilerlemeye başladı. Buna karşılık kaledeki Çorum Müfrezesi teslim olunca halifeciler ilçedeki müdafaa-i hukukçuların evlerini yağmaladılar. Müftüyü, ilçeye kaymakam yaptılar. 5. Tümen Komutanı da Mecitözü, Merzifon, Amasya, Turhal Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinden yardım istedi. Tümen kumandanı, ilçe ahşap binalardan oluştuğundan top ateşinin doğuracağı zarardan kaçınmak için temkinli davranıyordu. Yıldızeli Müfrezesi’nin de katılmasıyla Zile’ye yürüdü. Deveci Dağı’ndaki çatışmada halifeci güçleri dağıtarak 12 haziranda Zile’ye girdiler.
Zile’den kaçanlar (12 Haziran 1920) Alaca’nın Kapaklı ve Sultan köylerinde bulunan Çapanoğullarına katıldılar. Köylülerin hayvanlarını aldılar, Alaca üzerine yürüdüler. Bir yönetim oluşturdular. 14 Haziran 1920’de ayaklanma Yozgat’a sıçradı.
“Yozgat’taki Hürriyet ve İtilaf Partisi başkanı olan Çapanoğlu Edip Bey ile kardeşi Celal Bey, Ankara TBMM’ne daha seçimler sırasında karşı vaziyet almışlardı. Yozgat Müdafaa-i Hukuk Heyeti, Ankara’ya gidecek temsilcileri seçmek için mutasarrıfın odasında bir toplantı düzenliyorlar, bu toplantıya gelen eşraftan ileri gelenler arasında Edip ve Celal Bey’lerde bulunuyordu. Seçim konusu üzerine konuşulurken Edip ve Celal Bey’ler söz alarak, “Böyle şey olmaz, seçim emri Kanun-i Esasiye göre hukuku hazreti padişahîdir. Biz buna razı değiliz” demişlerdir. Yozgat Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi’nin sert cevabı üzerine seçim yapılmıştır. Çapanoğlu kardeşler toplantıyı bırakmışlar ve 30 imzalı bir telgrafla Ankara’ya “Bir meclis toplanmasının padişah arzusuna ve kanunlara aykırı olduğunu bildirmişlerdir.”
“16 Mayıs 1920’de Çapanoğulları Yozgat’ta bir at yarışı düzenlediler. Bu yarışlara gelen Hacı Bekir, Zileli Musa, Osmaniye köyünden Meşeci İdris ve arkadaşları, Çapanoğlu Edip Bey’in evinde misafir edildiler. Yapılan gizli toplantıdan sonra köylere dağılarak Ankara aleyhine propogandalarına hız verdiler. Yozgat’ta bir hareketin hazırlanmakta olduğu Ankara’ca öğrenilmişti. Ayıntap bölgesindeki Kuva-i Milliye Müfrezesi kumandanı Kılıç Ali Bey Ankara’dan aldığı emir üzerine 1 Haziran’da Yozgat’a gelmiş, Akdağ Madeni, Boğazlayan’ı dolaşıp 10 kişilik bir milli kuvveti müfrezesine katmıştı ama, Yozgat’ta bir şey yapamaz durumda idi.
Genel Kurmay Başkanlığı Çapanoğullarının Ankara’ya gönderilmelerine karar vermişti. Kılıç Ali Bey, Çapanoğulları’nın evlerinin çevresine askerler yerleştirmişti. 7 Haziran 1920’de Çapanoğulları’nın tutuklanmaları kararı verildiğinde, Çapanoğulları’nın eski bir dostu olan Ankara Vali Vekilinin haber vermesi üzerine Çapanoğulları kaçtılar.” “Bunun üzerine isyan genişlemeye başladı. Boğazköy, Hamit (Keskin) ve Yenihan da ayaklanmalara katıldılar. 9 Haziran 1920’de Yozgat’ta sıkı yönetim ilan edilerek başına da tümen komutanı yetkisiyle Kılıç Ali Bey getirildi. Niğde’deki 11. tümenin 33. alayını Kayseri’deki taburu da yardıma gönderilmiş ve tabur 11 Haziran’da Kılıç Ali Bey’e katılmıştır.
“13 Haziran’da şehri kuşatan Çapanoğulları, 14 Haziran’da şehre girmişlerdir. Kılıç Ali Bey’in kuvvetleri dağılmış kendisi Boğazlayan’a çekilmiştir. Buradan gönderdiği raporda 60 atlıdan başka güvenilir kuvvet olmadığını, iki topla takviye edilmesi gerektiğini ve ancak Çerkez Ethem kuvvetleri Yozgat’a yürüdüğünde ona katılabileceğini bildiriyordu.”
“Çapanoğlu Celal Bey Boğazlayan’da Kılıç Ali Bey’e gönderdiği mektupta amaçlarının Mustafa Kemal Paşa’yı yakalamak olduğunu, bunun için Kırşehir Mebusu Rıza Bey’le haberleşmeye çalıştıklarını, yakında Ankara’ya yürüyeceklerini bildirmesine rağmen başkaldırı Ankara yönünde değil, daha çok Çorum’a doğru gelişiyordu. 16 Haziran 1920’de Çapanoğlu Halit Bey önceleri Alaca’yı işgal etti. Ayaklananlar Akdağ Madeni’ni işgal ettiler. İşgalciler, Sivas Kongresi’ne katılan Hacı Tatlızâde Bahri Bey’in evine ve hükümet konağına çıkmışlar, Hapishaneden mahkumları çıkararak kendilerine katmışlar, Kaymakam Tahir Bey ile Askerlik Şubesi Başkanı Sivaslı Binbaşı Ahmet Beyi Sorgun’un Alişar köyünde kurşuna dizmişlerdir.
Küre istikametinden Alaca’yı savunmak için gelen kuvvetler, Çapanoğulları’nın 800 kişilik süvarisi karşısında dağılıyor. Alaca, 16 Haziran 1920’de ayaklananların eline düşüyor. Bundan sonra Çapanoğulları’nın kuvvetleri Çorum’a 15 km uzaklıktaki köylere kadar girmişler ve gözcülerini Hatap Boğazı’na kadar göndermişlerdi. (Yozgat’ta ayaklanmanın yayılması üzerine Zile yöresindeki halifeci güçlerin faaliyetleri yine artmıştır. 15-16 Haziran gecesi Artova, Çamlıbel karakolları basılmıştı. Yıldızeli karakolu baskına uğradı.)
“Çorum, Alacanın asilerin eline geçmemesi ile ilgili tedbirler almaya çalışırken, Alaca Nahiye Müdürü Asaf Efendi, Çorum Mutasarrıflığına şu bilgileri verir: “Şimdi Arapseyfi karakolunda silahsız kaçıp gelen jandarmanın ifadesine göre Halit Bey’in 20 kişilik bir kuvveti karakolu basarak 1 jandarmayı şehit, diğerlerini esir etmişlerdir. Halit Bey’in kendisi nahiyenin Sincan, Arapseyfi ve diğer köylerden cebren aldığı kuvvetlerle Gerdekkaya köyüne girerek halkı tehdit ile kendisine iltihaka davet eylemekte ve gönderdiği 4 şaki de Bolatçık köyünden cebren adam çıkarmaya çalışmaktadır. Nahiye merkezinde, bir süvari 3 piyadeden başka kuvvet yoktur. Şimdi itimada şayan kimselerle hükümette toplanıp nahiye merkezinin müdafaası çarelerini aramakta isek de asilerin köylerdeki teşebbüs ve cüretlerine karşı mukavim bir kuvvet yetiştirilmesi ehem ve elzemdir, ve halkın kuvve-i maneviyesi de bu şekilde düzenlenecektir. Halit Bey kuvvetine karşı nahiye merkezinde kuvvet tedâriki imkansızdır. Mühim bir müfrezenin şimdiden hareketine emir verilmesine arz ve istirham eylerim.”
“ Alaca Nahiye Müdürü Asaf Efendi, asiler Alaca’ya girmeden halkı asilere karşı birliğe davet ediyor, durum hakkında bilgi veriyor. Çorum mutasarrıfına verdiği bilgide, nahiyenin imkanları ölçüsünde 20 ile 30 arasında silahlı gönüllü tedarikli kavviyen memuldur.” Diyor. Ancak bu savunma gücü hiç oluşturulamıyor. Büyükcamili köyünden Garip Bey ve Kızıllı köyünden Veli Ağa ile temasa geçmesine rağmen hiçbir sonuç alamaz.
“15 Haziran’da telgraf hattı açılır ve Çorum Mutasarrıfı Alaca’dan durumu öğrenmeye çalışır. Ancak Nahiye Müdürü Asaf Efendi ortalarda yoktur. Belediye Başkanı Behçet Efendi (Durukan), Yozgat’a yarım saat uzaklıkta bulunan asilerin Alaca’ya yada Sungurlu’ya gireceklerini haber alan nahiye müdürünün Alaca’dan ayrıldığını söyler. Şube reisi de verilen bilgiyi doğrular. Ve şunları ekler: “Dünkü tabur kumandanı maiyeti ile Arapseyfi köyü civarına hareket etmişti, bugün alessabah maiyeti ile merkeze uğrayarak Yozgat’ın asiler tarafından işgal edildiğini, müdüre haber vermesi üzerine müdürde iki araba ile ailesi ile birlikte Çorum’a hareket etmiştir. Jandarma takım kumandanı Mustafa Efendi, burada kalmış ise de tabur kumandanı jandarma efradının kısmı azamını alarak Çorum istikametine gitmiştir. Burada kalan jandarmalar da silahlarıyla beraber firar etmişlerdir. Ahalinin telaşta ve yağmacılıktan korkmakta oldukları maruzdur” Bu durum üzere, Çorum’dan Alaca’yı asilerden korumakla görevlendirilen 15 kişilik müfreze, nahiye müdürü ile gerisin geriye Çorum’a dönmüştür.
Behçet Efendi, ikinci telgraf görüşmesini yapar durumu bildirir. 15 Haziran akşamı Çorum’dan Alaca’ya sevk edilen Çorum Müfrezesi ( Tabur kumandanı 15 piyade ve 5 süvariden oluşan) yola çıkar. 16 Haziran çarşamba günü öğle sonu Alaca’ya ulaştığında, Alaca’nın asilerin elinde olduğunu öğrenir, ihtiyatla Harhar köyü istikametine çekilirler. Telgraf hattı yeniden çekilir.
Gelişen olayları yakından takip eden Ankara, Alaca’nın da işgali üzerine harekete geçerek Yunalılara karşı Eskişehir’de hazırlanan Çerkez Ethem’i Ankara’ya, o sıralarda Çerkeş’te bulunan Albay Refet’e çekilen telgrafla, “Yozgat düştükten sonra Çorum ve Çankırı’nın da düşmesi muhtemeldir. Bunlar da düşerse fesat genişlemiş olur. Çerkeş’te toplanan kuvvetlerle Çankırı’ya hareket lazımdır. Ne vakit hareket edeceğinizi bildiriniz.” talimatı verilir. Talimat üzere Çerkez Ethem 18 haziran akşamı, Çolak İbrahim kuvvetleri, 19 haziran akşamı Ankara’da toplanabileceklerdir.”
17-18 Haziran Cuma (Ramazan bayramının ilk günü) Çapanoğlu Halit Bey adamları ve taraftarlarıyla (Örükaya ve Fakılar köylerinden kendilerine katılanlarla) Alaca’ya girer. Yeni Camiye (Şıhlar Camii) yeşil bayrak çekilir. Taraftarlar tekbir ve tevhidlerle Halit Bey’e refakat edilir. Nahiye ye gelen Çapanoğlu Halit Bey padişah adına idareye el koyar. Karslı Hafız’ı Nahiye Müdür Vekilliği’ne, Uzun Osman’ı da (Kapıaltı) Jandarma Başçavuşluğuna atar. Halkla konuşur. İkna yolu ile Zile üzere sefere çıkılacağı için maddi yardıma ihtiyaçları olduğu duyurulur.
Halkın duyarsız davranması üzerine şiddet ve baskıya başvurulur. Şehrin ileri gelenlerinde Kuvva-i Milliyeci (kongreci) olarak bilinenlerden 12 kişi hükümet konağının alt katındaki odalara hapsolunur. Bunlardan bir kaçı, (Mamalı Süleyman, Sarı Hamdi, Reji (Ambar memuru) Asım Efendi, Asımoğlu Bekir Efendi, Ahmet Efendi, Kayışoğlu Rıfat, Erzurum’lu Hakkı Efendi...gibi) isimler. Bununla iktifa etmeyen asiler Akşamdan itibaren Kayışoğlu’nun mağazasını yağma ve talan ediyorlar.
Sabah olunca 19 Haziran 1920 Cumartesi günü Halit Bey kuvvetleri ile birlikte Zile’ye gitmek üzere yola çıkıyorlar. Harhar köyünde üstlenen müfrezeye, merkez komutanı Yüzbaşı Ahmet ile Dr. Tevfik Bey ve takviye ile sayıları 40 kişiyi geçer. Bu arada Çorum Mutasarrıfı liderliğinde ikinci bir kuvvet (yaklaşık 75 kişi ve 6 araba erzak) Alaca’ya hareket eder. Önce Küre’de duraklar haber alırlar, Asilerin Alaca’dan çekildiği yönünde. İbrahimköyü’nde ikinci defa soruşturmadan sonra Alaca (Demirci köprüsü yanında -şimdiki eski mezarlık- üç çingene çadırının bulunduğu) istikametine ilerlerler. Çingeneler kendilerinin üzerine geldiklerini zannederek ellerindeki silahları, Çorum atlıları üzerine ateşlemekle çatışmayı başlatmışlar. Çorum müfrezesi pusuya düşürüldükleri kanaatiyle kısa sürede dağılır. Nahiyede silah sesleri duyulmasıyla Çapanoğulları taraftarları harekete geçer. Kekeç Mehmet (Hacı Osman oğlu) haberi Karahacib köyü yakınlarındaki Halit Bey’e iletir. Halit Bey, kuvvetleriyle geri döner. (üç koldan Hışır-Sapmaz-Kızıllı üzerinden) Alaca’ya girer. Çorum müfrezesi ile Yelderesi (bugünkü İbrahim köyü güneyi Kazan Mevkii’nde) tabur kumandanı binbaşı Nedim Reji Asım oğlu Bekir Efendi, Alaca Askerlik Şubesinden 1 jandarma şehit olurlar.
“Tahsildar Daldaloğlu ise kaçtığı Kızkaraca köyünde linç edilir. Çorum müfrezesine daha sonra katılan Yüzbaşı Ahmet Bey ile jandarma süvari Çavuşu başlarına dipçikle vurularak şehit edilmişlerdir. Esir düşen jandarmalar, propaganda maksadıyla Halit Bey tarafından serbest bırakılmışlar. Mutasarrıf emrindeki kuvvetler Alaca’daki çatışmayı duyunca dağılır. Mutasarrıf 20 Haziran pazar günü Çorum’a ulaşır tedbirlerini artırır.
“Ali Fuat Paşa tarafından ikna edilerek Ankara’ya gönderilen Ethem Bey, 19 Haziran 1920’de (70 subay, 2100 er, 13 bin hayvan, 4 topluk bir dağ bataryası, 1 sahra topu, 8 makinalı tüfek gücü ile) Genel Kurmay Başkanlığı’nca verilen emir gereği isyan bölgesine hareket etti.” “19 Haziran 1920 (H 1336) Ankara’da Kuvva-ı Tedibiye Umum Kumandanı Ethem Beyefendiye,
1- Yozgat-Zile mıntıkasında son isyan vaziyeti şöyledir: Akdağ madeni, Yozgat, Alaca mevkiileri isyancıların elindedir. Yenihan, Tokat, Mecitözü, Çorum, Sungurlu, Keskin, Mecidiye mevkileri bizim elimizdedir.
2– İsyan mıntıkasında ve doğrudan doğruya Erkan-ı Harbiye-i Umumiyenin emrinden bulunan kuvvetler şunlardır: 3, 4, 5 ve 6. Maddelerle rapor tamamlanıyor.
TBMM’si Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi İsmet”
“Çerkes Ethem’in Kuvay-ı Seyyaresi 20 Haziran’dan Ankara’da hareketle 23 haziran sabahı Yozgat’a geldiler. Sabahleyin şehrin batısından giren Çerkez Ethem kuvvetlerine karşı hilafet ordusu dayanamayarak, doğuya doğru çekilerek Akdağ Madeni yönünde şehri terkettiler. Kentteki Ermenilerde asilere katılmıştı. Çerkez Ethem kuvvetleri, hemen askeri bir mahkeme kurarak 12 kişiyi idam ettiler, bunlar arasında Şeriye Hakimi Hafız Şahap, oğlu Refet, Yörükzâde Hüsnü, Kadı Remzi, Çapanoğlu Mahmut, Vasıf Bey, Tevfikzâde Abdullah Efendi’ninde için de bulunduğu kişiler Çapanoğlu Edip ve Celal, Salih Beyler kaçmışlardı. Ethem Bey, Yozgat’ta 200 kişilik bir müfreze bırakarak 24 Haziran’da isyancıların toplanmakta oldukları Alaca üzerine yürüdü.” “Arapseyfi Boğazındaki Kat’i muharebe :
Çapanoğlu Celal ve Edip Beylerin asli kuvvetleri Yozgat ve Alaca arasındaki tek güzergah olan ve evvelce iyice tahkim edilmiş mevzilerine yerleşmiş kuvvetlerin atılması ve geçilmesi çok güç Arapseyfi Boğazı’nda saf tutmuşlardı. Düşmanın gayesini şöyle tahmin etmişti: Bizi Boğaza doğru çekmek ve meşgul etmek, arkadan da kafi kuvvetleriyle Yozgat’ı elimizden almak... Çünkü eğer bizi Arapseyfi Boğazı’nda sıkıştırırlarsa, başkaca imdat almaktan mahrum olduğumuz için, kendileri ise muhitten daima yardım görebileceklerinden iki ateş arasında eriteceklerdi.Düşmanın planını anlamamışçasına hareket ettim ve asli kuvvetlerimle Boğaz’a doğru yanaştım. Müsademeler bütün şiddetleriyle başladı. Asilerin beklediği fırsatı kendilerine vermiş gözüktüm.
Ne yazık ki bu, iki taraf arasında da çok telefata sebep olan tarz idi. Başka çarem yoktu. Asiler bozulunca bizimkilere ateşi kesmelerini emrettim. Münadiler çıkararak teslim olanların affedileceklerini bildirdim. İsyancıların sayısı, tahmin edildiğinin çok üstünde idi. Çapanoğlu Edip ve Celal Beylerin kaçabilecekleri tek yolu kasden tıkamamıştım. Uzun yayla istikametinde olan bu yolu, açık bırakmamın sebebi, isyanın elebaşılarına buradan harp yerini terke ümit bırakmak idi. Nitekim bizler boğazın arkasına sarkarak her tarafı muhasara altında aldığımız zaman Edip ve Celal Beyler bu fırsattan istifade ederek kaçmışlardı...
Çok sıcak bir gündü muharebe akşama kadar sürmüştü. Burada “muharebe” tabirini kullanmış olmam çok tabi görülmelidir. İki taraf da top, makinalı tüfek, bombalar kullanıyordu. Bilhassa asiler cömertçe mermi kullanıyordu. Tahmin edildiğinden çok malzemeye sahip oldukları anlaşılıyordu.
Arapseyfi Boğazı’nın yamaçları yüzlerce, evet yüzlerce ölü ile dolu idi. Yaralıların iniltileri etrafı doldurmuştu. Sıhhi kudretimiz pek mütevazi idi. Buna rağmen elimizden geleni yapıyorduk. Hücumlar çok şiddetli olmuş, kesif ateş içinde iki taraf tahmin edilebileceğinden çok zayiat vermişti.”
25 Haziran Cuma günü iki saatlik bir top ateşi sonrası Çerkez Ethem kuvvetleri Alaca’ya girmiştir. Sungurlu-Boğazkale üzerinden tekrar Arap seyfi de kardeşleriyle buluşan Halit Beyler Aziziye’ye (Pınarbaşı) çekilmişlerdir. 24 Haziran günü meydana gelen Arapseyfi çatışmasından haberdar olan Alaca’da kimse tertibat alma cüretini gösteremez. Ancak nahiye müdür vekili, Kapıaltı çavuşu ve arkadaşlarından bazıları saklanırlar. Bunlardan Örükayalı Resul Hoca ile Nahiye Müdür Vekili Karslı Hafız arasında bir pusula ile haberleşme olduğu ileri sürülmekte ise de aslı yoktur. Hadisede de istememezlik ve fesatlık esastır. Jandarma Çavuşu (Kapıaltı) Uzun Osman, Yağlı Çallı Ömer, Hacı Ali ve yanlarındaki nahiye içindeki Abbas Çavuş’un değirmeninde mevzilenirler. Ancak müsademe sonrası şehre giren kuvvetlerce ismi zikredilen üç kişi orada öldürülür, diğerleri kaçarlar.
Çerkez Ethem Bey ve kuvvetleri, 25-26 haziran günleri Alaca’da kalır. Halktan ve ileri gelenlerden alınan şikayet ve ihbarlar üzerine birçok kimse toplanır ve hapsedilir. Belediye Başkanı Behçet Efendi araya girer. Bir çok kimsenin kurtarılmasında etkili olur. Ancak Resul Hoca, Örükaya’dan Alaca’ya getirilip ayaküstü muhakeme ile idam edilir. Karslı Hafız’ın büyük oğlu İhsan, Dayısı Ahmet Bey’in gözü önünde, Hacı Mahmut’un ağabeyi Gazi Kardeşinin gözü önünde, Sarı Mehmet’i, Kazan Ahmet’lerin Hüseyin Çavuş’u sorgulama sırasında öldürürler. Yakınları şiddetin korkusundan hiçbir şey yapamaz ve söyleyemez. Yakalanamayan ve elebaşı olarak ileri sürülen şahıslardan Karslı Hafız’ın evi yakılır, birikintisine el konulur. Kızıllılı Veli Ağa ve Alaca’dan Osman Kahya, Yakup Efendi, Fakılarlı Molla Aziz’in evleri yakılmıştır. Çapanoğlu tarafları dağılmış, Halk sinmiş şiddet ve infaz şok etkisi yapmıştır. Herkes artık Milli Hükümet ve Kuvay-i Milliye yanlısıdır.
“Cemal Kutay’ın eserinde Çerkez Ethem Bey’in kendi anlatımıyla; Zile’ye kadar bütün isyan sahası, yedi günde temizlendi. Her yerde yeni yeni hadiselerle karşılaşarak ve çoğu yerde oldukça çetin mukavemetleri kırarak, isyan yuvalarını temizledik. Sekiz gün süren harekattan sonra çok sayıda malzeme elde etmiş ve bütün havalide sükûnu temin etmiş olarak Yozgat’a döndüm. Arapseyfi başarımız ehemmiyetini kavrayan, Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’dan çok hararetli bir tebrik ve teşekkür telgrafı aldı. Bu telgrafta Çorum’da bulunan Rafet Bey’e Zile’de bulunan Cemil Cahit Bey’e, asi döküntülerini toplamak için emir verildiği bildiriliyordu. Yer yer döküntüleri kalan artıkları tasfiye etmesi hususunda Cemil Bey’e lüzumlu malumatı verdim ve kendisinden avdetime kadar neticeler hakkında izahat aldım. Alaca eşrafından, alevilerin tarikat şeyhi Dede Garip Bey’in isyanla alakası olduğu hakkında ihbarlar almış fakat bu zatı mahkemeye verdirmemiştim. Mahalli akisle mülâhaza etmiştim.”
28 Haziran Pazartesi 1920 (1336) Alaca’da iken Kemal Paşa’dan kutlama telgrafı alan Çerkez Ethem müfreze (200 er kişilik ayrı iki grup halinde) oluşturmak için kumandanlarından Yüzbaşı Ethem (İzmirli) ile Çakır Efe’yi Alaca’dan bırakır. Ayrıca Büyük Camilili Dede Garip Dedekargın ve oğlu Hüseyin Gazi’den teçhizatlı 400 süvari ister. Çorum Mutasarrıfına bilgi verilir. İkinci bir haberleşmede ise Kalehisarlı Zekeriya Efendi’nin memur edildiğini aynı köyden Ahmet Ağa’nın da yardımcı olacağını bildirir, Ancak Çorum Mutasarrıfı ve Rafet Paşa, bu durumu hoş karşılamazlar. (Sebep: Kısa sürede halktan çeşitli şikayet ve yakınmalar alınmıştır)
Müfreze oluşturma çalışmalarında, baskı, şiddet, dövme, yaralama, yakma, soygun ve kurşuna dizme olayları görülmüştür. Abartılı da olsa kulaktan kulağa aktarılmaktadır. On gün kadar Yozgat’ta kalan Çerkez Ethem 9 Temmuz 1920’de Yozgat’tan hareketle Ankara’ya ulaşır. Gönüllü alayı oluşturma çabalarında zikredilen afla tutuklular serbest bırakılır. Ancak ağır hükümlülükler yüklenerek “Eylül ayında hükümetin baskısı üzerine Celal ve Edip Beyler Ankara’ya teslim edilir. M. Kemal, bunlara ceza uygulatmayarak, kendilerini ayrı ayrı yörelerde oturmalarını zorunlu kıldı.”
“Çolak İbrahim kuvvetlerinin iki aylık uğraşmaları sonucu ayaklanan kuvvetler tamamiyle dağılmış, Alaca’nın Karatepe köyünde saklanan Çapanoğlu Halit Bey Amasya Divan-ı Harbi’nde yargılanarak idam edilmiştir.” (NOT: Alaca müfrezesi Çerkez Ethem Bey’in kumandanları İzmirli Yüzbaşı Ethem Bey ile Çakır Efe tarafından (ellerinde Çerkez Ethem’in emri bulunan belge ile) zorlama süretiyle oluşturulmuş ve bu duruma Garip Dedekargın katkı sağlamıştır. Çorum, bu zoraki olaya karşı çıkmıştır. Vatandaş mağdurdur. Ayrıca bu olay Rafet Bey ile Ethem Bey’in aralarının açılmasındaki sebeplerden birini teşkil eder. Ali Fuat Paşa (Garp Cephesi komutanı) komutasında Gediz Muharebesi’nde Alaca müfrezesi görev yapmış. Kuvvetlerimizin geri çekilişinde 150 kadar asker cepheden kaçarak kaçak durumuna düşmüştür. Çerkez Ethem’in buradaki tutumu, ayrı bir inceleme konusudur.) Alaca, Milli Mücadele (Kurtuluş Savaşı’na)’ye küçümsenmeyecek boyutta iştirak etmiş. Türkiye genelinde ki şehit sayısı, yaklaşık 36 bin 500 iken Çorum ilçeleri ile birlikte 1516 şehit vermiştir. Alaca, bu toplamda 102 şehit ve 125 İstiklâl Madalyası ile kendi yerini almıştır.

         Çorum Bayat Resimleri Images: 0 Hits: 215 Description: İlçemiz Bayat adını Oğuzların 24 boyundan birisi olan Oğuz Han'ın büyük oğlu Gün
Han'ın Kayı'dan sonra ikinci oğlu olan Bayat'tan almaktadır.
Bayat kelime olarak Hüdavent ve Tanrı anlamına gelir. Türkiye,
Azerbaycan ve Türkistan Türkleri'nin ataları olan Oğuz ya da Türklerin ilini
meydana getiren 24 boydan biri olup, kendilerini Türkmenler'in en soylusu
sayarlar.
Bayat Boyu devleti ve milleti bol anlamına gelir.
Bayat Boyu Anadolu'da Azerbaycan ve Türkistan'da yayılmıştır.
Ananeleri gereği yerleştikleri birimlere diğer Oğuz Boyları gibi kendi
Boylarının ( Bayat Boyu'nun ) ismini vermişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu
döneminde tutulan resmi defterlerde Kuzey ve Orta Anadolu'da 42 yerleşim
biriminin Bayat adını taşıdığı tesbit edilmiştir. İlçemize bağlı Beydili Köyü ve
yakın çevremizde Dodurga, Salur, Kınık, Büğdüz ve benzeri yerleşim birimlerinin
adlarınında bu boyların yani 24 Oğuz Boyu'nun adlarını taşıdığı
belirtilmektedir.
Divan-ı Lugat-ı Türk'de Bayat'ın Bay-at kök ve eklerinden oluştuğu;
Bay:Zengin ve servet sahibi olan, At: Ünvan,lakap anlamına geldiği ve Bayat'ın
Bay-At tan oluştuğu belirtilmektedir.
KURULUŞU

Bayat'ın kuruluş
tarihini belirleyen yazılı bir belgeye şu ana kadar rastlanamamıştır. Ancak
çevrede bilgisi ve manevi kişiliği ile halkın sevgi ve saygısını kazanmış, Hacı
Bektaşı Veli'nin yanında yetiştikten sonra Bayat halkını aydınlatmakla
görevlendirilen Hasan ÇELEBİ'nin İlçemiz Dere Mahalle'deki mezar taşında ölüm
tarihinin Hicri: 900 Miladi: 1494 yılı olduğu tesbit edilmiştir
Fundalıklarla kaplı olduğu belirtilen İlçemiz Dere Mahalle'ye
Karaosmanoğulları'ndan Bahaddin adında bir oba reisinin ve İlçemiz Tepebayat
Mahallesi'ne ise Ezgendioğulları'ndan İran-Horasanlı Kara-Bayatlar'ın Anadolu'ya
göçü sırasında Hasan Ağa'nın reisi olduğu küçük bir oymağın ilk yerleşenler
olduğu Hasan ÇELEBİ'ninde Karaosmanoğulları'ndan olduğu söylenegelmektedir.
1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu'nun Türkler tarafından fethi ile
iskan edilişi 14.yy.da Moğollar'ın Maveraünnehir ve İran'ı fethetmeleri üzerine
burada yaşayan Türk Bayat Boyları'nın Anadolu ve Suriye'ye göçleri ve hasan
ÇELEBİ'nin ölüm tarihinden hareketle Bayat'ın 1071-1350 yılları arasında
kurulmuş olabileceği sonucuna varabiliriz.

BAYAT'IN BUCAK ve İLÇE OLUŞU
Birinci Dünya Savaşı sonrası, o yıllarda Çorum Sancağı'na bugün ise Çankırı'ya
bağlı Alagöz'e nahiye ( bucak ) teşkilatını kurmakla görevlendirilen bir heyet
Alagöz'e geçerken Bayat eşrafınca misafir edilirler. Nahiye teşkilatının Bayat'a
kurulmasını heyetten ısrarla isterler ise de görevliler Alagöz'e giderler. Ancak
bir süre sonra bizce bilinmeyen sebeplerden ve belki de Bayat eşrafının sıcak
ilgisi ve ısrarlarına karşılık nahiye teşkilatı Alagöz'den Bayat'a taşınır.
Cumhuriyet döneminde
40 yıl kadar Çorum'un İskilip İlçesi Alagöz
Nahiyesi olarak anılan
Bayat 01 NİSAN
1958 tarihinde İlçe Merkezi olmuştur.

         Çorum Boğazkale Resimleri Images: 0 Hits: 96 Description: İl merkezine uzaklığı 83 km’dir. İlçede bulunan BOĞAZKÖY, UNESCO tarafından Dünya kültür mirası olan ülkemizdeki 9 yerden birisidir. Ayrıca; Yazılıkaya Açık hava mabedi ilin önemli bir turistik yerlerindendir.
         Çorum Dodurga Resimleri Images: 0 Hits: 121 Description: Dodurgalılar Bozokların Ayhan koluna bağlıdır. Kaşgarlı Mahmut Totırga olarak zikretmiştir. Kaşgarlıya göre boyun damgası şeklindedir. Reşideddin' e göre Dodurga kelime olarak ülke olmak ve yönetmek manasına gelmektedir ve boyun damgası . şeklindedir. Yazıcıoğlu' ya göre ise Dodurga Mülkdutmak ve yaşamak şeklinde telafuz edilmiştir. Boyun damgası şeklindedir. Her Oğuz boyunu sembolize eden bir kuş vardır. Dodurga Boyu'nun sembolü de (Onku'u) Bozkır Kartalıdır.
Malazgirt savaşından sonra çeşitli zamanlarda Anadolu'ya büyük kitleler halinde Türkmenler göç etmişlerdir. Sultan Alparslan'ın görevlendirdiği komutanlardan Danışment Ahmet Gazi Malatya'yı fethettikten sonra (1072)Amasya (Harşana) önlerine gelerek Amasya kalesini zaptetmiştir. Harşana Kalesi beği Şaddad'ı yakalamak amacıyla Osmancık'a kadar kovalamış ve yakalayarak hapsetmiştir. Ahmet Gazi Osmancık kalesini zaptettikden sonra burasına Alayuntlu Neslinden Sokulu oymağı reisi Osman Beğ' e bırakmış kendisi de Gümüş üzerinden Elbistan'a kadar uzanmıştır.Osman bey kardeşi Ayhan beyi Dodurga Köyüne çevresinde bulunan köylerle birlikte uç beyi olarak tayin etmiştir. 1074 yılında Dodurga beyi Ayhan bey Amasya Devlet ricaline görev verildiğinden yerine Kızılkanatoğullarından Ahmet beyi tayin etmiştir.Ahmet bey köyün yeniden imar edilmesini sağlamış Kızılkanat adını taşıyan bir cami yaptırmıştır. Bu cami fazla tahribat gördüğünden 1977 yılında yıkılarak yerine yine aynı adı taşıyan bir cami inşa edilmiştir.
Danişmentlilerin son zamanlarında, İskilip yolu üzerinde bulunan Dodurga Osmancık- İskilip bağlantısını sağlayan önemli bir konumdaydı. Danişmentlilerden sonra Dodurga Selcuklularan idaresine girmiştir. Sultan II. Kılıçarslan sağlığında ülkesini II oğlu arasında pay etmiş Osmancık oğlu Sencer'in hissesine düşmüştür. Kösadağ Savaşından (1243) sonra Anadolu Moğol egemenliği altına girmiş,1260 tarihinde Moğol nanı Hülagu Kızılırmağın batısını Dodurga ve çevresi dahil Selçuklulardan Keykavus' a doğusunu merkezi Amasya olmak üzere Rüknettin KILIÇARSLAN 'a vermiştir.Bu sırada Dodurga'nın idaresi Keykavs'a bağlı olarak Köyün ulularından Hamik Beğ' e aittir.
Dodurganın ilk yerleşim bölgeleri önceleri şimdiki İlçenin güneyinde bulunan dağın eteğinde Kuzyaka ve Damlaca denilen yerde bir yerde doğusunda öldürmüş denilen mevkide bulunuyordu. Dodurga 1910-1935-1942-1943 yıllarındaki depremden çok hasar görmüş, birkaç defa yeniden imar edilmiştir. Birinci dünya savaşında erkek nüfusunun büyük kısmını kaybetmiştir. Milli Mücadeleye de aktif olarak katılan Dodurgalılar Osmanlının son zamanlarında her Türk köyü gibi sönüklenmiş ise de Cumhuriyetin ilk 20 yılından sonra çevresinde linyit madeninin bulunması nedeniyle tekrar önemli bir yerleşim bölgesi haline gelmiştir.
Dodurga 1963 yılında yapılan referandumla belediyelik olmuştur. 09.05.1990 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile İlçe olmuş ve 01.09.1991 yılında İlçelik açılışı yapılarak ilk Kaymakamlık ve bağlı birimler oluşturulmuştur.

         Çorum iskilip Resimleri Images: 0 Hits: 119 Description: Eski tarihi ve buna paralel olarak geleneksel kültürü ile betonlaşmaya ve hızla gelişen teknoloji ile dünyaya ayak uydurmaya çalışan İskilip günümüzde de Anadolu’nun incisi olarak kendine özgü tarihsel sürecini devam ettirmektedir.
1849’ da İskilip’e gelen gezgin Tschihatscheff kentimizi “Tepeyi aşınca iniverdiğimiz dar vadide resim gibi uzanan bir kent çıktı karşımıza, Meyve ve asma bahçelerinin taze yeşiliyle kuşatılmış bu kent İskilip’tir.” diyerek ifade etmiştir.
Ülkemizin resim sanatını şekillendiren ustalardan 1942’de devlet sanatçısı olarak İskilip’e gelen Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bakışı ile ;
“Memlekete girerken aklımı oynatacaktım ağabey, Resim için bundan daha harikulade yer düşünemezdim. Tam arayıp ta bulamadığım dağlar: Dağlar şehrin içerisinde, ortasında, nasıl anlatayım. Tramvay, caddesinden geçer gibi, mahalle bekçileri gibi şehrin senlisi benlisi olmuşlar: Adım başı yeni bir ışığa kavuşan sırtlar, kayalar tabak gibi. Bir dağ parçası, birkaç dakika sonra korkunç bir çukurun içinde kaybolmaya başlıyor. Dağlar şaha kalkıyor, dağlar doğuruyor. Sonra şehir, dağların yonttuğu şehir, dere boylarına salkım saçak sıralanan ortaçağ evleri, dağ manastırından fırlamış siyah elbiseli, ağırbaşlı, hırçın yüzlü adamlar. Bunların yanında rengarenk köylü demetleri ve damdan düşercesine patavatsız bir yağmur, bir sel, bir afet. Arkasından mor salkımlı bir sürü bulut ve bütün haşmeti ile Ramazan topu, davul ve zurna. İskilip’e derhal vurulmamaya imkan yok.” Anlatımını bu günde görmek ve yaşamak mümkün.
Gezgin ve Sosyolog yazar Tevfik Taş İskilip’in tarihi yapısını şöyle kaleme alıyor ;
“Yol döne dolaşa İskilip Kalesine çıkıyor. Dik bir kaya altında mağara mezarlar. Yanında Belediyenin bir hafriyatı sırasında çıkan , ama hangi döneme ait olduğu saptanamamış antik parçalar: Kaleden bakıyorum kasabaya. Yivlik tepesi, Elmabeli, ormanlar, bağlar... Kalenin içinde ve yol boyunca eski, yoksul ama, kapısı, sokağı temiz evler. Bu kale Hititlerden mi kalma ? Bunu bilen yok. Kestirmeden iki saatlik yol bizi Hititlerin başşehri Hattuşa’ya götürüyor.Yer altında kaleye giden iki yolun daha olduğu söyleniyor. Böyle olup olmadığından emin değil kimse. Bütün bu belirsizlikler çok övündüğümüz Anadolu tarihine verilen önemi gösteriyor. Hitit tarihi yeryüzünün gözünü kamaştırıyor. Ve başkentinin iki adım ötesinde, bir dozerin ağzı bir karış derine indiğinde sütunlar, süslemeler çıkarıyor.” Değerlendirmesi ile İskilip’in tarihsel derinliğini, anlaşılmayı ve tanınmayı bekleyen bir şehri vurguluyor.
2000’li yılların başlarında ilçeyi gezen fotoğraf sanatçısı Haluk Uygur “Az Gittik, Uz Gittik “ adlı eserinde İskilip’i şöyle anlatıyor;
“Günümüzde Çorum’un küçük bir kasabası olarak yaşantısına devam eden İskilip’in tarihin içinden günümüze taşıdığı büyük kültürel değeri, ilk ziyaretinizde hemen hissedeceksiniz. Etkileneceğinizden hiç şüphem yok!
Yıllardan beri yörede faaliyet gösteren, esnaf loncalarının etkisiyle olacak, Türkiye’nin çok yerinde artık yok olmuş, bir çok zanaat erbabı , İskilip’te hala faaliyetine devam ediyor.
Gezileriniz sırasında sanayileşen Türkiye’nin ancak bazı yörelerinde bazı zanaat dallarının, fedakar ustalar tarafından devam ettirilmeye çalışıldığını fark etmişsinizdir. Ancak ortak bir çarşıda, birçok el sanatı erbabının bir arada mesleklerini sürdürmesi, pek görülebilen bir olgu değil. Bir çok el sanatını bağrında yaşatan İskilip, bu yüzden bende, doğal bir etnoğrafik kent müze izlenimini bıraktı. Bu izlenime sahip olmama, kasabanın tarihi mimari profili, geleneklerin yaşatılması için halkın gösterdiği titizlik ve sevgiyle parlayan gözlerin arkasında yaşadığını hissettiğim, hümanizm çok etkili oldu. .... Daha önceleri Safranbolu UNESCO tarafından kent olarak korunmaya alınmıştı. Bundan 5-6 yıl önce ise biz Mardin’in Kent olarak korunmaya alınmasını dile getirmiştik. Sonunda Mardin’de korunmaya alındı. İskilip’te en az bu iki kent kadar korunmaya layık değerleri bünyesinde taşıyor. Bence İskilip’te UNESCO tarafından korunmaya alınmalı ve kent, bir açık etnografya müzesine dönüştürülmelidir.Sizlerin oraya ziyareti sonucu, bu önerimi savunan aydın sayısını artırabiliriz kanaatindeyim.” Şeklinde İskilip’i özetliyor.

         Çorum Kargı Resimleri Images: 0 Hits: 130 Description: Kargı ve çevresini incelediğimiz bu çalışma, Kargı tarihinin yanında Kastamonu, Çankırı, Amasya ve Çorum tarihi de esas alınarak hazırlanmıştır; çünkü Kargı'nın tarih öncesi çağlardan itibaren bu yerleşim birimleri ile idari bağlantıları vardır.

Strabon'a göre Antik Anadolu coğrafyasında Kargı'nın da içinde bulunduğu bölgeye Paphlagonia denilmektedir. Strabon Paphlagonia'yı Ò Pontus eyaletinin , Halys (Kızılırmak) nehrinin doğusundaki kısmı yani Sinopis(Sinop) yakınındaki Olgassys (Ilgaz) dağı etrafındaki ülkeyi kastediyorum. Olgassys (Ilgaz) dağı olağanüstü yüksek ve tırmanılması zordur. Bu dağın her yerinde kurulmuş olan tapınaklar Paphlagonialıların elindedir. Etrafındaki Blaene ve Domanitis oldukça verimli topraklardır.Ó diye tarif etmektedir. Kargı, Paphlagonia coğrafyası içinde Blaene olarak zikredilmektedir.

PAPHLAGON?A' DA BLAENE (KARGI) :
Anadolu'nun kuzey kesiminde antik bölge, batıda Bitinya, güneyde Galatya, do?uda Pontus, kuzeyde Pontus Euxinu'la(Karadeniz) çevrilidir. Bugünkü Zonguldak, Bartın, Kastamonu, Çankırı ve Sinop illerinin tümünü, Çorum'un batı bölümünü içine alır.

Paphlagonialılar, Homeros'ta adı geçen en eski kavimlerdendir. Paphlagonialı prenslerin çoğu, Troya Savaşına katılan Pylaimenes'in soyundan geldiklerini göstermek için Pylaimenes adını taşırlardı. Hitit Devleti yıkıldıktan sonra bir süre Firigya egemenli?inde kalan Paphlagonia daha sonra Lidya egemenliğine girdi. M.Ö. 547-546 'da Keyhusrev' in Lidya Krallığını ortadan kaldırmasıyla Pers yönetimine geçti. Persler'in Satraplık düzeni içinde Kapadokyalılar ve Anadolu'nun kuzeyindeki daha başka halklarla birlikte üçüncü satrapl??a alındı. M.Ö. 480' de Kserkses'in ordusunda Paphlagonial? askerler de görev yapıyordu. M.Ö. 334' te Anadolu'ya giren Büyük İskender'in egemenliğine geçen bölge, onun ölümünden sonra Eumenes'in yönetimine girdi. Doğu komşusu Pontus Krallarınca ele geçirilinceye kadar yerel prenslerce yönetildi. Büyük Mithradates'in M.Ö. 65' teki yenilgisine değin Pontus Krallığının elinde kaldı. Pompeius, M.Ö 63-62' de Paphlagonia' nın kıyı kesimini Bitinya ile birleştirdi.İç kesimi yerel prenslere bıraktı. Sonunda ülkenin tümü Romalılar'ın eline geçti. Dağınık olan iç kesim Augustos tarafından Galatya Eyaleti'ne bağlandı. Kıyı kesimi ise Pontus'un büyük bir kısmı ile birlikte Bitinya'ya katıldı.

A. ESKİ ÇAĞLARDA BLAENE (KARGI) :
M.Ö. II. Bin yılın başında Anadolu'ya gelen Hititler bu devrin sonlarına doğru, Kızılırmak kavsi içindeki bölgeye yerleştiler. Blaene'nin de içinde bulunduğu Paphlagonia 'nın da Hititlerle ilişkisi bu zamanda başlar. Paphlagonia , Sinop ve Samsun dolaylarında yaşadığı ileri sürülen Gaşka'ların kıral? Hantili ( M.Ö. 1590-1560) tarafından Hitit Devletinin başşehri Hattuşaşa saldırıldığında Gaşkalar'ın kontrolüne girmiştir. Blaene'nin (Kargı)Yeni Hitit Devleti veya imparatorluk Devri olarak bilinen( M.Ö. 1460-1190) dönemde tekrar Hitit Devleti kontrolüne girdiği sanılmaktadır, Hitit Devletinin yıkılmasından sonra bir süre Firigler'in hakimiyetine giren bölge M.Ö. 696-585 yılları arasında Kimmerler tarafından istila edilmiştir.Kimmerler M.Ö. 705 yılında Asur Kralı Sargon II. 'nin savaşta ölümünden sonra Küçük Asya'ya (Anadolu) döndüler Paphlagonia' yı ve Firigya Kralı Midas'ı yenerek Firigya' yı ele geçirdiler. Bu dönemlerde Anadolu'da Kimmer tehlikesi vardı. Lidya Kralı Gyges, Kimmerler'e karşı Asurlular' dan yardım istedi. Ve iki Kimmer reisini zincire vurarak Ninova' ya yolladı. Kimmerler Anadolu'dan Kral Alyattes zamanında tamamen kovuldular. Bu kral zamanında Lidyalılar Anadolu'nun büyük bir kısmına hakim oldular ve Lidya' nın doğu sınırı iç Anadolu yaylasında Halys(Kızılırmak) nehrine kadar genişledi. Bu tarihten sonra Lidyalılar'la Med'ler arasında uzun süren savaşlar oldu. Sonunda yapılan anlaşma ile Halys(Kızılırmak) nehri iki devlet arasında sınır kabul edildi. Paphlagonia' da Lidya hakimiyeti devam etti. M.Ö. 560' ta Kral Alyattes ölünce yerine oğlu Kroisos geçti. Kroisos M.Ö. 546'da Pers Kralı Keyhusrev ile Halys(Kızılırmak) nehri yakınında savaştı. Pers Kralı Keyhusrev Lidya'nın başkenti Sardeis'i alarak Lidya Krallığına son verdi. Blaene (Kargı)'nin de içinde bulunduğu Paphlagonia bölgesi Persler'in eline geçti. Paphlagonia bölgesi(M.Ö. 546) bu tarihten M.Ö. 334' e kadar Persler'in elinde kaldı ve satraplık olarak yönetildi. M.Ö. 334' te Granikos zaferinden sonra Büyük iskender'in hakimiyetine girdi. Onun ölümünden sonra da Eumenes'in yönetimine girdi. Doğu komşusu Pontus Krallarınca ele geçirilinceye kadar yerel prenslerce yönetildi. Büyük Mithradates'in M.Ö. 65' teki yenilgisine değin Pontus Krallığının elinde kaldı. Pompeius, M.Ö 63-62' de Paphlagonia' nın kıyı kesimini Bitinya ile birleştirdi.iç kesimi yerel prenslere bıraktı. Sonunda ülkenin tümü Romalılar'ın eline geçti.M.S. 395' e kadar Roma yönetiminde kalan bölge, bu tarihten sonra Bizans adını alan Doğu Roma imparatorluğuna bağlandı. Blaene(Kargı) Bizans hakimiyeti sırasında Türk, iran ve Arap ordularının saldırılarına uğradı. Malazgirt Savaşından sonra Anadolu' nun bu bölgesine gelen Artuk Bey, özellikle Danişmend Gazi buraya Kayıları yerleştirdi.

B. KARGI VE ÇEVRESİNİN TÜRK EGEMENLİĞİNE GİRİŞİ
Türkler'in Anadolu' yu yurt edinebilmek amacıyla gerçekleştirdikleri ilk seferler 1015 yılından itibaren Çağrı Bey ile başlamış; 1048' de Pasinler Savaşı ile Doğu Anadolu, 1071 Malazgirt Savaşı ile de Anadolu' nun önemli bir kısmı ele geçirilmiştir. Bu ünlü savaştan sonra Bizans ile anlaşma yapılmasına rağmen yeni imparator bu anlaşmayı tanımamıştır. Bu durum üzerine Selçuklu Sultanı Alparslan, Anadolu'da fethedilmeyen toprak bırakmamak için, savaşa katılan komutanlardan her birine değişik bölgelerin fethini tamamlama görevi vermiştir.

Kargı ve çevresini ilk ele geçiren, Alparslan'ın ünlü komutanlarından ayrıca Danişmendli devletinin de kurucusu olan Emir Danişmend Gazi' dir. Emir Danişmend, Malatya merkez olarak kurduğu bu devletin sınırlarını kısa sürede genişletmiş; kumandanlarından Emir Karategin'i Çorum, Çankırı ve Kastamonu' nun fethine yollamıştır. Kara Tegin'in 1083-1084 yılları arasında Kargı ve çevresini ele geçirdiği tahmin olunmaktadır.

C. OSMANLI DÖNEMİNE KADAR KARGI
Kargı Danişmendli egemenliğinden sonra sırası ile Anadolu Selçukluları, Çobanoğulları ve Candaroğulları'nın egemenliğine girmiştir. Kargı ve çevresinin Anadolu Selçuklu Devleti dönemindeki durumu ile ilgili geniş malumat bulunamamıştır; ancak Anadolu Selçuklu Devletinin en büyük hükümdarlarından biri olan Alaaddin Keykubat döneminde, onun emir'lerinden olan Çoban Hüsamettin Kastamonu'yu Rumlar'dan alınca, bu şehir kendisine Timar olarak verilmiş, daha sonra Çankırı toprakları da Çoban Hüsamettin'in eline geçmiştir.
Çoban Hüsamettin Kastamonu ve Çankırı havalisinde yaklaşık 100 yıl kadar egemenlik kurmuştur. Bu dönem içerisinde Kargı ve Çevresinin idaresinin Çoban Hüsamettin'e bağlı olduğu tahmin olunmaktadır. Kargı' da bu döneme ait iz bulunmamaktadır.

Osmanlı öncesinde Kargı'da egemenlik kuran beyliklerden biri de Candaroğulları'dır. Candaroğullarının egemenliğinin Kastamonu, Sinop, Çankırı, Kalecik ve Tosya ile birlikte Kargı'ya kadar uzandığına dair geniş bilgi bulunmaktadır. Bölgenin Tahrir defterlerinde Kargı Kazasının Dereköy (Yazıkilise) mevkiinin Çankırı'daki imarete bağlı olduğu, Candaroğlu Kasım Bey dönemine ait vakfiyeden de anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti,1392-1393 tarihlerinde Kargı ve çevresini Candaroğullarından aldıysa da 1402 Ankara Savaşı ile Timur'a yenildiğinden bu bölge tekrar Candaroğullarına geçmiş; Osmanlı Devletinin ikinci kurucusu sayılan Çelebi Mehmet döneminde Candaroğlu isfendiyer Beyin Oğlu Kasım Bey ile dostluk kurulduğundan, Candaroğulları arazisinden Çankırı, Kalecik, Tosya ile muhtemelen Kargı, Çelebi Mehmet'in emri ile Kasım Bey'e terk edilmiştir.(1416-1417). 1430'dan sonra Kasım Bey'in ölümüyle Kargı ve çevresi Tosya ile birlikte Osmanlı egemenliğine girmiştir.

D. BÖLGENİN OSMANLI EGEMENLİĞİNE GİRMESİ
Kargı ve civarının Osmanlı Devletinin egemenliğine ilk defa girişi bir kısım kaynakta da yer aldığı gibi Yıldırım Beyazıt dönemine rastlamaktadır. Tarih olarak 1392' dir. Bu dönemde özellikle iç Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde egemenlik kurmaya çalışan Kadı Burhanettin, 1392 tarihinde Amasya, Osmancık v.s. bu çevrede hakimiyet kurabilmek amacı ile Osmanlı ile yaptığı Kırkdilim Muharebesinde, Amasya Sancağı Beyi şehzade Ertuğrul'u yenerek; onun ölümüne sebebiyet vermiştir. (Temmuz 1392). 1393 tarihine kadar Amasya ve bu bölgelere egemen olduysa da elde ettiği yerleri bu tarihte tekrar geri vermek zorunda kalmıştır.

1402 tarihine kadar Kargı, Osmancık, v.s. çevre Osmanlı egemenliğinde kaldıysa da bu tarihte meydana gelen Ankara Savaşı nedeniyle Osmanlı parçalanınca daha önceden havaliyi elinde bulunduran Candaroğulları tekrar bu topraklara sahip olmuştur. Aynı zamanda isfendiyer Oğulları olarak da bilinen bu beyliğin hükümdarı Kasım Bey, Osmanlılar ile iyi münasebetler kurmuş; bir nevi yarı müstakil hükümdar olarak Osmanlıya bağlılığını sürdürmüştür. Kasım Bey'in döneminde Çankırı, Kalecik ve Tosya dışında Kargının da ona bağlılığını gösteren en önemli belgelerden biri Tahrir defterleridir. Kasım Bey Çankırıda inşa ettirdiği imaretine Kargı Kazasına bağlı Yazı Kilise (Nam-ı diğer Dereköy) adlı köyü vakfetmiştir. Kasım Bey'in 1430 tarihinden sonra vefat etmesi üzerine Kargı da bu tarihten itibaren Osmanlı hakimiyetine girmiş ve tesis edilen Çankırı Sancağının bir kazası olmuştur. Genel olarak Kastamonu ve çevresinin 1460 tarihinde Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı egemenliğine girdiğini görüyoruz.

1460 tarihinden yaklaşık 16. yy'a kadar yeterli kaynak bulunmamakla birlikte Kargı'nın kaza olarak devam ettiği görülmekte; 16. yy'da Anadolu Eyaleti'nin Çankır Sancağının 10 kazasından bir tanesi olup yevmi 15 akçelik bir kadılık olduğu kaynaklarda zikredilmektedir.

Daha sonra Kargı isminin gelişiyle ilgili kısımda da yer aldığı gibi Yavuz Sultan Selim'in 1514 Çaldıran Seferi dönüşünde Veziriazam Sinan Paşa'nın Kargı'yı Kaza-i bir selahiyetle nahiye haline getirdiği de bilinmektedir.
Kargı ile ilgili 16. yy'a ait bir diğer bilgi A. KANKAL'ın eserinde yer almaktadır. Yazar:''Birbirine yakınlığı itibariyle gönderilen fermanlarda Tosya ile Kargı beraber zikredilmiştir. 16. yy'da Kargı ile alakalı Mühime Defterlerinde üç kayıt mevcuttur. Bunlar 1576 yılında Kargı Kadısı'nın kardeşi ile birlikte kalpazanlıkta bulunduğuna dair kayıt, eğri, sipah ve Öküz Hayrettin adlı suhtelerin yörede halka zulumlerde bulunduklarına dair kayıt ve Kargı Subaşısı'nın da fukaraya zulm ettğ?ine dair kayıtlar olup bunların araştırılması ve eğer suçları sabit ise icabının yapılması için merkezden emirler gönderilmiştir.'' demektedir.
Katip Çelebi ise''Cihannüma'' adlı eserinde Kargı merkezini'' Etrafı dağlık, ancak düz bir yerde vaki cümle etrafı bağlarla dolu bir kasaba'' olarak zikretmektedir.

16. yy' da Kargı kazasına bağlı mühime defterlerinde 44 adet köy ismi geçmektedir. Bunlardan 4 tanesinin isminde kilise yazılıdır. Bundan Bizans ve önceki dönemlere ait Kiliselerin izlerinin varlığı anlaşılsa da yaşayan halkın dini ve etnik kökeninin farklı olduğuna dair bilgi yoktur. Sadece Kargı hudutları dahilinde hiçbir gayrimüslimin yaşamadığı tamamen Türk ve Müslüman olduğu kayıtlıdır.

         Çorum Laçin Resimleri Images: 0 Hits: 113 Description: TARİHÇE
Çorum; Alaca yöresinde başlamış olan bir isyanı bastırmak üzere görevlendirilmiş olan Abbasoğlu Hacı Ömer Paşa Medine ve Mısır dolaylarından gelerek Amasya ilinin Gümüş nahiyesinde misafir edilir. Söz konusu isyanın bastırılmasında başarılı olur. Başarısı neticesinde kendisinin de beğendiği bu günkü Laçin ilçesinin olduğu bölgeye yerleşir.
Çevre köylerden topraksız olan köylüleri getirerek ortakçı olmalarını sağlar. 1835 yılında vefat eden Abbasoğlu Hacı Ömer Paşa Büyüklaçin köyüne defnedilir.
Yöre Yıldırım Beyazıt döneminde Kırk dilim savaşı sonrası Osmanlı devletine bağlanmıştır.
1950 yılında Bulgaristan’dan gelen muhacir Türklerden 28 aile Laçin’de iskan edilir. Daha sonra gelenlerle bu ailelerin sayısı 50 yi aşmıştır.
Büyüklaçin ve Küçüklaçin köylerinin birleştirilmesi ile; 20 Mayıs 1990 tarih ve 3644 sayılı kanun ile ilçe olmuştur. 3 Mahalleden oluşmaktadır.
İLÇENİN GENEL OLARAK TANITIMI :
a) Tarihi ve Coğrafi Yapısı :

İlçe olmadan önce Büyüklaçin ve Küçüklaçin olmak üzere iki parçadan oluşan bir nahiye olan Laçin, 20 Mayıs 1990 tarihinde 3644 Sayılı Kanunla İlçe olmuştur. Çorum-Osmancık Karayolu ilçeden geçmektedir. Laçin Çorum’a 30 Km., Osmancık İlçesine 29 Km. uzaklıktadır. Güneyi dağlık ve ormanlık olup temiz bir havaya sahiptir. Kuzeyi, Doğusu ve Batısı açık bulunmaktadır. Doğusunda Amasya İline bağlı Hamamözü İlçesi, Batısında Dodurga İlçesi, Kuzeyinde Osmancık İlçesi , Güneyinde Çorum İl Merkezi bulunmaktadır.
Yer şekilleri genellikle engebelidir. Güneyindeki Köse dağı ve Eğerci dağının uzantıları yüksek ve ormanlık bölgedir. Çorum yolu üzerinde Kırkdilim vadisi oldukça derin, aynı zamanda trafik kazaları için son derece tehlikeli bir durum arzetmektedir. İlçenin güneyinde bir miktar kır arazi bulunmaktadır. Bu arazi ova şeklinde olmayıp, genelde traktör işlemesine müsait olamayan tepeler şeklindedir. Osmancık yolu üzerinde Arkıt Çayı mevcuttur. Bu çayın etrafında düzgün ekime elverişli ova şeklinde arazi bulunmaktadır. Sadece bu bölgede normal ekim, dikim, sulama yapılmaktadır. Bunun dışında kalan arazilerde ekim yapılmasına rağmen verim genelde düşüktür. Batı tarafı genelde dağlıktır, arazi kısmı engebeli olduğundan tarım yapılmasına rağmen verimli değildir. Kızılırmak kıyılarında az da olsa bir kısımen arazi mevcut olup, bu arazilerden sulu tarım yapılmaktadır.
Laçin İlçesi iklim olarak değişik hava koşullarının etkisi altındadır. Laçin İlçesinin rakımı 720 m’dir. Çorum İli : Karadeniz Bölgesi ile İç Anadolu Bölgesinin ayrıldığı yerdedir. Bu nedenle İlçenin iklimi Karadeniz iklimi ile Karasal iklim arasında bir geçiş iklimi özelliği taşımaktadır. Genelde Karasal iklime benzemektedir. Kışları kar yağışlı ve soğuk, yazları sıcak ve kurak geçmektedir. Yağışlar genelde İlkbaharda yağmaktadır. Bazen Sonbahar mevsimi de yağışlı geçmektedir.
İlçe Merkezinin nüfusu 2000 Nüfus Sayımına göre 2110”dur. İlçenin aile yapısı çok kalabalık değildir. Ortalama aile nüfusu 5-6 kişi, en kalabalık aile 11-12 kişiden ibarettir. Son yıllarda ekonomik sebeplerden dolayı dışarıya çok sayıda aile göç etmiştir. Dışarıya göç eden ailelerden 20-30 kadarı yurt dışında bulunmaktadır. İlçemize 2 kasaba ile 11 köy bağlıdır.

         Çorum Mecitözü Resimleri Images: 0 Hits: 204 Description: Mecitözü, Osmanlı İmparatorluğu’na Yıldırım Beyazid döneminde geçmiştir. Tam olarak bilinmese de 1390 lı yıllarda Osmanlı topraklarına katıldığı söylenebilir. 1402 Ankara Savaşında Timur’a yenilen Yıldırım Beyazid birliğini koruyamadı. Çelebi Sultan Mehmet zamanında Osmanlı yönetiminde kaldı sayılabilir. Mecitözü’nü Osmanlı İmparatorluğu zamanında araştırırken Çorum’a bağlı bir ilçe olarak düşünmemek gerekir. MECİTÖZÜ 1916 yılına kadar Amasya Sancağına bağlı bir ilçe olarak tarih sahnesinde yer almıştır. O nedenledir ki elimdeki belge ve bilgiler Amasya kaynaklıdır. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim bu güne kadar Mecitözü hakkında yazılmış yazılar Ünlü Tarihçi Hüseyin Hüsamettin’in AMASYA TARİHİ adlı kitabının I.Cildindeki bilgilerden alınmıştır. Bu yazımda sizlerle, yaz döneminde Ankara’ya gittiğimde ulaştığım bilgileri paylaşacağım. Mufassal Defterlerini incelediğimde, 1541 yılında Mecitözü’ne bağlı olan yerleşim yerlerini aşağıya yazacağım. Bu yerleşim yerlerinden bazıları yaklaşık 500 yıldır aynı adla varlıklarını sürdürürken bazıları diğer il ve ilçelere bağlanmıştır. İlginç olan ise öz bölgesi dediğimiz köylerin büyük bir çoğunluğunun adlarının değişmemiş olmasıdır. 982 Hicri , Miladi 1541 yılına ait Mecitözü’ne bağlı yerleşim yerleri şunlardır.

Kızılca Yakalık Kışla Orta İlyas Çanşa- Karapınar Dut Ağacı Mermerler Bayatlar Kuduzlar Kürtler Tatarali Saraycık Bozbeyi Badem Börekçi Keşlik Hızıroğlanı Çağna Yörugani Kışlacık Hakran Batıl Etrakiya- Sarı Mehmet Çimento Doğla Ahmetoğlan Terozular Çukur İmirbağı Kelek Sazak Ümmet Kayadibi Balım Urduz-Ürdüz Uluviran Sarıkaya Kargu Sırçalı Saki Kuraşık-Çoraşık Karavanhöyük Göynek Hısarcık Mezra Bükse Karahacip Karaali Virancık İbek Taşpınar Güvercinlik Uşacıklar Yalıncak Mecitözü İlçesinin Osmanlı dönemine ait net bilgilerine 1800’lü yılların sonlarına doğru ulaşmaktayız. O dönemde idari yapılanma şu şekilde oluşmaktaydı (Büyükten küçüğe göre) : İl – Sancak – İlçe – Nahiye – Köy Bu idari yapıya göre MECİTÖZÜ ilçesi SİVAS ilinin AMASYA Sancağına bağlı idi. Şimdi sizlere ilçemiz hakkındaki bilgileri kaynaklarından olduğu gibi yazacağım.
Ali CEVAD’ın “MEMALİK-İ OSMANİYE’NİN TARİH VE COĞRAFYA LUGATI” (1895) adlı eserinin 733. sayfasında Mecitözü hakkında şu bilgiler bulunmaktadır. “Amasya Sancağına bağlı ilçe merkezidir. Amasya – Çorum yol güzergahı üzerinde, Amasya’ya 45km Çorum’a 40 km kadardır. İlçe merkezinde 2.300 İslam, 400 Rum, 710 Ermeni, 102 Katolik toplam 3.512 nüfusa sahiptir. Tüm ilçenin nüfusu ise; 18.799 İslam, 2.000 Ermeni, 450 Protestan, 118 Katolik ve 920 Rum olmak üzere toplam 22.287 dir. İlçede Kızlar (Şimdiki Kırklar) ve Karadağ vardır. Arazisi çok verimlidir. Arpa, buğday, yulaf ile her cins meyve ve sebze yetişmektedir. Dağların eteklerinde ve vadilerde koyun sürüleri beslenir. Bal ve balmumu üretimi çok önemli yer tutar. Mecitözü kazası; Sarısüleyman, Kayı, Elvançelebi,, Kışlacık, Yeni Kışla ve Karayakup adında 7 nahiye ve 137 köyden oluşur.” denilmektedir. Not: 7 nahiye var diye yazıyor ama 6 tanesinin adı var.
Şemsettin SAMİ’nin “KAMUS- UL ALAM” (1898) adlı eserinde ise; “Sivas ilinin Amasya sancağına bağlı bir ilçe merkezidir. Küçük bir kasabadır. Kasabanın nüfusu 3.512 dir. Öğretim kurumlarından ikisi bir arada 1 ilkokul ve orta okul, ayrıca 1 hanı, bir hamamı ve 30 dükkanı, 1 camisi ve haftada bir kurulan pazarı bulunmaktadır. Sarısüleyman, Elvançelebi, Kayın (Kayı), Kışlacık, Yeni Kışla ve Karayakup adlı 6 bucağı ve 135 köyü vardır. Tüm ilçenin nüfusu 22.188 dir.”
Vital CUINET, “LA TURQIE D’ASİSE (Paris) 1892 tarihli eserinin 772, 773 ve 774. sayfalarında özetle; “Amasya sancağına bağlıdır. 7 nahiyesi ve 135 köyü vardır. Toplam nüfusu 22.188 olup 12.500 ‘ü Müslüman Sünni, 6.200 Müslüman şii, 2.000 Ermeni, 450 Protestan, 118 Katolik ve 920 Ortadoks vardır. Amasya’ya 45km, Çorum’a 40km uzaklıktadır.En önemli dağı Kızlar (Şimdiki Kırklar) Dağıdır.
Mecitözü Suyu, Kızlar Dağı eteklerinden çıkıp Mecitözü kasabasından sonra Bebük be Kaleycik köylerinden geçerek Amasya topraklarına ulaşmaktadır.” denilmektedir.

İlçemiz MECİTÖZÜ hakkında bugüne kadar yazılan ve tek kaynak olarak görülüp bilgilerin dayandırıldığı Hüseyin HÜSAMEDDİN’in “AMASYA TARİHİ”
adlı 12 ciltlik eserinin I. cildinin 318 ve 323. sayfaları arasında özetle; “Amasya’nın güneye doğru batı tarafını çevreler. Doğudan Amasya; batıdan, Çorum; güneyden, Zile ve kuzeyden, Hacıköyü ile sınırlıdır. Merkezi, Avukat Köyü civarında, iki tepenin düzce olan sırtlarında yerleşmiş olan Mecitözü Kasabasıdır. Bu kasaba, Avukatlıoğlu /391/ Hacı Ali Ağa’nın adına nisbet ”Hacıköyü” diye meşhur olduğundan, yukarda ismi geçen Hacıköyü ile aralarını ayırt edebilmek için, “Avukat Hacıköyü”, öbürüne de “Gümüş Hacıköyü” denmektedir.
Mecitözü kazasında oturmakta olan Türklerin ekseriyatı Bayındır ve Kayı aşiretlerindendir. Ayrıca Tatarlar ve Kürtler de bulunmaktadır. Merkezi olan kasaba, önce bir köy halinde idi. Avukatlı-zade el-Hac Ali Ağa, 1140/ (1728) tarihinden itibaren bu köyde oturarak, büyük bir nüfuz ve itibar elde etmiştir. Bu zat, burada bir cami-i şerif, bir hamam, bir mektep ve kendine ait büyük bir konak yaptırmıştır. Oğlu Mustafa Paşa da, bunların vakıflarını tanzim etmiştir. Mustafa Paşa’nın oğlu da dedesinin yaptırdığı camii yenileyerek genişletmiş ve önüne bir medrese inşa ettirmiştir. Böylece, köyü kasaba haline getirmişlerdir.
Mecitözü, 1291/ (1874) yılı civarında kaza haline getirilmiş ve buraya kaymakam tayin edilmiştir. 1306/ (1889)’ da bir ibtidai mektebi; yapılmış ve bu mektep, 1318/ (1894)’de rüştiye mektebine çevrilmiştir. Mecitözü bu tarihlerde tabur merkezide olmuş ve buranın ilk tabur komutanı olan binbaşı Karslı Ahmed Şükrü Bey, bir hamam ve kıraathane açtırmıştır. Kaymakam İskilipli İsmail Kemal Bey de 1312/ (1894)’de yeni bir hükümet konağı ve bir saat kulesi yaptırmış; Hacı Süleyman Camii’ni tamir ettirerek, güzel bir minare ilave edilmesine önayak olmuştur.
Mecitözü, 7 nahiyesi ve 50.000 kadar nüfusu olan büyük bir kazadır. Fakat, merkezi olan Mecitözü kasabası, 300 kadar hanesi bulunan ufak, yeni bir şehirdir. Kasabanın umumi manzarası oldukça güzeldir. Burası, önceleri Bayındırlı Sülalesi’nin nüfuz ve idaresi altında bulunmakta idi.” denilmektedir.
4 FARKLI KAYNAĞA GÖRE MECİTÖZÜ’NÜN NAHİYELERİ ŞUNLARDIR
1. Ali CEVAD’a göre; 1-Sarısüleyman 2- Elvan Çelebi 3- Yeni Kışla 4- Kayı 5- Kışlacık 6-Karayakup
2. Şemsettin SAMİ’ye göre; 1-Sarısüleyman 2-Kayın(Kayı) 3-Yeni Kışla 4–Elvan Çelebi 5-Kışlacık 6- Karayakup
3. Vital CUINET’e göre; 1- Tigani (Figani) 2- Doğla 3- Karahacip 4- Elvan Çelebi 5- Gök 6- Veray (Varay)
4. Hüseyin HÜSAMEDDİN’e göre; 1- Aştagul 2- Elvan çelebi 3- Karayakup 4- Zünnünabad(Danın) 5-Kayı 6- Kışlacık 7- Varay
MECİTÖZÜ ilçesi 1916 yılına kadar Amasya Sancağına bağlı iken, 1916 yılından sonra Ankara İlinin Çorum Sancağına bağlı ilçe merkezi olmuştur.
Kısaca ilçemizin Çorum’a bağlanması yakın tarihimizde gerçekleşmiştir.
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE MECİTÖZÜ
Milli Mücadele döneminde Mecitözü üzerine düşen görevleri yapmıştır. Kurtuluş Savaşı’nda ilçemiz halkından “Şehit” olanlar ve “Gazi”lerin bulunması bunun göstergesidir. İleriki sayılarımızda bunun listesini yayınlayacağım.
Çorum ve çevresi “Çapanoğlu Ayaklanması” olarak bilinen ayaklanmanın etkisi altında bulunmaktaydı. Bu ayaklanmalardan olan “ AYNACIOĞLU AYAKLANMASI” Mecitözü ilçemizin bir bölümünü de etkilemiştir.
I. Çapanoğlu Ayaklanmasının bastırılmasından sonra ayaklanmaya katılanlar dağılmaya başlamışlarsa da bazıları tekrar toparlanmaya başladılar.
Yunanlıların 22 Haziran 1920’de başlayan saldırıları sonucu Eskişehir düşünce tekrar eyleme geçtiler. Aynacıoğulları, o sırada Aziziye’de bulunan Çapanoğlu Halit Bey’i yanlarına alarak, 300 atlı ile Deveci Dağları’yla Çiçekdağ arasında dolaşmaya, kışkırtıcı propaganda yapmaya başladılar. Bu propaganda , kısa sürede etkisini gösterdi ve ayaklanmacılar sayılarını hızla arttırdılar. Nitekim 23 Kasım’da MECİTÖZÜ KAYMAKAMLIĞI’ından ÇORUM MUTASARRIFLIĞI’na çekilen bir telgrafta, “ayaklanmacılar 600 kişilik bir güçle Kargı’nın Doğla köylerini bastığı, söz konusu köylerin Mecitözü’ne 2,5 saat uzaklıkta bulunduğu, o gece ya da ertesi sabah, mutlaka Mecitözü’nü de basacakları” belirtiliyordu. Mecitözü Kaymakamı bu bilgiyi ilettikten sonra, bir süvari birliğinin hızla ilçeye gönderilmesini istiyordu. Oysa, o sırada Çorum’da, değil yardıma gidecek, kenti bile savunacak güç yoktu. Askeri güç olarak sayılabilecek tek birlik olan 5. Alay, henüz oluşum halindeydi ve tek bir silahı bile yoktu.
Olayların bu şekilde gelişmesi Çorum’da büyük bir kargaşaya neden oldu.
Ayancıoğlu Ayaklanmacılarının Çorum’a da ulaşması an meselesiydi. Bunun üzerine Çorum Mutasarrıfı Cemal Bey, 3. Kolordu Komutanı Cemil Cahit Bey’den yardım istedi. Cemil Cahit Bey ise, Mecitözü’ne Amasya’dan yardım gönderildiğini ancak, söz konusu birliğin zamanında yetişemeyebileceğini, başlarının çaresine bakmalarını bildirdi. Bunun üzerine Cemal Bey derme çatma da olsa, bir birlik oluşturarak Mecitözü yönüne gönderdi.
Ayaklanmacılar, Çorum’dan üzerlerine bir birlik gönderildiğini öğrendikleri için, Mecitözü’ne yapacakları saldırıdan caydılar. 25 Kasım günü sabaha doğru Çorum’un 20 km güneyinden geçerek, Sungurlu’ya yöneldiler.
Ankara’da oluşturulan 2. Kuva-yı Seyyare Birliği bu yöreye gönderilmiş ve bu birlikte ayaklanmaları bastırmış ve duruma hakim olmuş, elebaşları da yakalanmıştır.
I.TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (23 Nisan 1920)
23 Nisan 1920 tarihinde açılan TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’nde Çorum’u temsil eden 5 milletvekilinden 1 tanesi olan, Sıddık Bey (Mumcuzade Sıddık Bey) ilçemiz Mecitözü’ndendi.
İlçenin 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre; merkezde 5.787, belde ve köylerde 20.277 olmak üzere toplam nüfusu 26.064’dir.

         Çorum Oğuzlar Resimleri Images: 0 Hits: 144 Description: Çorum ve havalisinin Türkleşmesi Büyük Selçuklu Devleti döneminde olmuştur. Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ın Danişment Beyi olan Ahmet Gazi, Çorum’u (Nikonya) almak için Çavlı Beyi görevlendirdi. Çavlı Bey, emirlerinden Karatekin ve Serkes Ahmet Gazi ile Çorum’a yürüdü ancak, Çorum Tekfuru (yönetici) Nastura’ya Kastamonu’dan yardım geldiği için Çavlı Bey başarılı olamadı. Bunun üzerine Melik Ahmet Gazi 30.000 kişilik askeriyle Çorum’a geldi. Beraberinde Komutanlarından İltekin Gazi’de bulunmaktaydı.
Kastamonu’dan Çorum’a yardım için gelen Bizans kuvvetleri bozguna uğratılarak şehir kuşatıldı. Melik Ahmet Gazi Nastura’ya, elçisi Yahya’yı şehri teslim etmesi için gönderdi. Nastur bu teklifi reddetti. Bir haftalık kuşatmadan sonra Nikonya (Çorum) Şehri 1075 yılında alındı.
Melik Ahmet Gazi Oğuzların Alayunt’lu boyundan Çorumlu oymağının başı bulunan İlyas Beyi Çorum’a yönetici olarak bırakmış, İltekin Gazi ile Osmancık’ı almak üzere Çorum’ dan ayrılmıştır.
Kısa zamanda Orta Anadolu’yu Bizans’ın elinden alan Danişmend Beyliği, Çorum ve çevresini Türk boylarına açarak Anadolu’nun Türkleşmesine katkıda bulunmuştur. Bu bölgede Oğuz Türkleri yerleştikleri yerlere boylarının ve oymaklarının adlarını vermişlerdir. Köy, mahalle, dere, tepe, dağ ve ova gibi bazı yer isimleri Oğuz boylarının adlarını taşımaktadır. Bayat, Büget, Kayı, Kınık, Salur, Avşar, Bayındır, Karakeçili, Karaevli, Dodurga verilen boy ve oymak adlarından bazılarıdır.
Anadolu'nun Türkleşmesinde Oğuz Boylarına mensup Türkmenlerin büyük rolü olmuştur. Bu çerçevede Karadeniz Bölgesi'ne de çok sayıda Oğuz Boylarına mensup Türkmenlerin yerleştiği görülmektedir. Bu Türk boyları bölgenin hem fetihlerle, hem de iskanlarla Türkleşmesini sağlamışlardır. Prof. Dr. Faruk SÜMER'in araştırmalarından yapılan tespitlere göre; XVI. Yüzyılda, Amasya, Canik (Samsun), Çorum, Karahisar-i Şarki, Kastamonu, Kengiri (Çankırı), Sivas ve Trabzon sancaklarındaki yer adları incelendiğinde, Yirmidört Oğuz Boyunun 21’i yerleşmiştir. Bunlar; Kayı, Bayad, Kara-Evlu, Yazır, Döğer, Todurga, Afşar, Kızık, Beğ-Dili, Karkın, Bayındır, Çavundur, Çepni, Salur, Eymür, Ala-Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva ve Kınık boylarıdır. Bölgede bu boylara ait 268 yer adı bulunmaktadır.
Tüm bu tarihi kayıtlar ışığında Oğuzlar ve havalisinin 1075 yılındaki büyük fetih olayı sonrasıalınan yerler arasında olması gerekmektedir. Zira 1075 tarihli bu fetih sonrası Çorum’u alan Selçuklu-Türk kuvvetleri Melik Ahmet Gazi ve İltekin Gazi komutasında Osmancık ve çevresinin fethi için harekete geçmiştir. Dönem itibariyle bu iki yerleşme arasındaki geçiş güzergâhlarıKızılırmak boyunca devam etmektedir. Dolayısıyla Çorum’dan hareket eden ve Osmancık üzerine giden bu Türk kuvvetlerinin tarihi kalıntılarla Rumların yaşadığı sabit olan Oğuzları almış olmaları ihtimali oldukça yüksektir.
Bilindiği üzere Türkler almış oldukları her bölgeyi aynı zamanda Türk iskânına da açmaktaydılar. Yâda en azından alınan bölgeye bir miktar asker ile bir yönetici tahsis etmekteydiler. Oğuzlarında belirtilen tarihte devam eden Türk akınları sonucu Rumlardan alınan ve Türk yerleşmesine açılan bölgelerden bir olduğu sanılmaktadır. Yine yer isimleri Çorum havalisinde olduğu gibi Anadolu’nun birçok yerinde devam eden Türk yerleşmelerine ait isimlerdir.
Buradan çıkan kati sonuç; Oğuzların fetih hareketlerinin başladığı 1075 yılından itibaren kısa bir zaman zarfında alınmış olduğu yönündedir. Bu Anadolu’daki Selçuklu-Türk yerleşmesinin genel özellikleri itibariyle varılan bir kanaattir. Zira alınan her şehir sonrasında; havalisi Türk yerleşmelerine açılarak, Rumların kontrolü sağlanmıştır.
İskilip Halk Kütüphanesindeki 1149 sayılı Tac-üt Tevarih isimli el yazmasının 152. sayfasında Selçukluların Anadolu'da ki yönetimlerinin son bulmasıyla İskilip ve çevresindeki yerleşimler Osmanlı idaresine geçmiştir. Ankara, Yozgat, Çankırı ve Kastamonu bölgeleri için Çorum ve İskilip'te Anadolu'ya ilk gelen Türkmenlebrce yurt ve mekân edinilmiştir. Dolayısıyla aynı bölge içerisinde ki Oğuzlarda muhtemelen bu dönemde yurt edinildi.
Oğuzlarda Kayı köyünde ve çevrede benzer alanlarda görülen Rum mezarlarının gösterdiği kadarıyla yerleşik olan Gayri Müslimler ise yine bu tarihlerde Batı Anadolu'ya çekilmiş kalanlarda kayda değer bir siyasi ve kültürel varlık gösterememişlerdir. Bu sebepten dolayıdır ki; gerek Oğuzlarda gerekse diğer bölge alanlarında her hangi bir Anadolu Selçuklu-Türk mimari eserine ve kalıntılarına rastlamak mümkün olmamaktadır.
1318 yılında I.Murat zamanında tutulan bir istatistik defterinde Çorum nüfusunun 165.211 kişi olduğu yazılmaktadır. Bu sayının 165.000'i müslüman, 115'i Rum, 60'ı Ermeni, 14'ü Protestan ve 22 sinin de Katolik olduğu belirtilmektedir. Bu kayıt ışığında Çorum ve havalisinde, gayri Müslim nüfusun Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Dönemi olarak adlandırılan 1300’lü yıllarda bölgeyi terk ettiği, kalanlarında çok sınırlı sayıda olduğu görülür.
Çorum, İskilip, Osmancık ve yakın bölgelerine ilk Türk göçleri ile beraber Tatar aşiretlerinin de yerleştikleri rivayet edilmektedir. Ancak bu Tatar boyları Kırkdilim adı verilen bölgede Osmanlı Devleti döneminde meydana gelen bir savaş sonrası Rumeli’ye gönderilmiştir.
Yıldırım Bayezid Han döneminde 1390 yılı sonlarında Anadolu'da Kadı Burhanettin Beyliği'nin bir tehlike haline gelmesi üzerine Anadolu harekâtına girişilmiştir. 1391'de alınan Kastamonu ile birlikte Çandaroğulları Beyliği'nin bölgedeki hâkimiyetine son verilmiştir. Osmancık ve Amasya'nın Osmanlı himayesine katılmasından sonra Kırkdilim'de yapılan bir çatışmada şehzade Ertuğrul şehit düşmüş ve Osmanlılar yetişmiştir. Savaş sonrasında Kadı Burhaneddin'in Moğollara Ankara, Kalecik, Sivrihisar ve İskilip'i yağma ettirmesinden sonra toparlanan Osmanlı kuvvetleri bu isyankar beyliğin hükümranlığına son vermiş; Kastamonu. Osmancık, Çorum, Amasya, İskilip ve dolayısıyla Oğuzlar tamamen Osmanlı'ya bağlanmışlardır.
Evli-ya Çelebi Seyahatnamesi, (Cilt: 3, Sayfa 241-Cilt: 2. Sayfa 188) ve Tacüt Te-varih'te ele alınan olaylar da bölgede Tatarlarında yaşadığını göstermesi açısından önemlidir.
Bu kaynaklara göre bu bölge Yıldırım Bayezid Han ile Timur'un yaptığı 1402 Ankara Savaşı'nda Osmanlıların yenilmesinden sonra Anadolu'da bozulan siyasi düzenden etkilenmiştir. Bazı Tatar beylerinin Timur orduları tarafına geçmesinden sonra Yıldırım Bayezid Han'ın oğullarından Mehmet Çelebi'nin "eski düzeni" kurma çabaları küçüklü büyüklü birçok muharebenin de bu bölgede cereyan etmesine sebep teşkil etmiştir. Nihayet kesinleşen Osmanlı zaferlerinden sonra yapılan bazı yasal düzenlemelerle Timur ordularına destek verdikleri gerekçesiyle bazı Tatar beyleri ve aşiret mensuplarının Rumeli'ye nakledilmek suretiyle mecburi tehcire tabi tutuldukları rivayet edilmektedir. Filibe'nin batısında bulunan Koniş bölgesindeki Tatar'larla mübadele edildiği sanılmaktadır.
Anadolu’nun büyük zaferle birlikte Türkleşmesini sağlayan en önemli öğelerden bir tanesi de Horasan erenleri olmuştur. Anadolu’ya fetih ile birlikte gerçekleşen büyük göçler sırasında Hoca Ahmet Yesevi’nin müritleri de büyük Türk boylarıyla gelmişlerdir. Hoca Ahmet Yesevi ve takipçilerinin "İslamı Tebliğ" metodu sevdirici, bütünleştirici, okşayan-teşvik eden-ısındıran, güleryüzlü bir metodu olarak Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında çok büyük bir rol oynamıştır. Bektaşi velâyetnamelerinden öğrendiğimize göre bunlardan biri de Hacı Bektaşi Veli’dir. 1281 senesinde Horasanın Nişabûr şehrinde doğan Hacı Bektaşi Veli eğitimini tamamladıktan sonra Hoca Ahmet Yesevi’nin buyruğu üzerine Anadolu'ya gelerek halka doğru yolu göstermeye ve kıymetli talebeler yetiştirmeye çalışmıştır.
İşte Oğuzlar ilçemizin manevi sembolü olan ve ilçemizde metfun bulunan Karadonlu Can Baba Hazretleri de Anadolu’nun ihyası için Diyar-ı Rum’a gelen Hacı Bektaşi Veli’nin müritlerinden biridir. Oğuzların manevi bir sembolü ve gurur kaynağı olan bu büyük velinin manevi şahsiyeti aynı zaman da bizlere Oğuzların tarihi hakkında da bilgi vermektedir.
Kara donlu Canbaba’nın 13. yüzyılda yaşamış olduğu kesin olarak bilinmekle birlikte hakkında çok fazla bilgi mevcut değildir. Ancak “Vilayetname’i Kutbü’l Arifin Gavsü’l Vasilin Hazret-i Hünkâr Hacı el-Horasani” adlı el yazma menakıp kitabında çeşitli kerametlerinden söz edilen, Hacı Bektaşi Veli’nin himmetine nail olmuş bir zattır.
Tarihi kayıtlar incelendiğinde Karadonlu Can Baba’nın hocası olan Hacı Bektaşi Veli’nin 1208 ile 1271 yılları arasında yaşamış ve 63 yaşında iken ölmüş olduğu anlaşılmaktadır. Bir Horasan ereni olan Can Baba’nın da Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin müridi olduğu göz önüne alınacak olur ise aralarında takriben 25–30 yıllık bir zaman farkı olduğu anlaşılır. Bu muhakemeye göre Karadonlu Can Baba’nın Oğuzlar da bulunduğu dönemin Hacı Bektaşi Veli’nin vefatı olan 1271 yılından 1310 yıllarına kadar geçen süreyi kapsadığı söylenebilir.
Karadonlu Canbaba gibi Horasan erenlerinin Anadolu’ya geliş amaçlarının İslam ahlak ve tasavvuf düşüncesini Anadolu’ya daha önce gelmiş olan Türklere yaymak olduğu dikkate alınacak olursa Canbaba’nın buraya geliş âmâcıda ortaya çıkmış olacaktır. Demek ki o dönem için Oğuzlar çevresinde bir hayli tanınan bir yerleşim yeridir. Zaten dönem itibariyle yol olarak Kızılırmak boyunun kullanıyor olması da bunu güçlendirmektedir.
Tüm bu veriler dikkate alındığında Oğuzların Anadolu Selçuklu Devleti zamanında kurulmuş bir yerleşim merkezi olduğu ve takriben 12. yüzyıldan bu yana meskûn bir mahal olduğu ortaya çıkmaktadır. Zaten ilçenin kurulumunu ve bölgede yer alan yerleşim birimlerine ait isimleri de incelediğimiz de bu sonuca ulaşılabilir.
Bölgedeki yerleşim mahalleri, köyler ve diğer alan isimlerine bakılacak olur ise bu isimlerin Anadolu’da ilk yerleşmelere verilen isimler olduğu görülür. Asarcık, Kayı, Şaphane, Karaveran, Kızılcapelit, Obruk, Tekke, Alpagut, Derinöz, İbik, Çepni, Eşençay gibi mevki isimleri bunu doğrulamaktadır. Bu isimler ve benzerlerine Anadolu’nun birçok yerinde rastlamak mümkündür. Zira bunlar Anadolu’da ilk yerleşme ile birlikte fethedilen topraklara verilen Türk isimleridir. Bu itibarla ilçeyi kuranlarında Oğuz boyları olduğu hükmüne varabiliriz.
Yerleşim şekli olarak ta tipik bir Türk yerleşmesi olduğu söylenebilir. Çünkü Oğuzlar Kızılırmak’a doğru akan Karaören çayının yamacı üzerine kurulmuştur. Arka tarafı yükselen tepelere dayanmakta, ön tarafı ise sözünü ettiğimiz çayın Kızılırmak’a doğru açtığı vadiye açılmaktadır. Oğuz boyları da yerleşecekleri bölgeleri seçerken bu tür özelliklere dikkat etmekteydiler.

         Çorum Ortaköy Resimleri Images: 0 Hits: 159 Description: Ortaköy ilçesinin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Orta Asyadan gelen Türkler üç kabile halinde yöreye yerleşmişlerdir. İlçe merkezinin kuzeydoğusunda bulunan Asraköy, batısında buluna Pınarköy ve ilçe merkezini yerleşim yeri olarak seçmişlerdir. Ortaköy bu iki köyün arasında kaldığı için bu adı almıştır. Pınarköy ve Asraköy Ortaköyle birleşmiş Ortaköy'ü meydana getirmiştir.
İlçe topraklarının eski devirlerden bu yana yerleşim yeri olduğu Hitit ve Roma ve Bizans dönemlerine ait kalıntıların bulunmasından anlaşılmaktadır. Milattan sonra 1324 yılında Sivas vilayetinin Amasya sancağına bağlı olan Ortaköy nahiye teşkilatı kurulmuştur. Daha sonra Çorun ili, Mecitözü ilçesine bağlı olan nahiye,1959 tarihinde 7033 sayılı kanunla ilçe olarak Çorum iline bağlanmıştır.
İlçenin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bu bölgenin tarihinin eski devirlerden bu yana yerleşim yeri olduğu ilçe sınırları içersinde bulunan tarihi Hitit, huri ve Roma dönemlerine ait kalıntıların bulunmasından anlaşılmaktadır.
Yapılan kazılar sonucunda ilçenin yaklaşık 3 km. uzaklığında Hitit Devletinin önemli kentlerinden biri olan Şapinuva çıkarılmıştır. Ören yeri, Çorum'un 53km. güneydoğusundadır. Çekerek nehri etrafında yer alan Göynücek ovası ile Alaca Ovası arsındaki geçit üzerindedir. Hitit çağında hem siyasi hem de coğrafi konumu nedeniyle, stratejik bir noktada yer alan şehir, önemli bir askeri ve dini merkezdir. Ortaköy kazılarında açığa çıkan ve sayıları 4000'e ulaşan çivi yazılı tablet ve fragmanların(parça) oluşturduğu arşivde, Hatice, Hurice, Akadca yazılmış idari, askeri , dini ve fal metinleri bulunmakta olup, bunların büyük bir kısmı Orta Hitit dönemine (MÖ. 14. yy.) aittir. Buradaki yazışmalardan Taşmişarri (III. Tuthaliya) Taduhepa kraliyet ailesinin bu şehirde hüküm sürdüğü anlaşılmaktadır.
Devam eden kazı çalışmalarında bu güne kadar A binası ismi verilen anıtsal idari yapı ve B binası olarak adlandırılan ticari yapı açığa çıkarılmıştır. 1990 yılında kültür Bakanlığı izni ile Ortaköy'de kazı çalışmalarına başlanmıştır. Yapıda Hitit mimarisinin incelikleri göze çarpmaktadır. Duvarların iç ve dış yüzleri büyük düzgün taşlarla işlenmiş olup araları daha düzensiz küçük taşlarla doldurulmuştur. Temel duvarların yüksekliği yer yer 2 m.ye yakındır. Açığa çıkarılan odalar yapının bodrum katına aittir üst katlara ait kerpiç duvarlar binanın yanması sonucu çökmüştür. Bu güne kadar kazıda bulunan Hitit çivi yazısı ile yazılmış tablet ve parçaları yapının üst katına ait yıkıntılar arasında ele geçmiştir. Kazıda ayrıca Hitit çağına ait çok sayıda pişmiş topraktan çanak - çömlek, obsidyen, bazalt gibi çeşitli taşlardan yapılmış üçgen nesneler, hiyeroglif mühür baskıları, çeşitli madenlerden süs eşyası ve Roma çağı mezarlarından sikkeler, pişmiş toprak ve cam kaplar ele geçmiştir.
1995 yılından sonra B binası açığa çıkarılmıştır. Depo bölümü diyebileceğimiz içi küplerle dolu mekanın henüz bir kısmı açığa çıkarılmamıştır. Yiyecek ve içecek konulan kapların sayısı 30'u aşmaktadır. A binasının 150metre güneydoğusundaki B yapısının temellerinde düzgüm taş bloklar kullanılmıştır.iki sıra olduğu gözlenen bu temeller üzerinde 110cm genişliğinde kerpiç duvarlar vardır. Açığa çıkarılan zemin kat dışında en az bir katın daha mevcut olduğu ve yoğun kereste kullanıldığı üst kat yıkıntıları ile çöken yanmış hatıl parçalarından anlaşılmaktadır.
Bütün bunların yanı sıra ,kazılarda itinalı bir şekilde imal edilmiş olan koyu gri ,deve tüyü,kiremidi,, renkler taşıyan,iyi hamurlu ,dikkatli pişirilmiş ,günlük kap kaçak yanında ,çoğunlukla devetüyü ve kiremidi renkli ve astarlı rituel kapları önemli bir yer tutar. Çok fazla olmamakla birlikte Hitit çağı için örnek teşkil edebilecek metal malzemeler önemli buluntulardır. Bunlar Arasında ok uçları ,bronz balta ve kamayı sayabiliriz. Çeşitli boyutlardaki üçgen objeler ,altın obje ,rituel amaçlı kullanılmış olabilecek buluntulardır.ayrıca kazılarda Hitit hiyeroglif yazısı ile yazılmış mühür baskılarda bulunmuştur. Bütün bu kazı çalışmaları merkezi Ağılönü mevki olmak üzere 9km² lik alanda bir Hitit kentinin bulunduğunu göstermektedir.kentin o dönemdeki nüfusunun 25-50 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir.
İLÇEDEKİ DİĞER TARİHİ YERLER
1-Kybele Kaya Kabartması
İlçenin ,İncesu köyüne 3km uzaklıktaki çekerek ırmağı kıyısındaki kayalara oyulmuştur.MÖ II. Yüzyıla ait Bergama heykelinin aynısıdır.
2- Akrapol
Çekerek ırmağı kıyısında ,Kybele kaya kabartmasının tam karşısındadır. Akropolde az miktarda taş kalmıştır.
3- Kayalara oyulmuş mağara
İncesu köyüne 3km uzaklıktadır. Akropolün yanında ,kabartmanın karşısındadır.kaya yaklaşık 300 metre oyulmuştur. Mağaraya 468 basamakla inilir. Sonu kapandığı için yolun nereye gittiği bilinmemektedir.
4- Hoca Sultan
Hıristiyanlığın ilk devirlerine ait bir kilise kalıntısıdır. Fakat tarihi eser kaçakçıları tarafından harap edilmiştir.
5- Kızılhamza Höyük
höyük Kızılhamza köyünde ,köyün orta yerinde binalarla çevrili vaziyette yer alır. Höyük yüzeyinden eski tunç çağı ve demir devrine ait parçalarda toplanmıştır. Höyükten kurşun bir figür ve höyüğün karşı yamaçlarında klasik çağa ait mezarlardan çıkan tam bir kap Çorum müzesine teslim edilmiştir.
6- Yuğ Höyük
ilçenin 4km güneyinde yer almaktadır. Höyük 20 metre yükseklikte ve 100 metre çapındadır. Höyük yüzeyinden bir II.bin seramiği ,demir devri ve klasik çağa ait parçalar toplanmıştır.
7- Fığla Tepesi
yuğ höyüğün kuzeybatısında ve Ortaköy'ün batısında Fığla tepesi yer alır. 250metre çapı ve 25 metre yüksekliği vardır. Bugün üstü tamamen ağaçlarla kaplıdır.üzerindeki düzlükte bir kale iç mimarisinin büyük yapılarını gösteren taş temeller gözlenmektedir.

         Çorum Osmancık Resimleri Images: 0 Hits: 97 Description: Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerini batıya bağlayan yol üzerinde bulunan Osmancık 1075 yılında Türk egemenliğine girmiştir. Bu tarihten sonra Oğuzların Alayunt'lu boyundan Sorgun Oymağı Beyi Şerafettin Osman Gazi bölgeye emir olarak atanınca, kendi oymağının adını buraya vermiş ve kentin Eflanos olan ismi Sorgun olarak da anılmıştır. Şerafettin Osman Gazi Osmancık'ta oturmuş, buradan İskilip , Hacıhamza ve Çorum havalisini yönetmiştir. 1177 yılında Danişment'lilerin yıkılmasından sonra Osmancık, Anadolu Selçuklu Devleti' nin yönetimine geçmiştir. 1423 yılında Amasya'ya , 1596 yılında Çorum Sancağına, 1864 yılında yeniden Amasya' ya bağlanmış, 1924 yılında Çorum İli' nin ilçesi olmuştur.
Osmancık aynı zamanda İstanbul, Erzurum ve devamı İran'a kadar uzanan tarihi İpek Yolu'nun üzerindedir. Bu gün Doğu Anadolu'yu ve Karadeniz'i İstanbul'a bağlayan en kestirme otoban Osmancık'tan geçer. Bu yolun bir özelliği daha vardır. İran'dan İstanbul'a kadar Kuzey Anadolu Fay Hattını takip eder. Osmancık, 1. derece deprem kuşağındadır.Osmancık pirinci Türkiye çapında ün salmıştır.

         Çorum Sungurlu Resimleri Images: 0 Hits: 131 Description: Anadolu’nun birçok bölgesi gibi bu bölge de ilk çağlardan beri gelmiş geçmiş çeşitli kültür ve medeniyetlerin izlerini taşır. Yörede ilk yerleşmeler Kalkolitik dönemde (M.Ö. 3000) olmasına rağmen, uygarlığın gelişmesi daha sonraki yıllarda olmuştur. M.Ö. 1800-1200 yıllarında Anadolu’da yaşayan yerli kavimlerden Hattiler bu bölgeyi önemli bir yerleşim merkezi haline getirmişler, Hititler ise Hattuşaş’ı (Boğazköy) başkent yapmışlardır. Asurlu tüccarların yapmış olduğu “Karum” denilen iş merkezinin burada kurulması, Karadeniz, Akdeniz ve Ege havzasının Kuzeydoğu Anadolu ile İran Yaylasına bağlanan ve tarihte Kral Yolu olarak bilinen, ünlü ticaret yolunun da buradan geçmesi bölgenin önemini iyice arttırmıştır. Tarihi Kral Yolu’nun tabiat şartları etkisiyle, bölgede hangi güzergahı takib ettiği bilinmemekle beraber bazı ipuçlarından yola çıkarak, Sarıkaya Köyü’nün doğusunda Hacıbağ, güneyinde Dutluk (Öteyüz mevkii), Müdü Köyü’nün güneybatısında bulunan Karice’nin Gedik mevkiinden geçmiş olması muhtemeldir. Bu düşüncemizi kuvvetlendiren bulgular arasında:
a) Mezar kalıntılarının doğu ve batı ekseninde olması, yukarda bahsettiğimiz güzergahta bulunan sivri tepelerin oyularak, geçişe uygun hale getirilmesi
b) Adı geçen güzergahın yol için elverişli olması
c) Delice’den Höyük’e geçişin kısa mesafeli olması gibi...
1894 yılında Çorumlu olan Beşiktaş muhafızı Hasan Paşa’nın gayreti ve Ankara Valisi Abidin Paşa’nın yardımı ile Çorum’un Ankara’ya bağlı sancak merkezi olmasıyla Sungurlu İlçesi de Çorum’a bağlanmıştır.
Osmanlı Devleti kuruluş tarihinden itibaren, konar-göçer çeşitli Türk boylarını, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yerleşik hayata geçirmek için değişik uygulamalara girişmiştir. 16. yy.’ın ilk çeyreğinde Anadolu’daki iskan hareketi hızlanmıştır. Anadolu’ya yerleştirilmiş oymaklardan bugün Sungurlu’da mevcut olanlar arasında Karaevli, Yazır, Karakeçili ve Hilâllı vardır.
Cumhuriyet Dönemi:
1921 yılına kadar Ankara Vilayetine bağlı bir sancak merkezi olan Çorum, sonradan müstakil bir sancak, 24 Nisan 1924 tarihinde de il (vilayet) olmuştur. Alaca, İskilip, Mecitözü, Osmancık ve Sungurlu İlçeleri de Çorum’a bağlanmıştır. Boğazkale Bucağı ilçemize bağlı iken 04.07.1987 gün ve 3392 sayılı kanunla müstakil bir ilçe haline gelerek ilçemizden ayrılmıştır.
Sungurlu İlçesinin tarihte iki yerleşim merkezi olmuştur:
1. Eski Sungurlu: Bugünkü Sungurlu’nun batısındadır. Şimdiki Kuzuluk (Akçay ve Tuğcu arasında) denilen yerde kurulmuştur. Eski Sungurlu “Küçük Kıyamet” adı verilen 1509 tarihinde 40 aralıkla süren depremle yıkılmış ve şehir bugünkü yerine inşa edilmiştir. Eski Sungurlu’nun çok geniş yer kapladığı, 80.000 nüfusa ve 20.000 haneye sahip olduğu tahmin edilmektedir.
2. Yeni Sungurlu: Eski Sungurlu’nun depremle yok olmasından sonra şehir biraz doğuya doğru Sarıtepe eteklerinde yeniden kurulmuştur. Yeni Sungurlu kurulduğu günden beri 4 isim değiştirmiştir.
a) Kalınsaz: Yavuz Sultan Selim 1515 tarihinde doğu seferine giderken, şimdiki bağların içinden geçen göç yolundan (Gökkaya mevkiinden Karşıyaka Semtine gelen mezarlığın yanından geçen yol) Sungurlu’ya geldiği ve Manastır Tepesinin ön tarafındaki boşlukta konaklamıştır. Yavuz Sultan Selim’in “amma da sazlık” demesinden dolayı Kalınsaz adını almıştır.
b) Budaközü: Şehrin ortasından geçen Budaközü Çayına ithafen söylenmiştir.
c) Sungurlu: Maraş Bey’in zulmünden kaçıp gelen Sungur Bey’e ithafen denmiştir.
Sungurlu, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde 1866 yılında ilçe ve belediye olmuştur. İlk belediyebaşkanlığı görevine de Ermeni asıllı Gregoryan Efendi atanmıştır.
EVLİYA ÇELEBİ’NİN SEYAHATNAMESİ’NDE SUNGURLU (III.CİLT, SAYFA 185)
Sunguriçi Nahiyesi. Bu nahiye Hüseyinova Kazası’nda büyük bir nahiyedir. Sunguroğlunun hânedânı dibinde, 400 yıldan beri taşları aşınmamış bir su değirmeni vardır. Büyük evliyaların nazargâhı olan bir değirmendir. Buralardaki Kazovası, Tokat’a bir konaktır. Çok zengin bir yerdir. Asıl Kazova Kasabası Tokat Şehri toprağında 150 akçelik kazadır.

         Çorum Uğurludağ Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: Kızılviran Nahiye iken,kızıl tabirinin Milli his ve onurlara dokunduğundan ,Kızılviran ismi Dahiliye vekili ve Başbakan Adnan Menderes’in teklifi ile zamanın Cumhurbaşkanının onayı ile 3 Mayıs 1958 tarihinde ,üzerinde bulunan Uğurludağ Ormanlarından da esinlenerek Kızılviran Nahiye ismi Uğurludağ olarak değiştirilmiştir.
Uğurludağ 24.02.1969 tarihinde Cumhurbaşkanlığının onayı ile Beldelik kararı çıkmış 01 Haziran 1969 tarihinde fiilen Belediye kurulmuştur.
Uğurludağ 19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla TBBM.Meclisinden ilçelik kararı çıkmış olup,4 Temmuz 1987 tarihinde de fiilen Çorum İline Bağlı İlçe olmuştur.
COĞRAFİ YAPISI

İlçenin yüzölçümü 596 Km2,Denizden yükseklik rakımı ise 775 m., Çorum İline uzaklığı ise 66 Km.dir.
İlçede İç Anadolu ve Doğu Karadeniz’in iç kesimleri bölgesi iklimleri hakimdir.Yazları Sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlıdır.yıllık ortalama yağış miktarı 450 mm.dir.

İDARİ YAPISI VE NÜFUS DURUMU
İlçenin 6 mahallesi ve 19 köyü bulunmaktadır. Yeşilyurt,Yüzgeç,Yenicami ve Karşıyaka mahalleleri Merkezde birbirine bağlı olup,diğer Tutpınar Mahallesi 3 Km,Belkavak mahallesi ise 5 Km,uzaklıktadır.
İlçenin Nüfusu 2000 yılı Genel Nüfus sayımına göre ,İlçe Merkezinde 7.648, Köylerde ise 8.617 olmak üzere toplam ilçe Nüfusu 16.265 dir.

EKONOMİK VE SOSYAL DURUMU
İlçe ekonomisi Tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. 37.458 hektar olan ilçe alanının 19.163 hektarını tarımsal alan oluşturmaktadır.Belli başlı tarımsal ürünler ,Buğday,Arpa,Mercimek,Nohut,ayçiçeği,Şekerpancarı, soğan ve pirinçtir.
İlçede 8.050 adet büyükbaş,8.970 adet küçükbaş hayvan bulunmaktadır.İlçe Merkezinde içme suları kaynak ve yer altı kuyularından temin edilmekte olup,yılların çok kurak gittiği aylarda az bile olsa içme suyu sıkıntısı çekilmekte ,Belediye uzun yıllar içme suyuna cevap verecek kaynaklar arama çabası içerisindedir.Merkez ilçe arazilerinin %70 e yakın kısmı 5 adet yer altı sondajı ve 2 adet yer altı sulama Suyu galerisi ile tarım arazilerini sulamaktadır.
İlçe Merkezinde kanalizasyon hizmetlerinin %85 e yakın bölümünün tamamlanmış olup, Ayrıca Belkavak mahallesi kanalizasyonu da yapılmış,yeni yapılaşma olan kenar mahalleler ile Tutpınar mahallesinin kanalizasyonun yapılması çalışmaları da devam etmektedir.
Köylerimizde ,4 adet köyde içme suyu yetersizdir.köylerde,içme suları grup sularından ve müstakil sondaj kuyularından karşılanmaktadır.köylerimizin büyük kısmının kanalizasyonu olmayıp,bazı Köylerimizde kanalizasyon çalışmaları devam etmektedir.
İlçenin 7 köyünün 33 Km.si bozuk asfalt,12 köyün 104 Km.si stabilize ,1 ünite 17 Km. tesviye olmak üzere toplam yol uzunluğu 154 Km.dir.

     Denizli Resimleri Images: 5 Hits: 808 Description: Denizli şehri, ilk defa bugünkü şehrin 6 km. kuzeyinde, Eskihisar Köyü civarında kurulmuştur. Bu şehir M.O.( 261 - 245 ) yılları arasında, Suriye Kralı II. Antiyokustheos tarafından kurulmuş ve karısının adına izafeten LAODICIA denilmiştir. Türkler Denizli havalisini zaptettikten sonra, şehrin suyunun bol bulunduğu bugünkü Kaleiçi mevkiine naklettirmişlerdir.
Denizli adına, tarihi kaynaklarda başka başka isimler olarak rastlamaktayız. Selçuklu kayıtları ve Denizli mahkemesi serciye sicilleri (Ladik) ismini vermektedir. Ibni Batuta''nin seyahatnamesi (Tunguzlu) denilmektedir. Mesalikullebsar''da da (Tunguzlu) olarak kaydedilmiştir.

Timurlenk''in zafer namesini yazan, Ser afettin Zemdi (Tenguzlug) ve (Tonguzlug) gibi iki isimden bahsetmektedir. Tensiz kelimesi eski Türkçe''de Deniz demektir. Tunguzlu ise bugünkü imlasıyla Denizli demektir. Netice olarak Denizli adi, Tunguzlu ve Tunguzlu kelimelerinin zamanla ağızdan agiza, Denizli kelimesi haline gelmesinden bugünkü seklini almıştır.

         Denizli Acıpayam Resimleri Images: 0 Hits: 194 Description: Eski çağlarda " İndos Vadisi" olarak bilinen bölge; sırasıyla Hititler, İonlar, Akalar, Frigler,Lidyalılar, Persler Helenler ve Roma İmparatorlukları'nın egemenliği altında kalmıştır.

1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu'ya gelen göçmen Türk Boylarından Oğuz Kafilesi'nin Avşar Oymağı'na bağlı Karaağaç Baba yönetimindeki bir kol Eşeler Dağı Eteği'ne (bugünkü Dodurgalar, Yazır, Kumavşarı, Darıveren Kasabaları ve çevresi),diğer kolu da Elmadağı eteğine (bugünkü Karahöyük Avşarı, Yeşilyuva, Yatağan çevresi) yerleşmişlerdir.

Merkezi Kütahya'da olan ve bugünkü Serinhisar İlçesine sınır Germiyanoğulları Beyliği, bereketli Hamit Ovası'nı (Acıpayam Ovası)ele geçirmek amacıyla uzun süren savaşlar yapmışlardır. Bu savaşlar sonucunda Avşar Beyi Karaağaç Baba önderliğinde Germiyanoğullarından kurtulmuş Hamitoğulları'nın eline geçmiştir.Daha sonraları bölge, tekrar Germiyanoğulları'na geçmiş, Germiyan oğlu Süleyman Şah'ın Osmanlılarla akraba olması nedeniyle kızı Devlet Hatun'u Osmanlı Hükümdarı Murad Hüdavendigar'ın oğlu Beyazıt'a verdiğinden Hamit Ovası çeyiz olarak verilmiş ve Osmanlılara katılmıştır.(1381)

Sultan Beyazıt'ın Moğol İmparatoru Timur'a yenilmesi sonucu, Osmanlıların zayıflaması ile bölge tekrar Germiyanoğullarına geçmiştir. Germiyanoğulları'ndan memnun olmayan bölge halkı Hamitoğulları'na bağlanmak isteğiyle başkaldırmıştır.Bu nedenle bölge halkı bir süre "Asi Karaağaç" olarak anılmaya başlanmıştır. 1429 yılında ikinci kez Osmanlılara geçen bölge Isparta Sancağı'na bağlanmıştır.Isparta Sancağı'nda iki Karaağaç olunca birine "Şarkikaraağaç" diğerine de " Garbikaraağaç" adı verilmiştir.Böylece bölge halkı "Asi" töhmetinden kurtarılmıştır. Bir süre sonra Burdur'un sancak olması nedeniyle bölge Burdur Sancağı'na bağlanmıştır.
1869 yılında belediye teşkilatı kurulan Garbikaraağaç, 1870 tarihli "Osmanlı İdari Nizamna- mesi " ile 1871 yılında ilçe olmuştur. 1888 yılında Denizli Sancağı'na bağlanan Garbikaraağaç, sonradan ACIPAYAM adını almıştır.
Bölge halkının Germiyanoğulları'na karşı vermiş oldukları mücadele günümüze kadar gelen " Avşar Beyleri" türküsü ile ifadesini bulmuştur.

         Denizli Akköy Resimleri Images: 0 Hits: 162 Description: 1877-1885 yıllarında Osmanlı – Rus savaşı zamanında Kafkasya’dan bir grup Dağıstanlı Türk göç ederek ilçenin batı kısmında bulunan bölgeye (günümüzdeki adıyla Oğuz Mahallesi) yerleşmiştir. Bu bölgeye zamanın Padişahı Sultan Abdilaziz’in adından esinlenerek Aziziye Mahallesi denilmiştir.
Daha sonra Sultan ll. Abdulhamit zamanında göç eden bir grup Kafkas göçmeni, ilçenin doğu kısmına (günümüzdeki adıyla Sami Türel Mahallesi) yerleşmiş ve Sultaniye Mahallesini oluşturmuşlardır. İlçe 1930-1935 yıllarına kadar iki mahalle olarak gelişimini sürdürmüştür. Daha sonra iki mahalle birleşerek Akköy adını almıştır. 1971 yılına kadar köy olan Akköy, 01.06.1971 tarihinde kasaba olmuş ve belediye fiilen göreve başlamıştır. Akköy, 1991 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla ilçe statüsü kazanmıştır.

Coğrafi Yapı ve Nüfus :

Denizli’ye 23 km. mesafede olan Akköy kuzeyinde Buldan ve güneydoğusunda Çal, batısında Sarayköy, güneyinde Denizli il merkezi ile çevrilidir.
2000 nüfus sayımına göre; merkez ilçe nüfusu 2.742, toplam nüfusu 6.453’dür.

Ekonomik Durum :

İlçenin turistik bölge olması nedeniyle, geleceğe dönük yatırımlar yapılmaktadır. Kaymakamlık ve belediyenin girişimleriyle ev halıcılığı ve ev pansiyonculuğuna geliştirme faaliyetleri sürdürülmektedir.
Ayrıca ilçe halkı tarım ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamaktadır. İlçenin iklim özelliğine göre pamuk, buğday, zeytin ve pancar yetiştirilmekte, besicilik de son yıllarda gelişme göstermiştir.
İlçede sportif faaliyetlere ağırlık verilmekte, geleneksel hale gelen yağlı güreşlerin yanısıra futbol turnuvası ve masa tenisi turnuvası her yıl düzenlenmektedir

         Denizli Babadağ Resimleri Images: 0 Hits: 143 Description: İlçede yerleşim 1386 yılında Oğuz Türkleri’nden bir yörük aşiretinin, şimdiki Babadağ’ın 3 km. kuzeydoğusundaki Oğuzlar köyüne yerleşmesiyle başlar ve daha sonra ilçenin 4 km. doğusundaki Yeniköy’e ve günümüzdeki yerine yerleşim gerçekleşir. İlçenin ilk adı Beşikkaya, zamanla Kadıköy’e dönüşmüştür. Posta işlemlerinde ıstanbul Kadıköy ile isim benzerliği sorunları yüzünden 1935 yılında nahiye müdürünün teklifi ve belediye meclisinin kararıyla, eteğine kurulduğu Babadağ’ın ismini almıştır. 1. Dünya Savaşı sonrasında düşman işgaline uğramayan ilçe, Sivas Kongresine üye göndermiş, Kurtuluş Savaşında milis kuvvetlerine asker ve malzeme yardımında bulunmuştur. Taş döşeli dar sokakları, tarihi pitorest yamaç evleri ve konakları ile Babadağ 1879’da büyük bir yangın geçirmiş, bugünkü birçok ev o yangından sonra yapılmıştır. 1932 yangınında Gazi ve Fevzi Paşa mahalleleri, 1944 yangınında ise Gündoğdu Mahallesi neredeyse tümüyle yanmıştır. 1877 yılında belediye olan Babadağ, Sarayköy’e bağlı bir nahiyeyken 1988 yılında kendisine bağlı 10 köy ile ilçe statüsünü almıştır. Altındere köyünün merkeze bağlanmasıyla köy sayısı dokuz olmuştur.
Göçebe şeklinde Babadağ’a yerleşen yörükler, çobanlıkla ve koyun yünleriyle başlayan dokumacılığı, yıllar sonra sanayinin ve ulaşımın gelişmesiyle pamuklu dokumaya dönüşmüştür. Her evde ağaç tezgahlarda dokunan ham bez sayesinde ekonomi canlanmıştır. 1940’lı-1950’li yıllar, Babadağ’ın en hareketli ve en bereketli yılları olarak bilinir. Çünkü o yıllarda Türkiye’de, sadece birkaç devlet fabrikası hambez üretirken Babadağ’da kurulan Salı pazarları bu ihtiyacı büyük oranda karşılıyordu. Babadağ esnafı yurdun her tarafından gelen tüccarlara hizmet ettiğinden, Babadağ’da kültür, diğer ilçelere göre daha iyi durumdaydı.

Coğrafi Yapı ve Nüfus :

Babadağ ilçesi il merkezinin kuzeybatısında, Sarayköy ilçesinin 15 km. güneyinde, Babadağ’ın eteklerine kurulmuş yaklaşık 6000 nüfuslu bir ilçedir.
2000 yılı nüfus sayımına göre; merkez ilçe nüfusu 4.848, toplam nüfusu ise 8.209’dur.

Ekonomik Durum :

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de dokumacılık, Babadağ ekonomisindeki en önemli yeri oluşturur. Yaklaşık 700 yıllık bir geçmişi olan dokumacılık,1965 den sonra el tezgahlarından yarı otomatiğe, 1985’ten sonra da tam otomatik tezgahlara geçerek sürekli canlılığını korumuştur. Günümüzde Babadağ’da dokunan ürünler arasında ham pike, kanaviçe, havlu, çarşaf ve çocuk bezi başta gelmektedir. Özel sektör özellikle dokumacılık üzerine yatırımlarını yapmaktadır.
İlçenin doğal yapısı tarıma elverişli değildir. Düşük olan nüfus yoğunluğunun çoğu dokumacılıkla uğraştığından, tarım ve hayvancılık ek bir faaliyet olarak yapılır ve bu faaliyet halkın geçim kaynağı değildir. Tamamı iç tüketime yönelik olmak üzere meyvecilik de yapılmaktadır. İlçedeki toplam tarım alanı 3315 hektardır. Tarım alanlarının %20’si makinal tarıma elverişli, %80’i hayvan gücüyle işlenebilir niteliktedir. Toprağın yapısı yem bitkileri ve kavunculuğa uygundur. Sulanabilir arazi az miktarda olup, kuru tarım yapılmaktadır. Yetiştirilen ürünler arasında hububat ağırlıktadır.Sulu tarım yapılabilen yerlerde taze fasulye, börülce, domates, soğan, salatalık, sulama olmayan yerlerde buğday, arpa, nohut yetiştirilir. Kestane ağırlıklı olmak üzere ceviz, elma, kiraz, zeytin, üzüm gibi meyveler de yetiştirilmektedir. Civar kesimlerde özel mülkiyete ait olan 30.000 yabancı kestanelikler aşılanarak bir gelir kaynağı yaratma yoluna gidilmekte ve özel bir girişimci tarafından Yeniköy sınırları içinde memba suyu dolum tesisleri kurulma aşamasındadır. İlçe ticareti dokuma üzerine kurulmuştur. Dokuma hammaddesi olan iplik ilçe dışından temin edilir. İlçe halkı genellikle fason dokumacılık yapar. Babadağ ilçesinden doğrudan ihracat yapılmamaktadır. Ancak Denizli ve İstanbul’da tekstil ihracatı yapan firmaların birçoğu Babadağlı olup, işletmelerini genişletmek amacıyla Babadağ’ın dışına çıkmışlardır. Bu firmaların halen Babadağ’la ilişkileri devam etmekte, Babadağ’lı dokumacılara fason mal dokutmaktadırlar.
İlçede el tezgahları ile başlayıp yarı otomatik tezgahlarla devam eden dokuma sanayii,tam otomatik tezgahlarla gelişimini sürdürmektedir. 5000 civarında yarı otomatik tezgah, 1996 yılı başı itibariyle 150 civarında tam otomatik tezgah bulunmakta ve bu sayı gün geçtikçe artmaktadır. ılçe genelinde haftada 150 tonun üzerinde iplik işlenmektedir. ılçe içinde işletmelerini genişletmek, otomatik tezgaha geçmek isteyenler için, yapılaşma güçlüğü nedeniyle uygun atölyeler bulmak sorun olmaktadır. 1. ve 2. sanayi bölgeleri hızla gelişmekte, 3. sanayi açma hazırlıkları sürdürmektedir.

         Denizli Baklan Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: Baklan'a ulaşım olarak Denizli-Ankara yolu istikametinden gidilir. Yol üzerinden Çivril Uşak istikametine dönüldükten sonra Baklan yol ayrımından 11 km sonra baklan ulaşılır. Aşağı yukarı bir saatte Denizli'den Baklan'a varılabilir. Baklan'ın kurucusu Abdi beydir. Baklan'ın tarihi Türkler açısından Türklerin Denizli'ye yerleşmesiyle başlar denilebilir. Baklanlı Hüsamettin dede Çal, Baklan bölgesi Alaşehire kadar olan bölge ile Denizli havalisinin Fethedilmesi Hüsamettin dede komutasında olmuştur. Kent içinde Hüsamettin Dede türbesi vardır. Hüsamettin dede Türbesi eski mezarlığın girişindedir. Türbesinin Selçuklu mimari özellikleri taşıdığı görülmektedir. Baklan ovası sulaması projesi Harran ovası sulama projesinden sonra 2. büyük projedir.

Baklan aşağı yukarı 5000 nüfuslu normal bir ilçedr. İlçenin iki belediyesi vardır.

         Denizli Bekilli Resimleri Images: 0 Hits: 137 Description: 1176 Miryakefalon Savaşı’ndan sonra Süleyman Şah’ın uç beylerinden Yahya ve Bekir Beyler tarafından Türk egemenliğine katılmıştır. Bundan dolayı ilçenin bir mahallesi Yahyalar adını almış, Bekir Bey’in adı da ilçeye verilerek, Bekirli denilmiş ve daha sonra ilçenin adı halk arasında Bekilli olarak söylene gelmiştir. Bekilli, Osmanlılar döneminden önce Ayonkarahisar Sancağı’na bağlı bir köy iken daha sonrada İzmir ve Denizli iline bağlanmıştır. 1910 yılında da bucak olarak Denizli ili Çal ilçesine bağlı kalmış, 1987′de çıkarılan 3392 sayılı kanun ile ilçe olmuş ve 09.08.1988 tarihinde teşkilatlanmasını tamamlamıştır. Kurtuluş savaşı yıllarında, İzmir’in işgalinden iki ay sonra, Bekilli de işgal edilmiş ve toplam 18 aylık bir işgalden sonra, 30 Ağustos 1922 günü bağımsızlığına kavuşmuştur.

Coğrafi Yapı ve Nüfus :

İlçe merkezinin Denizliye uzaklığı 86 km. dir. Toplam yüzölçümü 375 km 2 , rakım 850 m.dir. Bekilli’nin güneyinde Uşak, kuzeyinde Çal, doğusunda Çivril, güney doğusunda Güney ilçesi bulunmaktadır. İlçe merkezi ve köylerin arazisi engebeli bir yapıya sahip olup sulanmadığı için verim alınamamaktadır. Tarıma en elverişli arazi kesimi Çoğaşlı ve Yeşiloba köyleri civarında bulunan Medele ovasıdır. 2000 yılı nüfus sayımına göre; merkez ilçe nüfusu 3.922, toplam nüfusu 10.578′dir.

Ekonomik Durum :

İlçe merkezi, kasaba ve köylerinde çalışma hayatı genel olarak tarıma dayalıdır. İlçenin en önemli sanayi kuruluşları sirke, pekmez ve şarap imalathaneleridir. Küçük çapta un değirmenleri ve demir doğrama atölyeleri ile tamir atölyelerinden oluşur. İlçede mermer, aspest, manganez, grafit, talk, vermikolit, gayenityebarit madenlerine ait yataklar bulunmaktadır. Bunlardan Çoğaşlı, Deşdemir ve Keselli köyleri civarındaki bazı mermer ocakları işletilmektedir. 40 civarında kültür mantarı üreticisi vardır.

         Denizli Beyağaç Resimleri Images: 0 Hits: 183 Description: İlçe, tarım ve hayvancılığa elverişli arazi yapısı ile eski çağlardan itibaren yerleşime açık bir yöre olmuştur. Osmanlı Padişahlarından lll. Ahmet kızı Mihrişah Sultana, Beyağaç ve havalisini çeyiz hediyesi olarak vermiş, buranın geliri ise Mihrişah Sultan tarafından Medine’ye vakfedilmiştir. Burası Osmanlılar döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Sazak köyüne bağlı mahalle iken, yakınına Sarıyer adı altında bir köy kurulmuş, daha sonra Sarıyer ile Eskere köyleri birleşerek Beyağaç adını almıştır.

6 Haziran 1972 tarihinde Belediye olarak teşkilatlanmış olan Beyağaç, 20.05.1990 tarihinde ve 3644 sayılı kanun gereğince ilçe olmuştur. 05.08.1991 tarihinde Kale ilçesinden ayrılıp fiilen ilçe olarak faaliyete geçmiştir.

Coğrafi Yapı ve Nüfus :
Beyağaç ilçesi, il merkezine 94 km. uzaklıkta olup, ilin güneyinde yer almaktadır. Doğusunda Acıpayam ve Çameli, batısında Kale, kuzeyinde Tavas ve güneyinde Muğla ile Köyceğiz ilçeleriyle çevrili olan Beyağaç ilçesi, Eskere ovası namıyla verimli bir ova üzerinde kurulmuş olup, ilçenin rakımı 650 m.dir. Bu ovanın içinden geçerek Muğla sınırlarına ulaşan Akçay, ilçedeki tek akarsudur.

2000 yılı nüfus sayımına göre; merkez ilçe nüfusu 2.781, toplam nüfusu 7.318′dır.

Ekonomik Durum :
İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. 3500 hektarlık toplam tarım arazisi, ilçe yüzölçümünün % 18,08′ini oluşturmaktadır. En önemli geçim kaynağı tütün üreticiliği oluşturmaktadır. Çok azda olsa tütünün yanında buğday,arpa,mısır ve karpuz yetiştirilmektedir.

İlçede Uzunoluk Köyü sınırları içerisinde bulunan ve bir maden şirketi tarafından işletilen krom işletmesi bulunmakta ve burada yaklaşık 100 işçi çalışmaktadır. Çıkarılan krom madeni Fethiye’den ihraç edilmektedir. İlçede Orman Ürünleri Sanayii dalında faaliyet gösteren kereste ve doğrama işletmesi de bulunmaktadır.

İlçede yapımı tamamlanmış olan 5 milyon m 3 su kapasiteli Eşenler sulama göleti bulunmaktadır. Beyağaç ovasını sulamaya yönelik kanallarının yapımı tamamlandığında, ilçede kuru tarım yerini sulu tarıma bırakacaktır.

Beyağaç sahip olduğu doğal güzellikleri ile gelecekte önemli bir turizm merkezi olma yolunda umut vadetmektedir. Beyağaç ilçesi Eskere Orman İşletme Müdürlüğü sorumluluk alanı içerisinde kalan ve Kartal gölü adı ile bilinen bölgede, yaşları 1265′i bulan görülmeye değer tabiat harikası karaçamlar bulunmaktadır. Eşine az rastlanan bu ağaçlar anıt ağaç statüsüne alınmış, bölge ise Tabiat Parkı Koruma alanı olarak ilan edilmiştir.

Sandraz Dağının zirvesinde bulunan ve bir krater gölü olan Kartal gölü, kendisine özgü güzelliği ve çevresindeki anıt ağaçlarla birlikte önemli sayılabilecek bir ziyaretçi akınına uğramaktadır.

Her yıl Ağustos ayının son Perşembe günü Kartal gölünde, Eren şenliği düzenlenmekte ve bütün ilçe halkı Kartal gölüne gelerek, geleneksel niteliği olan bu şenliğe katılmaktadır.

         Denizli Bozkurt Resimleri Images: 0 Hits: 125 Description: Bozkurt ilçesi, Denizli ilinin doğusunda yer alır. Denizli’ye uzaklığı 52 km.dir. İlçenin doğusunda Denizli iline bağlı Çardak ilçesi, batısında Honaz ilçesi, güneyinde Acıpayam ilçesi, kuzeyinde Baklan ve Çal ilçeleri ile kuzey doğusunda Afyon iline bağlı Dazkırı ilçesi ile komşudur. Denizden yüksekliği 866.8 m.dir. Topraklarının büyük bir bolumu Hamlat Ovası içindedir. Yüzölçümü 400 km2’dir. ilçede Akdeniz ile İç Ege iklimi arasına bir geçiş iklimi görülür. Genelde yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçer. 2000 Yılı Nüfus sayımına göre; Merkez Nüfusu 4191, Bucak ve köyler toplamı; 7671 İlçe Toplamı; 11862’dir.
         Denizli Buldan Resimleri Images: 0 Hits: 156 Description: Denizli’nin Buldan ilçesi deyince ilk akla gelenler, eski çağlardan beri süregelen dokumacılık ve kendi adıyla anılan özel bezidir. Buldan ayrıca, geleneksel evlerin hâlâ kullanılıyor ve korunuyor olmasından dolayı büyük ölçüde geçmişini günümüze taşımış ender yerlerdendir.

Genç Osman’ın cepkeni
Geçmişte yörenin batıya, Anadolu içlerine ve Mezopotamya’ya bağlayan Büyük Kral Yolu üzerinde yer alması da ticaretin ve dokumacılığın gelişmesini sağlarken, dönemin padişah ve beylerine şal ve kaftan olabilecek kaliteli kumaşlar yapılmış burada. Yıldırım Beyazıt’ın kızının gelinliği, Genç Osman’ın cepkeni, Barbaros’un şalı Buldan’da dokunmuş ve orijinalleri Topkapı Sarayı’nda bulunuyor. Ayrıca, yörede cami ve mescitlerin yanı sıra Türk evinin en güzel örneklerinden olan bey konakları ve çok sayıda konut inşa edilmiş. Buldan’ın tarihi dokusunu tam olarak hissedeceğiniz Yukarı Buldan’da yolların dahi özgün taşlarının korunmuş olduğunu göreceksiniz. Bu mahallelerde bulunan evler birbirinin manzarasını, ışığını, havasını kesmeyecek şekilde yapılmış ve yamaçtaki her evden Buldan’ı seyretmek mümkün, bu evler insana eskiyi yaşatıyor.

Geleneksel evlerin sahipleri dokumacılar, evlerinin bir bölümünde ev-atölye oluşturmuşlar. 3 bin motorlu tezgah, 30 kadar el tezgahı ve bin 250 işleme makinesinin faal olarak kullanıldığı Buldan’da, Buldanlılar büyük kentlere, hatta dünyaya açılan tekstil ürünlerinde markalar yaratıyorlar. Yukarı Buldan’ın sokaklarında tezgahların ritmik seslerine karışan eski bir Denizli türküsü olan “Doğar doğmaz ayağıma iplik dolaştı” duyuluyor. Dokudukları kumaşlara Buldan gülü, kuş gözü, bademli, siyah üstlük, pancarlı muskalı isimlerini verdikleri motifleri yıllardır işleyerek ustalaşmışlar.
Türkiye’de ilk sanayileşen, bacasız fabrikaları olan ilk yer burası. Her ev adeta bir dokuma merkezi görünümünde. Kumaşın pamuğu Büyük Menderes Ovası’nda yetiştiriliyor. Dokumanın üzerine işlenen ipeğin boyası ise, Buldan ormanlarından getirilen çam ve meşe palamudu kabuğundan, geleneksel yöntemlerle, kök boyası tarzında yapılıyor.

Strabo’un kaleminden
Dokumada kullanılan yün ise Buldan’ın dağ köylerinde yetiştirilen hayvanlardan elde ediliyor. İlk çağlardan beri yünü ile ünlü olan Laodikeia (Ladik, eski Denizli) hakkında coğrafyacı ve tarihçi Strabo ‘Laodikeia dolaylarında bir koyun türü yetiştirilir ki bunlar yalnızca Miletoslular’ınkinden üstün olan yünlerinin yumuşaklığı ile değil, aynı zamanda kuzguni siyah renkleri ile mükemmeldir. Bu yüzden Laodikeialılar büyük gelirler sağlarlar’ diye bahseder.

Halkın yüzyıllardır koruduğu ev-atölye birlikteliğinin, ev ölçeğine uygun geleneksel tezgahlar kullanılarak sürdürülmesi için çaba harcanıyor. Çünkü teknolojinin gelişmesiyle zamanla ahşap tezgahlardan vazgeçilmiş. Büyük motorlu tezgahlar kullanmaya başlandığında, makineler bazen duvarlar yıkılarak bazen de tavan delinerek eve sığdırılmaya çalışılmış, bu da evlerin tarihi dokusuna zarar vermiş. Buldan’ın en eski mahallesi olarak bilinen Güroluk mahallesinden başlanarak yollar, meydanlar, Buldan’a özgü kentsel öğelerden oluşan 310 anıt, yazılı belgeleme ve krokilerle fişlenmiş. Bu yerel özelliklerin değerlendirilmesi çalışmaları, İstanbul Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Afife Batur başkanlığında yapılıyor. Antik dönem medeniyetlerinin birikimi üzerine kurulduğundan bu dönemin izlerini taşıyan geçim kaynakları, yaşam biçimleri, örf ve adetlerini yaşatan Buldan ilk görüşte bile özgünlüğünü ve zarafetini hissettiriyor.

Buldanlılar haziran ayında Yunanistan’da yapılacak Uluslararası El Sanatları toplantısına katılarak dünyaya da seslerini duyuracaklar. Son bir not: Buldan’da haziranın ilk haftasında bir festival düzenleniyor. Sokaklardaki dokuma tezgahlarında dokumanın yapılışı, kurulan boya kazanlarında kök boyalarının ve ipliğin hazırlanması gösterilecek. Bu ilçeye gitmeden www.buldan-bld.gov.tr’yi ziyaret edin.

Nasıl gidilir ?

Denizli’ye İstanbul ve Ankara’dan perşembe, cumartesi dışında her gün sefer var. THY Danışma Hattı Tel: 4440849. Ayrıca tüm otobüs şirketlerinin de bu kente her gün seferleri bulunuyor. Denizli Buldan arası 45 km. Denizli’den otobüsle, taksiyle ya da araba kiralayarak gidebilirsiniz.

         Denizli Çal Resimleri Images: 0 Hits: 122 Description: Çal adı Kayı boyu türkleri arasında sıkça kullanılır. Mayalanmak, sürmek, yüksek yer, yaylak anlamlarını taşır.

Roma İmparatorluğu döneminde ait çeşitli kalıntıların bulunduğu Çal Anadolu Selçukluları devrinde Türklerin idaresine girdi. Çal bölgesinin kuruluşu 1072 yıllarına kadar uzanır. Selçuklunun Kayı boyundan gelen Türkler Çardak üzerinden bugün adı Boğaziçi olan bölgeye yerleşmiştir. Baklanı kuran Abdi bey den sonra bu bölgeye gelen Hüsamettin dede Daha sonra Çal ve havalisini fethetmiştir. 19. yy. sonuna kadar Demirciköy olan ismi 19.yy.sonu itibarı ile Çal olarak anılmaya başlamıştır. II. Murat devrinde Osmanlı toraklarına katılan Çal 1886'da Denizli Sancağına bağlı bir kaza haline geldi. Kurtuluş Savaşı sırasında Çal Kuvayı Milliyesinin direnişi Çalın Yunanlılar tarafından işgalini engelledi. Çal Müftüsü Ahmet İzzet Efendi'ye Kurtuluş Savaşı sırasında yaptığı hizmetlerinden dolayı İstiklal Madalyası verildi.
Deniz seviyesinde 850 m yükseklikte kurulmuş olan Çal'ın nüfusu 4480'dir. 1.520 km² yüzölçümüne sahip ilçeye bağlı 8 belde belediyesi ve 23 köy bulunmaktadır. Coğrafi konumundan dolayı Çal ilçesinde Akdeniz ikliminden karasal iklime geçiş özellikleri görülmektedir.

         Denizli Çameli Resimleri Images: 0 Hits: 120 Description: Çameli genellikle orman içersinde çok dağınık biraz dalgalı, birazda yayla karakterli bir arazi yapısına sahip olup, 33, 51 ve 37, 17 kuzey enlem ve boylamları arasında kalır.

İlçenin tüm yüz ölçümünün %75 i ormanlık alanlarla kaplıdır, Bu %75 lik alanın çok az bir kısmı bozuk orman alanıdır

Akdeniz dağ iklimi tipi hüküm süren ilçemizdeki kışlar soğuk ve yağışlı yazlar serindir. Yağmurlar genellikle Ekim ayında başlar Nisan ayı sonlarına kadar devam eder. Kış Aylarında yağış genellikle kar halinde görülür. Ocak ve Şubat aylarında yağan kar Mart ayı ortalarında (yüksek yerler hariç) kalkar. Genellikle hakim rüzgarlar Kuzey rüzgarlarıdır. İlçede en yüksek sıcaklık yaz aylarında 36 derece En düşük is e15-17 dereceler arasında seyreder. Yıl boyunca ortalama ısı 11-12 derecedir. En sıcak ayı Ağustos ayı olup 22 derecede seyrederken. En soğuk ayı olan Ocak ayında ise 1-1,5 derecedir.

İlçemizde Akdeniz Bölgesinin tipik bitki örtüsü olan maki bitki örtüsü genellikle yok denecek kadar azdır. Başta söylediğimiz gibi ilçenin %75 ormanlarla kaplıdır bunlar kızılçam, ardıç karaçam, ve meşe topluluklarıdır.

         Denizli Çardak Resimleri Images: 0 Hits: 131 Description: Tarihçe
Çardak, Ortaçağda halkın geçimini hayvancılıkla sağladığı küçük bir köy idi. Maymun dağı eteğindeki köy halkı, hayvanlarını güneş sıcağından korumak amacıyla; evlerin ön tarafına veya yan tarafına Çardak denilen gölgelikler yaparak önlem almaktaydı. Bu küçük Türkmen köyünün hemen güneyindeki kervan yolundan geçen diğer köylüler de, buraya “Çardaklı Köy” adını vermişlerdir. Bu isim yerli Türkmen halkı tarafından da benimsenmiş ve böylece köyün adı Çardak olarak kalmıştır.
. Çardak, Selçuklular zamanında bir uç kalesi olarak, Selçuklular’ın savunma merkezi olmuştur. Çardak’taki HANABAT KERVANSARAYI’ da o dönemde yapılmıştır. Anadolu Beylikleri zamanında ise yöre, önce İnançoğulları’nın sonradan da Germiyanoğulları’nın eline geçmiştir. Germiyanoğulları Beyliği, Osmanlı İmparatorluğu topraklarına Sultan Yıldırım Beyazıt Han tarafından katılmıştır.
Timur, Ankara Savaşından sonra yöreyi ele geçirmiş, askerlerinin bir kısmı ilçede bulunan kervansaray da birkaç yıl kalmışlardır. Timur’un tekrar doğuya çekilmesi ile yörede beylikler dönemi yeniden başlamış, fakat kısa sürmüştür. 1429 yılında tüm yöre Osmanlı İmparatorluğu’na katılarak Aydın Sancağı’na bağlanmıştır.
İdari bölümün yeniden düzenlendiği Cumhuriyet döneminde küçük bir köy olan Çardak, sırasıyla önce Dinar’a, Honaz ve daha sonra da Bozkır Bucağı’na bağlı kalmıştır. 1958 yılında ise Denizli iline bağlanan Çardak, 5 köy ve 2 kasabadan oluşan bir ilçedir. 600.000 kişidir.
Coğrafi Yapı ve Nüfus
Çardak, Denizli topraklarının doğusunda yer alır. Doğusunda Afyon’un Dazkırı ilçesi, batısında Bozkurt, kuzeyinde Çal, güneydoğusunda Başmakçı, güneyinde ise Burdur’un Yeşilova ilçesi ile çevrilidir. Yüzölçümü 400 km2dir.
Güneyde Söğüt sıra dağları ile kuzeyde Maymun dağları, Çaltı köyünün güneyinde bulunan Kültü dağı arasında Hambat ovası yer alır. Yaklaşık 50.000 hektarlık bu ovada belirli ve sürekli bir akarsu yoktur. Ancak kuzeyinden çıkan kaynak sularının oluşturduğu dereler kapalı havza durumunda olan Acı göle dökülür. 1 veya 2 m. derinliğindeki gölde canlı yaşamaz ve yazın büyük oranda suyunu kaybeder.
2000 nüfus sayımına göre; merkez ilçe 5.656, toplam nüfusu 11.253’dür
Acıgöl (Çardak Gölü):Tektonik oluşumlu bir göldür. Yüzölçümü 41.34 km2 dir. Çardak ilçesi ile Afyon-Dazkırı ilçesi arasındadır. Gölü Söğüt dağlarından (Yan dağı) inen sular besler. Acıtuz gölü de denilen gölün rakımı 836 m dir. Burdur gölü (854 m rakımlı) tarafından, Söğüt dağı diplerinden, bazen kıyının 1-2 m üstünden acımsı (kekri) sular çıkar. Bu suların Burdur gölünden geldiği sanılmaktadır. Acıgöl’den sodyum-sülfat hammaddesi elde edilmekte ve deterjan, kozmetik, cam, boya ve deri sanayiinde kullanılarak ekonomik bir değer oluşturmaktadır.
Beylerli (Çaltı) Gölü:Acıgölün 20 km güneybatısındadır. Derinliği azdır. En derin yeri 4 m’dir. Yüzölçümü 4.12 km2 dir. Denizden yüksekliği 850 m dir. Gölü, Değirmendere ve Başpınar suları besler. Gençali köyü göldeki kamış ve sazlıklar­dan yararlanır. Gölde balık yetişmemekte ancak sülük bulunabilmektedir.
Yazları sıcak ve kurak, kışları yumuşak geçen Subtropik iklimin etkisindedir. Yörede geçiş iklimin hakim olması, Akdeniz bitki türleri ile step, ıç Anadolu bitki türlerinin yakınlaşmasını ortaya çıkarmıştır. Bunlar bozkır görünümlü tepe ve meralar ile Maymun Dağı eteklerinde görülür, bunda Acı Göl’ün çoraklaştırıcı rolününde etkisi büyüktür.
Ekonomik Durum
Yörede tarım ve hayvancılık önemli ekonomik faaliyetlerdendir.
İlçede sığır yetiştiriciliği, modern tavukçuluk da ilçe ekonomisinde önem kazanmaktadır. İlçede bulunan süt toplama merkezi gelir getiren önemli bir tesis haline gelmiştir.
Başta arpa, buğday, ayçiçeği, haşhaş, şeker pancarı, anason, bağcılık, bahçe ziraatı yanında son yıllarda Söğüt köyünde gül yetiştiriciliği denemeleri de olumlu sonuçlar vermektedir. İlçe ve çevresinde yapılan sondajlarla yer altı suyundan yararlanılarak daha verimli sulu tarım çalışmaları yapılmaktadır.
II. Organize Sanayi Bölgesi (Çardak özdemir Sabancı Organize Sanayi Bölgesi)

Çardak özdemir Sabancı Organize Sanayi Bölgesi Denizli Sanayi Odası’ nın hukuki ve mali sorumluluğu ile gerçekleştirilen, Denizliye 60 km mesafede Çardak Havaalanı ve Denizli-Afyon Karayolu bitişiğinde, kuzeyinden geçen demiryolu ile DENSER Denizli Serbest Bölgesi yakınında yaklaşık 3 225 913 m2 ‘lik bir alanda kurulmuştur.
Çardak özdemir Sabancı Organize Sanayi Bölgesi alt yapı inşaatları 13.09.1996 tarihinde başlamış ve 22.10.1997 tarihinde tamamlanmıştır.
Alt yapı inşatları kapsamında; 14 km asfalt yol, 15km içme suyu hattı, 13,5 km kanalizasyon hattı, 15 km yağmur suyu drenaj hattı, 27 km yer altı yüksek gerilim elektrik hattı, 1000 abonelik yer altı telekomünikasyon şebekesi tamamlanmıştır.
Çardak özdemir Sabancı Organize Sanayi Bölgesi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca 14.12.2000 tarih ve 14744 sayı ile kuruluş protokolü onaylanarak, sicil kayıt defterine sicil no 28 ile işlenerek tüzel kişiliğini kazanmıştır.
Alt yapı inşaatları için 13 495 221 USD ‘lik bir harcama yapılmıştır.Organize Sanayi Bölgesinde 98 adet sanayi parseli, 2 adet yeşil alan, 1 adet sosyal tesis ve idari bina alanı, 1 adet su deposu alanı, 1 adet tır parkı ve gümrükleme alanı bulunmaktadır.
08.12.2003 tarih itibariyle 2 adet parselde inşaatını tamamlayan sanayicilerden 1 adet tesis prefabrike yapı elemanları üzerine diğer tesis ise plastik sanayi konusunda faaliyet göstermektedir.
Ulaşım
İlçemiz ulaşım yönünden çok şanslı konuma sahiptir.Ankara asfaltı ilçemizin ortasından geçmektedir.Denizli-Çardak arası bölünmüş yol yapımı tamamlanmıştır.
Demiryolu ulaşımı her ne kadar eski popülerliğini kaybetse de diğer bir ulaşım alternatifidir.
Acıgöl’ün yakınlarında kurulu Askeri-Sivil kategorideki Çardak Havaalanı, 1991 yılında hizmete girmiştir.
Şehre olan 60 km. uzaklığı ile Ülkemizin kent merkezine en uzak havaalanı olan Çardak; belirlenen Yaz-Kış mevsimi tarifelerine göre sivil hava ulaşımına açık tutulmaktadır.Meydana ulaşım otobüs ve taksi işletmeciliği ile sağlanmaktadır.
Toplam 4.450.000m2′lik kurulu alanı bulunan Meydanda 2200 m2′lik terminali, 3000×45m. boyutunda asfalt kaplamalı bir pist, 54×75m. boyutunda 4 uçak kapasiteli apron ile 1602×12m. Boyutunda taksi yolu bulunmaktadır.

         Denizli Çivril Resimleri Images: 0 Hits: 134 Description: Çivril, geniş ve verimli ovası nedeniyle tarihin her döneminde yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Çevrede yapılan kazılardan anlaşıldığına göre, MÖ.3000 yıllarına kadar uzanan geçmişte sırasıyla Hitit İmparatorluğuna bağlı ‘Arzava Krallığı ‘(MÖ.1324-1294),’Frigler, Lidyalılar,Selevki Krallığı, Bergama Krallığı, Roma ve 1119 yılına kadar Bizanslıların hakimiyeti görülmektedir.1119 tarihinden itibaren Çivril, Selçukluların eline geçmiştir.

Bizans Kralı Manuel ile Selçuklu İmparatoru Kılıçarslan arasında 1176 tarihindeki Miryokefolon savaşı ilçe hudutları içinde bulunan Küfi Boğazı’nda yapılmıştır. Savaş Selçuklu Türklerinin galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Bu savaşla Türklerin Anadolu’ya yerleşmeleri kesinlik kazanmıştır.

Çivril idari bakımdan 1880 yıllarında Sandıklı(Afyon) kazasının Işıklı nahiyesine bağlı bir köy iken 1892 yılında nahiye olmuş,1910-1911 yıllarında da Afyon İli’ne bağlı kaza, 1925 yılında Denizli İli’ne bağlı ilçe olmuştur.

Çivril 1921 yılı Şubat ayının ilk haftası itibariyle Yunanlıların işgaline uğramıştır.1 Nisan 1921′de ikinci kez Çivril Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir.Yunanlılar, bu işgallerini 30 Ağustos 1922 tarihine kadar sürmüşlerdir.Yunanlıların Çivril’den kaçış tarihi, ilçede hem kurtuluş günü hem de Zafer bayramı olarak kutlanmaktadır.

Çivril 1499 km2 yüz ölçümüyle Denizli ili’nin en büyük ilçelerden birisidir. Deniz seviyesinden 840 m. yükseklikte olup, Denizli-Uşak devlet kara yolu üzerindedir. Denizli iline 96 km Uşak 57 km uzaklıktadır.

Doğusunda Sandıklı/(Afyon) ve Dinar(Afyon), batısında Karahallı(Uşak), Bekilli, Çal ve Baklan(Denizli), kuzeyinde Sivaslı(Uşak) ve Sandıklı(Afyon), güneyinde Dazkırı(Afyon=, Evciler(Afyon) ve Baklan(Denizli) ilçeleri ile çevrilidir.

İlçe merkezi kendi adıyla anılan ovanın kuzeyine düşer.Çivril, güney-batı ve güney-doğu kesimleri hariç dağlar ve tepelerle çevrilidir.En önemli yüksekliği ilçe merkezinin 15 km. doğusunda 2449m. yüksekliğindeki Akdağ’dır.

Çivril Ovası Aluviyal tabakalardan meyana gelmiştir.Güneydoğusunda; Dinar, güneybatısında Baklan Ovaları karışır.

Ege Bölgesi’nin en önemli akarsuyu Büyük Menderes nehridir ve Çivril Ovasını baştanbaşa sulayarak geçer.

Işıklı, Gökgöl ve Dinar kaynaklarından beslenen Büyük Menderes nehrinin suları Küfi Çayı suyu ile 72 km2 yüzölçümlü Işıklı Barajı Gölünde toplanır.Gölde çeşitli kuş türleri mevcuttur. Lodos ve poyraz rüzgarları, bölgede ılıman Akdeniz İklimi ile İç Anadolu’nun Karasal İklimini hakim kılar.

         Denizli Güney Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: İlçeye tepeden bakıp başlıyorsunuz inmeye kısa sürede belki 1000 m dipteki vadi, Büyük Menderes çılgın bitki örtüsüyle karşılıyor sizi. Denizli’ye 70 km uzaklıktaki gizli cennet, doğa tapınağı olan Güney Şelalesi, birinci derecede SİT alanı ve genel sıralamada Türkiye’nin 23′ncü doğa harikası. Güney ilçe merkezinin 3 km uzağında Cindere dağı yamaçlarından çıkan sularla oluşuyor. B. Menederes nehrine yaklaşık 20 m yüksekten nazlı nazlı dökülen şelale suyu kireçli, bunun sonucu olarak ta şelale yatağında kalker basamaklar ve çeşitli oluşumlar meydana getiriyor. Gün doğumundan akşama dek izlenmesi gereken Güney Şelalesi gelin duvağı tül perde, yelpaze biçiminde zümrüt yeşili kadife görünümlü yosunlar üzerinde süzülen su damlaları yıllarca süren akışıyla sarkıt dikitleri olan Damlataş Mağarası oluşturmuş, şelale akış seti içinde oluşan mağara içinde yüzülebilen derinlikte bir de göl saklıyor.
         Denizli Honaz Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: İlçeye ismini vermiş olan Honaz Dağı (2,571 m.) Ege Bölgesi’nin en yüksek dağıdır ve Honaz ilçesi bu dağın kuzey yamacına oturur. Yüz ölçümü 504 km² olan Honaz’ın, 1990 yılı sayımına göre nüfusu 25.000′dir. Nüfus yoğunluğu km²’ye 45 kişidir. Honaz’ın iklimi, Ege bölgesi ikliminin etkisi altındadır. Yağmur genellikle ilkbahar, sonbahar ve kış mevsimlerinde yağar. İlçe dağlık bir yerde kurulduğu için yağmur miktarı (yıllık 856.6 mm) oldukça yüksektir. Bu özelliği ile Honaz’ın iklimi özellikle kiraz yetiştiriciliği için oldukça uygundur.

İlçenin en önemli tarım ürünleri arasında Kiraz önemli bir yer tutmaktadır. Özellikla ihracata yönelik kiraz yetiştirilmekte, ve yaklaşık %80′lik bir oranı yurt dışına gönderilmektedir. Ortalama kiraz ihracatı yıllık 60,000,000 YTL, diğer yaş meyve, sebze ve domates, üzüm gibi tarım ürünlerinin iç ve dış piyasa satışı ise yıllık ortalama 100,000,000 YTL civarındadır. Bunun yanında Honaz’ın diğer önemli bir tarım ürünü ise domatestir. İlçede uzun yıllardır hizmet vermekte olan bir salça fabrikası da bulunmaktadır.

Tarımdaki çeşitliliğin yanında, Honaz ilçesi tarih boyunca pehlivanlar yetiştirmiş bir ilçedir. Bu pehlivanlar arasında en ünlüsü, arka arkaya üç kere Kırkpınar Başpehlivanı olmuş, altın kemer sahibi Hüseyin Çokal’dır.

Tarihçe [değiştir]Kolossai’nin tarihi İÖ V. yüzyıldan daha önceye dayanmaktadır. Başlangıçta bir Frigya şehri olan Kolossai, zaman içersinde Grek şehri olmuştur, İS VII. yüzyıla gelindiğinde tüm Anadolu şehirlerinde olduğu gibi Kolossai de Arap akınlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Savunma bakımından daha elverişli konumda olan ve Kolossai’nin 3km. güneyinde Honaz Dağı’nın uçunda yer alan Khonai, bu dönemde antik Kolossai’nin yerini almaya başlamıştır. VII. yüzyılda kurulan ve 858 – 860 yılları arasında Başpiskoposluk unvanını alan Khonai, 950 yılında Metropolit olup, Anadolu’nun önemli dini ve idari merkezlerinden biri haline gelmiştir. Kolossai ve Khonai (Khones) / Honaz kenti alanı, günümüzdeki ilçe merkezi Honaz’ın 5 km. kuzeyinde, Lykos (Çürüksu) Çayı’nın güney kıyısındadır.

Kolossai’yi Herodotos, İran Şahı Xerxes’in İÖ 480 yılında Yunanistan seferine giderken yanından geçtiği kentler arasında anar ve onun “Büyük bir Phrygia kenti” olduğunu söyler. İÖ 401 yılında Genç Kyros’un, ağabeyi İran şahına karşı giriştiği sefere katılan Xenophon da Kyros ordusunun Kolossai’ye uğrayıp konakladığını anlatır, kentin büyük ve zengin olduğunu söyler. Ancak İÖ III. yüzyılda o yakınlarda kurulan Laodikeia kentinin gelişmesi ölçüsünde Kolossai’nin sönükleştiği anlaşılıyor. Yapıtını Augustus döneminde veren coğrafya yazan Strabon, Kolossai’yi bir “kentçik” diye göstermiştir. Hristiyanlık burada daha İS I. Yüzyılda, İsa yoldaşı Ermiş Paulos’un arkadaşlanndan Epaphras’ın çalışmasıyla yayılmıştır. Epaphras Kolossai’li idi. Bilindiği üzere Hristiyanlığın İlk Yedi Kilisesi (İnanmışlar Topluluğu) Batı Anadolu’da kurulmuştu; bunlardan biri de Kolossai’nin pek yakınındaki Laodikeia’da idi.

Daha İS VIII. Yüzyılda, Arapların çapul akınları sırasında, kentin kesinlikle sönükleştiğini, boşaldığını ve savunulması daha kolay bir yerde olan Khonai/Honaz’ın bölgedeki en önemli yerleşme birimi durumuna geçtiğini biliyoruz. Hatta Khonai/Honaz, 858 yılında, çevredeki tüm piskoposlukların bağlandığı merkez, yani başpiskoposluk yeri yapıldı.

Kolossai kentinin Akropol’ü ovanın yanıbaşında, kuzey ve batı yanları 60-70 metre yükseklikte olan ama diğer yanları alçak tepeciğin üzerinde idi. Tepe üstü şimdi tarla durumundadır ve sürülmektedir; burada, doğu yanda, surlardan ancak pek önemsiz, pek dağınık bir iki kalıntı görülür. Kuzey tarafta Lykos (Çürüksu) akar. Doğu yanda, yamacın eteğinde, tiyatronun yeri seçilebilmekteyse de görünür kalıntı sağa sola dağılmış üç beş taştan öteye gitmemektedir. Çayın kuzey yakasında Nekropol bulunmaktaydı, ancak buradaki lahitler daha geçen yüzyılda hemen hemen tümüyle toprağa gömülmüş durumdadır.

Uzun süre Bizans İmparatorluğu sınırları içinde yer alan Khonai, 1070 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan’ın komutanlarından Afşin Bey’in Anadolu seferi sırasında ilk kez Türklerin eline geçti. Ancak daha sonra Khonai, özellikle Haçlı Seferleri sırasında birkaç kez Türkler ve Bizanslılar arasında el değiştirdi. Adı Khones / Honas / Honaz olarak Türkçeleştirilen Khonai, 1207 yılında kesin olarak Türklerin idaresine geçti. O zamana kadar bölgenin en önemli şehri konumundaki Honaz, bundan sonraki yıllarda da idari birimin merkezi olarak yarım yüzyıl kadar önemini sürdürdü. Honaz’ın Osmanlılar’ın eline geçme süreci 1391′de başladı. Yıldırım Beyazıt, Denizli ve yöresini Osmanlı Devleti’ne kattı. Honaz 1403′de Timur’un Denizli’yi almasıyla Osmanlı Devleti’nin elinden çıktıysa da, 1429 yılında tekrar Osmanlıların idaresine geçti. Honaz’ın Osmanlı hâkimiyetine kesin geçişi sırasında Osmanlı Hükümdarı olan II. Murat, 1479′da Honaz’da bir cami yaptırdı. Bu camii, bir bölümü yıkılmasına rağmen halen ayaktadır.

19. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin yaşadığı değişim rüzgarından doğal olarak Honaz da etkilendi. Tanzimat’tan sonra yapılan idari değişiklikte Honaz, Aydın eyaletine bağlı Denizli sancağının bir nahiyesi oldu. Honaz’da idari bakımdan asıl değişiklik XX. yüzyılın başında gerçekleşti. 1914 yılında belediyenin kurulmasıyla Honaz’da resmi hizmetler de artmaya başladı. 1987 yılına kadar Denizli iline bağlı bir nahiye olan Honaz, 19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla ilçe statüsüne kavuştu.

         Denizli Kale Resimleri Images: 0 Hits: 142 Description: İlçenin ilk adı olan “Tabas” incelendiğinde, Taba sözcüğünün kaya anlamına geldiği, kayalık bir tepe üzerinde kurulduğundan, bu adı aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, Taba kelimesi, maiyetindekiler, bağlı olan insanlar”anlamına da geldiğinden, krala bağlı insanlar, kralın maiyetindekiler olarak nitelendirilebilir.Diğer taraftan; Tabae’nin bir başka adı Türklerle birlikte, Davas veya Tavas olarak günümüze kadar söylenip gelmiştir.
İlçe ilk olarak antik Tabas kentinin harabeleri üzerine kurulmuştur. Bu şehir, iki surlu bir kaledir. Kaleden dolayı, Kale Davaz olarak bilinir. 1950 yılından sonra ise, sadece Kale denilmeye başlanmıştır.

ANTİK ÇAĞDA KALE

Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmeyen antik Tabae kentinin Büyük İskender’in Makedonya İmparatorluğu’ndan sonra kurulduğu tahmin edilmektedir. Büyük bir ihtimalle Tabaenon adlı kişi tarafından kurulduğu ve bu ismi aldığı sanılmaktadır.
Eski çağlardaki adı, Tabae/ Tabai olan Tavas (Kale), bir Karia şehri olmasına rağmen, bazı yazarlarca, Pisidya’da gibi gösterilmiştir. Halbuki Pisidya sınırı, hiçbir devirde Tabae’ye kadar sınırlarında gösterdiği bu şehrin, Heros Tabos’un ismine izafetle, Tabae adını uzanmamıştır. Strabon’un Frigya ve Karya’nın aldığı veya yüksek yahut kayanın üstünde manasma gelen ismin, kurucu olan Marsyas tarafından verilmiş olduğuna dair görüşler bulunmaktadır.

TABEA
Denizli-Muğla karayolunun 78.km’sinde bulunan Tabae, doğal bir kale görünümündedir. Tabae, Büyük İskender’den sonra Anadolu’da kurulan kent devletlerindendir. Tabae, Hellenistik dönemden günümüze kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olmuştur. Antik dönemde kendi adına sikke bastırmıştır. Sikkeler önceleri gümüş, daha sonra bronz olarak basılmıştır. Roma Hamamı ve Osmanlı ait Cevherpaşa Camii, günümüze kadar gelen kalıntılardır.

COĞRAFİ KONUMU

Kale Ege Bölgesinin İçbatı Anadolu Bölümünde Denizli iline bağlı Denizli - Muğla karayolu üzerinde Denizli il merkezine 75Km. Muğla iline ise 80Km. mesafede orta büyüklükte bir Anadolu şehridir.
İlçe Tavas, Beyagaç, Karacasu ilçeleri ve Muğla ili ile çevrilidir. İlçenin yüzölçümü 533 Km2 olup eski yerleşim yerinin doğal kale olusundan dolayı ilçemize Kale Davaz (Kale-Tavas) da denilmektedir. Kale ilçesi 29 derece Doğu meridyeni ile 37 derece Kuzey paralelinde yer almaktadir.

YÜZEY ŞEKİLLERİ VE TABİAT ŞARTLARI

İlçe topraklarının jeolojik yapısı oldukça karmaşıktır.İlçede denizel karbonifer kalkerleri hersiniyen stüktürü,karstik röliyefler bulunduğu gibi az eğimli oligosen tabakalar mesezoike ait kıvrımlı kalkerler,mesezoik yaşında serpantiner platolar miyosen dönemine ait monoklinal tabakalar dördüncü zamana ait alüvyon dolgu özelligi gösteren araziler mevcuttur.
Arazi yüzey şekilleri olarak engebeli ve dağlıktır. Sandıraz dağları ve Kepez en önemli dağ sıralarıdır. Bunların yanında küçük çapta mahalli isimlerle anılan ve pek tanınmayan çok sayıda dağ ile tepe mevcuttur.Karayayla köyündeki İtburnu Yeniköy’deki örük, Özlüce köyündeki Tandır ile Demirciler köyündeki Havut dağı bunlardan bazılarıdır.
Denizden yüksekliği 450m.ile 1500m. arasında değişmektedir.İlçe merkezinin ortalama yükseltisi 1050m.civarındadır.İlçe sınırları içinde Akçay, Yenidere ve Küfrük dere deresi ile bunlara bağlı olan çok sayıda derelerle dik ve derin vadilerle oyulmuştur.
İlçe merkezi ile Karaköy kasabası Tavas ovası üzerinde kurulmuştur. Bunun dışında önemli bir düzlük yoktur.

TABEA
AKÇAY: Beyağaç Derebaşı mevkiinden
başlayıpSazak,Demirciler,Gökçeören,
Muslugüme,Künar köylerini takip
ederek İnceğiz köyü hudutlarından
Kemer Barajına dökülür.
YENİDERE ÇAYI: Tavas ilçesi hudutlarından başlayıp Kale ilçesinin Narlı,Yenidere,Künar ve İnceğiz köylerini takip ederek Akçay’a dökülür.
KÜFREKDERE DERESİ: Ortatepe köyü hudutlarından başlayıp Yenidere çayına dökülür.
İKLİMİ Kale ilçemiz Ege Bölgesinin İçbatı Anadolu bölümünde Akdeniz Bölgesinin geçiş alanında
bulunmaktadır.Bu nedenle yazları sıcak ve kurak,kışları ılık ve yağışlı gecer.Akdeniz iklimi ile Karasal iklimin özellikleride görülebilmektedir.Yıllık yağış tutarı 654mm.civarındadır.Hakim rüzgar batı ve kuzey yönlerinden eser.En fazla yağış ocak ayında görülmektedir. En az yağış ise temmuz ayında görülmektedir.

         Denizli Sarayköy Resimleri Images: 0 Hits: 124 Description: Sarayköy ilçesinin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemesine rağmen, XlV.yüzyılın sonlarına doğru Türkmen aşiret Reisi Sarıbey tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Sarıbey’in kendi adı ile kurduğu köyün adı, daha sonraları çeşitli değişikliklere uğrayarak günümüzde Sarayköy’e dönüşmüştür. 1763 yılına kadar köy olan Sarayköy, bu tarihte Aydın iline bağlı bucak olmuştur. 1867 yılında Denizli livasının kazaya çevrilmesi üzerine, Denizli’ye bağlı bir nahiye olarak statüsünü korumuş, 26 Şubat 1882 yılında Denizli’nin sancak olması üzerine bu tarihten itibaren Denizli Sancağı’na bağlı bir kaza olmuştur.

15 Mayıs 1919’da Yunanlılar’ın İzmir’i işgal ederek Aydın, Nazilli ve Sarayköy’e doğru ilerlemeleri karşısında Sarayköy Heyet-i Milliyesi zaman kaybetmeden harekete geçti. Müftü Ahmet Şükrü Yavuzyılmaz, Sarayköy ve civarında eli silah tutabilen herkesi topladı. Bu girişim sayesinde toplanan gönüllü kuvvet Menderes köprüsünü ve havalisini koruyarak, düşmanın ilerlemesini ve Denizli’ye girmesini engellemiştir. Bu günün anısı ve Sarayköylü vatanseverlerin gösterdiği kahramanlık nedeniyle bir efe heykeli yaptırılmış, bu heykel Sarayköy’ün sembolü olmuştur. Her yıl 24 Mayıs gününde bu anlamlı ve coşkulu olay tüm ilçede “Sarayköy’ün Milli Mücadeleye Katılım Günü” olarak şenliklerle kutlanmaktadır

         Denizli Serinhisar Resimleri Images: 0 Hits: 103 Description: Serinhisar ve çevresi Oğuzlar’ın bir kolu olan Avşarlar tarafından kurulmuştur. Xlll.yy ikinci yarısında Karaağaç ovasında geçen ıbn.Said buradaki Türkmenler’in “Uç” Türkmenleri olduğundan bahsetmektedir.

Oğuzlar’ın Bozok boyuna mensup Türk oymaklarının yoğun olarak yaşadığı bir bölge olan Karaağaç ovasında, 1332’de geçen İbn Batuta burada ağaçların çok olduğunu ve buraya Karaağaç ovası denildiğini yazar. Önce “Kepez” sonra “Yerlikaya” denilen ilçe, 1302-1310 tarihlerinde yapılan ve son zamanlara kadar kalıntılarına rastlanan hisardan dolayı “Kızılhisar” diye adlandırılmıştır.

Malazgirt’ten sonra Horasan erenleri öncülüğünde Batı Anadolu’ya gelen Türkmen toplulukları “uç” denilen bu bölgelere yerleşerek, yörenin Türkleşmesi ve İslamlaşmasının gerçek mimarları olmuşlardır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında eyalet olarak Konya’ya, sancak olarak da Burdur’a bağlanmış ve bu durum uzun süre devam etmiştir.

1671-1672’de Denizli’ye gelen ve Karaağaç ovasından geçen Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, Karaağaç ovasından (Kızılhisar’dan) bahsetmektedir. Coğrafya koşulları ve rakımın yüksek olması, o günkü şartlarda beldenin kaza merkezi olmasını engellemiştir.

1870 tarihli Osmanlı Nizamnamesine göre Acıpayam’ın 1871’deki Kazalığı üzerine Kızılhisar Acıpayam’a bağlanmıştır.

1910’daki idari değişikliğe göre, Denizli bağımsız mutasarrıflık olmuş ve 1923 yılında Cumhuriyetin ilanıyla il haline getirilmiştir. 19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla Kızılhisar ilçe olmuş, adı da Serinhisar olarak değiştirilmiştir.

Coğrafi Yapı ve Nüfus

İlçe toprakları Denizli ilinin güney yönünde Akdeniz Bölgesine yakındır. Kuzeyinde Denizli, güney yönünde Acıpayam, batıda Tavas, doğuda Acıpayam’a bağlı Yeşilyuva kasabasıyla çevrilmiştir.

Deniz seviyesi 900 m.den 2528 m.ye kadar değişmekte, göller yöresi iklimin hakim olduğu ilçe toprakları doğal orman alanıdır.

Serinhisar, Antalya Körfezi’nin kuzeyinde bir yay biçiminde uzanan batı Toros dağlarının uzantıları arasında yer alır. Güney kanadında yayla, daha güneyinde Acıpayam ovasının bir parçasını oluşturan Serinhisar ovası yer almaktadır.

2000 yılı nüfus sayımına göre; merkez ilçe nüfusu 15.696, toplam nüfus 22.897’dir.

Ekonomik Durum

İlçe merkezinde urgancılık, leblebicilik, kerestecilik, zeytincilik, tütüncülük, turşuculuk yapılmaktadır. Ayrıca Yatağan kasabasında halk, bireysel olarak bıçakçılık, halıcılık, tütüncülükle uğraşmaktadır.

Serinhisar ilçe merkezinde ekonomik yapıya hakim olan halkın geçim kaynaklarının başında tütüncülük, nakliyecilik, pazarcılık ve halı dokumacılığı gelmektedir.

Ayrıca turşu imali ve zeytin işletmeleri de önemli yer tutmakta, yurtdışına ihraç edilmekte ve ihracat genellikle Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Arap ülkelerine yapılmaktadır. İlçede fason üretim yapan 3 tekstil fabrikası da bulunmaktadır.

Yatağan’da bıçakçılık ve el aletleri üretiminin ana hammaddesi olan kara çelik ve paslanmaz çeliği sağlamak için kurulan şirkete ait tesiste üretim giderek artmaktadır.

         Denizli Tavas Resimleri Images: 0 Hits: 104
     Diyarbakır Resimleri Images: 8 Hits: 343 Description: Yüzölçümü, 15.355 km2 Nüfusu, 1 milyon 364 bin 209 (2000 sayımına göre) Komşu olduğu iller, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Adıyaman. İlçeleri, Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice, Silvan. Köy sayısı, 743

Mezopotamya’nın kuzeyinde yer almaktadır. Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Siirt, Mardin, Urfa, Batman ve Adıyaman illeriyle çevrelenmiş olan Diyarbakır ili, bölgenin tüm özelliklerini taşır. Bağlı 13 ilçe merkezi bulunmaktadır.Diyarbakır kent merkezi 7 bin 500 yıllık bir geçmişe sahiptir.
Tarihin her döneminde büyük uygarlıkların, kültürel ve ekonomik hareketlerin merkezi olarak kabul edilen kent, birbirini izleyen 26 değişik uygarlığa beşiklik etmiştir.M.Ö.3000 yıllarında Hurriler’den başlayarak Osmanlılar’a kadar uzanan yoğun bir tarihi geçmişi olan Diyarbakır’da yaşayanlar, dönemlerine ait izlerle kenti ölümsüzleştirmişlerdir.Bu eserlerin başında, kuşbakışı bir kalkan balığını andıran biçimiyle kenti baştanbaşa kuşatan surlar gelir. Diyarbakır surları uzunluk bakımından Çin Seddinden sonra dünyada ikinci, ama eskilik bakımından birinci sırada kabul edilmektedir.

         Diyarbakır Bismil Resimleri Images: 0 Hits: 186 Description: 1936 yılında ilçe olan BİSMİL,Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Diyarbakır iline bağlı en büyük ilçedir. Kuruluşu yeni olmakla beraber son yıllarda yapılan arkeolojik kazılar neticesinde tarihinin çok eskilere dayandığı anlaşılmıştır. İlçenin merkezinde eski kalıntılara rastlanmamakla beraber İlçe yakınlarında bulunan bazı köylerde çok eski yerleşim ve ören yerlere rastlamak mümkündür. Rivayetlere göre bu yerleşim ve ören yerleri tarih süreci içerisinde ilçemize ev sahipliği yaptığı söylenmektedir.
İlçemizin Kuruluşu yeni olmakla beraber adının varlığı ile ilgili şimdiye kadar 3 görüş ortaya atılmaktadır. Bu üç görüş ve rivayet çeşitli zaman dilimlerinde meydana geldiği için üç görüşün de haklılık payları mevcuttur. Ancak son görüş halen kabul görmektedir.
Bundan 4.000 yıl önce(M.ö.2000) Asurlular ile Huriler arasında Dicle ovasının paylaşımı ve Mezopotamya üzerinde egemenlik kurma nedeniyle sürekli savaşlar meydana gelmiştir. Asurlular şimdiki ÜÇTEPE köyünde bulunan ve halen çok büyük bir kısmı tepe altında bulunan büyük bir saray yaparak burayı Hurilere saldırıda ileri üs karakolu olarak kullanmışlardır. Bu sarayın adı TUŞPA olup Asur kralı Banibal tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu Sarayın bulunması 1865 yılında ünlü İngiliz Seyyahı TAYLOR'un Bismil'e gelerek ÜÇTEPE höyüğü üzerinde yapmış olduğu kazıda Asurca yazılı iki DİKİLİTAŞ'ı bulması ile başlamıştır. İngiliz Seyyah TAYLOR,bulduğu bu DİKİLİTAŞ'ları alarak Dünyaca ünlü en büyük müze olan BİRİTİSH Müzesine götürmüş ve halen bu kitabeler orada sergilenmektedir. İşte bu DİKİLİTAŞLAR'ın müzede sergilenmesi ile dünyanın gözü İlçemize çevrilmiştir. Bunun üzerine İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Ana Bilim Dalı Profesörlerinden Sayın Veli SEVİN'in başkanlık ettiği 12 kişilik bir kazı heyeti İlçemize gelerek bu Höyük üzerinde kazı ve incelemelere başladı. Yapılan 4 kazı sonucunda 1989 yılında dünyanın harikalarından sayılan ve 6 metre kalınlığında ve adı tarihte TUŞPA olarak geçen büyük bir Asur Sarayının kalıntıları bulundu. Yine bu kazılarda Huriler,Asurlular,Romalılar ve Helenistik çağa ait bir çok altın,bronz heykeller,çeşitli paralar,cam eşyalar ve çok sayıda tarihi eserler bulunmuştur. Bulunan bu eserler halen Diyarbakır Müzesinde sergilenmektedir. Ancak daha önce bulunan Dikilitaşlar(Kitabeler) ne yazık ki ülkemize getirtilememiştir. Bu höyük dünyanın en eski yerleşim birimlerinden biri olduğu ve bulunan sarayı Asurlara ait dünyanın en büyük casusluk merkezi olduğu ortaya çıkarılmıştır. Asurlar stratejik önemi bulunan bu sarayı Şimdiki Diyarbakır'a bağlamak için Üçtepe ile Anbar beldesi arasında bulunan Dicle nehri üzerine bir karayolu köprüsü yaptırmıştır. İpek Yolunun güney kolu bu köprü vasıtası ile yapılmakta idi. Bu köprünün halen kalıntıları Dicle altında mevcut olup,taşlarının Demiryolu Köprülerinde kullandığı rivayet edilmektedir. Asurlar M.Ö. 1050 yılında Hurileri büyük bir yenilgiye uğratarak Mezopotamya’nın içlerine çekilmelerini sağlamıştır. Bu savaşta Dicle nehrinin insan kanından dolayı kırmızı aktığı rivayet edilmektedir. Asur Orduları yaptıkları her seferde hem Huri,hem de Urartu medeniyetlerine büyük zarar vermiş-lerdir. Asur Kralı Salmanasar'ın TUŞPA'da ortaya çıkarılan ve kendi adına diktirdiği ve halen Londra BİRİTİSH müzesinde sergilenen iki Dikilitaşta (kitabede),"Güzel Fidanlıkları dağıttım,Dillere destan asma bağlarını tahrip eyledim,bahçeleri ve eşsiz güzellikteki sarayları atlarımızın ayakları altında ezdim,sazlık kadar sık ormanları yaktırıp kestirdim"ibaresine rastlanmıştır. Daha sonra Huriler toparlanarak Asurlulara büyük bir saldırı düzenleyerek Asurluların Diyarbakır havalisi üzerindeki hakimiyetine son vermiştir. İşte bu nedenle halen ilçemizin bulunduğu çevre çok eskilerde de çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. İlçemizin ismi ile ilgili rivayetlere gelince;
Birinci Rivayet:-Bundan takriben 2000 yıl önce İran tarafından gelen köle tacirleri Bismil'in Kurmuşlu köyü yakınlarında konaklarken köleler arasında çıkan bir isyanla köle tacirlerinin imha edildiği ve bu kafilede bulunanların uzun yıllar halen kalıntıları bulunan eski mağara ve köprünün bulunduğu mevkide kalarak hayvancılık ve balıkçılıkla uğraştıkları tahmin edilmektedir. Dicle Nehrinin sık sık yatak değiştirmesi sonucunda yapılan evlerin yıkılması ile yerleşim yerlerini değiştirmek zorunda kaldıkları ve bu amaçla halen harabeleri bulunan ve Bismil'in içme suyunun önemli bir kısmının sağlandığı KIRK-PIYAR mevkiinde 20 evlik bir yerleşim yeri kurdukları ve farsçada BİSTMAL olarak adlandırılması sonucunda Dicle’nin Şimdiki güney kesiminden geçen İpek Yolu kervancıları bu mevkiie BİSTMAL denildiği ve daha sonraki yıllarda bu adın Bismil olarak değiştirildiği rivayet edilmektedir.
İkince Rivayet-Evliye Çelebi 1600 li yıllarda Seyahatnamesinde Diyarbakır hanlarında konaklayan Kervan sahiplerinin biri birine "PİS MİLİ" nasıl geçtiklerini sorduklarını,çünkü Dicle nehrinin oluşturduğu ve bataklık haline gelen alevyonları(ki;bu yörede buna MİL denildiği bilinmektedir)deve kervanlarının aşmakta zorlandıkları ve bu mevkiin PİSMİL olarak adlandırıldığı ve daha sonraki yıllarda PİSMİL adının BİSMİL olarak değiştirildiği rivayyet edilmektedir. Kurmuşlu Çayı ile Dicle Nehrinin birleştiği yer ile Aralık Köyü önündeki eski yerleşim birimlerinde yapılan kazılarda buraların eski yerleşim yerleri olduğu ve kazılar sonucunda Asurlara ait bazı eserler bulunmaktadır.
Üçüncü Rivayet-1700 li yılların başında tahminen Konya'dan veya Musul'dan gelen bir aşiret şimdiki Of Köyü ve Pamuk Çay karşısındaki DOLAMA mevkii denilen yerde yerleşim alanı kurup,bilahare Dicle nehrinin güney kesiminde konakladıkları ve bu aşiretin isiminin BASMİL aşireti olduğu ve bu yerleşim yerine uzun zaman BASMİL denildiği ve Cumhuriyet döneminde adının BİSMİL olarak değiştirildiği rivayet edilmektedir. Üç görüş de çeşitli zaman birimlerinde meydana çıktığı için haklılık payları çoktur. Arkeologlar tarafından yapılacak kazılar neticesinde Bismil'in tarihi hakkında daha fazla bilgi edileceği tahmin edilmektedir .
Yapılacak kazıların yanlızca ÜÇTEPE höyüğü ile sınırlı kalmayacağı,Bismil'in çeşitli yerlerinde bulunan Ören Yerlerini ve diğer yığma tepeleri de kapsayacaktır. Üçtepe mevkiinde yapılan kazılar neticesinde ortaya çıkan tarihi eserler halen Diyarbakır Müzesinde sergilenmektedir.

         Diyarbakır Çermik Resimleri Images: 0 Hits: 235 Description: Çok eski bir tarihe geçmişe sahip olan Çermik bölgesi, çağımızda anayol kavşaklarından uzakta kaldığından bağrında sakladığı çok güzel ve sağlam mimari eserlerine rağmen henüz gereği gibi araştırılmadan durmaktadır. Bu siteyle bir amacımız da güzel yurdumuzun bu şirin ve tarihi köşesini her yönüyle tanıtmaya çalışmaktır.
Çermik bölgesi ilk çağlardan günümüze kadar değişik medeniyetlere beşiklik etmiştir. Dünyada ilk uygarlıkların Mezopotamya (Dicle ve Fırat arasındaki topraklar) bölgesinde ortaya çıktığını düşünürsek, Çermik’in tarihi daha bir önem kazanmaktadır.

Çermik’in geniş tarihçesi Harput ve Diyarbakır’dan bahseden kaynaklardan daha geniş bir şekilde incelenebilir. Çünkü batıdan derin ve yol vermez yatakla Fırat’ın Malatya bölgesinden ayırdığı Çermik bölgesi, tarih boyunca bu iki ana şehre (Harput ve Diyarbakır) hakim olan devletlerin idaresinde kalmıştır.

Çermik tarihi gelişimi içinde kronolojik olarak şu medeniyetlerin etki alanında kalmıştır.

1-) Hurri Mitanni Dönemi (M.Ö. 3500-1260)

2-) Asurlular Dönemi (M.Ö. 1260-775)

3-) Urartular Dönemi (M.Ö. 775-736)

4-) Asurlular Dönemi (ikinci defa) (M.Ö. 736-653)

5-) İskitler Dönemi (M.Ö. 653-625)

6-) Medler Dönemi (M.Ö. 625-550)

7-) Persler (M.Ö. 530-331)

8-) Büyük İskender (M.Ö. 331-323)

9-) Selevkoslar (M.Ö. 323-85)

10-) Armenia (M.Ö. 85-69)

11-) Arsaklar (M.Ö. 66-M.S. 395)
Arsaklılar Dönemi: Çermik bölgesi, İslamiyet’ten önce Azerbaycan ve Doğu Anadolu’da hüküm süren Arsaklı Devletinin Alenik eyaletine bağlı bir sancaktır. Bunu 7. asır müellifi Mövses’in “Armenya Coğrafyası” adlı
Muş Ovasında Khoren denilen bölgede doğup büyüyen ve Arsaklılar dönemindeki düzeni tanıtan 7. asır müellifi Mövses “ Armenya Coğrafyası” adlı kitabında, Siirt’ten Birecik’e ve Çermikten Cizre’ye kadar olan Yukarı-Dicle Bölgesi ile Fırat Nehri solundaki yerleri içeren alan bölge Alenik Eyaleti olarak tanımlanmakta ve buradan “ Cermug” adıyla bahsedilmekte ve 7. sancak olduğu belirtilmektedir.
490-507 yıllarında Yukarı-Dicle ve Fırat Bölgesi’nin en iyi yerli kaynağı ola Süryani Papazi Amidli Maryesua, “Vakayinamesi’nde” 498 yılı Eylül ayında kopan korkunç yer oynamasını anlatırken diyor ki:”Yeryüzünde gökten gelen korkunç bir ses duyuldu. Öyle ki, bu gürültüden yeryüzü temelinden sarsılmış gibi oldu. Her bucaktan (Amid şehrine) tehlike şayiaları ve haberler geldi. Fırat Irmağı ve Aberne ( Çemik ) sıcak su kaynağında mucizevi bir alamet görülmüştü. Bu rivayete göre, o gün bu sıcak sular kaynaklarından kurumuşlardı.

12-) Roma Dönemi (395-639)

13-) İslam Devleti Dönemi (639-661): Hz. Ömer döneminde İslam kumandanlarından Hz. İyaz b. Gunm 639 yılında Diyarbakır bölgesini almıştır.

14-) Emeviler (661-750)

15-) Abbasiler (750-869)

16-) Şeyhoğulları (869-899)

17-) Abbasiler (ikinci defa) (899-930)

18.-) Hamdani (930-978)

19-) Büveyhoğulları (978-984)

20-) Mervanioğluları (984-1085)

21-) Selçuklular (1085-1095): Çermik’in içinde bulunduğu Diyarbakır ve yöresi 1085 yılında Melikşah’ın komutanlarından Fahrüddevle tarafından Mervan oğullarından alınmıştır.

22-) İnaloğulları (1095-1142)

23-) Nisanoğulları (1142-1185)

24-) Artuklular (1185-1232): Artuklular Çermik’te bugün de hala ayakta duran Haburman Köprüsünü , henüz Amid’e hakim olmadan önce yaptırmışlardır. Bu köprü ile Tebriz-Ahlat yolunu, Çermik-Karacadağ üzerinden Urfa-Halep yoluna bağlamış oluyorlardı.

26-) Anadolu Selçukluları (1240-1302)

27-) Artuklular (ikinci defa) (1302-1394)

28-) Timur (İlhanlılar) (1394-1401)

29-) Karakoyunlular (1401-1420)

30-) Akkoyunlular (1420-1507): (Buldukoğulları-Mirdasi Beyleri Dönemi) :
Osmanlıların fethinden önce Çermik Sançağı ve çevresindeki beylerinin sülalesi Bitlis Beyi Şeref Han’ın 1597 yılında bitirdiği “Şerefname” adlı eserinde “Buldukoğullarına” dayandığını belirtmektedir. 1507 yılında Safevilerin bölgeyi işgal etmelerine kadar Çermik yöresi bu beylerin denetiminde Akkoyunlu devletinin idaresinde kalmıştır.
31-) Safeviler (1507-1516): İran Safevi hükümdarı Şah İsmail 1507 yılında Çermik bölgesine hakim olmuştur. Safeviler Çermik’te Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’dan kalma “Kanun-i Hasan Padişah” a itaat ederek bu kanunları yine yürürlükte bırakmışlardır. Çermik beyi Mehmet Bey, Çermik’in Osmanlı fethi sırasında Çermik için bu kanunlara ek olarak Yavuz Sultan Selim’den bir “Ocaklık-Temliknamesi” alıp sonradan bunu Kanuni Sultan Sülayman’ada tasdik etmiştir.
İşte o tarihten itibaren “ Yurtluk-Ocaklık” olmak üzere mülkiyet olarak Buldukoğulları’ndan Mehmet Bey’in ailesinde kalmıştır. Ancak buradaki Hrıstiyanlardan alınan vergiler Diyarbakır Divanına ait olup her yıl Diyarbakır hazinesine teslim edilmiştir.
32-) Osmanlılar Dönemi (15 Aralık 1516-1923): Yavuz Sultan Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında meydana gelen Çaldıran Savaşında Diyarbakır Safevi valisi Muhammed Han da ordusuyla birlikte Şah İsmail ordusuna katıldı. Savaşta Şah İsmail’in yenilmesi ve Muhammed Han’ın ölmesi üzerine bunu fırsat bilen Diyarbakır halkı ayaklandı. Safevi askerleri Diyarbakır’dan kovuldu. İleri gelenler bölgede tanınan ve sevilen Yavuz Sultan Selim de sevgi ve saygısını kazanan bilim ve devlet adamı “ Mevlana İdris-i Bitlisi” ye başvurarak Sultan Selim’e bağlanmak ve Osmanlı birliğine katılmak isteklerini bildirerek bu konuda yardım ve aracılığını bildirdiler. Bölgede bulunan diğer boy beyleri de bu görüşe katılınca İdris-i Bitlisi durumu Yavuz Sultan Selim’e iletmiştir.
Yavuz Sultan Selim, Diyarbakır’ı tekrar ele geçirmek için harekete geçen Şah İsmail’e engel olmak ve Diyarbakır halkının isteğini yerine getirmek için 10 Eylül 1515 tarihinde Diyarbakır’a girmiştir. Diyarbakır halkı Osmanlı padişahını ve ordusunu davul zurnalarla, kurbanlar keserek sevinç gösterileriyle karşılamışlardır. Böylece Diyarbakır savaş yapılmadan Osmanlı birliğine katılmış oldu. Yavuz Sultan Selim tarafından Bıyıklı Mehmet Paşa Diyarbakır Eyaleti Beylerbeyliğine getirildi.
Osmanlı ordusu Diyarbakır’a girdiği sırada Çermik, Harput gibi bir çok kaleler henüz Safevilerin elinde bulunuyordu. 1516 da Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Diyarbakır Beylerbeyi Bıyıklı Mehmet Paşa, Kara Han komutasındaki Safevi ordusunu Koçhisar altında “Dede Kargın” savaşında mağlup ederek Mardin, Urfa ve Siirt kalelerini Safevilerden almıştır. Bunun üzerine halk Bıyıklı Mehmet Paşa’ya “Fatih Paşa” ünvanını vermiştir.
Yavuz Sultan Selim Şam’dan Mısır’a doğru yürüdüğü sırada (15 Aralık 1516) Diyarbakır tarafından gelen ulaklar (haberciler) Yavuz’a “Kale-i Savur ve Kale-i Çermik” in alındığını müjdelediler.
Hoca Sadeddin ise Çermik Kalesini Kemah’ın ilk Osmanlı hakimi Karaç’ın oğlu Ahmet Bey ile Mirdasi Beylerinin aldığını bildirmektedir.
Bu bilgilerden Çermik’in Diyarbakır’dan en az 15 ay sonra 1516 Aralık başlarında Kemah Kalesi’nden gelen kuvvetler tarafından Safeviler’in elinden alındığını öğreniyoruz.
Osmanlıların Hicri 924 (Mi.1518) Mart’ında yazılan ilk “Diyarbakır Eyaleti Tahrir Defteri’nde Şah Ali Bey’in Mirliva Çermik olduğu, bunun kardeşi Pir Ali Bey’in tımarlı sipahi sayıldığı ve Modanlı Aşireti’nin göçer olarak bu sancakta bulunduğu yazılıdır. “Kavanin-i Al-i Osman” adlı eserde ise, “Çermik Diyarbakır Eyaletine bağlı olarak 294.000 akçelik Yurtluk-Ocaklık tarikiyle tasarruf olunan ekrad sancaklarından biri olarak bahsedilmektedir.
“Memalik-i Osmaniye” ‘nin tarihi ve “Coğrafya Lugatı” adlı eserde de Çermik’in Ergani sancağına bağlı bir kaza merkezi olduğu, bağlık, bahçelik ve üzümün bol ve çeşitli olduğu belirtilmektedir. Bundan başka kasabada bir ılıcanın bulunduğu pek çok kimsenin şifa bulmak için buraya geldiği ve dertlerine şifa buldukları, bu vesile ile büyük bir ticaretin meydana geldiği ve Çermik’te yaklaşık 20.000 kadar nüfusun bulunduğu kaydedilmektedir.
Hicri 1297 (M.1879) yılına ait “Vilayet-i Diyarbekir Salnamesi”’nde Çermik yine bir kasaba durumundadır. Bu tahrire göre Çermik’te “913 hane, 3 han, 3 dükkan, 1 hamam, 2 kudret hamamı, 5 rüştiye mektebi, 1 medrese, 4 dink, 2 dink arsası, 1 Ermeni Kilisesi, 1 Protestan Kilisesi, 12 ahır, 3 samanlık, 2 oda, 15 arsa, 83 çeşme, 1gusülhane, 2 su kuyusu, 3 köprü, 22 bahçe, 2 sebzelik, 30 bostanlık, 915 bağ, 2 boyahane, 4 debbağhane, 3 çömlekhane, 9fırın, 9 kahvehane, 8 değirmen, 1075 tarla, 27 kavakılık, 1 yoncalık, 1 söğütlük, 1meşelik, 3 mera, 2 müslüman kabristanı, 1Ermeni mezarlığı, 1 Yahudi mezarlığı, 4 mahalle ve 3478 icmal-i meskunat vardır.
Çermik 1883’te Diyarbakır vilayetine bağlı Ergani Sancağı’nın bir kazası olmuştur. O dönemde Çüngüş nahiyesi ile beraber 119 köyden oluşmakta idi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Çermik Diyarbakır iline bağlı bir ilçe haline getirilmiştir.
2000 Genel Nüfus sayımına göre Çermik İlçesinin toplam nüfusu 45.570’dir. İlçe merkezinin nüfusu ise 16.056’dır. İlçe merkezinin az fakat düzenli bir nüfus artışı göstermektedir. İlçede doğum oranın fazla olmasına rağmen artışın az olmasının sebebi iç göçtür.

         Diyarbakır Çınar Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: Çınar ilçesinin tarihçesi, Diyarbakır İli tarihçesine paralel bir durum arz eder. İlçe birçok uygarlığa yerleşim merkezi olmuştur. İlçedeki bazı köy isimlerinden İlçemizin çok eski bir yerleşim biri­mi olduğu ortaya çıkmaktadır. İlçemize bağlı 'Huri-Hurik' (Sırımkesen Köyü) ile Beneklitaş Köyüne doğru geçit veren 'Bestahuriyan' (Huri­ler Deresi)'nin Milattan önce 1500 - 3000 yılları arasında bu yöreye egemen olan 'Huri Devleti' zamanından izler taşıdığı anlaşılmaktadır. Yöreye sonraları Mitaniler, M.Ö. 1250 lerde ise Asurların egemen ol­dukları anlaşılmaktadır. Yöre, daha sonra Medler, Persler, Makedonya, Selevkoslar ve Partların egemenliğine girmiştir. M.Ö.3. yüzyılda Roma egemenliğine girmiş ve Roma egemenliği, M.S.4.yüzyıla kadar sürmüştür. Hazreti Ömer döneminde 639 da İslam Egemenliğine, 1085’te Sultan 'Berkyaruk' zamanında Selçukluların egemenliğine gir­di. Daha sonra İnaloğulları, Artukoğulları ve Eyyubilerin Egemenli­ğinde kalan yöre daha sonra Anadolu Selçukları,İlhanlı ve Timur ege­menliğine girdi. Yönetimi Timur'dan alan Akkoyunlular 1502 de Safavi Hükümdarı Şah İsmail'e yenilince, yörenin hakimiyeti Safevilere geç­tiyse de halk bu hakimiyeti tanımayıp Yavuz Sultan Selim'e bağlılık­larını belirtti. Çaldıran Seferinden sonra 1515 te Osmanlı İmparator­luğuna bağlanan bölgede 1.Dünya Savaşından sonra düşman işgali olma­mıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Diyarbakır merkeze bağlı şirin bir köy olan Çınar 23 Haziran 1937 yılında, 3223 sayılı kanun ile bağım­sız ilçe haline gelmiştir. Önceleri adı Melkis olup merkezi daha son­ra Hanakpınar Köyü yakınlarına taşınan ilçenin, 1937 den önce adı 'Akpınar' ve 'Hanakpınar' olarak bilinmekteydi. İlçe 1939 -1950 ara­sında Bulgaristan ve Kudüs'ten gelen göçmenlerin bölgeye yerleşmele­ri ile büyümüş ve gelişmeye başlamıştır. 2000 yılı nüfus sayım sonuçlarına göre, nüfusu 58.583, köy sayısı 92’yi bulan ilçe, Diyarbakır İlinin şirin ilçele­rinden biri olmuştur. İlçemizin geçmişini simgeleyen belli başlı ta­rihi eserler Pir İbrahim mağarası, Kale'i Zerzevan, Hıdır kalesi ile Güzelşeyh kasrı’dır.
İLÇE MERKEZİ NÜFUSU : 13282

KÖY NÜFUSU : 45301

TOPLAM NÜFUS : 58583

         Diyarbakır Çüngüş Resimleri Images: 0 Hits: 116 Description: Çüngüş ilçesinde yörenin dağlık olması, verimli topraklarının bulunmaması ve ulaşım zorluğu gibi nedenlerle yerleşim tarihi çok eskilere uzanmamaktadır. Yörede ilk belirli hareket 1040 yılında Türkmen boyları tarafından yapılan akınlarda görülmeye başlanmıştır.

Çüngüş 1183 tarihinde Artukluların eline geçmiş ve Hindistan’a giden İpek Yolu güven altına alınmıştır. 1475 yılında ilçede Tekkale, Kömeağaç, Pegler adında üç mahalle kurulduğu ve manastır yapıldığı kayıtlardan anlaşılmaktadır.

Çüngüşte devlet otoritesini sağlayan Kapıkıran Mehmet Ali paşa yöreyi Çün-Guş tutarsız olarak nitelemiş ve yöreye bu adın verilmesine sebep olmuştur.Yörede daha çok Ermenilerin yaşadığı bilinmektedir. Ancak Ermeni isyanlarından sonra Ermenilerbölgeden ayrılarak Lübnan tarafına göç etmişlerdir.

İlçemiz 1880 tarihinde Elazığ İli Siverek Sancağına bağlı bir bucak yapılmıştır. 1883 tarihli Diyarbakır Salnamesindeki kayıtlardan Çüngüş'ün Ergani-Maden Sancağına bağlı Çermik ilçesinin bir bucağı olduğu anlaşılmaktadır.Daha sonraları Balkan ve Birinci Dünya Savaşları nedeni ile nüfus azalmasından dolayı köy durumuna düşen Çüngüş çevre şartları ve günün getirdiği ihtiyaçlar üzerine 1953 yılında ilçe haline getirilmiştir.

Diyarbakır, Malatya, Elazığ ve Adıyaman İllerinin sınır kesişim noktasında bulunan ilçe Diyarbakır'a 117 Km. uzaklıkta olup, köklü bir kültürel geçmişe sahiptir.

Çüngüş'ün tarihi Türklerin Anadolu'yu yurt edinmek için başlattıkları akınlarla başlar. Çünkü yörenin dağlık ve engebeli oluşu, ulaşım zorluğu ve verimli toprakların azlığı nedeniyle insanların ilgisini çekmemiş bu nedenle ilçe tarihinin çok eskilere gitmediği görülmektedir.

Türkiye tarihi kaynaklarına göre 1040 yıldan itibaren yapılan Türkmen boylarının akınlarından sonra Çüngüş yöresinde hareketlilik görülmüştür. Türkmenler Çüngüş bölgesine zamanla yerleşmiş burada bulunan yerli halkla bütünleşerek yaşamlarını sürdürmüşlerdir. (Süryani, Süryeli Misel Malatya Patriğidir. Anadolu'ya ve bilhassa Malatya, Adıyaman ve bugünkü Fırat havzasına yapılan Türk akınları hakkında yazdığı eserinde geniş yer vermiştir.)

Çüngüş 1085 Yılında Diyarbakır bölgesine egemen olan Büyük Selçuklu devletinin etki alanı içine girmiş daha sonra yöre Suriye Selçuklularının topraklarına katılmıştır. Bugünkü Çüngüş yöresi 1183 yılında Güneydoğuda hakimiyet kuran ve ilk Türk beyliklerinden sayılan Artukluların egemenliği altına girmiştir. Çüngüş bu sıradaki konumu nedeniyle ipek yolu üzerinde bulunduğundan gün geçtikçe önemi daha da artmıştır. Hatta Artuklular Çüngüş'ün konumu nedeniyle ipek yolunun önemli bir kısmım güvence altına almışlardır, İpek yolu üzerinde bulunması yöreyi cazip hale getirmiş yapılan İmar faaliyetleri, küçük çaplı imalathaneler sayesinde yöreye canlılık gelmiş nüfus artmıştır.

Çüngüş kasabasının Osmanlı Devletinin ilk dönemlerinde Kale, Pekler ve Kömağaç yerleşimlerinin birleştirilmesiyle kurulduğu tarihi kaynaklardan anlaşılmaktadır. Şemsettin Samı, Kamusül Alanı' da Çünguş'ten, Diyarbakır vilayetinin Ergani Madem sancağının Çermik kazasına bağlı bir bucak olarak söz eder.

1518’ de tutulan ilk Osmanlı tahrir defterinde Diyarbakır eyaletinin on iki sancağı kayıtlıdır. Ergani Madem Sancağı da bunlardan biridir.

1596 Yılında yanındaki maiyeti ile birlikte Çüngüş'e gelen Osmanlı Paşası Kapıkıran Mehmet Alı Paşa yörenin kalkınması için büyük çaba sarf etmiş dağınık Çüngüş yerleşmesine son vererek toplu bir şehir gömmüşü kazandırmıştır. Mehmet Alı Paşa yöredeki yerli ermeni ve Türklerle bütünleşmiş yaptığı çalışmalarla yörede içme suyu ve ulaşım şebekesinin temelini atmıştır.

Yöredeki bir çok yerleşim biriminin isminin Ermenice oluşu Ermenilerin Türklerle uzun süre beraber yaşadıklarını göstermektedir. (Eylos, Ağut, Arguna gibi)

Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusu iyice azaldığı için köy statüsüne indirilen Çüngüş, 1934'te tekrar bucak statüsü kazanmış ve Diyarbakır iline bağlanmıştır. 3 Mart 1953 tarihli Resmi gazetede yayımlanan 6068 Sayılı Kanunla ilçe olmuştur.
1997 genel nüfus sayımında ilçemizin nüfusu 4.164, köyler nüfusu 10.970 olmak üzere toplam 15.134 kişi olarak tespit edilmiş iken 2000 yılında yapılan Genel Nüfus sayımında Toplam Nüfusu 15.308 olarak tespit edilmiştir. Buna göre ilçe merkezi nüfusunda artma ve köyler nüfusunda azalma görülmektedir.Nüfus artış oranı eksi (-) %0 1.5'dir. Köylerimizde yaşanan göç ekonomik imkanlardaki yetersizliklerden kaynaklanmaktadır.
1997 genel nüfus sayımında ilçemizin nüfusu 4.164, köyler nüfusu 10.970 olmak üzere toplam 15.134 kişi olarak tespit edilmiş iken 2000 yılında yapılan Genel Nüfus sayımında Toplam Nüfusu 15.308 olarak tespit edilmiştir. Buna göre ilçe merkezi nüfusunda artma ve köyler nüfusunda azalma görülmektedir.Nüfus artış oranı eksi (-) %0 1.5'dir. Köylerimizde yaşanan göç ekonomik imkanlardaki yetersizliklerden kaynaklanmaktadır.

         Diyarbakır Dicle Resimleri Images: 0 Hits: 104 Description: Dicle ilçesinin tarihi üzerinde henüz bir araştırma yapılmamış olmakla birlikte buranın asırlardan bu yana meskun olduğuna işaret eden tarihi eserlere gerek merkezde ve gerekse köylerde sık sık rastlanmaktadır. İlçe merkezinde 1960 yılında yapılan bir kazıda üzerinde üzüm motifleri işlenmiş büyük taşlardan yapılmış sütun başlıkları, diğer bazı kazılarda da çok eski mezar taşları bulunmuştur. Bunlardan başka ilçe merkezinin dayandığı tepelerin gerek üzerinde gerekse yamaçlarında ve Döğer Köyü civarında halen muntazam oda şeklini koruyan mağaraların bulunması tarihi yerleşimi ispatlayıcı örneklerdir. Yakın zamana kadar varlığını sürdüren kale kalıntıları da bütün bunları tamamlamakta ve çevrenin yüzyıllardan bu yana insanlar tarafından kullanıldığını gözler önüne sermektedir.
İDARİ TARİHÇE
Eğil Sancağı adıyla anılan Dicle, 1515'li yıllarda yerli beylerce idare edilen ve yönetimi babadan oğula geçen bir sancak olarak tarihte yerini almıştır.
Tanzimat Fermanı'yla birlikte “Dirlik Sisteminin” kaldırılmasıyla 1868 yılında Eyalet sistemi kurulmuştur. 1871'de yayınlanan Salnameye göre Dicle, Ergani Maden'e bağlı (Elazığ Maden İlçesi) Eğil Bucağı olarak gözükmektedir. 1924 yılındaki düzenlemeyle Müge Teşkilatı Esasiye'sinin 89. maddesi sancakları kaldırmış ve idari taksimatı vilayet , kaza, nahiye ve köy şeklinde tespit etmiştir. Dicle (Piran) bir süre Eğil adıyla Maden'e bağlı bir bucak iken 1938 yılında 3197 sayılı kanun ile Eğil Bucağı ve Piran birleştirilerek, Eğil İlçesi oluşturulmuş ve bir müddet sonra Eğil İlçe Teşkilatı Dicle (Piran) Bucağı'na taşınmış ve buraya Eğil ismi verilmiştir. Bu durum 1951 yılına kadar devam etmiştir. 18 ARALIK 1951 Resmi Gazete'de yayınlanan 5851 sayılı kanunla Diyarbakır İli'ne bağlı Eğil İlçesi'nin adı Dicle ve bu ilçeye bağlı Dicle Bucağı'nın adı da Eğil olarak değiştirilmek suretiyle karışık durum düzeltilmiştir. Eğil daha sonra Diyarbakır İl merkezine bağlanmış ve şu an ayrı bir ilçe olarak idari taksimattaki yerini almıştır.

         Diyarbakır Eğil Resimleri Images: 0 Hits: 99 Description: Köklü ve zengin bir geçmişe sahip olan Eğil ilçesi tarih içinde de önemli bir yer işkal etmiştir. Asur Kalesi’nin adından çıkarılabileceği gibi Asurllular’ın da ötesine uzanan bir geçmişi vardır. O kale ki kalıntıları bile turistleri büyülemeye yetebiliyor. Bunun yanında Asur Hükümdarlarına ait mezarla, Harun-i Esfa, Hazreti Hellak, Hazreti İlyas, Zülkifil Peygamber ve Hazreti Harun mezarları ilçe toprakları içindedir.
Tarihçesi:
Eğil M.Ö. 2000 yıllarından beri önce Asurlulara ve daha sonra pek çok kavime yurtluk etmiştir. Yanları ve etekleri yontulup aşılmaz bir kayalık olan Eğil Kalesi’ne çivi yazılı Asur yazıtları ile kabartmalardan anlaşıldığına göre burası M.Ö.715-606 yılları arasında Romalılar tarafından ‘İngilene’ olarak anılıyor. Eğil 1515 yılında I.Selim ‘in bu bölgeyi ele geçirmesi ile Osmanlıların toprağı olmuştur.
Coğrafi Konumu:
İl merkezinin kuzeyinde, dağlık bir arazide kurulmuştur.Kuzeyinden Dicle Nehiri geçmekte ve Dicle ilçesi bulunmaktadır. Ayrıca Ergani,Hani, ve Hazro ile de komşudur. Yüzölçümü 450 kilometrekaredir. Merkeze uzaklığı 52km’dir.
Tarım ve Hayvancılık: İlçede her çeşit tahıl sebze, kavun,incir ve üzüm yetiştirilmektedir.Özellikle bağcılık oldukça gelişmiş olup, yaş üzüm bölgenin önemli bir ihtiyacını karşılamaktadır. Bağcılığın yanı sıra badem ve antepfıstığı yörenin önemli geçim kaynaklarındandır. Ayrıca Dicle Nehri’nde balıkçılık yapılmaktadır.
Eğil’de her tür kümes ,küçük ve büyükbaş hayvan yetiştirilmektedir. Ayrıca ilçede odunculuk ta uğraşılan bir başka meslek dalıdır.Hazro ve diğer yerlerden alınan ağaçlar burada kesilir ve Diyarbakır’a gönderilir.
Kale,Yenişehir,Gündoğuran,Dere ve Çarıkören ilçenin mahalleleridir.

         Diyarbakır Ergani Resimleri Images: 0 Hits: 114 Description: Ergani çok eski bir şehir olup kuruluş tarihi belli değildir. Yunus Peygamber’in kurduğu rivayet edilirse de bu söz esaslı bir kaynağa dayanmamaktadır. İlçeye 6km uzaklıkta bulunan Hilar şehri harabeleride yapılan bir kazıda M.Ö.7000 yılına varan kalıntılar çıkmıştır. Buna dayanarak Ergani’nin 9000 yıllık bir tarihi bulunduğunu söyleyebilriz. Tarihte bölgenin ilk yerleşim yeri olan Ergani ilk zamanlardan bu yana Akranya ,Erkenin,Erkanikana,Yanari,Zülkarneyn ,Arsania,Urhana,Aşat isimleri ile anılmıştır.
Yukarı mezopotamya’nın sayılı yerleşim birimlerinden biri de Ergani’dir. M.Ö.1220 tarihinde Büyük Eti İmparatorluğu dağılınca büyüklü küçüklü beyliklere ayrıldı. Asur Krallığı devrinde Ergani Asur devletine bağlı kendi başına egemen bir şehir olarak kalmıştır.
İslamiyet döneminde Halife Osman zamanında Ergani, Elcezire’nin merkezi haline getirilen Harran’a bağlandı. Kerbela olayından sonra bütün Elcezire gibi Ergani de Emevilere bağlandı. Osmanlılar döneminde uzun zaman sancak beyliği olan Ergani, 1846 yılında sancak beyliğinin Meden’e nakledilmesi üzerine nakliye merkezine dönüşmüştür.
Şimdi Diyarbakır-Elazığ karayolu üzerinde bulunan ilçe, Dicle nehrinin sağ kıyısına 10 km uzaklıkta ve 1526 m yüksekliğinde bulunan yarı sönmüş volkanik Zülküfil Dağının, derin bir sel yatağına bakan güney doğu tarafı eteklerinde 955 m yükseklikte kurulmuştur.
Şehrin en üst kısmında Yüce Meryem adını taşıyan Kargir ve Kubbeli bir kilise vardır. Mucize yaratan eski bir mabed olduğu rivayet edilir.Bunun dışında Kızılca köyünde Enüş Peygamber Mezarı,Zülküfil Peygamber Makamı hala önemini koruyan tarihi yerlerdendir.
Halkının tarım,hayvancılık ve meyvecilik ile geçindiği Ergani’nin Kemaliye,Saray,Namık Kemal,Kemertaş,Şirinevler,Fevziçakmak,İsmetpaşa,Aziziye malleleri olmak üzere 8 mahallesi vardır

         Diyarbakır Hani Resimleri Images: 0 Hits: 130 Description: TARİHÇESİ :
Kuruluş tarihi çok eski olan Hani ilçesinin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmektedir. Hani ile ilgili ilk bilgiler M.Ö. 8. Yüzyılda başlar. Urartu devleti ve Asurlular arasında önemli çatışmalara sahne olduğu bilinmektedir. Daha sonra Nirbi'lerin yerleşme merkezi olan Hani'nin tarihçesi Diyarbakır merkezinin tarihçesiyle koşut gitmiştir.1875'te Palo2ya bağlı bir bucak olan Hani, daha sonra Lice'ye bağlanmıştır.Hani'de Belediye 1878'de kurulmuştur.
GENEL DURUM :
M.Ö. 1280 yılında Asur Hükümdarı I. Salmanasar ile yaptıkları savaşta yenilerek dağılan Nirbi'lerin yerleşme merkezi olan Hani, Cumhuriyet döneminde Lice'ye bağlı bir ilçede idi. Daha sonra gelişerek ilçe oldu.
Denizden 1200 metre yüksekte, dağlık bir bölgede olan Hani, Artuklulardan kalma hatuniye Medresesi Aynı-Kebir Su Kaynağı, Yasin Minaresi ve Cafer-i Tayyar Yatırı ile tarihi bir zenginliğe sahiptir.
Hani dağlık bir bölgede kurulmuş olup, ilin küçük bir ilçesidir. Ancak Silvan'dan sonra nüfus yoğunluğu en çok olan bir ilçedir. Kilometrekareye 63 kişi düşer. Ayrıca 100 km'ye ortalama 4 köy düşer. Köyler ilçenin kuzeyindeki küçük ova çevresinde toplanmıştır.
Dışarıya sattığı en önemli ürünler tahıl, pamuk, yaş ve kuru meyveler ile birlikte ayrıca ilçeden her yıl kereste satışı yapılmaktadır.
Dicle Nehri Hani'ye 18 km. uzaklıktadır. Ayrıca nehirde bolca alabalık yetiştirilmektedir.
TURİSTİK YERLERİ:
Hatuniye Medresesi:Sancar Şahin ValidesiZeynep Hanım tarafından 13.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
Ulu Camii:Kesin olarak tarihi bilinmemekle beraber bir Selçuklu eseri olup,15.yy. da yapıldığı sanılmaktadır.
Aynkeris Şifalı Suyu:İlçe merkezinden 2km. mesafededir,sarılık hastalığına iyi geldiği sanılmaktadır.Pekçok kişi ziyarete gelip yıkanmaktadır. Yıllık ziyaretçi sayısı 10.000 kişi dolayındadır.
Koki Çayı Mesiresi:İlçe merkezinden 8km. mesafededir.Burada kaynayan suda bol miktarda alabalık bulunur.Saniyede 6m3 su akmaktadır.
Aynkebir Havuzu:Aynkebir su havuzu Ulucami ile Hatuniye medresesi arasında bulunan büyük bir havuzdur.Bu su Hani Dağının eteklerinde kaynar ve 9 kemerli bentlerden çıkarak bir havuz oluşturur.havuza 7 gözden su akmaktadır.Akan su ile ilçenin tüm arazileri sulandırılmaktadır.Ayrıca su ile 8 adet su değirmeni çalıştırılmaktadır.M.Ö. 2000 yılında Hüriler tarafından yapılmıştır. Hani ilçesinin bağlı olduğu Diyarbakır merkez ilçeye olan uzaklığı 97 km dir.Merkez ,Çarşı,Derelli,Zirve mahallesi olmak üzere ilçe merkezi 4 mahalleden ibarettir.

         Diyarbakır Hazro Resimleri Images: 0 Hits: 189 Description: GENEL DURUM:
Silvan'ın kuzeybatısında ve yakın zamana kadar Silvan'ın bir bucağı olan Hazro ilçemiz son yıllarda giderek büyümektedir.Diyarbakır'la ilişkisini d.Bakır-Siirt şosesinden sağlar. İlçede Tercil Kalesi,Şahabuddun ve Şapur
Türbeleri ve Derebeyi Saray kalıntıları önemli tarihi zenginliklerdir.
Bu tarihi zenginliği yanında bölgenin taşkömür ihtiyacını karşılayan önemli bir kömür bölgesi vardır.İlçenin çevresinde zengin petrol,demir ve kükürt yatakları bulunuyor.
İlçenin köyleri daha çok ilçenin orta kesimindeki dağ eteklerinde toplanmıştır.İlçe merkezi engebeli bir alanda Uzuncaeski Dağı eteğinde kurulmuştur.Hazro belediyesi 1943'te kurulmuştur.
TARİHÇESİ:
Kuruluş tarihi çok eski olan Hazro'nun Asur tarihindeki adı "Hataro" idi. Daha sonra "Hacra " denilmeye başlanmıştır.Bugün "Hazro" şeklini almıştır.
İlçe sınırları içinde yer alan Tercil Kalesi bir zamanlar bölgenin en önemli yeriydi. Diyarbakır Bölgesi Osmanlı Devletine katıldığında Hazro,bu eyalete ait 24 sancaktan biriydi.1871 Diyarbekir Salnamesi'nde Hazro, Silvan'a bağlı bir bucak olarak görünüyordu.1945'te ilçe olan Hazro için Şemseddin Sami şunları yazmıştır:
"Diyarbakır İl Merkez Sancağı'nda, Silvan İlçesine bağlı bucak merkezi,80 köyü olan bir bucaktır."
Hazro Bucağı 1954'te ilçe olmuştur. Hazro ilçesinin bağlı bulunduğu Diyarbakır merkez ilçeye olan uzaklığı 72km. dir
İlçeye bağlı 24 köy ve 36 mezrası mevcut olup.nahiyesi yoktur

         Diyarbakır Kocaköy Resimleri Images: 0 Hits: 134 Description: Kocaköy'ün ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. Bunu doğrudan ya da dolaylı olarak anlayabileceğimiz bir araştırmadan da haberdar değiliz. Esasen civardaki bazı buluntulardan yörede Kalkolitik Çağdan beri meskun yerlerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Pamukçay'ın seri Kaniyan/ Pınarlarbaşı "Karazlar Mağaraları" mevkiinde 60-70 hanelik bir mağara-köy kalıntısı, Kafiran ve Arduç kale/koruganları, Şaklat köyündeki kaya mezarları Anbar Vadisindeki haçar Köşkü, Kartalkaya ve Percere kralı mezarları, yine Anbar Vadisindeki oyma ahır, Karma Höyüğü, Aşağı Höyük, Anbar köyündeki Müslüman ve Kafir höyükleri, Til Tapan ve Çatepe Höyükleri, Anbardaki kabartma ve oyma şekiller, Kortık ören yerleri, selam Mağarası ve civarı, Kortık'taki bir Karain, bir beldibi olabilecek Uyuz Mağara, bu görüşümüzü destekleyen tarihi ören yerleri arasında sayılabilir. Ancak ne yazık ki; sayılan bu yerlerin hiç birinde en ufak bir resmi araştırma yapılmamıştır. Dolayısıyla buralar çok hızlı tabiat ve insan tahribatına açıktır.
Yörede Urartu, Hitit, Asur (Bırklyn Mağarası'ndaki Assur Banipal steli), Karduk, İskit, Med, Pers, Makedon, Selevkos ve Roma-Bizans hakimiyeti yaşanmıştır. Emevi döneminden sonra Müslüman arap, Malazgirt'ten sonra ise aralıksız Türk hakimiyetinde olan yörenin tarihi, müstakil ve ayrntılı olarak araştırılmadığından, genel tarihlerden takip edilebilecek bu dönemi burada uzatmak yersizdir.
Malazgirtten sonar Selçuklu, İlhanlı, Artuklu, Mervanlı, Kara Koyunlu, Celayirli, Akkoyunlu ve Safavi hakimiyetlerini yaşayan yöre, bir arada Timur İmparatorluğu'na bağlanmıştır. Nihayet 1514-1518 yılları arasında sürdürülen diplamasi ve antlaşmalarla Osmanlı İmparatorluğuna katılmıştır.
Kocaköy'ün 1860'larda Palu ilçesine bağlı büyükçe bir köy olduğu bir tapu senedinden anlaşılıyor.
I. Dünya savaşı ve Kurtuluş Savaşında 94 şehit veren kasabamız sonradan Lice ilçesine bağlanmıştır.1972 yılında Merkez ilçeye bağlanan, 6 Haziran 1976 tarihinde belediye teşkilatına kavuştu. 7 Eylül 19802de mahalle muhtarlıkları oluşruruldu. 12 Mart 1983'te elektriğe kavuştu. Bugün şehirler arası ve milletler arası tam otomatik telefon santraline sahip olan kasaba, 20 Mayıs 1990 tarihinden itibaren, diyarbakır ilinin 13. İlçesi olarak, hayatının en parlak dönemine girmiş bulunmaktadır.
Kocaköy ilçesi Diyarbakır şehir merkezinin kuzey-doğu'sunda olup, Diyarbakır-Bingöl karayolunun 65. kilometresinde kurulmuş bir yerleşim merkezidir. İlçe merkezinin; Kaya, Yenişehir, Şeyh şerafettin, Kokulupınar ve Şerifoğulları isminde 5 mahallesi mebcuttur.1977 yılında belediye teşkilatına kavuştu. 1990 tarihinde de ilçe Statüsüne geçerek tarihinin en parlak dönemine girdi. 264.000 metrekarelik bir alana sahiptir.
İlçeye 13 köy bağlı olup, bu köylerinde 15 mezrasu mevcuttur. Özekli beldesinin; Pider Baba ve Yunus Emre isminde 2 mahallesi vardır.

         Diyarbakır Kulp Resimleri Images: 0 Hits: 121 Description: Kulp Diyarbakır'ın en uzak ilçesidir. Silvan'ın kuzeyinde yer alan bu ilçemiz kış aylarında uzun süre kar kar altında kalır. Volkanik ve birinci derecede deprem bölgesi olan sarp bir bölgede kurulan Kulp, eski bir yerleşim merkezidir. Ürettiği nefis ballarıyla tanınan Kulp, Kafrum Kalesi, Kanikan Mağaraları, Kale-i Ulya, Ciksi Kalesi, Büyük Kaya, İmamı Gazali Türbesi ve çok eski olduğu sanılan Bahemdan Köyü gibi eski eserleriyle de geniş bir tarihi zenginliğe sahiptir. Halk arıcılık, tarım ve hayvancılıkla geçinir.
TARİHÇESİ :
Çok eski bir ilçe merkezidir. 1540 tarihli tahrir defterinde Kulp'u Diyarbekir eyaletine bağlı 11 Ocaktan biri olarak görmekteyiz. Daha eskilerde Muş vilayetine bağlı kalmış, 1297 yılına dek Lice sancağına bağlı bir bucak iken, aynı yıl ilçe haline gelmiştir. Eski adı Pasur idi. "Pa" baş anlamındaydı. Pasur'un anlamı da Başkale olarak anlaşılıyor. Kulp adı ise mahalli söylentilere göre vaktiyle Kafrom Kalesi'nde oturup, bölgeye egemen olup "KULPO" isimli bir derebeyinden kalmadır.
Tarihin ilk çağlarında bu bölgeye Sümerler yerleşmiş, daha sonra bir süre de Etiler egemen olmuşlardır. Ardından konuklar ve Kimriler yerleşmişlerdir. Bölgede bu dönemden itibaren egemen olan Asurlular'ın egemenliği M.Ö. 606'da son bulunca önce Medler'in, sonra Persler'in eline geçmiştir. M.S. 226'da Romalılar'IN, 637 yılında ise Halid bin Velid tarafından işgal edilmiştir. Bir süre Cizre'ye, sonra Diyarbakır'a ve Silvan'a bağlanmış, Şeyhoğulları , Büveyhoğulları, Mervanoğulları eline geçmiş, 1515 yılında burayı Osmanoğulları işgal etmiştir.
Kulp ilçesinin bağlı bulunduğu Diyarbakır merkez ilçeye olan uzaklığı 127 km. olup, yılın her mevsiminde ulaşım rahatlıkla sağlanabilmektedir.
Kulp ilçesi; Merkez, Yeni; Yeşilköy ve Tepecik Mahallelerinden oluşmaktadır. Bu mahallelerin muhtarlıkları da ayrı ayrıdır.
Kulp ilçesi, ilçe merkezi haricinde bir belde (Ağaçlı), 3 bucak (Ağaçlı, Hamzalı, Aygün) 50 köy ve 89 mezradan oluşmaktadır. Ancak resmiyette yer almayan yerleşim birimi olarak 46 adet mezra bulunmaktadır.

         Diyarbakır Lice Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: Diyarbakır'ın kuzeydoğusunda olan Lice, önceleri yoldan yosun ve kenarda kalmış bir ilçeyken şimdi D.Bakır-Bingöl Karayoluyla günden güne hızla gelişmektedir. Çok eski bir yerleşim yeri olan Lice'de Belediye 1867 yılında kurulmuştur. Yenişehir yönünde güzel yapılaşma gelişmektedir.
Lice, görkemli Birkleyn Mağaraları, Çepe, Mele ve Atak kaleleri, Fis Ovası'ndaki Dakyanus Harabeleri, Eshab-ı Kehf Mağarası, Artuklu Valisi Melik Adil'e ait Minare, Çeper Köyü'ndeki 4. Murat Kervansarayı, efsanevi Geyik Çobanı Şeyh Bilal Türbesi, Sıtmalılara iyi gelen (Kani Atan)Çeşmesi ve diğer pek çok yeriyle ölmez bir turistik değere sahiptir.
Halkı tarım ve hayvancılıkla geçinir. En çok tereyağı ve badem ihraç ederler.


TARİHÇESİ :
İlk tarihi bilgilere göre ilçenin bundan önce dört kez deprem felaketine uğradığı anlaşılmaktadır.
Şehrin bilinen ilk egemenleri Asurlular'dır. Daha sonra Urartular, İskitler, Medler, Persler, Mekedonyalı Büyük İskender, Partlar, Romalılar, Sasaniler, Akkoyunlular, Bizanslılar, Müslüman Araplar (Emeviler, Abbasiler) sırasıyla bu şehire egemen olmuşlardır.
İlçe 1042 yılında Antak (Kabakkaya) merkezine bağlı bir köydü. 1071 yılında Türklerin eline geçti. 1515 yılında da Osmanlı Egemenliğine girdi. Antak merkezine bağlı bir köy iken daha sonra İlçe Merkezi oldu. Diyarbakır sancağına bağlandı. Bucak olarak da Hani, Lice'ye bağlandı. 1900'de yayınlanan bir salname ile Keraz (Kocaköy) de bucak olarak buğlandı. Bu durum 1924'e dek sürdü.
6 Eylül 1975 yılında çoğumuzun hatırladığı korkunç depremden sonra şehir, daha eteklere yerleşti.

         Diyarbakır Silvan Resimleri Images: 0 Hits: 127
     Düzce Resimleri Images: 5 Hits: 409 Description: Düzce il merkezi 39051 dakika kuzey enlemi ile 31008 dakika Doğu boylamında yer alır.

Türkiye''nin illeri arasındaki yeri, Bolu ili topraklarının batı ve kuzeyinde Sakarya ilinin doğusunda ve Zonguldak İlinin güneybatısında yer alır. Kuzeyinde Karadeniz ile sınırdır. Diğer illerle sınırlarını tabii sınırlar oluşturur. Bu sınırlar kuzeybatıda Sakarya ile Melen Çayı, batı ve güneyde dağların üst kısımları oluşturur. Deniz seviyesinden yüksekliği 160 metre kadardır. Güneydeki bu dağlar, batıdan doğuya Keremali, Elmacık, Güney Bolu ve Sünnice dağlarıdır.

Yollara göre doğu-batı yönünde uzanan D-100 karayolu ile TEM otobanı üzerinde yer alır. Bu yollar il merkezinden geçer. Bu konumu ile Avrupa-Asya arasında transit yol üzerindedir. D-100 karayolu il merkezinden ayrılarak Akçakoca ilçesi üzerinden Zonguldak İline bağlanır. Düzce bu konumu ile yol kavşağı şehridir.

Düzce''nin kuzeyinde Akçakoca, kuzeydoğusunda Yığılca, kuzeybatısında Çilimli ve Cumayeri, batısında Gümüşova ile güneydoğusunda Gölyaka ilçeleri yer alır.


Düzce''nin tarihi 14. yy''dan daha gerisine dayanmamaktadır. Ancak Düzce’nin 8 km kuzeyinde yeralan Konuralp kasabasının tarihi MÖ 3. yy'' a kadar dayanmaktadır. Konuralp''in mevcut arkeolojik eserlerden saptandığı kadarıyla zengin bir tarihi vardır. Konuralp M.Ö. 74 yılına kadar Bilecik, Bolu, Kocaeli ve Sakarya şehirlerini kaplayan bir alanda hakimiyet süren BITHYNIA Devleti''nin önemli şehirlerinden birisiydi ve adıda ''Prusias Pros Hypios (Melen Kenarındaki Prusias)''dı. M.Ö. yılında, kısa bir süre Pontus istilasına uğrayan şehir, aynı yıl Roma hakimiyetine girdi.

Roma devrinde şehir Latin kültürünün tesiri altında kaldı, adıda '' Prusias ad Hypium'' olarak değişti. Roma devrinde şehirde Hıristiyanlık hakimiyeti hüküm sürdü. 395''de Roma İmparatorluğu ikiye bölününce şehir Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kaldı.

Osman Gazi''nin komutanlarından Konuralp Bey, Düzce ve çevresini Osmanlı topraklarına katma emrini aldı. Bunun üzerine 1321-1323 yılları arasında bu yöredeki Bizans tekfurları ile yaptığı savaş sonunda DÜZBAZAR (Düzce Ovası)’ı ve Bizans Prusias''ını fethetti.....

         Düzce Akçakoca Resimleri Images: 0 Hits: 225 Description: Tarih boyunca birçok medeniyetlere evsahipliği yapmış Akçakoca’nın ilk yerleşim tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber; bölgeye ilk gelenler M.Ö. 1200 tariklerinde Track ve Frickler’miş. Kimer ve İskit akımlarıyla zayıflayan Frick’ler Lidya’lılar tarafından ortadan kaldırılmışlar ve Lidya Krallığını kurmuşlardır.
M.Ö. 708 tarihinde Pers İmparatorluğu kurulmuştur. Bolu ve havalisi Karadeniz kıyılarında Abanutıkus, Sinope, Eolya, Heraclia, Kieros ve Dias şehirlerini kurmuşlardır.
M.Ö. 333 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender Dörtyol ovasında Persleri kesin yenilgeye uğratarak Anadolu’ya hakim olmuştur. Babilde M.Ö. 323 de ölünce hanedan dağıldı ve miras generalleri arasında bölüşülmüş; sekiz devlet kurularak Helenistik çağ başlamıştır..
M.Ö.377 – 74 yılları arasında Bitinya Krallığının ilk kralı Bias ; merkezi ise, önceleri Astakos sonraları Nikomedia (İzmit) olmuştur. M.Ö. 91 – 74 de Bitinya tamamen Roma’ya verilmiştir. M.Ö. 74 de Roma Konsülü Lucullus Mihtridata mislime Karadeniz komutanı Cotta’ya Heracliea, Diapolis, Alaplı’nın yıkılmasını emretmiştir.
Potnos kralı Mithridatın donanması Karadeniz’de fırtınaya yakalanarak Melen çayına sığınmış, Diapolis üzerinden karadan Heraclia’ya gitmiş. Mithridat kuvvetlerinin bölgeden ayrılması ile Roma kuvvetleri Bitinyaya girmişler; Antonius Heraklia’yı Galat prensi Adriyotorikse vermiş, Latin kültürüne kalan bölgenin isimleri dahi değiştirilmiştir.
395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölünmüş, Doğu Bitinyaya Honoriat denilmiştir. Buranın merkezi Klodiopolis (Bolu), başlıca şehirleri Prusias (üskibi), Diapolis (Akçakoca) dır.
1204 yılında 4. Haçlı orduları İstanbul’a yerleşmişler, Latin İmparatorluğunu kurarak hüküm sürmüşlerdir. Ceneviz’ler Karadeniz kıyılarında yerleşerek daha önceleri kurulmuş olan Diapolis, Herakliea, Amesus şehirlerinde ticaret ve deniz siteleri kurarak mevcut kaleleri onarmışlardır. Akçakoca’daki kale Ceneviz Kalesi olarak anılıyorsa da burası çok önce Yunan göçmenleri tarafından kurulan Diapolis şehrine aittir.1261 yılında Bizanslılar Latin hakimiyetine son vererek tekrar egemenliklerini ilan etmişlerdir..
Akçakoca ve yöresine ilk Türklerin gelmeleri 1085 tarihinde başlar. 1077 – 1086 Anadolu’da Selçuklular zamanında 49 beylik kurulmuş; bunlardan İznik Beyliği (Bolu – Kocaeli – Bursa) Bitinya’yı içine alıyordu. Selçuklu Anadolu Devleti ,1255 de Moğol idaresine girmiş, 1308 de Mesut’un ölmesiyle son bulmuştur.
Bizans 1285 – 1338 yılları arasında zor günler yaşıyordu. Türk akınlarını durduracak güçleri yoktu. Bitinya’ya bağlı şehirlerin çoğu Türklerin eline geçiyordu. 1319 yılında Diapolis, 1323 yılında Prusias, 1324 yılında Kladiapolis şehirleri Orhan Gazi ve Konuralp tarafından ele geçirilmişler Osmanlı Beyliği sınırlarına katılmışlardır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde bölge Osman Gazinin silah arkadaşı olan Akçakoca Bey tarafından idare edilmiş, Bizanslıların verdiği Diapolis ismi Akçaşar olarak değiştirilmiştir. 18 yy. da Şar - Şehir olarak değiştirilmiş Akçaşehir adını almıştır. 1923 yılında Cumhuriyetin ilanıyla Teşkilatı Esasiye kanununa göre Bolu vilayet, Düzce kaza, Akçaşehir de nahiye olmuştur.
23 Haziran 1934 tarihinde bir nahiye iken ilçe haline getirilmiş ve bölgeyi zapteden Akçakoca Beyin ismine izafeten 7 Eylül 1934 tarihinde Akçaşehir’in adı AKÇAKOCA olmuştur.

         Düzce Cumayeri Resimleri Images: 0 Hits: 195 Description: 150 yillik bir tarihi geçmisi olan Cumayeri Ilçesi, önce Çevrik Köyü adi altinda Büyük Melen Çayi kenarinda kurulmus, yerlesim daha sonra bataklik ve buna bagli sitma hastaligi nedeniyle bati gölgelerine kaymistir. Hizla gelisen Çevrik Köyü 1968 yilinda CUMAYERI adi altinda Belediye olmustur. Belediye olduktan sonra kuzey batisinda bulunan Seydibucak Köyü ile birleserek, 5 mahalleden (Orta, Çevrik, Yenimahalle, Mehmet Akif, Yaka) meydana gelmistir.
Cumayeri, ilk önce yakininda bulunan Gümüsova beldesi ile birleserek 19.06.1987 ve 3392 Sayili Kanunla CUMAOVA adi altinda ilçe olmustur. Anca 27 Aralik 1993 günve 3949 sayili Kanun geregi adi Cumayeri Ilçesi olarak degistirilmis ve Gümüsova Beldesi 18 köyle birlikte Ilçemizden ayrilarak müstaik ilçe olmustur.
Düzce ovasinin bati ucunda yer alan Cumayeri ilçesi arazinin düz ve verimli, çerçevesinde bulunan diger yerlesim birimlerinin merkezi durumunda büyü bir pazara sahip olmasi gibi önemli sebeplerden dolayi ekonomik gelismesini hizla gerçeklestirmektedir. Ayrica Cumayeri ve köylerinde yetistirilmekte olan ekonomik degeri çok yüksek ihracat bitkisi findigin ve findiga dayali olarak kurulan fabrikalarin bu gelismede ve bölgesel kalkinmada önemli katkisi olmustur.
Merkez köyde eskiden yerli Türkler ve (MANAV) oturuyorken, daha sonra bölgeye Balkanlardan 93 Muhacirleri diye bilinen göçmenler yerlestiler. Ayrica bölgeye Kastamonu ve Çankiri yörelerinden göçler olusmus son yillarda ise bilhassa daginik alanlarda Dogu Karadeniz bölgesinden gelen vatandaslar yerlesmislerdir. Agirlikli olarak Ordu Giresun ve Trabzon yöresinden gelen vatandaslardan olusmaktadir. Bunlarin disinda bölgede az miktarda Kafkas kökenli vatandaslar yasamaktadirlar.
Ilçe Bati Karadeniz bölgesinin batisinda; 10.011 hektar arazi üzerinde kurulmustur. Bu arazinin 9.717 hektarlik bölümü genel kültür arazisidir. Cumayeri düz bir ova ve Düzce ovasinin bir parçasidir. Ilin en batisinda yer alan bir havza olup yükseltisi deniz seviyesinden itibaren 112 m. dir.
Ova yüzeyi dördüncü zaman alüvyonlari ile kapli bir göl tabanidir. Kuzeyden Kaplan dede ve Orhan, Güneyden Kerem Ali ve Abant Daglari ile çevrili ovanin dogu-bati uzunlugu 25-30 km. Kuzey Güney genisligi 15-16 km dir.

         Düzce Çilimli Resimleri Images: 0 Hits: 110 Description: Moğol istilasıyla çöken Selçuklu Devletinden sonra Anadolu’da 26 tane Türk Beyliği kurulmuştur. Bu beyliklerden biri olan ve Söğüt yöresinde bulunan Osmanlı Beyliği Bizanslılarla sınırdaştı. Bu beylik zamanla sınırlarını aşarak topraklarını genişletmeye başladı.

Osman Gazi’den sonra yerine geçen oğlu Orhan Gazi’nin komutanlarından Konuralp Bey Bizans Tekfurlarıyla yaptığı savaşlar sonunda Konuralp ve çevresindeki Çilimli’yi Türk hakimiyeti altına almıştır.

Osmanlı ve Bizans döneminde Gümüşova’da çıkarılan madenlerin işlendiği ve zamanın darphanesi olduğu adının da buradan geldiği ( Çil’mi) sözcüğünün zamanla ( Çilimli ) olarak değişikliğe uğradığı halk arasında yaygın olarak söylenmektedir.

1869 yılına kadar Kastamonu Vilayeti Bolu Mutasarrıflığı Göynük Kasabasına bağlı bir köy olarak 1870 yılında Düzce’nin kaza olması nedeniyle Çilimli Düzce İlçesine bağlanmış, ancak köy statüsünde bir değişiklik olmamıştır. 1956 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş olup, 1958 yılında nahiye olmuştur. En son 09 Mayıs 1990 tarih ve 3644 sayılı kanunla ilçe olma sıfatını kazanmış ve 06.09.1991 tarihinde İlçenin açılışı yapılmıştır.

         Düzce Gümüşova Resimleri Images: 0 Hits: 130 Description: Gümüşova ilçesi D-100 Karayolu üzerinde bulunmaktadır. İlçe Düzce iline 18 km. mesafede olup Düzce ovasının bitişiğindedir. Düzce'nin güneybatısında yer alır. Batısında Sakarya, güneybatıda Bolu, doğuda Çilimli ilçesi ve kuzeyde de Cumayeri komşularıdır. İlçenin doğusundan büyük melen çayı geçmektedir. İlçeye bağlı köyler arasında Yakabaşı,Selamlar,Çaybükü,Elmacık,Adaköy,Sarıdere bulunmaktadır.İlçenin başlıca geçim kaynakları tarıma dayanmakla birlikte il kalkınmada öncelikli yöreler kapsamına dahil edildikten sonra bir çok alanda yeni fabrikalar açılarak istihdama katkıda bulunulmuştur.
Gümüşova ilçesi 1321 yılında Osman Bey’in silah arkadaşı Konuralp Gazi tarafından Düzce ve Üskübü ile birlikte fethedilmiştir. Bu bölge yerleşim yeri olarak Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonra bu bölge büyük askeri yararlıklar gösteren Davut Paşa’ya Fatih Sultan Mehmet tarafından “tımar” olarak verilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu ordusunda bulunan hayvanların kışlaklıyacağı ahırların Gümüşova’da yapılması sebebiyle Kışla adını almıştır. Birinci Dünya Savaşı esnasında Kışla işgale uğramıştır. Milli Mücadele döneminde cereyan eden Düzce İsyanları, yoğunlukla bu bölgede etkisini göstermiştir. Daha sonra bu isyanlar Ali Fuat CEBESOY ile Mareşal Fevzi ÇAKMAK tarafından önlenmiştir. Kışla 1927 yılında nahiyelik sıfatını kazanmıştır. 1963 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. Kışla, 1987 yılında Cumayeri ile birleşerek Cumaova ilçesi adını almıştır. 1993 tarihinde Cumayeri’nden ayrılarak Gümüşova adı altında yeni ve müstakil bir ilçe haline gelmiştir. Gümüşova, Aralık 1999 tarihinde Düzce’nin il olması dolayısıyla Düzce’ye bağlandı.Gümüşova'nın belediye başkanlığını Muharrem Tozan uzun süredir başarı ile yürütmektedir.
1997 Genel Nüfus Sayımına göre ilçenin toplam nüfusu 16.879’dur. İlçe merkezinin nüfusu 10.754, köy nüfusu ise 6.125’dir.İlçenin dış göç olayı azdır. İlçeye bağlı köylerden merkeze iç göç olmaktadır.

         Düzce Gölyaka Resimleri Images: 0 Hits: 175 Description: Gölyaka ilçesi Batı Karadeniz Bölgesi, batı sınırları içerisinde Düzce İlinin en batı ucunda yer almaktadır. Doğuda Düzce ili, batıda Sakarya’nın Hendek ilçesi, kuzeyde Gümüşova ilçesi ve güneyde Bolu’nun Mudurnu ilçesi ile çevrilidir.

Tarih
İlçede, tarih öncesi insan yaşantısına dair kesin delil ve kalıntılar bulunmamasına rağmen, sahip olduğu coğrafi konumu ve tabiatı itibariyle ilk çağlardan itibaren insan yerleşmesine uygun bir yöre olarak karşımıza çıkmaktadır. Gölyaka’yı içine alan toprakların ilk sahipleri Proto Hititler’dir. Gölyaka ve civarına yapılan göçler sırasında yaklaşık 400 yıldır burada yaşayan ve yerli Türklerin bulunduğu görülmüştür. Gölyaka bir göl ve yanı başında kurulan imamlara Köyü ile tarih sahnesine çıkmıştır. Evliya Çelebi, Katip Çelebi ve batı batılı gezginlerin ilgisini çekebilmiştir. Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nca kaybedilen veya Osmanlı otoritesinin sarsıldığı bölgelerden Kafkasya’dan, Doğu Karadeniz Bölgesi’nden, Balkanlar’dan, Akdeniz Bölgesi’nden ve Kuzey Irak’tan olmak üzere beş ana grupta bölgemize büyük göçler olmuştur. İmamlar Köyü 1932 yılında nahiye olmuş, 3 yıl sonra nahiyeliği kaldırılmış tekrar köye dönüştürülmüştür. İmamlar ismi 1962 yılında Gölyaka olarak değiştirilmiştir. Gölyaka nahiyesinde 1967 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. Gölyaka Belediyesi Düzce ilçesine bağlık bir nahiye (bucak) iken 1987’de ilçe yapılarak Bolu’ya bağlanmıştır. Gölyaka 17 Ağustos Körfez depreminde en fazla hasar gören yerlerden biri olmuştur. 12 Kasım Düzce depreminde de ilçe büyük hasar görmüştür. Her iki depremde de toplam 106 kişi hayatını kaybetmiş ve 317 kişi yaralanmıştır. Depremlerin ardından Aralık 1999’da Düzce’nin il olması nedeniyle Gölyaka, Düzce’ye bağlanmıştır.

Coğrafi Yapı
Düzce ilinin batı ucunda yer alan Gölyaka’nın yüzölçümü 219.983 km2’dir.İlçe, kuzeyde ve güneyde bulunan Bolu ve Köroğlu Dağlarının uzantısı olan sıra dağlar arasında yer almaktadır. Güneydeki dağlar daha yüksek olduğundan ilçenin güney kesimi yüksek dağ kitlesi ve ormanlık alanlar ile kaplıdır. İlçenin kuzey bölümü kuzeye doğru genişleyen bir ovadır ve bu ova Düzce Ovası ile bitişik durumdadır. İlçeyi Düzce Ovası’ndan ayıran Büyük Melen Irmağı ve Efteni Gölü’dür. İlçe Merkezi Efteni Gölü’nün batısında düz ovada kurulmuş olup, rakımı 100 metre civarındadır. Yerleşim durumu olarak ova kısımları düz, dağlık ve yüksek kısımları topografik yapı olarak dik bir eğime sahiptir. Arazi yapısı olarak genellikle kumlu-killi ve yer yer mil karışımı alüvyonlu topraklardan ve çok sulak gevşek bir yapıya sahiptir. Gölyaka su kaynakları bakımından Düzce’nin en zengin ilçelerinden biridir. İlçenin şu göller bulunur: Efteni Gölü, Kara Göl, Sarı Göl, Cılbız Kuyusu, Gölcük, Kuru Göl ve Katır Gölü. Gölyaka yaylaları açısından da zengindir. Pürenli, Kardüz, Yanık, Unluk ve Kızık yaylaları en başta gelen yaylalarıdır. Bu yaylalar yayla turizmi açısından gelecek vaadetmektedir. Özellikle de Kardüz yaylası kış sporları ve turizmi için geleceğin merkezleri arasında gösterilmektedir.Melen Irmağı ve Aksu Çayı’da Gölyaka’nın ırmaklarından en başta gelenleridir. Bu ırmaklarda balıkçılık sporu yapılmaktadır. Gölyaka bütün bu güzelliklerinin yanı sıra ormanlarıyla da doğanın tüm güzelliğini sergiler. Başlıca ormanları şunlardır. Karamahmut, Keltepe, Güney, Çamlık, Koruluk, Büyük ve Küçük Balkaya, Karadağ, Mercantepe, Emeksiz, Konaş Sağlamsu, Unluk ve Baltepe. İlçe Kuzeydoğu Anadolu aktif fayı üzerinde bulunduğundan 1. derecede deprem bölgesidir. 17 Ağustos depreminde ilçede derin çatlak ve yarıklar oluşmuş yer yer kaymalar meydana gelmiştir. Bunun en büyük nedenlerinden biri fayın üzerinde oluşudur. Diğeri ise toprak yapısının sulak oluşudur.

Nüfus
2000 yılı içinde yapılan son nüfus sayımına göre İlçe Merkezinin 4.773 erkek, 4.593 kadın olmak üzere 9.366, bağlı 22 köyünde ise 4.951 erkek, 5.295 kadın olmak üzere toplam 10.246 olup İlçenin genel nüfusu 19. 612 olarak tespit edilmiştir. Önceki nüfus sayımına göre % 0 –0.83 oranında 1.919 kişilik nüfus artışı olmuştur. İlçedeki nüfus yoğunluğu km2’de 222 kişidir. İlçe genelinde 210 özürlü vatandaş bulunmaktadır.
Eğitim
1 Adet Çok Programlı Lise, 1 Adet Anadolu Lisesi ve 12 adet İlköğretim Okulu bulunmaktadır. İlköğretim Okulu öğrenci sayısı 2.926 Lise öğrenci sayısı ise 673
Deprem
17 Ağustos 1999 tarihinde Marmara bölgesinde meydana gelen depremde yüzey kırığı Düzce’nin yaklaşık 6 km. güney batısında Gölyaka yakınlarında bitmektedir. Bu depremden üç ay sonra meydana gelen Düzce Depremi, 17 Ağustos kırığının kuzey doğu ucu ile Bolu tüneli arasındaki kesimi kırmıştır. 12 Kasım 1999 kuzey kırığının batı ucunda yaklaşık 9 km. lik kısım 17 Ağustos Depreminde de kırılmıştır. Ancak 17 Ağustos Depreminde bu kısım üzerindeki yanal yer değiştirme, batıdan doğuya doğru azalarak devam etmiş, Gölyaka civarında 30 cm. ye kadar azalmış ve kırığın sonuna doğru yanal yer değiştirme kaybolarak kuzey kırığı yalnızca çatlaklar biçiminde takip edilebilmiştir. 12 Kasım kuzey kırığı 17 Ağustos kuzey kırığının tam doğu ucu doğrultusunda gelişmemiş bu bölgede sağa sıçrama yaparak gelişmiştir. Bu sağa sıçramanın olduğu bölgede düşey yer değiştirme egemendir. 12 Kasım 1999 Depreminde Hacıyakup Köyü civarında yanal yer değiştirme 40-50 cm. civarında iken düşey yer değiştirme yer yer 3 metreye varmaktadır. En büyük düşey yer değiştirme Efteni Gölü’nün güneyinde görülmektedir. Efteni Gölü’nün güneydoğusunda ve daha güneye doğru sıvılaşma yapıları gelişmiştir. Her iki depremden de büyük hasar alan Gölyaka’da toplam 106 kişi hayatını kaybetmiş, 317 kişi de yaralanmıştır. İlçede ağır/yıkık bina sayısı konut sayısı 1.225, orta hasarlı konut sayısı 538 ve hafif hasarlı konut sayısı ise 766’dır. Ağır/yıkık işyeri sayısı 317, orta hasarlı işyeri sayısı 538 ve hafif hasarlı işyeri sayısı 99’dur.

İdari Yapı
İlçe 3392 Sayılı Yasa ile müstakil İlçe olarak l988 yılından itibaren faaliyete geçmiş bulunmaktadır. İlçenin 22 köy ve İlçe merkezinde 9 mahallesi bulunmaktadır. İlçe merkezinde olmak üzere bir tek Belediye kuruluşu bulunmaktadır.

Gölyaka’nın Köyleri:

Açma Hacısüleymanbey Sarıdere Aksu Hacıyakup
Taşlık Bakacak Hamamüstü Yazlık Bekiroğlu İçmeler
Yeşilova Çamlıbel Kemeryanı Yunusefendi Çayköy
Kuyudüzü ZekeriyaköyDeğirmentepe Muhapdede
Güzelder Saçmalıpınar

         Düzce Kaynaşlı Resimleri Images: 0 Hits: 152 Description: Kaynaşlı, İstanbul-Ankara yolu üzerinde, Bolu Dağı’nın Düzce Ovası’yla birleştiği boğazda kurulmuştur. İlçe doğu ve güneyden Bolu İli, Batıdan Düzce İli ve kuzeyden Yığılca ilçesiyle komşudur. D-100 karayolu ilçenin tam ortasından, Anadolu otobanı da kuzeyinden geçmektedir.

Tarih
Kaynaşlı Düzce’nin bir bucağı iken Aralık 1999 tarihinde Düzce’nin il olması hakkındaki Kararnameyle birlikte ilçe yapılmış ve Düzce’ye bağlanmıştır.

Deprem
12 Kasım 1999’da meydana gelen Düzce depreminde Kaynaşlı yerle bir olmuştur. Uzun fay kırıklarının ve çatlaklarının oluştuğu ilçede 313 kişi hayatını kaybetmiş, 544 kişide yaralanmıştır.12 Kasım depreminde Kuzey Anadolu Fayı kırığı Kaynaşlı’da son bulmuştur. Fayın ucunda bulunan Kaynaşlı bu nedenle 12 Kasım depreminden en fazla etkilenen yerleşim yeridir. Şehirde bulunan binaların %90’ından fazlası hasar almıştır.

Nüfus
1997 yılında yapılan Genel Nüfus Sayımına göre Kaynaşlı’nın toplam nüfusu 6.760’dır.

Ekonomi
Kaynaşlı ekonomisi büyük ölçüde sanayiye dayalıdır. Bunun yanında nakliyecilik ve yıllık ortalama 50.000 tonu bulan fındık üretimi de ilçe ekonomisinde önde gelen sektörler olmaktadır. Buğday ve mısır üretimi de ilçede oldukça yaygındır.İlçe ekonomisinde hayvancılık ve balıkçılık da önemli bir yer tutmaktadır. Ancak depremde şehirde bulunan balık çiftlikleri ve ahırlar yıkılmıştır.Şehirde başta Süperlit Boru Fabrikası, Anlaş Lastik Fabrikası, Akışık Ampul Fabrikası ve Karolit Mermer Fabrikası olmak üzere irili ufaklı fabrikalar bulunmaktadır. Bu fabrikalar depremle birlikte hasar aldığından tam kapasite çalışamamaktadırlar. İlçe sınırları içinde toplam 12 adet dinlenme tesisi mevcuttur. Bu tesisler D-100 karayolu üzerinde olup günde ortalama 30.000-40.000 kişiye hizmet vermektedirler. Buralarda yaklaşık 1.500 kişi istihdam edilmektedir. Bu bakımdan dinlenme tesislerinin şehir ekonomisi içinde önemli bir yeri vardır.

Eğitim
Kaynaşlı ilçesinde 1 adet Lise, 4 taşıma merkezi durumunda ilköğretim okulu ve 6 adet birleştirilmiş sınıflı ilköğretim okulu bulunmaktadır. Ayrıca şehirde Halk Eğitim Merkezi de bulunmaktadır. Bu okullarda toplam 2.504 öğrenci eğitim görmektedir.

Sağlık
Kaynaşlı’da Merkez Sağlık Ocağı, Dipsizgöl Sağlık Ocağı, 112 Acil Yardım İstasyonu, Üçköprü Sağlık Evi, Çamoluk Sağlık Evi ve Yeniyurt Sağlık Evi bulunmaktadır.
İdari Yapı

Kaynaşlı’ya bağlık 19 adet köy bulunmaktadır.

Kaynaşlı’nın Köyleri:

AltunköyÇatalçam Dipsizgöl Sazköy Bıçkıyanı Darıyeribakacak Fındıklı Tavak Çakırsayvan
Darıyerihasanbey Hacıazizler Üçköprü Çamlıca Darıyerimengencik MuratbeyYeniyurt Çamoluk
Darıyeriyürükler Sarıçökek

         Düzce Yığılca Resimleri Images: 0 Hits: 202 Description: Yığılca, batıdan Düzce ili ve Akçakoca ilçesi, güneyden Kaynaşlı ilçesi ve Bolu ili, kuzeyden Zonguldak ilinin Alaplı ilçesi, doğudan Bolu ilinin Mengen ilçesi ile çevrili bulunmaktadır. İlçenin il merkezine uzaklığı 38 km. olup en yakın komşu kentlerden Adapazarı’na 100 km, Ankara’ya 276 km ve İstanbul’a 234 km. uzaklıktadır.

Tarih
Düzce’nin Yığılca ilçesi, Düzce ve komşu ilçe Akçakoca ile birlikte 1321-1323 yılları arasında Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Orhan Gazi’nin komutanlarından birinin bölgede yığınak yaptığı ve ilçenin isminin de buradan geldiği tahmin edilmektedir. Yörede Orhan ismini taşıyan bir dağ bir camii ayrıca Redifler isminde bir köyün varlığı bu tahmini doğrulamaktadır. Çünkü Orhan Gazi’nin küçük ordu kuvvetlerine REDİF isminin verildiği bilinmektedir. Yığılca 1904 tarihinde bucak olarak Düzce’ye bağlanmış, 1954 yılında da müstakil bir ilçe olmuştur. Aralık 1999 tarihinde Düzce’nin il olması dolayısıyla Yığılca, Düzce’nin ilçesi olmuştur.

Coğrafi Yapı
İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 350 m., yüzölçümü 640 kilometrekaredir. Engebeli ve eğimi fazla olan bir alanda kurulmuş ilçenin ziraat arazisi çok yetersiz, genelde ormanlık arazi hakimdir. İlçenin iklimi Batı Karadeniz iklimini andıran ılıman bir iklimdir. Yığılca ilçesi, Düzce Ovası’nı sulayan Hasanlar Barajı Gölü’ne dökülen Melendere Çayı’nın yukarı havzasında yer alır. En tepedeki Yaylatepe Köyü hariç diğer köyler bu havzanın güney ve kuzeyindeki yamaçlara birer sıra halinde dizilmişlerdir. Bu biçimi ile uzun bir “U” görünümünde olan havza oldukça dağlık ve sarptır. Havzayı çevreleyen belli başlı tepeler: Yaylacık Tepe, Köybaşı Tepe (678 m), Kızıltepe (1486 m), Sarıkaya Tepe (1036 m), Bacaklıyayla (1137 m), Aktaş Sırtları (1271 m), Kiriş Tepe (1398 m), Geymen Tepe (1438 m), İğnekiriş Tepe (987 m) ve Kırıksapağı Tepe (919 m)’dir. İlçe akarsu yönünden oldukça zengindir. Doğudan batıya doğru uzanan Melen Çayı, Kuzeyden ve güneyden zengin derelerle beslenir. Önemli dereler, Karadere, Aksu Deresi, incirli Deresi, Hacı Deresi, Mahyaderesi, Karakaş Deresi, Naşlar Deresi ve İğneler Deresi’dir. İlçe sınırları içinde Hasanlar Barajı’da yer alır.

Nüfus
İlçenin 1997 Genel Nüfus Sayımına göre toplam nüfusu 20.646’dır. Bu nüfusun 3.477’si ilçe merkezinde, 17.169’u da köylerde yaşamaktadır. Buna göre toplam nüfusun %16’su ilçe merkezinde, %84’ü de kırsal kesimde yaşamaktadır. İlçe de kilometrekareye düşen insan sayısı ise 31’dir. İlçe verimsiz arazilere sahip olmasından dolayı büyük şehirlere göç vermektedir.

Sağlık
Yığılca’da 25 Yataklı 1 Devlet Hastanesi, biri şehirde olmak üzere 3 adet de sağlık ocağı bulunmaktadır. Sağlık Ocakları şunlardır: Merkez Sağlık Ocağı, Çukurören Köyü Sağlık Ocağı ve Hoşafoğlu Köyü Sağlık Ocağı.

Eğitim
Yığılca’da 47 ilköğretim okulu vardır. Bunlardan 17’si taşımalıdır. İlçe’de 1 adet de Çok Programlı Lise mevcuttur. Bu okullarda toplam 3718 öğrenci eğitim görmektedir. İlçe’de ki toplam öğretmen sayısı ise 120’dir. Yığılca’daki Halk Eğitim Merkezi’nde Makine Nakışı ve Giyim olmak üzere iki kurs bulunmaktadır.

Ekonomi
İlçe coğrafi özelliği itibariyle eğimli, çoğu kayalık ve ormanlık arazi yapısına sahip olduğundan, tarım arazisi dar ve verimsizdir. Toplam tarımsal alan 104.250 dekar civarındadır. İlçede ekili alan 14.950 hektardır. İlçe arazisinin 7.242 hektarı meyvelik, 196 hektarı sebzelik, 29.808 hektarı ormanlık, 2.682 hektarı çayır mera, 960 hektarı yerleşim alanı, 3 hektarı sanayi tesisi, 15.697 hektarı göl-bataklık-taşlıktır. Yığılca’da yıllık ortalama buğday üretimi 7.500 ton, arpa 600 ton, mısır 12.000 ton, çavdar 60 ton ve fındık 8.000 tondur. İlçede 8.500 adet sığır, 548 adet manda, 2.924 adet koyun, 1.226 adet keçi, 80 ad, 567 eşek, 70 katır ve 1.800 arı kovanı bulunmaktadır. Alabalık üretimi 3 üretme çiftliğinde yıllık 3 tondur. Broiler tavuk üretimi yıllık 5.363.750’dir. İlçe merkezinde iki adet devlet bankası bulunmaktadır.

İdari Durum
Yığılca’nın 29 mahallesi ve 39 köyü vardır. Köyler engebeli arazi üzerine kurulmuştur. İlçenin sadece merkezinde belediye bulunmaktadır.

Yığılca’nın Köyleri:

Akçaören Dutlar Hocatman Redifler Aksaklar
Gaziler Hoşafoğlu Sarıkaya asa Gelengöz iğneler
Tıraşlar aydınyayla
Karakaş
Tuğrul

Bekirler
Gökçeağaç
Kırık
Yağcılar

Çamlı
Güney
Kocaoğlu
Yaylatepe

Çiftlikköy
Hacılar
Köseler
Yeniyar

Çukurören
Hacıyeri
Mengen
Yılgı

Dibektaş
Hebeler
Naşlar
Yoğunpelit

Doğanlar
Hocaköy
Orhangazi

     Edirne Resimleri Images: 8 Hits: 387 Description: Edirne, Marmara Bölgesinin Trakya kısmında yer alır. Güneyinde Ege denizi, kuzeyde Bulgaristan, batıda Yunanistan, doğuda Tekirdağ, Kırklareli ve Çanakkale ileri ile çevrilidir.

Yüzölçümü 6.276 km² olan Edirnenin, deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 41 metredir. Edirne, idari olarak, biri merkez ilçe olmak üzere 8 ilçe ve 248 köyden oluşmaktadır.

Edirne ili, Trakya Yarımadasında; kuzeyde Istranca Dağları, güneyinde Koru Dağları ve Ege Denizi-Saroz Körfezi, batısında Meriç Nehri ve Meriç Ovası, doğusunda da Ergene Ovasını içine almakta olup, il topraklarının % 80 tarıma elverişlidir.

Trak Soylarından olan Odris''ler tarafından MÖ. 5.Yüzyılda ilk defa kent olarak kurulan ve zaman içinde değişik milletler tarafından değişik isimler verilen kentimizin adı I.Murat zamanında Edirne olarak kalmıştır.

Edirne, Milattan sonra ikinci ve üçüncü yüzyıllarda askeri, ticari ve tarımsal bakımdan çok önemli bir kent görünümündeydi. Bu durumu günümüzde de sürdürmektedir. 1361 yılında I.Murat tarafından fethedilen ve ebedi Türk yurdu olan Edirne, konumu nedeniyle İstanbul''un alınışına kadar (92) yıl boyunca Osmanlı Devletinin başkenti olmuştur.

Edirne''de eski çağdan itibaren sanat eserleri yapılmıştır. Bu eserlerin en eskisi Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılan Edirne Kalesinden günümüze kalan sur ve burç duvarlarıdır. Ayrıca, Edirne''de Osmanlı Mimarisinin de çok değerli örnekleri mevcuttur. Selimiye Camii bunların en ünlüsüdür.

         Edirne Enez Resimleri Images: 0 Hits: 185 Description: Enez ilçesinin 21 km. kuzeyinde İpsala , 60 km. doğusunda Keşan ilçesi, güneyde ve batıda Ege Denizi ve Yunanistan ile mülki ve milli sınır ile çevrilmiş olup, toplam 30 km. deniz, 44 km. mülki sınırlara sahiptir. Enez bölgesinin toplam nüfusu 8356 olup, yüzölçümü 473 km²’dir.
Antik çağlarda adı Ainos olan kent Türk-Yunan sınırının hemen kıyısında, Meriç Nehrinin denize döküldüğü Ege’nin Kuzey sahilinde bir yarımada üzerinde yer almaktadır. Kentin kuruluşu ile ilgili çeşitli farklı görüşler ileri sürülmektedir.
Enez ilçesinde genelde Akdeniz iklimi mevcuttur. İlkbahar ve sonbahar ayları yağışlı, kışları sert ve kuru geçer. Kışın az kar yağmakla birlikte nemli bir hava hüküm sürer.
Bölgede devlet karayolu olarak sadece Enez - Keşan karayolu mevcuttur. Havaalanı yoktur.

         Edirne Havsa Resimleri Images: 0 Hits: 214 Description: Havsa, Edirne'nin kuzey yarısında ve Lalapaşa yaylası üzerindedir. Doğuda Kırklareli, batıda Edirne merkez ilçesi, kuzeyde Süloğlu ve güneyde Uzunköprü ilçeleriyle komşudur.
İlçede dağ yoktur; kuzey-güney doğrultusunda sıralanan tepeler vardır. Bu az yükseltili yayvan tepelerin en yükseği, Doğruk Tepe’dir. Vadilerin derinliği azdır. Bu vadilerden birinin geniş tabanı Osmanlı Ovası adıyla anılır. Başlıca akarsuları Oğulpaşa, Necatiye, Kuleli dereleriyle, Darıdere ve Aşırıdere'dir. Bunlar Ergene ırmağının kollarıdır. İlçede doğal göl yoktur ancak yapay gölet bulunmaktadır
Havsa ilçesi Romalılar tarafından kurulmuştur. Havsa, Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldıktan sonra Bizanslılar'ın elinde kalmıştır. 1356 yılında Rumeli'ye geçen Türkler burayı I. Murat vasıtasıyla Türk topraklarına katmışlar ve ilçeye "Hosa" adını vermişlerdir. Edirne, Osmanlı Devletinin hükümet merkezi olduktan sonra Hosa'da bulunan Rumlar, Padişah I. Murat'ın ikamet ve din serbestisi ile ilgili fermanlarına aldırmadan burayı terk ederek İstanbul ve Selanik taraflarına göç etmişlerdir. Fetihten sonra Anadolu'dan getirilen göçmenlerle kasabanın Türkleştirilmesi sağlanmış, Sokollu Mehmet Paşa'nın buraya önem vermesiyle de Türklük gelişmiştir. Bugün Hacı İsa, Hacı Gazi ve Helvacı Baba mahalleleri o dönemde getirilen göçmen ailelerin isimlerini taşımaktadır.
Tarihi eserler 1577 yılında Sokollu Mehmet Paşa tarafından oğlu Kazım Paşa adına Mimar Sinan'a yaptırılan Sokollu Camii, Fukaraya Bektaşilerinden olduğu söylenen Kurt Bey Anıtı, sadece kemeri kalan kervansaray, harap vaziyetteki Sokollu Hamamı ve bugün de kullanılmakta olup bütün tesisleri Mimar Sinan tarafından yapılan çeşmedir. Tarihi eserlerden Hafsa Hatun ve Abdülselam Camii'nden hiç bir iz kalmamıştır. Padişah II. Beyazıt'ın hanımlarından Hafize Sultan ilçeye yerleştikten sonra ilçeye bir müddet "Hafse" denilmiş, daha sonra bu iki isim karışımından "Havsa" ismi doğmuştur.
Türkiye genelinde adrese dayalı olarak nüfus sayımı sorgulamasına göre ilçemiz merkezinin nüfusu 466 kişi artarak 8081'den 8547' ye yükselmiştir.Köylerimiz nüfusu ise 2960 gerileyerek 15,946 'dan 12,986' ya düşmüştür.

         Edirne ipsala Resimleri Images: 0 Hits: 118 Description: İpsala, Marmara Bölgesi'nin Trakya kesiminde, Edirne İli'ne bağlı, yüzölçümü 753 km² olan bir ilçemizdir. Kuzeybatıda Meriç, Kuzeydoğuda Uzunköprü, Doğuda ve Güneyde Keşan, Güneybatıda Enez ilçeleri ile çevrilidir. İlin Güneybatısında yer alan İpsala, alçak tepelerle engebeleşmiş, dalgalı düzlüklerden oluşan bir doğal yapı gösterir. Kuzey ve Doğu kesimlerinin 100-300 metre arasında değişen yükseltiler, Batı kesimini ise aşağı Meriç ovasının bir parçasını oluşturan İpsala Ovası kaplar.
Meriç Irmağı ve kollarıyla sulanan ve sık sık su baskınına uğrayan ova, 1960’larda Meriç Irmağı boyunca yapılan setlerle ilin en büyük ve verimli tarım alanlarından biri durumuna getirilmiştir. Batıda Meriç kuzeybatıda da Ergene Irmakları ilçenin doğal sınırını çizer. Ergene Irmağının kollarından Basamaklar Deresi üzerinde sulama ve taşkın önleme amacıyla kurulan Altınyazı Barajı göl alanının bir bölümü, Yeni Karpuzlu Göleti ve Sultanköy Barajı da ilçe sınırları içindedir. İklim yazla kış, gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkları ile dikkati çeker. Karasal iklim hüküm sürer. Yağışlar kış ve bahar aylarında toplanır. Çeltik ekimi nedeniyle yazın nem oranı fazladır.
İpsala İlçe Merkezi, İpsala ovasının kuzeydoğusundaki bir tepenin yamacında kurulmuştur. İlçenin 2 km güneyinden geçerek Yunanistan sınırındaki İpsala Sınır Kapısına ulaşan E-25 karayolu, Keşan’da Eceabat’tan gelen E-24 karayoluyla kavşak yapar. Bu karayolu kasabadan geçen bir yolla Havsa ve Silivri yakınlarındaki iki yerden E-5 karayoluyla birleşir.
İpsala İlçesi İl Merkezi Edirne’ye 108 km uzaklıktadır.İlçenin komşu ilçelerle bağlantısı kara yoluyla olup, ilçenin bütün köyleriyle ulaşımında bir problem yoktur. İlçe merkezinden Edirne, Tekirdağ, İstanbul ve Ankara’ya düzenli olarak otobüs seferleri yapılmaktadır. İpsala ilçesine Keşan ilçesinden ulaşılır. Yollar asfalt olup, ilçe merkezi ve köyler arasındaki ulaşım yıl boyu yapılmaktadır.

         Edirne Keşan Resimleri Images: 0 Hits: 100 Description: Keşan ilçesi M.Ö. 30. yy'dan itibaren Luvi ve Trak Türkleriyle başlayan bir geçmişe sahiptir. Yöre daha sonraları eski Yunan, Pers, Makedonya ve Bizans yönetimlerinde kalmış, 14.yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı hakimiyetine girmiştir.
1877 yılında ilçe olan Keşan, sırasıyla Rus, Bulgar ve Yunan işgallerine uğramış, 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Anlaşması sonrası 19 Kasım 1922'de TBMM hükümetine bağlanmıştır.
Kent 1359 tarihinde Osmanlılar tarafından fethedildikten sonra, buraya Anadolu'dan göçmen getirtip yerleştirildi. "Gacal" tabir edilen eski yerlilerin bunların torunları olduğu söylenir. Trakya'nın güneyine yoğun olarak yerleştirilen bu yörüklere "Topkeşan" yörükleri deniliyordu. İsim zamanla kısaltıldı ve Keşan olarak kullanılmaya başlandı. Bir başka söylenceye göre ise kirişlerinin çokluğu ile dikkati çeken bir han vardı. Keşan adı "Kırkkirişhan" adından bozmadır.
Keşan'ın ismi ile ilgili bir başka söylenti de, bugünkü eski mezbahahane'nin bulunduğu yerde çok eskiden bulunan,kervanlarların dinlenme yeriyle ilgilidir. burada atlar dinlendirme amaçlı kaşandırılır, yani araba ve koşumlarından sökülüp dinlendirilirmiş. Kaşandırmak yani dinlendirmek deyimine dayanılarak Keşan' ın adı bir müddet kaşan olarak da kullanılmış.
Anadolu'da halk arasında işlevi "çekmek" türünden değişik nesnelere de bu ismin verildiği görülür. Bazı yörelerde atların deri koşumlarına "kaşan" denmektedir. Ayrıca Keşan ismiyle, İran'da bir kent de bulunmaktadır.
İlçenin antik çağdaki adı birçok kaynakta geçtiği gibi, "Zerlanis"tir. Bölgeye M.Ö. 30.yy'dan itibaren gelmeye başlayan Luviler'in bu ismi verdikleri kaynaklardan anlaşılmaktadır. Bu isim Roma döneminde de kullanılmıştır.

         Edirne Lalapaşa Resimleri Images: 0 Hits: 92 Description: Tüm Trakya da olduğu gibi Lalapaşa ve çevresi de tarih öncesi Trak Kavimlerinin hüküm sürdüğü ve yaşadığı bölgelerden biridir. Ne var ki bu dönemlere ait belge ve buluntular fazla değildir.
En somut tarihi belge İlçe'deki Dolmenlerle Menhirler olarak dikkat çekmekte ve bunlar Lalapaşa'nın tarihini Neolitik çağa kadar götürmektedir.
Beldenin Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılması 1361 yılına rastlar. Bölge I. Murat ' ın komutanlarından Lala Şahin Paşa tarafından fethedilmiştir ve o tarihten buyana Lalapaşa olarak anılmaktadır . 14. ve 15. yüzyıllarda bir dizi imar hareketine sahne olan bölgede daha sonra merkezi Hacıdanişment Köyü olan Çöke Bucağı kurulmuştur . Günümüzde ilçe merkezinin bulunduğu yer ise Paşaköy olarak anılmaktadır .
Balkan Savaşı ' na kadar Çöke Bucağı ' na bağlı bir köy olan Lalapaşa ' nın 1912 ' den sonra Türk - Bulgar sınırlarında kalması yüzünden önemi artmıştır. Cumhuriyet döneminde bir süre Edirne' ye bağlı bir bucak olarak kalmış ve 1945 yılında ilçe merkezi olarak yönetimine 27 köy bağlanmıştır

         Edirne Meriç Resimleri Images: 0 Hits: 132 Description: İlçe, ilimizin orta kısmında ve Lalapaşa yaylasının güney batı köşesindedir. Doğuda Uzunköprü ilçesi, batı ve kuzeyde Yunanistan, güneyde İpsala ilçesiyle komşudur. Yüzölçümü 448 kilometrekaredir. Bu bakımdan ilimizin sekizinci büyük ilçesidir.
İlçede dağ yoktur. En yüksek yeri, yükseltisi 130 metre kadar olan Karayayla tepesidir. İlçenin büyük kısmı, Doğu Trakya Yontukdüzü denen aşınmış yayla üzerindedir. Dalgalı düzlük görünümündeki, bu yaylanın ilçeyi de içeren kuzey bölümüne Lalapaşa yaylası denir. İlçenin en büyük vadisi, Meriç Nehrininki'dir. İkinci büyük vadi ise Ergene Irmağı'na ait olandır.
İlçenin kapladığı yayla parçasında üç dere ile kollarının küçük vadileri de vardır. Meriç nehrinin ilçede kalan vadi yamaçları az, Ergene Irmağı'nınki çok eğimlidir. Kuzeyde Meriç Nehri vadi tabanı, Akçadam Ovası adıyla tanınır. İlçenin büyük akarsuları, adı geçen nehir ve ırmaktır. Edeköy ve Küplü Ovaları da Meriç Nehri vadi tabanına ait düzlüklerdir. Seddelerle, zararlı su taşkınlarından korunmuşlardır. Üç dere ile kolları, ilçenin diğer akarsularıdır. İlçe, Akdeniz ikliminin Trakya Geçit Tipi alanındadır. Bu iklim sert bir kara iklimidir. Yazlar, genellikle sıcak ve kurak geçer. Kışlar, soğuk ve az yağışlıdır. Güz yağışları ilkbaharınkinden fazladır. Rüzgarlar, daha çok kuzey yönlerden ve orta şiddette eser. İlçe yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü, kuru ormandır. Eskiden ilçenin kuzey batısıyla güney kısımlarını örten ormanlar ortadan kaldırılmış ve yerinde bozkır oluşmuştur. Bu bozkır, tarla ve otlak olarak kullanılır. Orman kalıntısı ağaçlıklara rastlanabilir. Akdeniz iklimine özgü katran ardıcı adlı ağaççık görülebilir. Maki denen örtüye ait bu ağaççığın yaşaması, ilçeyi Akdeniz iklimi, Marmara Tipinin de etkilediğini gösterir.
İlçenin nüfusu 19.052'dir. İlçe, nüfus miktarı bakımından, ilimizin altıncı ilçesidir. Halkın çoğunluğu köylerde oturur, tarım ve hayvancılıkla geçinir. İlçede tahıllar, endüstri bitkileri ve meyve yetiştirilir. Tarıma dayalı endüstri gelişmiştir. Fabrika ve mandıralarda pirinç, yağ, un, yarma ve peynir elde edilir. Başlıca el sanatları, sepetçiliktir. İlçede linyit kömürü çıkarılır. İlçede salı günleri kurulan pazar, ticareti canlandırır. İlçenin ulaşım ve haberleşme durumu iyidir.
İlçede, tarih öncesi devirlerinden beri insan yaşar. İlçenin tarihi, yazıyı bilen Traklarla başlar. İlçemiz ilk çağda Trak Krallıklarıyla Pers-Büyük İskender ve Büyük Roma İmparatorlukları sınırları içindeydi. Ortaçağda, 10. yüzyıla kadar Bizans İmparatorluğu'na bağlı kaldı. 14.yüzyıl ortalarında Osmanlı Türkleri'nin eline geçti. İlçeyi alan birliğin komutanı, Hacı İlbey'di. Yüzyıllarca düşman saldırısından uzak yaşayan ilçe, 19.yüzyılın birinci ve ikinci yarılarında Rusların eline geçti. Birinci Balkan Savaşı'ndan sonra Bulgarlar ve Birinci Dünya Savaşı ertesinde Yunanlılar ilçeyi aldılar. 1920 yılında Yunanlılar, Meriç nehrini geçerek Doğu Trakya'ya girmek istediler. 60.Tümene bağlı birliklerimiz ilçeyi bir süre savundu. İki yıl kadar süren Yunan işgali, Büyük Zafer'den sonra sona erdi. Silahlı Kuvvetlerimiz, 19 Kasım 1922 tarihinde ilçeyi geri aldı. Meriç'in ilçe oluş yılı 1923'tür.
İlçede görülmeye değer tarihsel yapı yoktur. İlçe uçar ve kaçar avcılığı yönünden ilgi çekicidir. İç turizm bakımından önemli olayları, Beyköy Dallığı ve “Mayalar” adıyla anılan ilkbahar şenlikleridir.

         Edirne Süleoğlu Resimleri Images: 0 Hits: 171 Description: İlimizin kuzey yarısında ve Lalapaşa yaylası üstündedir. Doğuda Kırklareli ili, batıda Edirne merkez ilçesi, kuzeyde Lalapaşa ve güneyde Havsa ilçesiyle komşudur. Yüzölçümü, 250 kilometrekare kadardır. Bu bakımdan, ilimizin dokuzuncu büyük ilçesidir. İlçede dağ yok, az yükseltili yayvan tepeler vardır. İlçeyi de içeren Lalapaşa Yaylası, Doğu Trakya yontukdüzünün bir parçasıdır. Yontukdüz denen aşınmış yayla, dalgalı düzlük görünümündedir. Başlıca vadisi, Süloğlu deresine aittir. Bunun derinliği ve yamaçlarının eğimi azdır. Vadi tabanındaki düzlük, bir ova görünümü verir. İlçenin başlıca akarsuyu, Ergene Irmağı'nın bir kolu olan Süloğlu deresidir. Bu dere üstündeki baraj gölünün suyu tarlalara ve Edirne kentine gönderilir. İlçe, Akdeniz iklimine bağlı Trakya Geçit Tipi ikliminin alanındadır. Bu iklim, epey sert bir kara iklimidir. Rüzgarlar, daha çok kuzey yönlerden eser. İlçe yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü, kuru ormandır. İlçede meşe korusu ve fundalık vardır. Ağaçlandırmalar da yapılmıştır. Ormanların ortadan kaldırıldığı yerlerde bozkır oluşmuştur. Bu bozkır tarla ve otlak olarak kullanılır.
İlçenin nüfusu, 11.927'dir. Süloğlu nüfus bakımından, ilimizin sekizinci ilçesidir. Çoğunluğu köylerde oturan halk, tarım ve hayvancılıkla geçinir. İlçede çeşitli tahıllar, endüstri bitkileri, meyveler, küçük ve büyükbaş hayvanlar yetiştirilir. Linyit ve taşocağı bulunur.İyi cins kireç yapılır. Endüstri gelişmemiştir. Ulaşım durumu iyidir. Cuma günleri pazar, ağustos aylarında panayır kurulur.
İlçenin tarihi, Traklarla başlar. İlçe ilk çağda Trak Krallıklarıyla Pers, Büyük İskender ve Büyük Roma İmparatorlukları'nın sınırları içindeydi. Ortaçağda, 10. yüzyıl kadar Bizans İmparatorluğu'na bağlı kaldı. 14.yüzyıl ortalarında Osmanlı Türkleri'nin eline geçti. 15.yüzyıl ve sonrasında, ilçeyi de kapsayan geniş bir yöreye, Anadolu'dan getirilen Yörükler yerleştirildi. Eski haritalarda ilçe merkezinin adı, Süleköy, Gerdelli'ninki Gerdeli olarak okunmaktadır. İlçe, Fatih Sultan Mehmet zamanında padişahın, daha sonra seçkin devlet adamlarının dirliğiydi. Dirlikle ilgili eski kayıtlarda Süleyman oğlu Süle ve Hacı Sinan Oğlu Süle Çelebi, Süle ovası, Süle yaylası adları geçer. Süloğlu adı bu isimlerle ilişkilidir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde rahat yaşayan ilçe, 19.yüzyıl birinci ve ikinci yarılarında, kısa sürelerle, Rusların eline geçti. Birinci Balkan Savaşında Bulgar-Osmanlı savaşımlarına sahne oldu. Bu savaştan sonra Bulgarlar ve Birinci Dünya Savaşı ertesinde Yunan işgaline uğradı. Bazı yurtsever yiğitler, bu işgaller sırasında, halkı düşman zulmünden korudular. İki yıl kadar süren Yunan yönetimi, Büyük Zafer'den sonra son buldu. Silahlı Kuvvetlerimiz ilçeyi, 22 Kasım 1922 tarihinde geri aldı. 19.yüzyılda köy olarak Havsa'ya Cumhuriyet dönemi başlarında bucak olarak Edirne merkez ilçesine bağlanan Süloğlu, 12.09.1991 yılında ilçe oldu.
Bekçitepe denen yerde, Traklardan kalma olduğu sanılan kurganlar vardır. İlçenin düzgün yolları varsa da konaklama yerleri yoktur.

         Edirne Uzunköprü Resimleri Images: 0 Hits: 148 Description: İlçe, ilimizin orta kısmında ve Trakya yontukdüzü üstündedir. Doğuda Kırklareli ve Tekirdağ, batıda Meriç ilçesi ve Yunanistan, kuzeyde Edirne merkez ve Havsa ilçeleri, güneyde İpsala ve Keşan ilçeleriyle komşudur. Yüzölçümü 1.226 kilometrekaredir. Kapladığı yer bakımından Edirne ilçeleri arasında birinci sırada gelir. İlçede dağ yoktur.Doğu kısmında yüksek tepeler vardır. İlçenin kuzey yarısı, Lalapaşa yaylasındadır. Bu yayla, Trakya yontukdüzünün bir parçasıdır. Aşınmış yayla olan yontukdüz, Korudağ'la Yıldızdağı arasındadır. İlçenin en büyük vadisi, Ergene Irmağı'ndakidir. Bu vadi, kuzeyde dik ve güneyde eğik yamaçlıdır. Batıya doğru genişleyen tabanı, Ergene Ovası adıyla anılır. Yaylada bu ırmağın kolları olan irili ufaklı dereler bulunur. Altınyazı Barajı, Alıç Düzengeci ve altı büğet (set) bu dereler üstünde yapay göller oluşturmuştur. İlçe, Akdeniz ikliminin Trakya Geçit Tipi alanındadır. Bu iklim deniz ve kara iklimleri arasında bulunan sert bir iklimdir. Rüzgarlar, genellikle kuzey yönlerden ve orta şiddette eser. İlçe, yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü, kuru ormandır. Ormanın ortadan kaldırıldığı yerlerde bozkır oluşmuştur. Bozkır, tarla ve otlak olarak kullanılır.
İlçenin nüfusu, 73.486'dır.Uzunköprü, bu bakımdan ilimizin üçüncü ilçesidir. Halkın çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla geçinir; tahıllar, endüstri bitkileri, sebze, meyve, büyük-küçükbaş hayvan yetiştirir. İlçede yüksek kalorili linyit çıkarılır. Endüstrisi, daha çok tarıma dayalı olarak gelişmiştir. Çeşitli besin maddeleri üretilir. Küçük sanayi sitesi vardır. Ulaşım ve haberleşme durumu iyidir. Perşembe günleri pazar, eylül ayında ise panayır kurulur.
İlçenin tarihi, Traklarla başlar. İlçe ilk çağda Trak Krallıklarıyla Pers, Büyük İskender, Büyük Roma İmparatorlukları'nın sınırları içindeydi. Ortaçağda, 10. yüzyıl, Bizans İmparatorluğu'na bağlı kaldı. 14.yüzyıl ortalarında Osmanlı Türkleri'nin eline geçti. Uzunköprü kenti, Padihşah II.Murat zamanında kuruldu. Bu padişah, Ergene Köprüsü'nü ve onun yanına bir külliye (çok işlevli yapı topluluğu) yaptırdı. Anadolu'dan getirttiği Türk göçmenleri yerleştirdi. Sonra iki kez büyük onarım gören kent, 19.yüzyılda iki kez Rus işgaline uğradı. Birinci Balkan Savaşı'ndan sonra Bulgarlar'ın ve Birinci Dünya Savaşı ertesinde Yunanlılar'ın eline geçti. Büyük Zafer'den sonra; 18 Kasım 1922 tarihinde kurtuldu.
En ünlü tarihsel yapısı, Mimar Muslihiddin'in eseri olan Ergene Köprüsü'dür. Uzunluğu 1200 metreyi, kemer sayısı 170'i geçer. Kemerlerinin bazıları sivri, bazıları yuvarlaktır. Köprünün yüksekliği ve genişliği yer yer değişir. Bazı ayaklarında selyaranlar, üstünde balkonlar vardır. Köprünün genişliği Cumhuriyet dönemindeki onarımında arttırılmıştır. Diğer önemli yapılar, II.Murat Külliyesi'nin tek minareli ve çatılı Muradiye Camii, II.Beyazıt zamanında Mimar Hayrettin'in yaptığı Halise Hatun Camii, külliyenin bir vakfı olan Çifte Hamam, köprüye eklenmiş çeşmeyle başka çeşmelerdir.Köprünün kentten yana ucuna, İkinci Meşrutiyet döneminde eklenen, Hürriyet Çeşmesi adıyla anılır. Daha eski öteki tarihi çeşmeler Gazi Mahmut (Belediye parkı), Halise Hatun (Hacı İbrahim Ağa ya da Tosbağacı) çeşmeleriyle Telliçeşme'dir. İlçenin kırları, uçar ve kaçar, ırmağıysa balık avcılığı yönünden çekicidir. Önemli iç turizm olayları, Bülbül deresinde yapılan Dallık adlı bahar şenliği, av partileri ve panayırdır. İlçenin düzgün kara ve demiryollarıyla konaklama yerleri vardır.

     Elazığ Resimleri Images: 4 Hits: 326 Description: ELAZIĞ ili doğal şartların elverişli olması nedeniyle paleolitik (yontma taş) döneminden beri çeşitli toplulukların yerleştiği bir alan olmuştur.
Keban ve Karakaya barajları eski eserleri kurtarma projesi çerçevesinde yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar ,yöre tarihinin bilinmesine büyük katkılar sağlamıştır.
Bu çalışma ışığında Elazığ-Harput yöresinin bilinen en eski sakinleri Hurriler’dir. Arkeolojik kazılar sonunda elde edilen tabletlerden anlaşıldığına göre Hurriler ,Ön Asya da büyük bir bölgeye yayılmış ,M.Ö.2 bin yılının sonlarında kuvvetlenerek ırkdaşları Subar Beyleri’ni de egemenlikleri altına alarak ,sınırlarını genişletmişlerdir. Hurriler den sonra bölge Hititlerin hakimiyeti altına geçmiştir.
M.Ö.IX, yüzyıldan itibaren Urarturlar bölgeye egemen olmuşlardır. Urartu dönemine ait Palu,Kömürhan ve Bağın’da çivi yazılı kitabeler bulunmaktadır. M.Ö.VII. yüzyıllar da bölgeye Medler hakim olmuş , sonraki yüzyıllarda Pers Straplar’ın Büyük İskender’e yenilmesiyle Pers hakimiyeti sona ermiş , bölge İskenderin ordularının denetiminde kalmıştır.M.Ö.546 yılında Roma ordusu Persler’e yenilince yörede Persler’in hakimiyeti görülmeye başlamıştır.
Bu hakimiyetle birlikte yöre M.S.III. yüzyıla kadar Pers-Roma mücadelesine sahne olmuş ,Büyük Roma İmparatorluğu’nun M.S.395 yılında ikiye bölünmesinden sonra yörede ,Sasani Bizans mücadelesi başlamıştır. Sonuçta Fırat’ın batısı Bizans,doğusu Sasaniler ,hakimiyetine girmiştir.

         Elazığ Ağın Resimleri Images: 0 Hits: 300 Description: "Kamus-ül Alamîda İlçeye ilişkin şu bilgiler yer almaktadır.
"Mamuret-ül Aziz" (Elazığ) sancağında Eğin İlçesine bağlı bir bucaktır. 52 köyden oluşmuştur.1954 yılında Elazığ'a bağlı olarak bir ilçe olmuştur. Şu anda 16 köyü bulunan İlçenin, 1997 yılı nüfus sayımına göre 2103'ü ilçe merkezinde olmak üzere toplam nüfusu 3198'dir.Elazığ ilinin Kuzeybatısında bulunup İl'e uzaklığı 77 km.dir.

Ağın doğudan Çemişgezek, batıdan Arapgir, güneyden Keban, kuzeyden yine Arapgir ve Kemalye ile çevrildir. Yüzölçümü 526 metrekare olup kuzey yönünde Hekemat Tepesi, güney yönünde Osman Tepesi, batı yönünde ise Aliuşağı tepelerinin arasında küçüklü büyüklü dereler arasına yerleşmiştir. Dereleri sulak olduğundan yeşilin her rengine rastlamak mümkündür. Fırat'ın bir kolu olan Karasu, İlçenin Doğu sınırı boyunca uzanmakta ve Keban civarında Murat nehri ile birleşerek asıl Fırat'ı teşkil etmektedir.

Daha önceleri tipik karasal Doğu ikliminin etkisinde olan ilçenin Baraj Gölünün oluşmasıyla
iklimindeönemli bir yumuşama görülmüştür. Elazığ'dan 77 km.uzaklıkta olan Ağın'a ulaşım karayolu ile yapılmakta olup, Keban Baraj gölü üzerinden de feribotla sağlanmaktadır. İlçenin yaz ve kış İl yolu ve köy yolları ulaşıma açıktır. İlçenin en önemli gelir kaynağını tarım teşkil eder. Ancak ekim yapılan arazilerin bir bölümü Keban Baraj gölü sahasında kaldığından tarım alanı daralmıştır. Tarım yapılan alanlarda ise Tahılda; Buğday, Arpa, Nohut, Meyvecilikte; Üzüm, Nar, Badem, Ceviz, Dut, Elma ve Kayısı yetiştirilmektedir. Hayvancılıkta ise küçük çapta küçük ve büyükbaş hayvancılık yapılmaktadır.

Ağın; Leblebesi, Dut pekmezi, Pestil ve Ceviz Sucuğu ile ünlüdür. İlçe merkezinde bulunan
Deri fabrikası bünyesinde 50 çalışanı ile Ağın'a ayrı bir canlılık kazandırmaktadır. Ağın kültürel durumu ile bölgesine önderlik yapmış ve halende yapmaktadır.1910'dan sonra Cumhuriyet devrindeki birleşmeye kadar kalabalık öğrenci topluluklarıyla çeşitli okullarda öğrenim görmüşlerdir. Elazığ'da açılan İlköğretmen okulu ile Ağın'da öğretmenlik mesleğine rağbet başlamış ve aralıksız bugüne kadar devam etmiştir.Son sayıma göre %100'ü okur-yazar olan Ağın halkı içinden hukukçu, doktor, subay,mühendis gibi her meslekten yetişmiş genç ve yaşlılar, Anayasa mahkemesi üyeliğinden her türlü idare amir ve memurluklarına, Yargıtay üyeliğinden, çeşitli işlerde memleket hizmeti görmektedir. Bunlardan bazıları; Mehmet Nuri GENÇOSMANOLU-Yazar, Nuri ONAT-Eğitimci Yazar, Kemal Zeki GENÇOSMAN-Yazar, Mehmet ERGÖNÜL-Şair, Prof.Adnan ÇOKER-Ressam, Niyazi Yıldırım GENÇOSAMANOĞLU-Şair, Nihat ASYALI-Tiyatro Yazarı Adnan BİNYAZAR-Yazar Yılmaz ONAY-Çevirmen,Tiyatro Eleştirmeni Prof.Zafer GENÇAYDIN-Ressam, Prof.Zeki HAFIZOĞULLARI-Ceza Hukuku Profosörü Rüştü ASYALI-Tiyatrocu, Erdal YAZICI-Fotograf Sanatçısı, Mummer NİKSARLI-Kent Koop Genel Başkanı, Cem DUNA-Eski TRT Genel Müdürü, H.Güner ÖZMEN-Vali, Kemal BAYTAŞ-TÜTAV Başkanı, Nurettin DOĞAN-Yargıtay 6.Daire Başkanı, Abdurrahman Şeref HOCAOĞLU-Anayasa Mahkemesi Üyesi Bugün ilçe merkezinde 1 İlköğretim okulu 308 öğrenci, 1 Lise bünyesinde yatılı pansiyon ile 220 öğrenci öğrenim görmektedir.

         Elazığ Alacakaya Resimleri Images: 0 Hits: 174 Description: Elazığın güneydoğusunda ve Elazığ il merkezine 85 km. uzaklıktadır. İlçenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre merkez 4.034 köylerle beraber 10.113 dür. Alacakaya İlçesi , Maden , Palu , Arıcak , Ergani ve Dicle İlçeleri ile çevrelenmiş olup il merkezine asfalt bir yol ile bağlanmıştır.

Alacakayanın ilçe olarak geçmişi yenidir. İlçenin tarihçesi yörede çıkarılan krom cevherini çıkarılması ile başlamaktadır.Yörede bulunan krom cevherinin çıkarılması ve işlenmesi amacıyla 1935 yılında Etibank tarafından İşletme Tesisi kurulması ve işletmede istihdam edilen insanların bölgeye yerleşmeleri ile oluşmuş bir yerleşim merkezidir. Krom İşletmesinin zamanla faaliyet alanının genişlemesi ile birlikte gelişen ve büyüyen Alacakaya 1987 yılında Belediye 1990 yılında da İlçe olmuştur. 12 köyü bulunmaktadır. İlçede zengin krom yataklarının yanı sıra , Elazığ Vişnesi adı ile anılan dünya çapında kalitesi ve rengi ile özel bir yere sahip zengin mermer yatakları da vardır.

İlçede Murat Hanı adını taşıyan tarihi bir yapı bulunmaktadır. Doğal güzelliklere sahip ilçede (Elazığ-Alacakaya karayolu üzerinde Sori mıntıkasında) görülmeye değer bir şelale ile ilçe merkezine 3 Km. Mesafede Gölalan adında bir gölcük mevcuttur.İlçe , Dicle Kral Kızı Barajının tamamlanmasıyla yaşanmaya ve görülmeye değer bir sayfiye yeri olmaya aday durumdadır.

         Elazığ Arıcak Resimleri Images: 0 Hits: 91 Description: İlçe Elazığ il merkezine yaklaşık 100 km. uzaklıktadır. İlçenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre merkez 4.478 köylerle beraber 20.596 dır.

1972 yılında Belediye olmasından sonra 1987 yılında ilçe olan Arıcaka halen belediye olan Erimli, Bükardı ve Üçocak kasabaları ile 26 köy bağlıdır. İlçenin İl merkezine olan uzaklığı 125 km.dir. İlçe topraklarının çoğunluğu dağlıktır. İlçe ekonomisi tarıma ve özellikle hayvancılığa dayanmaktadır.

İlin en yüksek dağı olan 2517 metre rakımlı Hacı Ali Dağı ilçe sınırları içerisindedir. Dicle nehrinin kaynağını oluşturan Mirvan Çayı ilçe merkezinden geçer. Yaz aylarında bu çayın kıyıları mesire yeri olarak tercih edilir. Ayrıca ilçenin Erimli Kasabasında enfes doğal güzelliğe sahip bir şelale bulunmaktadır.

         Elazığ Baskil Resimleri Images: 0 Hits: 105 Description: İlçe Elazığ il merkezine yaklaşık 38 km. uzaklıktadır. Doğusunda Elazığ, güneydoğusunda Sivrice ilçesi, batısında Karakaya Baraj Gölü ve Malatya ili Arguvan ilçesi, güneyde Kale ve Doğanyol ilçeleri, kuzeyinde Keban ilçesi ile çevrili olan Baskil, düz bir arazi üzerine kurulmuş olup; tepe ve dağ yükseltileri ile çevrilmiştir. İlçenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre merkez 11.772 köylerle beraber 26.811 dir.

Baskil ilçesi yöresinde ilk tunç çağına uzanan yerleşim izlerine rastlanmıştır. Karakaya baraj çalışmaları sırasında çıkan kalıntılar, özellikle Fırat havzasına birçok kavimlerin yerleştiğini göstermektedir. Elde edilen bilgilere göre Hititler burada uzun süreli hakimiyet kurmuşlardır. Daha sonra Asur ve Makedon istilası başlamıştır. En son Romalılar ve Bizanslılar hakim olmuşlardır.

İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. 1996 yılında ilçede kurulan Kayısı Entegre Tesisi il Özel İdare Müdürlüğünce yapılmıştır.

İlçe dağlık bir bölge olup, Haroğlu ve Hacı Mustafa önemli dağlardır. İlçede yapılan kazılarda buranın Roma ve Bizans döneminde de yerleşim merkezi olduğu ortaya çıkmıştır. Ulaşım kara ve demiryolu ile sağlanmaktadır.

         Elazığ Karakoçan Resimleri Images: 0 Hits: 111 Description: İlçe Elazığ il merkezine yaklaşık 104 km. uzaklıktadır. İlçe Elazığ İlinin Kuzeydoğusunda yer alır. İlçenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre merkez 23.994 köylerle beraber 45.023 tür. İlçeye bağlı bir merkez ve Sarıcan Belde Belediye Başkanlıkları olmak üzere iki adet belediye, 88 köy ve 52 adet mezrası bulunmaktadır.

Cumhuriyet döneminde kurulan İlçelerimizdendir. 1936 yılında ilçe olmuştur. İlçe yeni bir yerleşim yeri olduğundan merkezinde ve çevresinde tarihi önem taşıyan herhangi bir yapıya rastlanmamaktadır. Kuzeyde Kiğı , doğuda Bingöl , batıda Mazgirt ve Nazimiye , güneyde Palu ve Kovancılar ilçeleri ile komşu olan Karakoçanın ilçe merkezi ovalık bir alanda yer almasına rağmen genellikle dağlık bir araziye sahiptir.

İlçe ekonomisinde tarım ve hayvancılık önemli bir yer tutmakla birlikte, halkın büyük bir çoğunluğunun 1960 lı yıllardan itibaren yurt dışında (Avrupa ülkelerinde) çalışmaları sosyo-ekonomik yapıyı olumlu yönde etkilemiştir.

İlçenin kuzeyinde yer alan dağlık kesimler meşe ormanlarıyla kaplıdır. Peri Çayıda ilçenin içlerine kadar uzanmaktadır. Zengin doğal güzelliklere sahip olan ilçede, Peri çayı kenarında bulunan Kolan kaplıcalarını her yıl binlerce kişi sağlık amacıyla ziyaret etmektedir. Yine ilçe merkezinde Kalecik Barajı Çamlığı, Beyaz Çeşme Mesire Yeri, Güzel baba Ormanı yaz aylarında halkın rağbet ettiği dinlenme yerleridir.

         Elazığ Keban Resimleri Images: 0 Hits: 107 Description: İlçe Elazığ il merkezine yaklaşık 46 km. uzaklıktadır. İlçenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre merkez 5.962 köylerle beraber 9.562 dir. Keban ilçesine bağlı olan 30 köy, 21 mezra vardır. İlçe Keban Barajıyla birlikte daha çok tanınmıştır.

Keban, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat bölümünde yer alan küçük bir ilçedir. Doğuda Elazığ, batıda Arapgir, kuzeyde Çemişgezek, kuzeybatıda Ağın, güneyde ise Baskil ile çevrili

İlçenin hangi tarihte kurulduğu kesin olarak bilinememekle birlikte X. Yüzyıla ait bir yerleşim yeri olduğu , Keban Barajının yapımı nedeniyle yörede gerçekleştirilen kazılar neticesinde ortaya çıkarılmıştır. İlçenin kendisini çevreye duyurması ise Osmanlı İmparatorluğu dönemine rastlamaktadır. Harput’un tarihin çeşitli devrelerinde doğunun stratejik öneme haiz bir kale şehri olmasına rağmen, Keban’ın 1700’lü yıllardan itibaren ekonomik yönden (simli kurşun madeni üretimi ve işletmesi dolayısıyla) canlanmaya başladığı hatta 1834 yılına kadar Eyalet Merkezi olduğu bilinmektedir . Keban 1830’lu yıllardan itibaren eski önemini yitirmiş ve eyalet merkezi Harput’a nakledilmiştir.

         Elazığ Kovancılar Resimleri Images: 0 Hits: 132 Description: Elazığ'ın doğusunda yer alan ilçe il merkezine yaklaşık 65 km. uzaklıktadır. İlçenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre merkez 21.255 köylerle beraber 46.390 dır. 1987 yılında ilçe olmuştur. İlçeye bir teşkilatsız bucak ile 76 köy bağlıdır. Bingöl Elazığ karayolunun Tunceli karayolu ile kesiştiği kavşakta yer alan ilçe düz ve geniş bir ova üzerine kurulmuştur. Yerleşim alanı genellikle yol boyunca uzanmaktadır.

Palu ilçe merkeziyle birlikte batı, güney ve kuzeyi Keban Baraj Gölü ve Murat nehri ile çevrili olan KOVANCILAR ilçesi adeta bir yarımada görünümündedir. Kovancılar ilçesi temelinde alüvyonlar bulunmaktadır. 1. derecede riskli deprem bölgesinde yer alan ilçe Doğu Anadolu Fay Zonu üzerinde bulunmaktadır.

Ekonomisi genelde tarıma dayalı olan ilçede, son yıllarda endüstri bitkileri de yetiştirilmektedir. İlçe hudutları içerisinde ETİ Holding Genel Müdürlüğüne bağlı ETİ-KROM A.Ş. Genel Müdürlüğü bulunmaktadır.

Elazığın büyük bir hızla gelişmekte olan bu ilçesinin bugün bulunduğu yer 1934 yılından önce boş ve çorak bir araziden ibaretti. 1934 yılında Romanyadan 300 hanelik bir soydaş kafilesinin bu bölgede iskan edilmesi planlanmış, 1935 yılında Devlet tarafından mahalli tarzda evler yapılarak söz konusu göçmen kafilesi buraya yerleştirilmiştir. Buraya yerleştirilen göçmen kafilesi için 1934 yılında Romanyanın 1941 den sonra Bulgaristanın Silistre vilayetinin Tutrakan ilçesi Kovancılar köyünden Anavatana göç kararı alındı. Köstence Limanından İstanbula gelen soydaş kafilesi bu günkü Kovancılar ovasına gönderilerek civar köylere misafir olarak dağıtıldı.1935 yılı baharında zamanın valisi Tevfik GÜR tarafından Kovancıların temeli atıldı. Türk vatandaşlığına geçirilen Balkan Türkleri çevre köyler halkının desteği ile Kovancılar ovasının batı kısmında yapılan 280 haneli evlere yerleştirildiler. Bu dönemde Çakırkaş ve Şenova köylerine aynı bölgeden gelen Türkler yerleştirildi.Buraya yerleştirilen göçmenler Romanyadaki köylerinin ismini bu köye ad olarak vermişlerdir. Böylece bu yeni yerleşim yerinin adı KOVANCILAR olmuştur.

T.C. tarihinin ilk planlı köyü olma özelliğine sahip olan bu yerleşim yeri çalışkan vatandaşlarımız sayesinde hızla gelişmiş ve 1967 yılında belediye teşkilatı kurularak 19.09.1988 tarihinde 3352 sayılı kanunla Elazığa bağlı bir ilçe olmuştur.

         Elazığ Maden Resimleri Images: 0 Hits: 120 Description: İlçe Elazığ il merkezine yaklaşık 80 km. uzaklıktadır. İlçenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre merkez 759 köylerle beraber 21.699 dir. Elazığ - Diyarbakır yolu üzerinde bulunan ilçeye bir belde (Gezin) , 37 köy bağlıdır. Elazığa 80 km. uzaklıkta olup, ulaşım kara ve demiryolu ile sağlanmaktadır.

Maden Doğu Anadolu Bölgesinde, Doğu Torosların batı kesiminde, Yukarı Fırat bölümünde, Elazığ İli sınırlarında ve Dicle Nehrinin yukarı kesimindedir. İlçenin doğusunda Ergani ve Dicle, batısında Sivrice ve Elazığ Merkez, güneyinde Ergani, Çermik ve Çüngüş, kuzeyinde Palu ve Alacakaya yer alır.

Bilinen tarihi kaynaklara göre , İlçenin tarihi M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanır. Bölgeye M.Ö. 1450 yıllarında Mitanni Krallığı, M.Ö. 30, M.S. 180 yıllarında Roma İmparatorluğu , M.S. 1077 de Selçuklular hakim olmuşlardır. 1515 yılında doğuya sefer düzenleyen Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim tarafından Maden , imparatorluk topraklarına katılmıştır. Maden ilçesi, Doğu Torosların devamı olan Mihrap dağı eteklerinde , dar bir vadinin yamaçlarında kurulmuştur.

Maden İlçesinin iş ve çalışma hayatında en büyük rol 1936 yılında Etibanka devredilen Ergani Bakır İşletmesinin olagelmiştir. Bu müessese uzun yıllardan beri ilçe halkı için önemli istihdam imkanları yaratmıştır.

         Elazığ Palu Resimleri Images: 0 Hits: 178 Description: İlçe Elazığ il merkezine yaklaşık 77 km. uzaklıktadır. İlçenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre merkez 10.103 köylerle beraber 25.550 dir. İlçeye Bağlı Beyhan ve Baltaşı beldeleri vardır.

İlçe arazisi Murat suyu civarındaki düzlükler ile güneydeki doğu toros silsilesini oluşturan Ak dağlardan meydana gelir. Murat Nehri İlçe topraklarının içinden geçmekte olup,vadisi genellikle dik ve sarptır.

İlçenin doğusunda Bingöl İli, batısında Elazığ, kuzeyinde Kovancılar İlçesi, güneyinde Arıcak ve Alacakaya ilçeleri bulunmaktadır. İlçe Murat nehri vadisinin üzerindedir.

İlçenin tarihi oldukça eskidir. Yörede ilkçağ ve ortaçağdan kalma birçok eser vardır. Palu ve çevresi Urartu, Roma ve Bizans hakimiyetlerinde kalmış, Halife Hz. Ömer devrinde İslam orduları buraları fethetmiştir (634). Bir müddet sonra Bizanslılar Palu ve Çevresini yeniden alarak Selçuklu akınlarına kadar bölgede varlıklarını sürdürmüşlerdir. Palu yakınlarındaki Şimsat kalesi, o dönemde oldukça önem arz etmiştir.

Selçuklular bu toprakları ele geçirdikten sonra önce Çubukoğullarının daha sonra da Artukoğullarının bölgede hakimiyetleri görülür. Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selimin komutanlarından Karaçinoğlu Ahmetin 1515 yılında bölgeyi fethiyle yeni bir dönem başlamıştır.

Palu Cumhuriyetin ilanına kadar Diyarbakır İline bağlı Ergani-Maden Sancağının bir Levası (İlçesi) olarak idari taksimatta yer almıştır. Kale çevresinde görülen kalıntılardan zaman içerisinde Palu merkezinin yerleşme alanının üç kez değiştiği anlaşılmaktadır. İlk yerleşme yeri bugünkü Palu"nun 1.5 km. kadar doğusunda yer alan hakim kurulu Kale içidir. Daha sonra genişleyerek Kalenin eteklerinde yayılan Palu sırasıyla Yangın ve heyelan nedeniyle iki defa yer değiştirmiş ve nihayet 1953-1954 yıllarında bugünkü talabi bağları mevkiine yerleşmiştir.

Tarihi değerleri ; Palu Kalesi, Kara Cemşit Bey külliyesi, Merkez Camii, Alacalı Mescit, Ulu Camii, Küçük Camii.

         Elazığ Sivrice Resimleri Images: 0 Hits: 161 Description: İlçe Elazığ il merkezine yaklaşık 30 km. uzaklıktadır. İlçenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre merkez 5.432 köylerle beraber 13.928 dir. Elazığ - Diyarbakır yolu üzerinde bulunan ilçemizin en önemli doğal güzelliği Hazar Gölüdür.

İlçenin tarihi ile ilgili olarak Selçuklu öncesine dayalı çok kesin bilgi ve belgeler yoktur. Öyle ki Hazar Gölü altındaki Batık Şehrin tarihi bile kesin olarak ortaya çıkarılamamıştır. Sivrice, 1936 yılında ilçe olmuştur. Gözeli adında bir bucağı ve 49 köyü vardır. Doğu Torosların bir parçasını teşkil eden Hazar baba ve Mastar dağları arasına sıkışmış olan Hazar Gölünün batı sahiline kurulmuş olan Sivrice ilçesi, doğudan Maden, batıdan Baskil, güneyden Pötürge, kuzeyden ise Elazığ ile çevrilidir.

Bulunabilen mevcut kaynaklara göre Sivrice İlçesi; Bizans döneminde Müslüman Arapların hücumlarına maruz kalmış zaman zaman el değiştirmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türk toprağı olmuştur. Fetihten sonra bölgeye hakim olan çeşitli Türk beyliklerinin idaresinde kalan bu topraklar 1234 yılında Alaattin Keykubat tarafından 1243 Kösedağ Savaşından sonra da İlhanlıların kontrolüne giren bölge, Fetret Devrinde Dulkadir Oğulları Beyliğinin sınırları içerisinde kalmıştır. 1366 dan sonra Memlükluların eline geçen bu topraklar 1465' ten itibaren Akkoyunlu, 1514 Çaldıran Zaferinden sonra Yavuz Sultan SELİM tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Sivrice ilçesinin en büyük varlığını teşkil eden Hazar Gölü, eşine ender rastlanan göllerden biridir. Özellikle Elazığ ve çevre illerin eğlence, dinlenme ve tatil merkezi durumundadır. Göl çevresinde 25'e yakın Kamu Kurum ve Kuruluşlarının kamp ve dinlenme tesislerinin yanı sıra halka açık tesislerde bulunmaktadır. Son yıllarda çeşitli siteler, yazlıklar ve ikinci konutlarla çevresi bir hayli renklenen Hazar gölü, turizmin yanı sıra balıkçılık için de elverişli olup, İlçeye ekonomik yönden bir katkı sağlamaktadır.

Yine bu ilçemizde Hazar Baba Dağında kayak yamaç paraşütü gibi etkinliklerde yapılabilmektedir.

     Erzincan Resimleri Images: 5 Hits: 344 Description: Erzincan'ın ilkçağ tarihi hakkında bilgi bulunmayıp, ikinci bin yılda yörede Hurriler, Hayaşılar ve Azziler'in yaşadığı bilinmektedir. M.Ö. 1850-1180 yıllarında yöre Hititlerin egemenliğinde kalmıştır.

M.Ö. 900 yıllarında kurulan Urartu Devleti sınırları işinde kalan Erzincan'da kazılar (1953) sonucu Urartulara ait bir çok eser çıkarılmıştır.

Medler'in Anadolu'yu istilası sonucu ortadan kalkan (M.Ö. 600) Urartulardan sonra İl ve çevresi Medlerin (M.Ö. 612) ve Perslerin (M.Ö. 550) eline geçmiştir. İskenderin Pers İmparatorluğunu ele geçirmesiyle (366) Anadolu Makedonyalıların hakimiyetine girdi. İran ve Bizans arasında sürekli savaşlara sahne olan Erzincan, Halife Hz. Osman zamanında (35/655) tümüyle Müslümanların yönetimine geçmiştir. 1071 Malazgirt zaferinden sonra, Anadolu'nun Türklerin eline geçmesiyle, Mengücek Ahmet Gazi bölgeyi hakimiyeti altına almıştır. 1243'deki Kösedağ Savaşında Moğolların Selçukluları yenmesiyle, yöre İlhanlıların eline geçer. 1419'da Karakoyunlular'ın, 1455 de Akkoyunlular'ın hakim olduğu bölge, 11 Ağustos 1473'de Fatih ile Uzun Hasan arasında çıkan Otlukbeli Savaşı ile Osmanlıların denetimine geçti.

1502'de Safevi tahtına geçen Şah İsmail'in karargah yaptığı Erzincan, 23 Ağustos 1514 yılında Yavuz Sultan Selim ile Safeviler arasında yapılan Çaldıran savaşı ile tekrar Osmanlı yönetimine geçirilmiştir.

         Erzincan Çayırlı Resimleri Images: 0 Hits: 216 Description: İlçenin ilk yerleşime ne zaman açıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Erzincan ile birlikte zaman zaman çeşitli devletlerin egemenliğine girmiştir. Bir süre Timur’ un yönetiminde kalan bölge Timur’un çekilmesi ile Akkoyunlulara ve 1473’te Otlukbeli Savaşından sonra Osmanlı Devletine geçmiştir. 1916 yılında Rusların, onların çekilmesiyle Ermenilerin elinde kalan ilçe, 20 Şubat 1918 de yeniden Anavatan’ a katılmıştır. 1954 yılının Haziran Ayına kadar Mans adı ile Tercan İlçesine bağlı Bucak iken bu tarihte ilçe olmuştur. Mans adı Ermeni kökenli olduğundan değiştirilerek Çayırlı adı verilmiştir.
İlçe Erzincan ilinin Kuzeydoğusunda yer alır. Yüzölçümü 1480 Km2, Yüksekliği 1520 metredir. Doğusunda Tercan ve Aşkale ilçeleri, batısında Erzincan Merkez İlçesi, Kuzeyinde Bayburt İli ve Otlukbeli İlçesi, Güneyinden Erzincan Merkez ve Tercan İlçesi ile komşudur. Parçalı, engebeli, çıplak bir arazi yapısına sahiptir. Çevresinde Keşiş, (Esence), Sipikor ve Coşan dağları vardır. Balıklı Dorum ve Mans çayları ilçe hududunu çizen Karasu ırmağına dökülür. Çok geniş olamamakla birlikte sulu tarım yapılır. Ovalar ve geniş mer’a ve yaylaları vardır. Kışları çok soğuk ve uzun geçer, Yaz mevsimi kısadır.

Nüfus Durumu :
İlçenin genel nüfusunun 1997 yılı genel nüfus sayımına göre arttığı görülmektedir. 1990 yılında ilçeden batı il ve ilçelere büyük çapta göç olmuştur. 2000’li yıllarda ise az da olsa aşağıdaki grafikten de anlaşılacağı gibi ilçeye geri dönüş vardır. 1990 yılı genel nüfus sayımına göre, ilçe merkezinin nüfusu 7.076, köylerinin ise 14.670 ve köyleri ile birlikte toplam nüfusu 21.746 iken, 1997 yılı genel nüfus sayımında ilçe merkezinin nüfusu 3.940, köylerinin ise 8.499 ve köyleri ile birlikte toplam nüfusu 12.439 olmuş; 2000 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre ise merkez ilçe nüfusu 6.547 köylerinin nüfusu 11.854 ve köyleri ile birlikte toplam nüfusu 18.401 olarak tespit edilmiştir.
Nüfusunun tamamı genelde çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. İlçe merkezinde küçük çapta marangozculuk, demircilik ve oto tamirciliği ile uğraşan sanat erbabı bulunmaktadır. İlçe nüfusunun 6 yaştan yukarı olanının % 90’ı okur-yazar durumdadır. 2000 yılı sayımına göre, 18.401 kişiden oluşan nüfusun 8.648’i erkek, 9753’u kadındır. Nüfusun çoğunluğunun ana dili Türkçe’dir. Bir kısım köylerde Türkçe, Farsça ve Kürtçe dillerinin karması olan Zaza’ ca konuşulur.

         Erzincan iliç Resimleri Images: 0 Hits: 175 Description: İl merkezine 116 km. uzaklıkta, 1397 km2 yüzölçümü olan ilçenin 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusu 7.691'dir. Nüfusun 2361'i İlçe merkezinde 5330'u köylerde yaşamaktadır.İlçeye 58 köy ve 23 mezra bağlıdır. Kuruçay adıyla Kemaliye ilçesine bağlı bucak merkezi iken, 1938 yılında demiryolunun İliç'ten geçmesi üzerine Kuruçay kaza merkezi İliç'e taşınarak ilçe yapılmıştır. İliç'in köylerinde çok sayıda tarihi yapı kalıntıları bulunmaktadır.
Refahiye-İliç-Kemaliye hattı ilk çağ ulaşım sisteminin bir parçasıdır. Altıntaş köyünde Romalılara ve daha sonraki dönemlere ait çok sayıda kalıntılar bulunmaktadır. Demir, barit, krom ve asbest bilenen maden rezervleridir.
İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. İlçede 75.000 adet koyun ve 10.000 adet kıl keçisi olmak üzere toplam 85.000 adet küçükbaş hayvan bulunmaktadır. Koyun sayısı açısından ülkenin önde gelen ilçelerindendir
İlçedeki hayvan mevcuduna bağlı olarak süt potansiyeli yüksektir. Sütün Erzincan tulum peyniri olarak ünlenen peynir iç piyasada pazarlanmaktadır. Laktasyon döneminde bir kıl keçisinden 90 kg., bir yerli koyundan 80 kg. süt elde edilmektedir. Küçükbaş hayvancılık yerli ırklara dayandığından et verimi, süt verimine oranla biraz daha düşüktür. Et verimi koyunlarda karkas ağırlığı 26 kg., kuzuda 12 kg. ve kıl keçisinde 25 kg.dır. Yılda ortalama 1.260.000 kg. tulum peyniri ve 100.750 kg. salamura peyniri üretilmektedir.
İlçenin ilk yerleşim tarihi bilinmemektedir. Ancak, Erzincan'ın diğer ilçeleriyle aynı tarihi evreleri yaşamış olduğu sanılmaktadır.
Kuruçay adıyla, Kemaliye ilçesine bağlı bir bucak merkezi iken, 1938 yılında demiryolunun İliç'ten geçmesi üzerine, Kuruçay kaza merkezi İliç'e taşınarak İİiç ilçe yapılmıştır.
Ali Cevad, 19. yüzyıl İliç şehrine ilişkin şu bilgileri vermektedir:"Erzurum Vilayeti'nin Erzincan Sancağı'na bağlı ilçe merkezi bir kasabadır. Toprağı çok verimli olduğu için, her çeşit tarım ürünü yetişir. Küçük sanayi alanında, kaba dokumalar, bürümcük benzeri yünden ince şayaklar dokunur. Ayrıca, kapı perdesi ve döşemesi olarak kullanılan bir tür keçe de dokunur."
İliç'in köylerinde çok sayıda höyük ve tarihi yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bunların çoğunda bilimsel kazı ve araştırmalar yapılmamıştır. Refahiye-İliç-Kemaliye hattı ilk çağ ulaşım sisteminin bir parçasıdır. Altıntaş köyünde, Romalılara ve daha sonraki dönemlere ait olan çok sayıda kalıntılar bulunmaktadır.

         Erzincan Kemah Resimleri Images: 0 Hits: 112 Description: a) Tarihi ve Coğrafi Yapısı :
Eski adı Gamakha olan Kemah; Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde kendi adını taşıyan bir boğazın güneybatısında yer alan engebeli bir arazide denizden 1053 metre yükseklikte kurulmuş olup, 2354 Km2. dir.
Doğal yapısı gereği savunmaya çok elverişli olduğundan, eski insanlar tarafından ünlü Kemah Kalesi yapılmıştır. Kimler tarafından ve hangi tarihte yapıldığı kesin olarak bilinmemekle beraber, Milattan Önce 205 yıllarında Arzak Kralları tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Kemah Kalesi Ortaçağda Sasanilerle Doğu Roma İmparatorluğu arasında çekime konusu olmuştur Milattan sonra 638 yıllarında Halife Ömer’in Kumandanlarından İlyas Bin Camn’ın kuvvetleri daha sonra da Halife Ömer’in orduları Bizanslıları buradan çıkararak geçici olarak kaleye sahip olmuşlardır. Müslümanlarda bu bölgeden Hazar Türkleri ve Gürcüler tarafından çıkarılmıştır. Kemah Kalesi 678-679 yıllarında Abbasilerin eline geçmiştir. Bundan sonra Kemah Abbasilerle Bizanslılar arasında elden ele geçmiş, 750-751 yıllarında Bizanslıların hakimiyetine girmiştir. 1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu kapıları Türklere açılınca Alparslan’ın Kumandanlarından Mengücek tarafından Kemah Türklerin eline geçmiştir. Burada Mengücek Beyliği kalmıştır. İkiyüz yıl ömürlü olan Mengücek Beyliği 1228 yılında Kemah’ı Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’a bırakmak zorunda kalmıştır. 1230 yılında İlhanlılar Kemah’ı Selçuklulardan alarak 14. yüzyıla kadar Kemah’a hakim olmuşlardır. 14. yüzyılın ilk yarısında İlhanlılar’ın zayıf düşmesinden Osmanlı egemenliğinin 16. yüzyılın başlarında kesin olarak yerleşmesine kadar Kemah sık sık el değiştirmiştir. 14. yüzyıl sonlarında Osmanlı Devleti doğuya doğru genişlemeye başlayınca Kemah Burak Oğullarından Mutahharten’in elinde bulunuyordu. 1401 yılında sınırlarını genişleten Yıldırım Beyazit Mutahharten’in Timurdan ayrılarak kendisine bağlanmasını istemiş, fakat bu teklif kabul edilmemiştir.Daha sonra Yıldırım Beyazit Erzincan Beyliğini almış, Mutahharten de teslim olmuştur. Fakat Beylik doğrudan doğruya Osmanlı ülkesine katılmayarak Osmanlı egemenliğini kabul eden Mutahharten Bey yerinde bırakılmış, fakat askeri önemi büyük olan Kemah Kalesi Yıldırım Beyazıt tarafından alınmıştır. Timur Yıldırım Beyazıt üzerine sefere giderken Kemah Kalesini alarak Erzincan Beyine vermiştir. Timur’un Orta Asya Seferinden sonra Kemah Akkoyunluların eline geçmiştir. 1473 yılında Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan’ın Yavuz Sultan Selim’e yenilmesi üzerine Kemah Kalesi bir müddet yerli elebaşların elinde kalmıştır. 16. Yüzyılın ilk yarısında Safavilerin eline geçmiştir.19 Mayıs 1515 Cumartesi günü Yavuz Sultan Selim’in Kemah Kalesini fethetmesiyle Kemah Osmanlı Topraklarına katılmıştır. bundan sonra bir daha Türk hakimiyetinden çıkmamıştır.
Ünlü Türk Gezgini Evliya Çelebi 17. yüzyılda yazdığı Seyahatnamesinde Kemah Kalesine önemli bir yer vermiş ve kalenin sağlamlığını dile getirmiştir.
Birinci Dünya Savaşında Ruslar Kemah Boğazına kadar gelmişlerse de bu boğazı geçemeyerek Erzincan’a çekilmek zorunda kalmışlardır. Böylece Kemah Birinci Dünya Savaşında Ruslara karşı savunma hattı olmuştur.
Kemah’ın Kuzeyinde Refahiye, Güneyinde Ovacık, Batısında İliç İlçeleri, Doğusunda ise Erzincan İli ile çevrilidir. İlçenin güneyinde çok sarp ve yalçın kayalardan meydana gelen Munzur Dağları uzanır. Kuzeybatısında Karadağ, Çölen Dağı ve Vank Dağları vardır. Kemah’da coğrafi yapının en belirgin özelliği arazinin engebeli olmasıdır. Geniş ve düz arazi yok denecek kadar azdır. İlçenin en önemli akarsuyu Fırat nehrinin bir kolu olan ve İlçe Merkezinden geçen Karasudur. Bundan başka Karasu’ya karışan bir çok çay varsa da bunların büyük bir kısmının Eylül ayından sonra suları kesilmektedir.
Kemah İlçesinde Kara iklimi hakim sürmektedir. Yazları kurak ve sıcak, kışları ise soğuk ve yağışlıdır. Yıllık ortalama yağış miktarı 11,6 cm. , yıllık ortalama sıcaklık ise 12,3 derecedir. İlçenin tabii bitki örtüsü steptir. İlkbaharda yeşerip yazın sıcakların etkisiyle kuruyan otsu bitkilerdir. Çevredeki dağlar genellikle çıplak ve ağaçsızdır, yer yer meşelikler mevcut olup, İlçenin Refahiye sınırı yakınında bir miktar orman vardır. Çay kenarlarında yer yer kavak ve söğüt ağaçları vardır.

b) Nüfus Durumu:
İlçe nüfusunda geçen yıllara göre düşüş olduğu görülmüştür. Bu düşüş ekonomik sıkıntıların yarattığı göç yüzünden halen devam etmektedir.
1990 yılı Nüfus Sayımına göre 3535 olan Şehir nüfusu 2000 yılında 2862’e düşmüştür, köyler ise 1990 yılında 10047 iken, 2000 yılında 6442’e düşmüştür. 2000 yılı nüfus sayımına göre ilçe toplam nüfusu 9304 olup, kayıtlı nüfusun % 85’i İlçe dışında, % 15’ı ise İlçe ve köylerde bulunmaktadır. Merkez nüfusunun büyük bir çoğunluğu ticaretle uğraşmakta, köylerimiz nüfusunun tamamı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.

         Erzincan Kemaliye Resimleri Images: 0 Hits: 129 Description: İl merkezine 194 km. 1168 km2 yüzölçümü olan ilçenin 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusu 7.736'dır. Nüfusun 2243'ü İlçe merkezinde 5493'ü köylerde yaşamaktadır. İlçeye 62 köy ve 25 mezra bağlıdır. Keban baraj gölü kıyısında güzel bir vadi içerisinde kurulmuş ilçenin geçmişte Eğin olarak bilinen adı Atatürk'ün adından esinlenerek Kemaliye olarak değiştirilmiştir. İlçe merkezi ve bağlı yerleşim yerleri geleneksel yöre mimarisini ve dokusunu büyük ölçüde korumaktadır. Doğal güzellikleri ve zengin folklor ve el dokuma halıcılığı ile ünlü olan ilçede halı festivali düzenlenmektedir. Özgün mimari özellikteki Kemaliye evleri, karanlık kanyonları, taşyolu projesi, akarsuları, Keban barajı gölü ve doğal güzellikleriyle Kemaliye turizm alanında önemli potansiyele sahiptir.
Taşyolu projesi fikri Osmanlı dönemine kadar uzanmaktadır. Yolun ilk açılma çalışmaları 1949 yılında kazma ve kürek gibi ilkel araçlarla başlatılmış, ancak başarılı olunamamıştır. Her Kemaliye'linin özlemi olan projenin yapımına devlet ve vatandaş işbirliği ile 1993 yılında yeniden başlanmıştır. Proje ile Kemaliye ilçesinin Fırat vadisini izleyerek en kısa yoldan Ankara ve İstanbul'a ulaşımının sağlanması amaçlanmış ve yol 220 km. kısalmıştır. Ayrıca 7 köyün ilçe merkezi ile ulaşımı sağlanmıştır. Taşyolu projesi tamamlanarak Karanlık Kanyon ile Divriği-Kemaliye ve Harput güzergahı turizme açılmıştır.
Kemaliye'nin dünyaca ünlü Eğin halıcılığının yeniden geliştirilmesi amacıyla Hacı Ali Akın Meslek Yüksek Okulunda halıcılık bölümü açılmıştır. Kemaliye Köylere Hizmet Götürme Birliği, Hacı Ali Akın Meslek Yüksek Okulu ve İlçe Halk Eğitim Merkezinin işbirliği ile halıcılığın geliştirilmesi ve turizmin hizmetine sunulması amaçlanmıştır.
Kemaliye evleri dünya kültür mirası listesine alınmıştır. ÇEKÜL Vakfının ilçede bölgeye hizmet vermek üzere bürosu açılmıştır. Kemaliye evlerinin özgün mimarisi korunarak turizmin hizmetine açılması çalışmaları devlet-vatandaş işbirliği ile devam etmektedir.
Kemaliye'ye 40 km. uzaklıkta olan Ocak köyü konuk evleri, hamamları, camileri, kütüphane ve okul gibi sosyal tesislerinin yanı sıra helikopter pisti, düzenli yapılaşması ve bakımlı asfalt yolları ile görülmeye değer bir Anadolu köyüdür. Ocak köyünde bulunan Hızır Abdal Türbesi Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerini yansıtmakta, kim tarafından hangi tarihte yapıldığı bilinmemektedir. Yaklaşık 700 yıl önce Hıdır Abdal'ın burada kurduğu tekkesinden Türk gücünün çevreye yayılmasında etkili hizmetleri olmuştur.
Kemaliye ilçesinin diğer tarihi yerleri; Endiçi Kalesi, Roma Mezarlığı, Pigan Kalıntıları, Hasgel Kalıntıları, Arsanias Kalıntıları, Topkapı Kalesi, Orta Cami, Kadıgölü ve Ala Mağarası'dır.
İlçenin arazisi tarıma elverişli değildir. Küçükbaş hayvancılıkta kıl keçisi beslenmekte ve arıcılık yapılmaktadır. İlçenin kalkınması turizm sektöründeki gelişmelerle mümkün olacaktır.
İlçenin hangi dönemde kurulduğu bilinmemektedir. Kemaliye yöresi, MS 4. yüzyıldan itibaren Bizans İmparatorluğu'nun topraklan içinde kalmış, 7. yüzyılda Müslüman Araplar'ın akınlarına uğramıştır. Türkler'in Anadolu'ya gelişleri ile Anadolu Selçukluları'nın, İlhanlı Devleti'nin ve Akkoyunluların egemenliği altına girdi. Çelebi Mehmed döneminde Osmanlı Devleti'ne bağlandı. Uzun süre Diyarbekir Eyaleti'nin Arapkir Livası'na bağlı bir kaza merkezi olarak yönetildi. 19. yüzyılda Mamuret ül-Aziz (Elaziz) Vilayeti'nin Harput Merkez Sancağı'na bağlı bir ilçedir. 1926'da Malatya'ya bağlı bir ilçe iken, 1938 yılında Erzincan iline bağlanmıştır. Geçmişte Eğin olarak bilinen ilçenin adı, Mustafa Kemal'in adından esinlenerek Kemaliye'ye çevrilmiştir.
İlçe merkezi ve bağlı diğer yerleşimleri geleneksel yöre mimarisini ve dokusunu büyük ölçüde korumaktadır. Yakın çevresindeki doğal güzellikleri ve zengin folkloruyla büyük bir turizm potansiyeline sahiptir.
Halıcılığı ile ünlü olan ilçede, her yıl halı festivali düzenlenmektedir.

         Erzincan Otlukbeli Resimleri Images: 0 Hits: 108 Description: İl merkezine 142 km. uzaklıkta, 254 km2 yüzölçümü olan ilçenin 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusu 4.651'dir. Nüfusun 3479'u İlçe merkezinde 1172'si köylerde yaşamaktadır.İlçeye 10 köy ve 2 mezra bağlıdır. İlçe Fatih Sultan Mehmet ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan arasında 1473'te yapılan Otlukbeli savaşından ismini almaktadır. Çayırlı ilçesine bağlı belde iken 9 Mayıs 1990 tarihinde ilçe olmuştur. İlçede tarımın yanında hayvancılık önem taşımakta, zengin manganez rezervleri bulunmaktadır. Nüfusun %80'i hayvancılıkla uğraşmaktadır.

Otlukbeli gölü oluşumu ve özellikleri itibariyle doğal anıt olarak nitelendirilmektedir. İlçede geniş meraların olması nedeniyle küçükbaş hayvancılığın yaygınlaştırılması ve ırkının ıslah edilmesi ile arıcılığın geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir.

Daha önceleri Karakulak olarak bilinen, 1473'te Fatih Sultan Mehmed ile Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan arasındaki Otlukbeli Savaşı burada olmuştur. Otlukbeli, 1800'lü yıllarda bucak haline getirilerek, idari yönden Tercan ilçesine bağlı iken, 1954 yılında Çayırlı ilçesine bağlanmıştır. 7 Haziran 1971 yılında Belediye teşkilatı kurulan Karakulak beldesinin ismi 10 Nisan 1973 günü Otlukbeli olarak değiştirilmiştir. Otlukbeli beldesi 9 Mayıs 1990 tarihinde ilçe olmuştur.

Ekonomik bakımdan her türlü tarım ürünlerinin yetiştirildiği ve hayvancılığın büyük önem taşıdığı ilçede, ayrıca zengin manganez madeni rezervleri bulunmakta ve halen özel sektör tarafından işletilmektedir. Nüfusunun %80'i hayvancılık ile uğraşmaktadır.

İlçe merkezinin 6 km kuzeybatısında bulunan göl, traverten seddi (Maden sularının oluşturduğu traverten seddi) gölü olup, oluşumu günümüzde de devam etmektedir. Yüzölçümü 6500 m2 olan gölün derinliği 15-18 m civarındadır.

Otlukbeli gölünün en önemli özelliği, çanağının ve oluşumunun göl türleri içerisinde günümüze kadar bilinenlerin içerisinde dünyada tek tip oluşudur. Göl, bu özelliğinden dolayı, doğal anıt olarak nitelendirilmektedir...

         Erzincan Refahiye Resimleri Images: 0 Hits: 136 Description: İl merkezine 71 km. uzaklıkta, 1744 km2 yüzölçümü olan ilçenin 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusu 15.987'dir. Nüfusun 6034'ü İlçe merkezinde 9954'ü köylerde yaşamaktadır.İlçeye 121 köy ve 73 mezra bağlıdır. Eski adı Gercanis olan ilçenin tarihine ilişkin ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Erzincan Mutasarrıfı Şefik Paşa tarafından bolluk anlamına gelen Refahiye adı verilmiştir. İlçenin 10 km. batısında Soğuk göze ve Karaçam mevkileri arasında 2000 m. rakımlı Dumanlı Yaylaları; soğuk su kaynakları, göleti, piknik alanları ve kayak imkanları ile yaz ve kış turizmi açısından gelişmeye elverişli bir ortam oluşturmaktadır. Her yıl Ağustos ayında bal festivali düzenlenmekte olup, yılda yaklaşık 350 ton bal üretimi gerçekleştirilmektedir. Önemli tarım ürünleri çavdar, bakliyat, ceviz, kavun ve karpuzdur. İlçenin en önemli potansiyeli orman alanları olup, toplam ormanlık alan 59.712 ha'dır. Toplam il ormanlık alanlarının %57'sini oluşturmaktadır. Ormanlık alanlar içerisinde sarıçam üretim ormanı 38.938 ha., muhafaza ormanı ise 20.780 ha. dır. Orman sahalarında kuşburnu, kekik gibi ekonomik değeri olan otsu bitkiler ile orman içi su ürünleri alabalık tesisleri bulunmaktadır. İlçede 5 milyon adet/yıl kapasiteli Vali Metin İlyas Aksoy Orman Fidanlığı bulunmakta olup, ihtiyaca göre yıllık 1 milyon adet fidan üretimi gerçekleştirilmektedir.
İlçede 4448 ha. alanda yapılan ağaçlandırma çalışmaları başarılı olmuş, 88 ha. alanda yapılan ağaçlandırma ise başarısız olmuştur. Yıllık ağaçlandırma potansiyeli 450 ha.dır. İlçedeki ormanlık alanlarla kaplı Dumanlı Dağlarında ve Kutlu Tepe Dağlarında günü birlik piknik, yürüyüş, kampçılık, yayla turizmi ve kış sporları yapma imkanları bulunmaktadır.
Erzincan il merkezi ile Refahiye ilçesi arasında E-80 karayolu üzerinde 45 km.de Sakaltutan mevkiinde Yıldırım Akbulut Kayak Tesisleri bulunmaktadır. Kayak tesislerinde her türlü kış sporları yapma, otelinde konaklama imkanları mevcuttur. İlçe de orman sektörüne bağlı yayla turizmi, alabalık üretimi, ekonomik değeri olan otsu bitkilerin üretimi, avcılık, balıkçılık yapılmaktadır.
Eski adı Gercanis olan Refahiye'nin tarihine ilişkin ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Erzincan yöresi ile aynı yönetimler altında yaşadığı sanılmaktadır. İlçeye, Erzincan Mutasarrıfı Şefik Paşa tarafından, bolluk anlamına gelen Refahiye adı verilmiştir.
İlçe, batısındaki çam ormanları ve merkezden 10 km mesafede Soğukgöze ve Karaçam mevkileri arasında yer alan, yüksekliği 2000 m olan Dumanlı yaylaları, soğuk su kaynakları, gölekti, piknik alanları ve kayak imkanları ile yaz ve kış turizmi açısından önem taşımaktadır. Her yıl Ağustos ayında bal festivali düzenlenmektedir.
Ekonomisi toprak ve tarım ürünlerine dayanmaktadır. Çavdar, bakliyat, ceviz, kavun ve karpuz bolca yetiştirilir.

         Erzincan Tercan Resimleri Images: 0 Hits: 131 Description: İl merkezine 88 km. uzaklıkta, 1592 km2 yüzölçümü olan ilçenin 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusu 33.643'dür. Nüfusun 11.207'si İlçe merkezinde 22.436'sı köylerde yaşamaktadır.İlçeye 3 Belde, 69 köy ve 116 mezra bağlıdır. Eski bir tarihi olan ilçe, Kanuni Sultan Süleyman zamanında kesin olarak Osmanlı egemenliğine girmiştir. İlçenin Selçuklulara tabi Saltuklular Beyliğinin yöneticisi Mamahatun tarafından 1190 tarihinde kurulduğu tahmin edilmektedir. İlçe uluslararası E-80 karayolu üzerinde Erzurum ve Erzincan illerine aynı uzaklıktadır.
Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçenin güney kesimlerinde hububat ekimi, sulamaya açılmış olan batı ve kuzey kesimlerinde şeker pancarı ekimi yapılmaktadır. Tercan barajı hidroelektrik santrali sol ve sağ sahil sulama kanalları ile 17.000 ha. tarım alanını sulamaktadır. İlçenin Sümer Holding A.Ş. Ayakkabı Fabrikası önemli sanayi kuruluşudur.
Önemli tarihi eserleri arasında; Saltukoğulları hükümdarı Mamahatun Külliyesi ve türbesi, kervansarayı, hamamı ve mescidi, kötür köprüsü, pekeriç kalesi, abrenk (vank) kilisesi, kefrenci tapınağı bulunmaktadır.
İlçede işleme özellikleri olan Tercan taşı ilkel usullerle ocaklardan çıkarılmakta ve kullanılmaktadır. Tercan taşının kış dekorasyon malzemesi olarak inşaat sektöründe kullanılmaktadır.
Eski bir tarihi olan ilçe, Urartular ve Asurlular'ın etki alanı içinde kalmıştır. Tercan, daha sonraları sırasıyla Medlerin, Persler'in, İskender İmparatorluğu'nun, Araks Devleti'nin ve Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine girdi. Malazgirt Savaşı'nı izleyen dönemlerde, Mengücek Beyliği'nin yönettiği yöre, sonraları Eretna Beyliği'ne bağlandı. Timurun saldırılarına da uğrayan Tercan, uzun bir süre Akkoyunlular'ın yönetiminde kaldı.
Otlukbeli Savaşı'ndan (1473) sonra Osmanlı İmparatorluğu'na katıldıysa da, Akkoyunlular Tercan'ı, bir süre için geri aldılar. Tercan, Kanuni Sultan Süleyman zamanında kesin olarak Osmanlı egemenliğine girdi.

         Erzincan Üzümlü Resimleri Images: 0 Hits: 153 Description: a) TARİHİ:
Tzumina-Cimin ve Üzümlü… Asırları bu isim altında yaşamış bir ilçemiz. Erzincan’ın kuzeyindeki dağ zinciri eteğinde, tarihi Altıntepe’nin yakınında oluşu, onun bir çok kültür ve medeniyeti yaşadığına delildir.
Din açısından, paganist devreyi Urartu’dan İran dönemine kadar yaşadı. Takiben ateşgede rahiplerinin kontrolüne girdi. Persler Anahid gibi kültür bölgesindeki gibi Üzümlü’de de tapınma aracı yaptılar. Roma’nın gelişi ile bu defa Latin panteonu hakim olmuştur.
Hırıstiyanlık, çok sonraları, Aziz Grigor (Aydınlatıcı) vasıtası ile yayıldı. Kısa zamanda bir çok vank denilen tapınaklar, hem Üzümlü’de hemde Erzincan’da göz çarpmıştır. Doğuda Theodisiopolis (Erzurum), Tzumina da Aedifis’de görüldüğü gibi, Doğu Roma’nın büyük imparatoru Justinianus adıyla göze çarpmıştır.
Sasani istilalarının yerini VII. yy ortalarında İslam gazaları aldı. Peygamber Hz. Muhammed’in sahabesi veya halifelerin emirleri, Kemah, Erzincan ve Erzurum gazalarında Üzümlü’yü de İslam Devleti topraklarına kattılar. Böylece ilk defa Allah, Hz. Muhammed ve dolayısıyla ezan sesleri Üzümlü sosyal hayatında gördü.
Malazgirt Zaferi ile Üzümlü’nün de kaderi değişti. Alp Arslan ve Melikşah’ın emirlerinden olan Mengücük Gazi, İlk Türk hakimi olarak Üzümlü’de saygı ve itibar görmüştür. Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar, Türkmen asıllı beylikler ve nihayet Koyunlular’dan sonra Kara ve Ak Koyunlular da Üzümlü’ye Türkleşme sürecini kazandırdılar. Yıldırım ve Tümerlenk gibi Fatihler ve Üzümlülüler’in yabancısı değildiler. Şah İsmail fırtınasına, Yavuz Sultan Selim 1514’te son verdi. Kanuni Sultan Süleyman gibi Cihan Padişahı İran seferi için Üzümlü’nün Cibice geçidinden geçti.
Üzümlü, Erzincan gibi sürekli depremlerin tehdidinde kaldı. Eski kalıntılarını toprağa gömdü. Bir çok insanı da zarara uğradı.
Osmanlı-Rus harplerinin sonuncusu sayılan I. Dünya harbinde yenik düşülmesi üzerine Ruslar, 1916’da ilk işgal acısını yaşattılar. I. Kafkas Kolordusu’nun fedakar askerlerince 1918’de kara günlere son verildi. Mütareke… kongreler… Büyük kurtarıcı M.Kemal ile, hem Hey’et-i Temsiliye Reisi, hem de 1924’te Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa olarak tanıştı. Onu topraklarında gördü. 1923’te Cumhuriyet İdaresi. Vilayet Merkezi Erzincan idi.
1924 yılına kadar köy statüsünde yerleşim birimi olarak süregelen Üzümlü bu yıl Nahiye statüsünü kazanmıştır. Ve yine Üzümlü Belediyesi 14 Nisan 1930 tarih ve 1580 sayılı Belediyeler Kanununun 2. maddesi gereği “Nüfusu 2000 den fazla mahallerde belediye teşkilatı mecburidir.” Hükmüne göre 1930 yılında kurulmuştur.
M.Kemal Atatürk sürekli olarak, demiryolu politikası üzerinde durdu. Nihayet 1938’de modern ulaşım aracı tren-demiryolu Üzümlü güneyinden geçirildi. Aşılmaz Karasu, betonarme ve demir köprülerle aşıldı.
19.06.1987 gün ve 3392 Sayılı Kanunla İlçe yapılan Üzümlü’de 16.09.1988 tarihinde fiilen Kaymakamlık kurularak faaliyete geçmiştir.
Üzümlü, Tzumina ve Cimin isimlerini taşımıştı. İlçe oluşu ile, Kara Üzümü ile sıfatlandırıldı ve “Üzümlü” adını aldı. Ve böylece 2000’li yıllara doğru adım atılmak üzeredir.
Tarımın, ticaretin, kültürün ve eğitimin gelişme göstermekte olduğu Üzümlü’yü artık parlak bir gelecek beklemektedir.

b) COGRAFİ YAPISI :
Üzümlü İlçesi, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Bölümünde, Erzincan İli sınırları içerisinde yer alır, İlçe arazisinin büyük bölümü (%80) Erzincan havzasının kuzeyinde uzanan Esence dağları (3549 m.) sahasinde, küçük bir bölümü (% 20) ise Erzincan ovasında (1200 m.) bulunmaktadır. Üzümlü, kapladığı alan itibariyle Otlukbeli’den (254 km2.) sonra Erzincan’ın ikinci küçük ilçesi olup, yüzölçümü 410 km2. dir.
İlçenin Kuzey sınırı Erzincan Ovası ile Çayırlı ovası arasında su bölümü çizgisi oluşturan dağların zirvelerinden geçirilmiştir. Doğuda Sansa boğazının büyük bir bölümünü sınırları içerisine alan Üzümlü’nün güney sınırı genel olarak Karasu ırmağını takip eder. İlçeyi Erzincan Merkez İlçeden ayıran sınır güneyde Denizdamı köyü ile kuzeyde Esence dağlarının zirvelerinden biri durumundaki Dağınık dağı (3463 m.) arasında çekilen bir hatla belirlenmiş olup, her hangi bir doğal çevre unsuruna dayanmamaktadır.
Üzümlü İlçesi idari bakımdan Kuzeyde Çayırlı, doğuda Tercan, güneydoğuda Pülümür (Tunceli) güneyde ve batıda Erzincan Merkez ilçe ile komşudur.
Erzincan Ovasını batı-doğu doğrultusunda kat eden Uluslar arası E-80 Karayolu Üzümlü İlçesi topraklarından geçtikten sonra Sansa boğazına girer. İlçenin en büyük yerleşim ünitesi durumundaki Üzümlü şehri, E-80 Karayolunun yaklaşık 5 km. kuzeyinde kurulmuş olup, Erzincan İl merkezine uzaklığı 22 km. dir.
Üzümlü İlçesinin suları Karasu (Fırat) nehrinin kolları tarafından (Cimin deresi, Pağnik Çayı, Su deresi ve Değirmen deresi gibi) drene edilmektedir. Aygır gölü dışında doğal oluşumlu gölün bulunmadığı ilçe, kaynaklar ve yer altı suyu potansiyeli bakımından ise nispeten zengin sayılır. Üzümlü ve çevresinde Karasal iklim özellikleri görülmektedir. Ova tabanında stepler, dağlık kesimde ise meşe ağaçlarının ağırlıklı olduğu ormanlar hakim bitki örtüsünü oluşturur.
Üzümlü İlçesi, Ülkemizin depremsellik riski en yüksek yörelerinden biridir. Türkiye’nin Kuzeyini batı-doğu yönünde kat eden Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAF) Suşehri havzasından sonra Erzincan Ovasına girmekte ve ovanın kuzey kenarı boyunca ilerlemek suretiyle Üzümlü’nün güneyindeki tepelik sahaya ulaşmaktadır. Muhtemelen birden fazla kırıktan meydana gelen bu fay, daha sonra güneydoğu istikametinde devam ederek Karlıova’ya (Bingöl) doğru uzanmaktadır. Birinci derece deprem bölgesi içerisinde yer alan Üzümlü İlçesi tarih boyunca Erzincan ile birlikte pek çok deprem yaşamıştır. Son 1000 yıllık yörenin yerleşme tarihi içerisinde 19’u yıkıcı olmak üzere 57 kadar büyük deprem meydana gelmiştir. Özellikle 1939 ve 1992 yıllarında meydana gelen depremler Üzümlü ve çevresindeki beşeri hayatı derinden etkilemiştir.

c) NÜFUSU :
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımı sonuçlarına göre 49.928 kişidir. Bunun 30.298’i (%61) İlçe merkezinde, geriye kalan 19.630’u (%39) ise kırsal kesimde yaşamaktadırlar.
İlçenin aritmetik nüfus yoğunluğu 121.8 kişi/km2.dir. Bu değer hem Erzincan ilinin (26.6 kişi km2.), hem de Türkiye ortalamasının (88 kişi/km2) oldukça üzerindedir. Bu durum İlçenin yüzölçümü (410 km2) ile nüfus miktarı arasındaki dengesizlikten kaynaklanmıştır. Nitekim Üzümlü, alan bakımından Erzincan’ın ikinci küçük ilçesi olmasına karşın, nüfus bakımından Merkez ilçeden sonra en kalabalık ilçesidir.
Üzümlü İlçesinin nüfusu 1935-2000 yılları arasında sürekli olarak artış göstermiştir. Nitekim ilçede 1935 yılı itibariyle 11.930 kişi yaşadığı halde, aradan geçen 65 yıllık sürede bu nüfus miktarı %318,5 oranında artarak 49.928 kişiye çıkmıştır. Buna göre yıllık nüfus artış hızı % 049 civarında olup Türkiye ortalamasının üzerindedir.

     Erzurum Resimleri Images: 6 Hits: 382 Description: Roma istilasından önce, bugün Erzurum’un bulunduğu yerde değişik dönemlerde Karin, Karna, Garin, Karndi ve Kalhak isimli bir şehir bulunduğu tarihi kaynaklara dayanılarak tespit edilmiştir.

M.Ö. 408-450 yıllarında yaşamış olan Bizans İmparatoru ll. Teodosinus doğudan gelen İranlı’ların saldırılarına karşı koymak amacıyla bu bölgedeki Erzen şehrinin güney batısında, yeni bir kale ile çevrilmiş bir şehir kurdurdu. Kale o devirde Bizans İmparatorluğunun doğu bölgeleri komutanı olan Antonyus tarafından yaptırılmış ve şehire imparatorun adını izafeten Teodosipolos denilmiştir.

         Erzurum Aşkale Resimleri Images: 0 Hits: 176 Description: TARİHİ DURUMU :
Konumu itibariyle, doğu illerini batıya ve kuzeye bağlayan yolların kesiştiği noktada yer alan ve tarihi açıdan eski bir yerleşim yeri olan Aşkale, tarihi boyunca çeşitli kavimlerin ve milletlerin istilasına uğramış ve otuz beş kez el değiştirmiştir.
Bugünkü ismini Türk devresinde alan Aşkale' nin tarihi, MÖ 1700 yılında Hititler' le başlamış, 1081 yılında Türkler' in , Çaldıran Savaşı (1514) ile de Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girmiştir.

DÜNDEN BUGÜNE AŞKALE :
Coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca 35 defa el değiştiren ilçe 3 Mart 1918 Tarihinde Rus işgalinden kurtarılmış, 1938 de ilçe olan Aşkale ülkemizin en işlek yollarından biri olan E-80 karayolu ile doğuyu batıya, D-100 karayolu ile kuzeyi güneye bağlayan yolların ilçede kesişmesinin yanı sıra tren yolu ile de doğuyu batıya bağlamaktadır.
İlçe sert kara ikliminin etkisi altındadır.
2000 genel nüfus sayımında ilçe merkezi 16634, köy ve beldeleri ile beraber toplam nüfusu 33216 olan ilçeye bağlı merkez belediye, Kandilli ve Yeniköy belediyesi olmak üzere 3 belediye teşkilatının yanı sıra 10 u merkeze bağlı olmak üzere toplam 76 muhtarlıkla idari teşkilatlanmasını kurmuş olan ilçenin 4.ncü Zırhlı Tugayı, Meslek Yüksekokulu, Çimento Fabrikası, Alçı Fabrikası ve birçok Kamu Kurum ve Kuruluşunu barındırması sosyal yapıyı dinamik bir hale getirmekle ilçemizde değişik sosyal grupların buluşmasına vesile olmuştur.
Bu durum bir bakıma ülke mozaiği görünümü verilmektedir.

         Erzurum Çat Resimleri Images: 0 Hits: 174 Description: Çat İlçe merkezi Erzurum İl merkezinin 50 km. güneyinde 1960 rakımlı, volkanik ve etrafı kayalık tepelerle çevrili bir yükselti üzerinde kurulmuştur. Arazi yapısı dağlık ve görüntü arzeder. Yüksek platoları(Yayla) fazla düzlük alanlar olmamasına rağmen geniş otlaklar olarak dikkati çeker. İlçe 1118 kilometrekarelik bir alanda kurulmuştur. Erzurum Güney illeriyle olan ulaşımını, Çat ilçesinden geçen karayolu ile sağlamaktadır.
İlçedeki en önemli tarihi yapılar: Yavi Köyü Camii Yarmak köyü Camii Bardakçı köyü Camii ve Çeşmesi'dir.
Kuzeyinde Ilıca, Aşkale ve Erzurum Merkez ilçe doğusunda Tekman Güney ve güneybatısında Bingöl ili batısında Erzincan ili bulunmaktadır.
Çat İlçesinde de Erzurum il merkezinde olduğu gibi karasal bir iklim hüküm sürer kış ayları uzun ve kar yağışlı geçer yağmurlar daha çok ilkbahar ve sonbahar aylarında yağar.
İlçede etkili tarım arazisi çok az olup, en önemli geçim kaynağı hayvancılıktır. 105.000 küçükbaş 26.000 büyükbaş ve 21. 400 kanatlı hayvan sayısı ile Erzurum'un en fazla hayvan varlığına sahip ilçelerinden biridir. Sanayi işletmesi yönünden geri olan ilçede üç adet tuzla bulunmaktadır.
2000 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre İlçenin toplam nüfusu 27. 104 kişidir.

         Erzurum Hınıs Resimleri Images: 0 Hits: 108 Description: Erzurum İlinin güneyinde engebeli ve çevresi dağlarla kaplı 1720 rakımlı ve çevresi dağlarla çevrili bir ova üzerinde kurulmuştur. İçinden kendi adını taşıyan bir çay geçmektedir. İlçenin yüzölçümü 1199 kilometrekaredir. Kuzeyini Tekman ve Karayazı, doğusunu Karaçoban batı ve güneyini Muş ili çevirmektedir.
Tabiat yapısı ve iklim özellikleri bakımından Erzurum'dan az da olsa farklıdır. Erzurum gibi karasal bir iklime sahip olmasına rağmen kış ayları Erzurum'dan beş ile on derece daha sıcaktır.
Tarımında yapıldığı ilçede halkın ana geçim kaynağı hayvancılıktır. Saltuklu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde o çevrenin en önemli yerleşim merkezi Hınıs'tır. İlçede bulunan önemli eserler şunlardır. Hınıs kalesi, Kalecik Camii, Toprakkale, Zirnak kalesi, Zirnak kümbeti Hınıs ulu Camii, Erence Köyü Seyyit Ömer Halil Türbesi.
Hınıs Şehrinin eski yeri bugün parçalanmış bir vadi görünümündeki derenin batısında yer alan kaledir. Evliya Çelebi'ye göre kale Akkoyunlu Hükümdarı Uzunu Hasan'ın amcası tarafından kurulmuştur. Kalede 7 camii bir han bir hamam bulunduğunu da yine Evliya Çelebi'den öğreniyoruz. 2000 Genel Nüfus sayımının sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 53. 950 kişidir.

         Erzurum Horasan Resimleri Images: 0 Hits: 98 Description: Erzurum ilinin ve Pasinler Ovasının doğusunda yer alır. Deniz seviyesinden yüksekliği 1530 metredir. Erzurum-Ağrı-Kars-Iğdır karayolu ve Erzurum Kars demiryolu Horasan ilçesinden geçmektedir. Mevcut 75 köyüne yol ve telefon bağlantısı bulunmaktadır. 1954 yılında ilçe olmuştur.
Aras nehrinin fazla geniş olmayan ve ova görünümündeki havzası hariç ilçe toprakları genelde engebeli ve dağlıktır. Tarım daha çok Aras Nehri'nin sulama imkanlarından da faydalanılarak bu havzada yapılmaktadır. Hayvancılığın ağırlıklı olarak yapıldığı yerler ise genelde dağlık yerlerdir.
Batısında Köprüköy ve Hasankale ilçeleri kuzeyinde Narman ilçesi güneyinde Karayazı ilçesi doğusunda Ağrı ve Kars illeri bulunur. Yazılıtaş köyünde bulunan kitabelerden Urartulara kadar inen bir tarihi geçmişe sahip olduğunu anlıyoruz Malazgirt savaşlarından hemen sonra Türk'lerin eline geçmiştir. 1954 yılında Pasinler'e bağlı bir bucak olmaktan çıkarılarak ilçe yapıldı.
2000 Genel nüfus sayımı sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 50.072 kişidir

         Erzurum ılıca Resimleri Images: 0 Hits: 119 Description: Erzurum şehir merkezinin 16 km. kadar batısında ve Erzurum ovasında bulunan ılıca ilçe merkezi 1990 yılında çıkarılan bir kanunla ilçe yapılmıştır. Merkez ilçe ile aynı iklim özellikleri gösteren ilçe deniz seviyesinden 1912 metre yüksekliktedir. Kuzeyinde İspir batısında Aşkale ve güneyinde Çat ilçeleri bulunmaktadır.
Erzurum il merkezine yakın olduğu için ticari faaliyetler fazla gelişmemiştir. Karasu, Pulur ve Serçeme çaylarının suladığı verimli toprakları bulunmaktadır. Serçeme çayı üzerinde bulunan Kuzgun Barajı vasıtasıyla arazinin büyük bir bölümü sulanabilir duruma gelmiştir. İlçenin özellikle dağlık köylerinde hayvancılık önemli bir geçim kaynağıdır. Erzurum ilinde bulunan birçok önemli sanayi kuruluşu Ilıca ilçesi topraklarında bulunmaktadır. Şeker Fabrikası, Süt Fabrikası, Doyasan Yağ Fabrikası, İpragaz dolum tesisleri, Metin iş Tarım Aletleri Sanayi, Yüksel Mobilya ve Dedeoğlu Kalorifer Kazan Fabrikası ilçede bulunan en önemli işletmelerdir. Ayrıca un Fabrikaları biriket imalat atölyeleri ve birçok köyde tavuk çiftlikleri bulunmaktadır.
Erzurum Ovasındaki ilk yerleşim izlerini Ilıca çevresinde göstermekteyiz. Karaz ve Pulur'da yapılan kazılar sonucundaki buluntular, İlçenin tarihi 4. 000 yıl öncelere götürmektedir. 1081 yılından itibaren Türk-İslam hakimiyetine giren ılıca, 1916 yılında Ruslar tarafından işgal edilmiş, iki yılı aşkın bir süre Rus ve Ermeni zulmü altında kaldıktan sonra 11 Mart 1918 de kurtarılmıştır.
İlçede bazı köylerde bulunan kaplıcalar, şifalı sular, mesire yerleri ve zaman zaman yapılan cirit oyunları iç turizmi canlandırmaktadır.
2000 Genel Nüfus Sayımı'na göre ilçenin toplam nüfusu 31.524 kişidir.

         Erzurum ispir Resimleri Images: 0 Hits: 128 Description: Erzurum'un kuzey batısında bulunan ilçe merkezi, mecit dağlarının kuzey eteklerinde ve Çoruh nehri vadisinde kurulmuştur. Karadeniz toprakaları içinde olup, Deniz seviyesinden yüksekliği 1. 175 metre yüzölçümü ise 2. 100 kilometre karedir. İlçenin doğusunda Tortum İlçesi ve Artvin ili, batısında Pazaryolu ilçesi, güneyinde Ilıca ve Erzurum Merkez, kuzeyinde ise Rize ve Artvin illeri bulunmaktadır. İl merkezine uzaklığı 146 Km. dir
Hiçbir sanayi kuruluşunun olmadığı ilçede, halkın ana geçim kaynağı tarım, meyvecilik, sebzecilik, hayvancılık, halıcılık ve gurbetçiliktir.
1992 yılında Çoruh nehri üzerinde ilk yapılan "Rafting Gösterileri" ve yöredeki tabii güzellikler, için ilçe turizmi için gelecek vadetmektedir.
Çok eski bir yerleşim merkezi olan İspir, 1081 yılından itibaren Türk egemenliğine geçmiştir. 1916 yılında Rus işgaline uğrayan ilçe 1918 yılında kurtarılmıştır. İspir kalesinin kurtuluşu M. Ö, 1000 yıllarına kadar uzanır. İlçenin adı, Orta Asya Türklerinin bir kolu olan Sper'lerden gelmektedir. Sperlerden sonra, Medler, Presler, Partlar, Romalılar, Bizanslılar ve Müslüman Araplar'ın eline geçen İspir, son 1000 yıldır Müslüman Türkler'in elindedir. İlçede bulunan en önemli tarihi eserler; İspir kalesi, Kale Mescidi, Çarşı Camii(Tuğrul Şah Camii), Melik Halil Gazi Mescidi, Numan Paşa köyü Türbesi, Yazıcızade Çeşmesi ve Kadıoğlu Medresesidir.
2000 Genel Nüfus Sayımına göre İlçenin toplam nüfusu 30.260 kişidir.

         Erzurum Karaçoban Resimleri Images: 0 Hits: 86 Description: Erzurum ilinin güneydoğusunda bulunan Karaçoban il merkezine 192 km. uzaklıktadır. İlçe toprakları Hınıs Ovası'nın uzantısı olan batı tarafı ile ilçe merkezinin bulunduğu alan hariç dağlarla kaplıdır. Doğusunda Muş ili kuzeyinde Karayazı ilçesi doğu ve güneyinde Hınıs ilçesi bulunur. İlçede yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ise uzun soğuk ve kar yağışlı geçer.
Halkın ana geçim kaynağı hayvancılıktır. Tarım çok az yapılmaktadır. 2000 Genel Nüfus sayım sonucuna göre ilçenin toplam nüfusu 32. 901 kişidir.

         Erzurum Karayazı Resimleri Images: 0 Hits: 95 Description: İlçe merkezi Erzurum ilinin 153 km. güneydoğusunda ve deniz seviyesinden 2450 metre yükseklikte kurulmuştur. Ülkemizin en yüksek yerleşim merkezidir. İlçe toprakları Aras nehrinin geçtiği bölgeden başlayarak gittikçe yükselen dağlık bir bölgedir. İlçe merkezi ise bu dağların arasında plato-ova karışımı bir görünüm arzeder.
Doğusunda Ağrı ili batısında Tekman ve Pasinler ilçeleri güneyinde Karaçoban ve Hınıs ilçeleri kuzeyinde ise Horasan Köprüköy ve Pasinler ilçeleri bulunmaktadır.
Karasal iklimin çok şiddetli olarak kendini hissettirdiği bir ilçemizdir. Kış mevsimi çok uzun geçer toprakları 7-8 ay karla kaplıdır. "Kürdo" adı verilen kar fırtınası ile meşhurdur.
Halkın tek geçim kaynağı hayvancılıktır. 240. 000 civarında küçükbaş, 50. 000 civarında büyükbaş hayvan varlığı vardır.
1071 yılındaki Malazgirt savaşından hemen sonra kurulmuştur. İlçedeki en önemli tarihi yapılar Aşağı Söylemez köyündeki Söylemez Ana ve Söylemez Baba kümbetleridir.
2000 Genel Nüfus Sayımına sonucuna göre ilçenin toplam nüfusu 35. 885 kişidir.

         Erzurum Köprüköy Resimleri Images: 0 Hits: 102 Description: İl Merkezinin doğusunda bulunan ilçenin doğusunda Horasan, batısında Pasinler güneyinde Karayazı ilçeleri bulunmaktadır. Pasinler Ovası içinde Aras nehri'nin geçtiği alanda kurulmuş olan ilçe merkezi deniz seviyesinden 1650 metre yüksekliktedir. Yüzölçümü 470 Kilometre karedir.
Erzurum ve çevresi Türklerin eline geçmeden 40 yıl kadar önce Köprüköy fethedilmiştir. 1054 yılında yağan kasabasına gelen Halil Dede yöre halkının islamiyeti kabul etmelerini sağlar. O zamanlarda çevrenin en önemli yerleşim yeri olan Avnik Kalesi'ndeki Bizans yöneticileri de müslüman olunca 29 tane köy Halil Dede'ye satılır. Satılan köylerden birisi de Köprüköy'dür. Rus işgal yıllarımda yaşayan Köprüköy 1990 yılında ilçe olmuştur.
Çoban Dede Köprüsü, Avnik Kalesi, Soğuk Çermik(DeliÇermik) kaplıcaları ve mesire yerleri ile iç turizm yönünden gelecek vaadetmektedir.
Halkın başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Aras nehri'nin sulama imkanlarından faydalanılan arazilerde daha çok şeker pancarı, patates ve ayçiçeği ekilirken; diğer tarım alanlarında arpa ve buğday ekilmektedir. Hayvancılık ise hemen her ailenin uğraştığı en önemli geçim kaynağıdır.
İlçede iklim karasal olup, kışlar soğuk ve uzun yaz ayları ise kısa ve serindir. 1997 Genel Nüfus sayımına göre İlçenin toplam nüfus sayısı 23. 092 kişidir.

         Erzurum Narman Resimleri Images: 0 Hits: 99 Description: Narman ilçe merkezi, deniz seviyesinden 1600 metre yükseklikte kurulmuştur. Yüzölçümü 909 kilometrekaredir. 1909'dan 1926 yılına kadar ilçe iken, bu tarihten sonra bucak oldu. l Haziran 1954 yılında tekrar ilçe durumuna getirildi.
İl merkezine 96 km. kuzey doğusunda bulunan Narman ilçesinin doğusunda Kars'ın Sarıkamış ilçesi, batısında Tortum ilçesi, kuzeyinde Oltu ilçesi güneyinde Horasan ve Pasinler ilçesi bulunur.
Çok eski bir tarihi olan ve Osmanlı döneminde bir merkez olan Narman'da çok sayıda kale ve tarihi kalıntı vardır, Bunların en önemlileri; Sami Kale, Pertuvan Kalesi, Ergazi Köyü Kalesi, Başkale, Mehenk, harebeleri, Erkek Akkoyunlu mezarı ve ilçe merkezindeki Ethem Baba Türbesi'dir. Yakın tarihimizde Ermeni ve Rus zülumunun en yoğun yaşadığı Narman 18 Mart 1918 yılında kurtarılmıştır.
İlçe merkezinin kurulduğu geniş vadi tabanı hariç toprakları dağlıktır. Dağlardan bazıları: Deve Dağı (2916 m), Karadağ (2930 m), Gökdağ (2731 m.), Tellidağı (2589 m.), Gaçartidağı (2816 m.) Güllüdağ (2893 m.), Büyükdağ (2800 m.). İlçe merkezinin çevresindeki dağlardan gelen sular, vadi tabanında Büyük Çay adıyla birleşerek daha sonra Oltu Çayı'na karışır.
Doğu Anadolu Bölgesinin, o çok bilinen karasal iklimi, Narman ilçesindede etkisini gösterir. Halkın ana geçim kaynağı Tarım ve hayvancılıktır. İlçe merkezi gibi rakımı daha düşük olan yerlerde tarım ve hayvancılık beraber yürütülmektedir. Narman Yaylası gibi dağlık kesimlerde, çayır, geniş otlat alanlar fazla olduğu için hayvancılık yapılmaktadır. Dağlık kesimlerde Arpa ekildiğide görülür. Arıcılık ve az da olsa sebze ve meyvecilikte yapılmaktadır.
2000 Genel Nüfus Sayımının sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 34.372 kişidir.

         Erzurum Oltu Resimleri Images: 0 Hits: 147 Description: İl merkezinin 130 km. kuzeydoğusunda bulunan Oltu Erzurum'un en eski ve en gelişmiş ilçesidir. İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği 1275 metredir. Yüzölçümü ise 1380 kilometrekaredir. Toprakları Karadeniz Bölgesi sınırları içinde kalmaktadır. Doğusunda Şenkaya, kuzeyinde Olur ve Artvin iline bağlı Yusufeli ilçeleri batısında Uzundere ve Tortum, güneyinde Narman ilçesi bulunmaktadır. İlçe merkezinin de içinde bulunduğu Oltu Çayı vadisi hariç, toprakları dağlıktır. Verimli araziler de bu vadi tabanında bulunmaktadır. Halkın ana geçim kaynağı, ticaret, tarım, hayvancılık, kömür işçiliği ve Oltu Taşı işletmeciliğidir. Oltu çayı vadisinde tahıl tarımı ve hayvancılık ve arıcılık yapılmaktadır. 1500 metre yükseklikten sonra ormanlar görülür zaman zaman günlük nüfusun 40. 000'e çıktığı Oltu ilçe merkezi Narman Olur ve Şenkaya ilçelerininde ekonomik yönden merkezi durumundadır.
İlçe imalat ve tamir atölyeleri gibi küçük sanayi işletmeleri hariç büyük sanayi kuruluşu bulunmaktadır. Geniş bir alanda yapılan küçük sanayi sitesinin ilçe sanayisine olumlu katkı sağlaması beklenmektedir.
Dağlık kesimlerde sert kara iklimi görülür. İlçe mekezininde içinde bulunduğu vadi tabanındaki iklim ise doğu karadeniz iklim şartlarına yakındır. İlçe merkezinde Erzurum'un diğer kesimlerine göre kış iki ay kısadır. Yıllık sıcaklık ortalaması 10. 2 derece, yağış ortalaması ise 38. 2 cm. dir. Tarihi geçmişi çok eski olan bir ilçemizdir. Saka Türkleri Gürcü Krallığı ve Bizans egemenliklerinden sonra 1080 yılında Saltuklu kumandanı Emir Saltuk Ahmet tarafından fethedilerek Türk islam hakimiyetine girmiştir. Kanuni Sultan Süleyman'nın 1548 yılındaki İran seferi sırasında Özdemiroğlu Hasan Paşa Oltu ile birlikte tüm Çoruh boylarını Osmanlı topraklarına katmıştır. 1877 Osmanlı Rus Savaşından(93 Harbi)sonra yapılan Ayestefanos antlaşması ile, Oltu'nun bir bölümü Ruslara bırakılmıştır. 1917 yılındaki Bolşevik İhtilalinden sonra Ruslar karşısında, Yusuf Ziya Bey, Dr. Esat, Yasin Haşimoğlu, Molla Bilal Molla taştan Molla Veysel, Sefer Bey ve İsmail Bey başta olmak üzere daha bir çok kişi birleşerek Oltu islam komitesini kurdular 25 Mart 1918 yılında Ermeniler Oltu ilçesinden temizlenmiştir. 30 Ekim 1918 yılında yapılan Mondoros Antlaşması ile Oltu Türk sınırları dışında bırakıldı. Mücadeleyi bırakmıyan islam komitesi Oltu'yu düşmana teslim etmeyerek, Oltu şuura hükümetini kurdu. Oltu ve çevresi 17 Mayıs 1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetine katılıncaya kadar bağımsız şuura hükümeti tarafından yönetilmiştir.
Oltu'da bulunan tarihi eserlerden bazıları şunlardır; Oltu Kalesi, Pernek Köyü Kaleleri, Derebaşı köyü Köroğlu kalesi Kale boğazı köyü kalesi. Oruçuk Köyü kalesi, İğdeli kalesi, Ardos Köyü kalesi, Ünlükaya kalesi Tamarot harebeleri, Havdos köyü kalesi Aslanpaşa camii ve medresesi ve Mısrı zinnun türbesi Oltu kalesi ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemesine rağmen Urartu döneminden kaldığı tahmin edilmektedir. Dış kale surları tamamen yıkılmış olup, günümüze yalnız iç kale gelebilmiştir. Kalenin içinde bulunan Türbe Celali isyanlarına karşı Oltu'yu savunurken şehit olan Çıldır Eyaleti kadısı Zinnuna aittir.
Arslanpaşa külliyesi 1664 yılında Çıldır Atabeklerinden Kars muhafızı Arslan Mehmet Paşa tarafından yapıtırılan cami etrafındaki yapı topluluğu ile bir külliye durumunda idi. Doğudaki medrese hücreleri dışında külliyenin diğer bölümleri yıkılmıştır. Kare planı cami tek kubbeli Osmanlı camilerinin doğu Anadolu'daki en güzel örneklerindendir. Tamamen kesme taştan yapılmış olup üç gözlü son cemaata yeri ile bir minaresi mevcuttur.
Mısri Zinnun Türbesi: İlçe merkezinin güneybatısında bulunmaktadır. Kitabesindeki Tarih teredütlü okunduğundan yapılış tarihi 1226 veya 14-15 yüzyıl olarak tahmin edilmektedir. Silindirik gövdeli ve konik küllahlı türbede kimin yatdığı bilinmemektedir. Kaledeki Türbeden dolayı zinnun adı verilmiş olup, gerçek Mısri Zinnun ile bir alakası yoktur.
2000 Genel Nüfus sayımı sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 47. 432 kişidir.

         Erzurum Olur Resimleri Images: 0 Hits: 198 Description: Karadeniz Bölgesi sınırları içinde yer almakta olup, bu bölgenin topoğrafik özelliklerini gösterir. Erzurum il merkezinin 172 km. kuzeydoğusundadır. İlçe merkezi deniz seviyesinden 1334 Oltu çayı vadisi ise 900 metre yüksekliktedir. Yüzölçümü 820 kilometrekaredir. Olur, Oltu ilçesine bağlı bir köy iken, 1922 yılında bucak 1958 yılında ilçe olmuştur. İlçenin doğsunda Şenkaya ilçesi ve Ardahan ili kuzeyinde ve doğusunda Artvin ili güneyinde Oltu ilçesi bulunur.
Halkın en önemli geçim kaynağı tarım, hayvancılık, meyvecilik, sebzecilik ve arıcılıktır. Yüksek kesimlerde ormanlar da bulunmaktadır. Rakımı yüksek olan kuzey kesiminde karasal diğer kesimlerinde ise Karadeniz iklimi görülür. İlçe sınırları içerisinde birçok tarihi kalıntı bulunmaktadır. Bunların en önemlileri Vank kalesi ve Kotarus kentidir.
2000 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 10. 833 kişidir

         Erzurum Pasinler Resimleri Images: 0 Hits: 96 Description: İl merkezinin 38 km. doğusunda olup, Erzurum'dan doğuya giden kara ve demiryolu ilçeden geçmektedir. İlçe'nin adı Pasinler İlçe merkezinin ise Hasankale'dir. Doğusunda Köprüköy-Karayazı ve Horasan ilçeleri batısında Erzurum merkez ilçesi kuzeyinde Tortum ve Narman ilçeleri güneyinde Tekman ilçesi bulunmaktadır.
İlçe merkezi Pasinler Ovası'nın kuzeyindeki Kargapazarı Dağlarının bir uzantısı olan Hasandede Tepesi'ne yaslanmıştır. İlçenin batısında Deveboynu (2400 m.) ve Oluklu (2500 m.) dağları güneyinde Alibaba (3100 m.) Halbantlar (3100) Sancaklar(3030 m.) Sakaltutan (2940 m.) Ambarcı (2850m) dağları güneydoğusunda küçük ve Büyük Postlubaba (2800 m.) dağları
Kuzeyinde Kandil (2100 m. ) Kargapazarı (3288) m. ) Açgın (2800 m. ) ve İçligöl (2810 m.) dağları bulunur.
Pusudere, Tuylar, Deliller ve Büyükdere Suları ilçe merkezinin bir km. batısında birleşerek Kale Çayı adını alır. Köprüköy'ün ilçe olmasından sonra toprakları küçülmüştür. Erzurum Ovasından sonra Erzurum ilinin en önemli ovası Pasinler Ovasıdır.
Zengin bir geçmişe sahip olan Pasinler'in tarihi Urartular'a kadar inmektedir. Saltuklu, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı dönemlerinin önemli merkezlerindendir. İlçe merkezindeki kaleyi İlhanlı kumandan Emir Hasan yaptırdığı için önce kalenin sonra da ilçenin adı Hasankale olarak kalmıştır. Hasankale Kalesi Sivaslı Camii Süleyman Han Camii Ulu Camii Ferruh Hatun künbeti Gülperi Hatun kümbeti Devriş Ağa Köprüsü ve Küpeli Köprü ilçedeki en önemli tarihi kalıntılardır.
İlçe halkının en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Erzurum ilinin en verimli topraklarından olan Pasinler Ovası'nın büyük bölümü sulanabilmektedir. Pasinler ovasında daha, çok şeker pancarı, ayçiçeği, patates, buğday, arpa ve yonca ekilmektedir.
İlçede bulunan modern kaplıcalar ve mesire yerleri iç turizm hareketini canlandırmaktadır. İbrahim Hakkı Hazretleri ve Alvarlı Mehmet Efendi'nin Hasankaleli olmaları da ilçeye ayrı bir cazibe kazandırmaktadır.
2000 Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 50.982 kişidir.

         Erzurum Pazaryolu Resimleri Images: 0 Hits: 97 Description: Çok eski tarihi bir geçmişe sahip olan Pazaryolu’nun eski adı “Norgah” olup “Yenişehir” veya “Sulak Yer” anlamına gelmektedir.
İlçemizde ilk yerleşim kesin olarak bilinmemekle birlikte yerleşimin M.Ö. Yıllara uzandığı tahmin edilmektedir.
Pazaryolu çevresi ile çoruh boyları 430 yılından önce Bizanslıların eline geçmiş olup, 662 de Emevi Hükümdarı I. Muaviye Erzurum’ u fethederek Bayburt İspir ve Pazaryolu’nu Emevi hükümdarlığı sınırları İçerisine almıştır.
949 yılında Bizanslı’ ların Erzurum’ u alarak, buradaki 300 yılllık islâm Emirliği’ne son vermeleriyle, Pazaryolu ve çevresi de Bizanslı hakimiyetine girmiş ve bölgede yeniden Ortodoks- Hıristiyanlık yerleşmiştir.
Türlerin Anadolu’ da fethettikleri ve yerleştikleri ilk yerleşim yerlerinden biri olan Pazaryolu ve çevresi, Selçuklu ordusunun 1048 zaferi ile Türklerin eline geçmiştir.
Osmanlı döneminde ise Yavuz Sultan SELİM’ in 1514 çaldıran zaferi dönüşünde fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır.
7 Kasım 1917’ deki Bolşevik İhtilali’ nden sonra çözülmeye başlayan Rus cephelerine yerleşen Ermeniler, bölgede kanlı çatışmaların yaşanmasına neden olmuşlardır. Yöre, 25 Şubat 1918’ de Milli Kurtuluşunu gerçekleştirmiş ve Türk idaresine kavuşmuştur.
2000 yılında yapılan Genel Nüfus sayımına göre İlçe Merkezi nüfusu 4826 ve köylerin nüfusu 4827 olmak üzere toplam 9653’tür.

         Erzurum Şenkaya Resimleri Images: 0 Hits: 122 Description: İl merkezinin 185 km. kuzeydoğusunda bulunan Şenkaya ilçe merkezi Allahû Ekber Dağlarının batı eteklerinde ve 1850 metre yükseklikte kurulmuştur. Yüzölçümü 1466 kilometrekaredir. Örtülü adında Oltu ilçesine bağlı bir köy iken 1929 da yine Örtülü adıyla bucak 1946 yılında da Şenkaya adını alarak ilçe durumuna getirildi.
İlçe toprakları dağlık ve engebelidir. İlçenin doğusunda Allahüekber dağı (3111 m.) güneyinde Soğanlı (2850 m.) ve Düğüntepe (2683 m.) kuzeyinde Erdavut Dağı (2438 m.) batısında Kırdağ (2823 m.) bulunmaktadır. İlçenin en önemli akarsuları olan Bardız ve Aksar çayları birleşerek Penek Çayı adıyla Oltu Çayına karışır.
Halkın en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. İlçenin kuzeyinde bulunan Penek köyü Aksar ve kömürlü bucaklarıyla bazı köylerde sebze ve meyvecilik de yapılmaktadır. Sulanabilir arazinin az olması nedeniyle tarla tarımdan istenen verim alınamamaktadır. Arpa ve buğday en çok ekilen ürünlerdir. Balkaya'da bulunan linyit işletmelerinde çalışan çok sayıda işçinin hayat standardı yükselmiştir.
1877 Osmanlı Rus savaşlarından 1917 yılına kadar, ilçe toprakları Gaziler çayından itibaren Ruslara bırakılmıştır. 1914 Ocak ve 1915 Aralık aylarında Enver Paşa komutasındaki 80 000 kişilik ordumuz Allahüekber dağlarını aşmak isterken donarak şehit olmuştur. 1917 yılında Rusların buraları terk etmesinden sonra Ermeniler büyük talan ve zülüm yapmışlardır.
7 Nisan 1918 yılında da Binbaşı Osman Nuri Bey kumandasındaki kuvvetlerimiz tarafından kurtarılmıştır.
Tarihi geçmişi çok eskilere inen ilçede Penek Kalesi, Yanıkkaval Kalesi, Evbakan Kalesi, Bardız Kalesi ve Bardız Camii en önemli tarihi eserlerdir.
2000 Genel Nüfus sayımına göre ilçenin toplam nüfusu 28.067 kişidir.

         Erzurum Tekman Resimleri Images: 0 Hits: 104 Description: Erzurum'un güneyinde 3192 Kilometrekarelik bir yüzölçüme sahip Tekman'ın doğusunda Karayazı, batısında Çat, kuzeyinde Pasinler ve Erzurum merkez ilçe güneyinde Hınıs ve Bingöl bulunmaktadır. Tekman, Hınıs ilçesine bağlı bir köy iken 1949 yılında ilçe olmuştur.
Palandöken dağlarının güney eteklerinde olduğu için Tekman'a giden yol 147 km. uzun ve dolanbaçlı bir güzergâh takip etmektedir. Palandöken dağlarından aşan yol kısa olmasına rağmen sürekli kapandığı için kış aylarında kullanılmamaktadır.
Tekman'ın kuzeyi Palandöken güneyi ise Bingöl Dağları ile çevrilidir. Dağlık engebeli ve tarıma elverişsiz bir arazisi vardır. Karasal bir iklim hüküm sürdüğü bu ilçede yaz ayların serin ve kurak kış ayları ise soğuk ve uzun geçer.
Halkın en önemli geçim kaynağı hayvancılık ve gurbetçiliktir. Tarım yapılan alanlar çok azdır.
2000 Genel Nüfus sayısı sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 34.685 kişidir.

         Erzurum Tortum Resimleri Images: 0 Hits: 105 Description: İl merkezinin 58 km. kuzeyinde bulunan ilçe merkezi, deniz seviyesinde 1450 metre yükseklikte kurulmuştur. Doğusunda Narman ve Oltu, batısında İspir, kuzeyinde Uzundere, güneyinde Pasinler ve Erzurum merkez ilçe bulunmaktadır.
İlçe halkanın en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. İlçe merkezinin de içinde bulunduğu Tortum Çayı Vadisi hariç, arazi dağlıktır. Bu vadi boyunca sebze ve meyve bahçeleri bulunmaktadır. Kullanılabilir arazinin az ve verimsiz olması, halkı göçe ye gurbetçiliğe zorlamıştır.
Önemli bir geçit noktasında bulunan Tortum'da karakol vazifesi gören çok sayıda kale ve gözetleme kuleleri bulunmaktadır. Tortum kalesi Nihağ kalesi, Kireçli Köprü ve Parsor kalıntıları ilçedeki en önemli tarihi kalıntılardır.
2000 Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 45.155 kişidir.

         Erzurum Uzundere Resimleri Images: 0 Hits: 92 Description: İlçe merkezi Erzurum Artvin karayolu üzerinde, Tortum çayı vadi tabanında kurulmuştur. Doğusunda Oltu, Batı ve güneyinde Tortum kuzeyinde Artvin ili bulunmaktadır. -
İlçe merkezinde içinde bulunduğu Tortum çayı vadisi hariç, arazisi dağlıktır. Vadi tabanında sebze ve meyvecilik yapılırken, dağ köylerinde arazinin kırk ve verimsiz olması halkı göçe ve gurbetçiliğe zorlamaktadır. Tarım ve Hayvancılık yapılmasına rağmen yeterli değildir. Son yıllarda arıcılık yaygınlaşmaktadır.
Camlıyamaç gibi bazı köylerde bulunan kale ve tarihi kalıntılarla, Tortum gölü ve şelalesi, ilçe turizmine önemli katkılar sağlamaktadır.
2000 Genel Nüfus sayım sonuçlarına göre ilçenin toplam nüfusu 12.209 kişidir

     Eskişehir Resimleri Images: 3 Hits: 276 Description: Milattan önce birinci bin yılda Porsuk Nehri kıyılarında Frigyalılar tarafından kurulan Eskişehir Türkiye'nin en önemli yol kavşaklarından birisidir.

Yunus Emre, Nasrettin Hoca gibi tarihi kişileri yetiştiren Eskişehir Lületaşı, çeşitli hastalıklara iyi gelen sıcak su kaynakları ile de ünlüdür.

Eskişehir kültürel zenginliği kadar doğal güzellikleri, mutfağı ve alışveriş olanakları ile önemli bir turizm çekim merkezi olmayı hedeflemektedir.

         Eskişehir Alpu Resimleri Images: 0 Hits: 232 Description: Alpu, İç Anadolu Bölgesi’nde Eskişehir iline bağlı ilçe. Türkiye'de yalnız Eskişehir ilinde çıkarılan lületaşı bu ilçeye bağlı eski adı Sepetçi Yeni adı Beyazaltın köyünden çıkarılmaktadır.

lçe ,ilkçağlarda Frigya adı verilen bölge içerisindedir. İlçe içerisinde bulunan höyüklerden,bölgenin ilkçağlarda yaygın bir kültüre sahip olduğu anlaşılmaktadır. M.Ö.2000 yıllarında doğudan inen Hititler bu çevreyi Hitit topraklarına dahil etmişlerdir.M.Ö.2000 yıllarında Hitit egemenliğine son vererek geniş bir alana yayılan Frigler Alpunun da içinde bulunduğu Eskişehir Ovasına yerleşerek bir krallık kurmuştur. M.Ö.116 yılından sonra bütün Frigya Roma idaresine geçince, bu yörelerde Roma-Frig halkı kaynaştırılarak iskan ettirilmiştir.1972 yılında Büyükkızlar Höyüğünde bulunarak Eskişehir Arkeoloji Müzesine teslim edilen 180 bilezik, kolye, yüzük, sikke ve benzeri eşyalardan Romalıların bölgede uzunca bir süre yaşadıkları ortaya çıkmıştır. 1071 Malazgirt muharebesinden sonra doğudan gelen Türkler , 1074 yılında bu yöreyi aldılar.Selçuklu Uç Beylerinden Bozhan,halen ismi Bozan olan İlçeye bağlı Bozan Kasabasının bulunduğu yerde kendi adı ile anılan bir han yaptırdı. Bozhan kabilesinden altı haneyi verimli otlaklarla kaplı bulunan bu bölgede iskan ettirilmesiyle ilk kez yerleşim birimi olarak Alpu kurulmuştur. Rivayetlere göre Alpu adı Altı, Altu, Alpu olarak değişime uğramıştır. Halen dört Mahallesi bulunan İlçenin Kemalpaşa Mahallesi buraya yerleşen altı haneden üremiştir. Bu mahalleye eski Alpu denilmektedir . 1928 yılında Eskişehir İl Merkezine bağlı Bucak statüsüne kavuşmuştur. 1936 yılında Romanya ve Bulgaristan dan gelen göçmenlerin yerleşmesi ile Fevzipaşa Mahallesi kurulmuş ,bu mahalle aynı zamanda Gökçekaya Barajının yapımı nedeniyle arazileri kamulaştırılan Mihalıççık İlçesi Süleler ve Ermenek Köylülerinin de iskan sahası olmuştur. Denizli/Çivril ve Konya yörelerinden gelenlerin de mahalleye yerleşmesiyle büyüyen mahalle eski Cumhurbaşkanımız Sayın Kenan EVREN in ismine izafeten Evrenpaşa Mahallesi olarak iki mahalleye ayrılmıştır. Kemalpaşa Mahallesinin büyümesiyle Fatih Mahallesi adında yeni bir mahalle oluşmuştur. 1955 yılında Belediye Teşkilatı kurulan Alpu,19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla İlçe Merkezi olmuştur.

Batısında il merkezi, kuzeybatısında Sarıcakaya, doğusunda Beylikova, güneyinde Mahmudiye ilçeleri ile kuzeyinde Ankara il sınırının çevrelediği Alpu Ovası üzerinde yer almaktadır.

         Eskişehir Beylikova Resimleri Images: 0 Hits: 148 Description: Tarihi
Sırasıyla ,Frigyalılar, Traklar, Lidyalılar ve Romalılar’ın hakimiyeti altında kalan Beylikahır, 1064 yılında Selçuklu topraklarına katılmış, 1157 yılında Selçuklu İmparatorluğunun parçalanması sonucunda kurulan Beyliklerden Osmanlı Beyliğinin yönetimi altına girmiştir. Selçuklular döneminde büyük bir at yetiştirme merkezi olan ve bu sebeple ismi Beylikahır olan İlçemiz, 1305 yılında Dükkancı Ali Ağa, Topçu Süleyman ve Halil Ağa tarafından bir yerleşim merkezi olarak kurulmuştur. 1930 yılında Bucak merkezi olmuş, 1985 yılında ismi Beylikova olarak değiştirilmiş ve 14 Temmuz 1987 tarihinde İlçe Merkezi statüsüne kavuşmuştur.

Coğrafi Yapısı
Eskişehir ilinin doğusunda, İl merkezine 76 Km. uzaklıkta bulunan Beylikova İlçesi, Eskişehir-Ankara demiryolu üzerinde bulunup,doğusunda Mihalıççık, batısında Alpu, kuzeyinde Mihalıçcık, güneyinde Sivrihisar ve Mahmudiye İlçeleri ile komşudur. Eskişehir-Ankara karayoluna 22 Km. mesafededir. Beylikova’da karasal iklim hakim olup, yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlıdır. Bitki örtüsü bakımından oldukça çıplaktır. Yörede kavak, söğüt ve az miktarda elma ve erik ağacı bulunmaktadır.
Nüfus Durumu
22 Ekim 2000 tarihinde yapılan Genel Nüfus sayımında kesin olan sonuçlara göre Beylikova’nın Merkez nüfusu 4.876, köylerin nüfusu ise 5.086 olup, toplam nüfus 9.962 dir. Nüfusun %52 si kadın, % 48 i erkektir. Nüfusun % 90 ı çiftçi, % 5 i esnaf, % 3 ü memur ve % 2 si işçidir. Nüfusun tamamının ana dili Türkçe’dir. İdari Durum İlçemiz 1 Belediye ve 21 köyden oluşmaktadır. 21 köyün 3 ü orman köyü olup, diğerleri orman dışı köylerdir. İlçe Merkezinde 4 mahalle mevcut olup, mahalle ve köy isimleri şöyledir

         Eskişehir Çifteler Resimleri Images: 0 Hits: 86 Description: Tarihi ve Coğrafi Yapısı ve Nufüsu
Daha önce Çifteler Köyü olan İlçemiz 1954 yılında çıkarılan 28.06.1954 tarih ve 6821 Sayılı Kanunla Çifteler İlçe Merkezi olmuştur. Yüz ölçümü 820 Km2 dir. Ortalama rakımı 875 M dir. Yazları kurak ve sıcak, Kışları soğuk ve kurak, İlkbahar ve Sonbahar serin ve yağışlı geçer. İlçemizde 61.850 hektar tarım arazisinin 14.000 hektarında sulu tarım, 47.580 hektarında kuru tarım yapılmaktadır. 1755 Hektarı ormanlıktır. 2000 Yılı Nüfus sayımına göre İlçe Nüfusumuz toplam 18.545 dır. Bunun 11.883 İlçe Merkezinde 6.662’si Köylerde bulunmaktadır.

         Eskişehir Günyüzü Resimleri Images: 0 Hits: 92 Description: Tarihi ve Coğrafi Yapısı ve Nufüsu
Sivrihisar tarihine göre 1150 yılında Günyüzü’ nün ayrı bir Kaza olduğu bildirilmektedir. Günyüzü’ ne ilk gelenler KILAVUZOĞULLARI, TELATİNOĞULLARI, BEYAZITOĞULLARI, SARIOĞULLARI VE DURMUŞOĞULLARI’ dır. Köyün ilk adı KOZAĞACI’ dır. 1932 Yılında Bucak olan Günyüzü Nahiyesi’ne 1972 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuş, Günyüzü İlçesi 20 Mayıs 1990 tarih ve 20523 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 3644 Sayılı kanunla müstakil İlçe olmuş olup, 06.08.1991 tarihinde resmen çalışmaya başlamıştır. İlçenin Yüzölçümü 740 Km2 olup, Denizden yüksekliği 864 M.’ dir. Günyüzü İlçesinin arazileri Ova görünümünde ise de yer yer yüksek dağ ve kayalıklar arazideki düzlüğü bozmaktadır. 2000 Yılı Genel Nüfus Tespit sayımı sonuçlarına göre Günyüzü İlçesinin toplam nüfusu 8.295 kadın 8.205 erkek olmak üzere 16.500' dür. İlçe Merkezine bağlı 2 kasaba 14 köy vardır. İlçe merkezinin nüfusu 4.737 olup bağlı kasaba ve köylerin nüfusu ile 11.763 ' dir. Günyüzü İlçesinde kadın nüfusu fazla görünmekte ise de bu farklılık büyük oranda değildir. İlçe Merkezi Kasaba ve Köylerinde yaşayan tüm vatandaşların ana dili Türkçe olup Türkçe dili dışında başka bir dil kullanılmamaktadır. Nüfusumuzun % 80'ne yakın kısmı tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta geri kalan nüfus ise küçük sanayi, esnaflık, el sanatları ve mevsimlik işçilik alanlarında çalışmaktadır. İlçemiz nüfusunun büyük bir kısmı İlçe dışındaki komşu İl ve İlçelere yerleşmişlerdir.

         Eskişehir Han Resimleri Images: 0 Hits: 134 Description: Nüfus Durumu
Han’ın merkez nüfusu 2072, köyleri ile birlikte toplam nüfus 3706’dır. İlçe oluncaya kadar Han ve köylerinden başta İstanbul ve Eskişehir’e olmak üzere yoğun bir göç olayı yaşanmıştır. Göç bu gün de devam etmektedir. Ekonomik alanda istihdam alanları yaratılmadığı müddetçe de göç devam edecektir.
Tarihi
İlçemizde ilk yerleşimler Hititler’e kadar dayanmaktadır. Erten Mahallesindeki Erten Höyük, Karaağaç Höyük, Kulapa Höyük (Bakır Çağından II. Bine kadar tarihlendirilir) ile Yazılıkaya’daki Midas Şehri’nin doğuya bakan yamaçlarındaki kayalara işlenmiş Hitit Rölyefleri, Hitit kalıntılarıdır. Bu nedenle ilçemizin Hititler döneminde yerleşim gördüğü kesin olarak söylenebilir. (MÖ 3500) MÖ 1200 yıllarında Balkanlardan gelen Frigler, bilhassa bölgemizde bulunan Hitit egemenliğine son verirler. Friglerin başkentinin Gordion (Polatlı) olması bu bölgedeki etkinliklerini kuvvetli kılmıştır. Tarihçi Heredot’un üzümünden ve bağlarından övgü ile bahsettiği Yeşil Vadi, Sağlıklı Frigya (Phyrgia Salutaris) ilçemizin topraklarını da kapsamaktadır. Friglerin kurdukları Galatia (Ankara), Gordion (Polatlı), Pessinus (Ballıhisar), Dorylaion (Eskişehir) ve Midas City (Yazılıkaya) gibi önemli yerleşim merkezlerinden Midas City ilçemizin sınırları içindedir. Burada en önemli kazıyı Fransız Gabriel yapmıştır. Bu araştırmalar MÖ VII. Yüzyıl sonrası bazı saldırılara uğrayarak doğu topraklarını kaybeden Friglerin MÖ VI. Yüzyıl başlarında bölgemizde ikinci altın devirlerini yaşadığını ortaya koymuştur. Daha çok kaya kabartma ve yazıcılığına önem veren Friglerin alfabesi henüz tam çözülememiş olup bu konuda bazı bilim çevrelerince çalışmalar devam etmektedir. Friglerin egemenliğine son verenler Kimmerler’dir. Sonra da merkezleri Sard (Manisa) olan Lydialılar’ın egemenliklerini genişletmeleri üzerine bölgeye hakim oldukları görülmektedir. Fakat Frigler tarıma, Lydialılar ise ticarete önem verdiklerinden, Lydialılar ilçemizde yerleşim yeri kalıntısı bırakmamışlardır. Ancak ticaret yolu olarak yapılan Sard’dan Dorylaion’a uzanan “Kral Yolu” ilçemizden geçmiş olup, kalıntılarını görmek mümkündür. Lydialılar’ın egemenliğine Persler’in son verdiği (MÖ 546) ve Makedonya Kralı Büyük İskender’in Anadolu’ya geçmesi (MÖ 334) ile Hellenizm İmparatorluğunun egemen olduğu bilinmektedir. MÖ II. Yy’da bütün Hellenizm İmparatorluğu toprakları Roma İmparatorluğu’nun eline geçmiştir. MS 395 yılında Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesiyle İstanbul merkez olmak üzere oluşan Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) tüm Anadolu’nun hakimi olmuştur. (MS 395-1071) Kral Yolundan başka İstanbul’dan Konya ve Kayseri’ye oradan Suriye ve Irak’a giden Kuzey-Güney ticaret ve sefer yolunun ilçemizden geçmesi ile ilçemizin önemi bu dönemde artmıştır. İlçe merkezi başta olmak üzere Yazılıkaya, Erten, Akhisar, Gökçeyayla, Başara, Karakuyu, Alevkilise, Üççeşmeler gibi daha birçok yerde Roma-Bizans döneminden kalma çok sayıda yerleşim yeri ve tarihi kültür varlığı kalıntısı mevcuttur. Seyit Battal Gazi türbesinin komşu ilçe Seyitgazi’de olması Emeviler zamanında seferlerin ilçemize kadar ulaştığını göstermektedir. Bu bölge orta Çağın ikinci yarısında Türk, Bizans ve Haçlı Ordularının geçiş ve savaş yeri olmuştur. Selçuklular’dan sonra Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu bölge ilçemize yakın olup, ilçemiz topraklarının Osman Bey’in amcası Dündar Bey Vakfı’na ait topraklar arasında olduğu rivayet edilmektedir. Osmanlı döneminde ilçe topraklarında ilk yerleşimlerin nasıl ve nerelerde olduğu konusunda kaynaklarda bilgiye pek rastlanılmasa da, Bozüyük istikametinde kuzeybatıdan gelen sefer ve kervan yolunun şimdiki Han İlçesi merkezinden geçtiği öteden beri bilinmektedir. Evliya Çelebi bu yerin, Seyitgazi’den sonraki menzil olduğunu belirtmiştir. Türk devri sefer ve kervan yolunun öncüsü olan Bizans Yolu’nun da Han’dan geçtiği anlaşılmaktadır. Han’dan, Osmanlı Devrinde geçen İstanbul-Eskişehir-Konya-Adana yolu “Anadolu”, “Anadolu Orta Kolu” olarak adlandırılır. IV.Murat döneminde Vezir-i Azam Hüsrev Paşa Bağdat Seferi’ne giderken, bölgenin önemini kavramış ve buraya bir kervansaray, cami, hamam ve çeşmeler yaptırmak amacıyla vakıf kurmuştur. Vakfiyesi mevcuttur. 27 Nisan 1631’de tanzim edilen bu vakfiyeden öğrenildiğine göre Karahisar-ı Sahib (Yani Afyon Karahisar) sancağında Barcunlu’da Ulukilise denilen yerdeki bu hayır eserlerini kurduran, halen Sadrazam olan “Saadetli ve mekremetlü” Hüsrev Paşa’dır. “Ayende ve revendenin” konaklaması için bir kervansaray, hamam ve camiden ibaret olan bu külliye için etraftaki köylerin çoğu vakfedilmiş ve gelirinin nasıl kullanılacağı tasrih edilmiştir. Geçen yüzyıl içinde çizilen haritalarda Eskişehir’den güneye inen tek yol Kütahya – Afyon yoluna paralel olarak, Seyitgazi – Bardakçı – Hüsrevpaşa üzerinden geçerek Bayat’da Afyon Karahisar – Ankara yolu ile kesişmektedir. Böylece pek yakın tarihlere gelinceye kadar çalışan bu yol, yeni karayolları şebekesinin değişik esaslara göre kurulması ile kenarda kalmış ve unutulmuştur. Han da menzil yeri olarak önemini kaybetmiş ve bir ara köy statüsüne düşmüştür. Kurtuluş Savaşı sırasında da ilçemiz ve yakın çevresinde oldukça yoğun askeri harekatlar cereyan etmiştir. Yunanlılar Kayı, Karaağaç ve Han’da karargah kurmuşlardır. Kayı ve Karaağaç’da yangınlar çıkarmalarına ve çeşitli zararlar vermelerine rağmen Han’da bir tahribat yapmamışlardır. Han’ın doğu kenarına yerleşerek sadece erzak temini amacıyla Hanlılarla temasta olmuşlardır. İlk gelişlerinde Hüsrev Paşa Camiini ateşe verdikleri, daha sonra camideki Bizans dönemi yapı taşlarını görünce yangını söndürdükleri rivayet edilir. Türk Orduları da çevremizde devamlı hareket halinde olmuşlardır. İskânkuyu, Gökçekuyu ve Mallıca’da karargahlar kurarak düşmanı devamlı takip halinde olmuşlardı. Han, 1963 yılında Afyon’un Emirdağ İlçesi’nden ayrılarak Eskişehir’in Çifteler İlçesi’ne bağlanmıştır. 15 Mayıs 1967’de Kasaba olmuş ve Belediye Teşkilatı kurulmuştur. 20 Mayıs 1990 tarihinde çıkarılan 3644 sayılı Kanun ile ilçe statüsüne kavuşmuş, ilk etapta 10 köy bağlanmıştır. Daha sonra Afyon’un İscehisar İlçesi’nden ayrılan Gökçeyayla Köyü’nün de bağlanmasıyla köy sayısı 11 olmuştur.

         Eskişehir inönü Resimleri Images: 0 Hits: 103 Description: Tarihi ve Coğrafi Yapısı ve Nufüsu
Tarihi Hititler zamanına kadar uzanan İnönü Kütahya Germiyan oğulları tarafından bir uç beyi olarak Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman beye 1289 yılında hediye olarak verilmiştir. İşte bu giriş İnönü’yü Osmanlı’ya bağlamış ve asırlar boyunca da Osmanlı olarak bırakmıştır. I. Haçlı Seferi İnönü karşılanmış, 2 ordu sarı su denen İnönü ovasında karşılaşmış ve burada hezimete uğratılmıştır. İnönü Zaferleri kendini bir çığ zannedenlerin bir buz parçası gibi eritildiği, sopanın çeliğe galebe çaldığı ve tarih sayfalarına altın harflerle yazıldığı, kısacası Ulu Önder Mustafa Kemal’in Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşaya çektiği telgrafta da belirttiği gibi “Türkün Makus Talihinin Yenildiği Yerdir.” İnönü 16 ay Yunan işgalinde kalmış, Yunanlıların İzmir’de denize dökülmesi ile bu işgal sona ermiştir. İnönü Zaferlerinin idare edildiği Tarassut Tepe denilen yerde Şehit Ali İhsan AYDIN İlk öğretim okulu bulunmaktadır. Netice itibariyle İnönü İlçesi Söğüt Sancak Beyliğine bağlı bir Nahiye iken, Cumhuriyetin ilk yıllarında Bilecik İli Bozüyük İlçesine bağlanmış, 1963 yılından itibaren de Eskişehir İline bağlı bir nahiye olarak kalmıştır. 4 Temmuz 1987 tarihinde 3392 sayılı kanunla İlçe Statüsüne kavuşan İnönü Ege, Marmara ve İç Anadolu Bölgelerinin kesiştiği bir nokta da yer almakta olup, yüz ölçümü 358 km2, rakımı ise 840 m’dir. 1985 Nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfusu 10.277 olan İnönü dışarıya göç nedeniyle 22 Ekim 2000 Genel Nüfus sayımında 9.270’e düşmüştür. İlçe halkının %80’i geçimini çiftçilik ve buna bağlı olarak hayvancılıkla sağlamaktadır.

         Eskişehir Mahmudiye Resimleri Images: 0 Hits: 100 Description: Tarihi
İç Anadolu coğrafi bölgesi, yukarı Sakarya bölümündeki Eskişehir ilinin güneydoğusunda, Eskişehir-Afyon asfaltı üzerinde (YOL BOYU YERLEŞİM) şeklinde kurulan ve Cumhuriyetten sonra ilçe olan Mahmudiye yeşillikler içerisinde bir yerleşim merkezidir. İlçe halkının en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Eski çağlarda Hitit ve Frig uygarlıklarının yerleşimine sahne olan ilçede Roma-Bizans dönemlerine ilişkin kalıntılar bulunmuştur. İlçe Osmanlı döneminde önem kazanmış, orduya at yetiştiren Hara ile daha da gelişmiştir. 1815 yılında II.Mahmud'un emri ile kurulan Çiftlik-i Hümayun'da tarımsal faaliyetler, at ve koyun yetiştiriciliği ağırlık kazanmıştır. Bu nedenle ilçeye mahmudiye adı verilmiştir. Günümüzde Anadolu Tarım İşletmesi adını alan kuruluş ülkenin yarış atı ihtiyacını karşılayan önemli bir kaç merkezdendir.

Coğrafi Yapısı
Mahmudiye, İç Anadolu coğrafi bölgesinin kuzeybatısında, yukarı Sakarya bölümünde ve Eskişehir’e bağlı bir ilçedir Mahmudiye ilçesi kuzeyinde Eskişehir, Alpu, kuzeydoğusunda Beylikova, doğusunda Sivrihisar, güneyinde Çifteler ile batısında Seyitgazi ilçeleri ile çevrelenmiştir. Komşusu olan ilçelerin tamamı Eskişehir’e bağlıdır. Mahmudiye, Eskişehir ‘in güneydoğusunda ve 51 Km. uzaklıkta, Konya asfaltı üzerinde 3,5 Km. lik yol boyu yerleşimi şeklinde kurulan ilçedir.
Nüfus Durumu
İlçemiz köylerinin toplam nüfus sayısı 4982 İlçe merkezimizin nüfus sayısı 5111 olmak üzere toplam ilçe nüfusumuz 10093’dür

         Eskişehir Mihalgazi Resimleri Images: 0 Hits: 101 Description: Tarihi ve Coğrafi Yapısı ve Nufüsu
Yörede ne zamandan beri yerleşik hayata geçildiği bilinmemekle beraber, gerek tarih öncesinde, gerekse tarihi devirlerde çeşitli uygarlıkların etkisi altında kaldığı bilinmektedir. Eskişehir çevresinde yapılan prehistorik araştırmalar , bölgede paleolitik (Eskitaş) döneminde yerleşmeler olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bizanslılar döneminde İlçemizin yer aldığı Orta Sakarya Vadisinin etkin olarak yerleşilen yerlerden olduğu bilinmektedir. Nitekim yörenin Bizanslılardan beri yerleşim yeri olduğu, çeşitli kesimlerinde bulunan ve günümüze kadar erişebilen bazı tarihi kalıntılardan (Kale kalıntıları .taş ambar ,su yolları.mezarlar ,küpler ve süs eşyaları) anlaşılmaktadır. Selçuklular döneminde merkezi Eskişehir olan Sultanönü sancağına bağlı olan yöredeki Sakarya nehri boyundaki köylerin tamamı 1466 daki tarihlerden beri bilinmektedir. Sözü edilen tarihlerde Bozaniç,Sakarıılıca,Demirciler ve Alpagut birer (yaya) köyü olarak Karaoğlan (taycı) köyü olarak teşkilatlanmış olup, İlçemizin eski adı Gümeledir. Ertuğrul Gazi’nin Söğüt ‘de Osmanlı Devletinin temellerini atarken, özellikle kış aylarında sakarya nehri boylarında askerlerini barındırdığı bilinmektedir.Yöre 1292 de Müslümanlığı seçerek Osman Gazi ile birlikte çok sayıda sefere katılan Harmankaya Tekfuru Köse Mihal’ e kılıç hakkı olarak verilmiştir.Bu nedenle İlçemiz Mihalgazi adını halk arasında bilinen Abdullah Mihalgazi ‘ den almıştır. 1944 yılına kadar Söğüt’ e bağlı bir bucak iken, bu tarihten itibaren Eskişehir İline ,1958 yılında Sarıkayanın Sarıcakaya adıyla İlçe olmasından itibaren buraya bağlanmıştır. 1967 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuş, 20.05.1990 tarih ve 3644 sayılı Kanunla İlçe olmuş ve 14.08.1991 tarihinden itibaren de fiilen İlçe teşkilatı göreve başlamıştır. Doğusunda Sarıcakaya İlçesi ,Batısında Bilecik İli İnhisar İlçesi, Kuzeyinde Bilecik İli Yenipazar İlçesi,Güneyinde Eskişehir İli Merkez İlçesi ile çevrilidir.Ülkemizin en önemli akarsularından olan Sakarya Nehri İlçemizi doğudan batıya ikiye bölmektedir.İlçe toprakları kuzeyden Köroğlu Dağları, güneyden ise Sündiken Dağları ile çevrilmiştir.Farklı Coğrafi bölgelerin geçiş sahasında yer alan İlçemizin yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılıktır. Yörenin denizden yüksekliği 220 m.dir. İlçemiz yüz ölçümü olarak toplam 118 km dir.

Nüfus Durumu
İlçe Nüfusu 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan nüfus sayımı sonuçları itibariyle 14.029'dir İlçe merkezi nüfusunun % 5 ni Memurlar ve bunların aile fertleri oluşturmaktadır. Çalışabilen nüfusunun % 5 ticaretle % 90 ise tarımla uğraşmak- tadır.İlçe Merkezi ve bağlı birimlerin anadili Türkçe olup, başka dil konuşulmamaktadır.

         Eskişehir Mihalıçcık Resimleri Images: 0 Hits: 91 Description: Tarihi
Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarında ele geçirilen yerler gazilere tımar olarak verilirdi. Bilindiği gibi tımar, bir toprak parçasına ait gelirin belirli bir görev karşılığında belli şartlarla bir kişiye tahsisinin genel adıdır. Harmankaya (Sarıcakaya civarı) Tekfuru Köse Mihal Osman Bey ile savaşır ve yenilir. Esir edilen Köse Mihal Osman Bey tarafından serbest bırakılır. Bu olay aralarında bir dostluğun kurulmasına neden olur. Daha sonra Müslüman olan Köse Mihal’e gösterdiği başarılardan dolayı İlçemiz havalisi Tımar olarak verilmiştir. Köse Mihal’in torunu olan Gazi Mihal’in küçük yaştan itibaren ilçemizde büyüdüğü, kendisini sevenlerin Gazi Mihal’e Mihalıççık dediği, ilçenin adının da buradan geldiği rivayet edilmektedir. Uzun süre Bursa livası Yenişehir kazasına bağlı bir nahiye olarak kalan Mihalıççık’ın 1840 yılında Ankara Vilayetine bağlı bir kaza olduğu bilinmektedir. 1925 yılında Eskişehir’in İl olması sebebiyle Eskişehir İline bağlanmıştır.
Nüfus Durumu
2000 Yılı nüfus tespit sayımına göre İlçemizin Nüfusu; İlçe Merkezi : 4.706 Kişi Oranı : %25 Köyler Toplamı : 13.990 Kişi Oranı : %75 Toplam : 18.696 Kişi - İlçemizde Km2’ye düşen kişi sayısı : 11 - İlçemizde Nüfusun %93 ‘i okur-yazardır. - İlçe merkezi ve köylerinde yaşayan halkın % 80 i çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. - İlçemizde yaşayan halkın Ana dili TÜRKÇE’dir.

         Eskişehir Sarıcakaya Resimleri Images: 0 Hits: 128 Description: Coğrafi Yapısı
İlçemiz Doğudan Batıya doğru uzanan, Güneyinde Sündiken dağlarının, Kuzeyinde Bolu Köroğlu dağlarının arasında bulunan Sakarya Nehri boyunca 450 km. lik alana sahiptir. Beşeri açıdan İç Anadolu Bölgesinde görülmekle birlikte Bölgeler haritasına baktığımızda İlçemiz Batı Karadeniz Bölgesi içinde yer almaktadır. Rakımı 200-250 metredir. İklimi: İlçemiz Orta Anadolu, Batı Karadeniz ve Marmara Bölgelerinin kavşak yerlerinde bulunmasına rağmen Akdeniz İklim özelliğini taşımaktadır. Bir başka ifade ile yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yıllık ortalama ısısı 15-19 derece, Ağustos ayının ortalaması ise 36 derece olmaktadır. En düşük ortalaması 3,4 C ile 5 C arasında değişmektedir. Kış aylarının en düşük ısı dereceside -5 olarak tesbit edilmiştir. Şubat ayının ortalama ısısı 15 derece olmaktadır. Yüzey Şekilleri: Sakarya nehri doğudan batıya İlçemiz arazisini ikiye bölmekte, ilçe Kuzeyde Göynük Dağları ile güneyde Sündiken Dağları arasında yer yer 800 - 900 m. genişliğinde açılmış taban genişliği 200 - 300 m. arasında değişen doğu - batı uzanışlı bir oluk vadi üzerindedir. Güneyde Sündiken Dağları, Kuzeyde Köroğlu dağları %30 lara varan bir eğimle Sakarya Vadisine inmektedir. İlçe merkezinin denizden yüksekliği itibariyle 236 metredir. Bitki Örtüsü: İlçemiz sınırları içerisinde kalan arazinin %50 ye varan bir bölümü ormanlarla kaplı olup, ormanlık alanın büyük bir bölümü sarıçam ormanlarından oluşmaktadır. Bu ağaçların yanında özellikle Sakarya Vadisi ile dağların arasında kalan kesimlerde ise meşe, yabani zeytin, yabani incir ve sakızlık “menegiç” ağaçları bulunmaktadır. Sakarya Vadisinin İlçemiz sınırları içerisinde kalan bölümünde ise kavak ve söğüt ağaçları yanında büyük bir kısmını dut, kayısı, zerdali, armut, erik, nar, incir, üzüm, zeytin ağaçları bulunmaktadır. Akarsularımız: İlçemiz sınırları içinde en önemli akarsu Sakarya ırmağı olup, bunu besleyen küçük akarsulardan Çatak Çayı ile Mayıslar Çayı zikredilmeye değer niteliktedir. Sakarya nehri İlçemiz sınırlarına Ankara İli Nallıhan İlçesinin Yenice Köyü, İlçemiz Düzköy-Laçin sınırının birleştiği yerden girmekte, çeşitli kavisler çizip, çevresine hayat vererek İlçemiz, Mihalgazi İlçesi, Bilecik İnhisar, Söğüt İlçesinden Adapazarı’na ulaşmaktadır. Madenlerimiz: İlçemizin en önemli madenleri krom ve mermerdir. Krom madeni Dağküplü-Laçin arasındaki dağlık alanda bulunmaktadır. Krom yatakları bir süre işletildikten sonra ekonomik olmadığı gerekçesiyle terkedilmiştir. İlçemizde günümüzde işletilen tek yeraltı zenginliği mermerdir. Yaylada bulunan yataklar işletilmekte, elde edilen mermer Eskişehir, Bilecik ve Afyon’a gönderilmektedir. Bunların dışında ayrıca linyit,manyezit, wolfrom, bakır, altın gibi madenlerin yörede bulunduğu bilinmekle birlikte hiçbiri işletilmemektedir.
Nüfus Durumu
İlçe Merkezinin nüfusunun %10’u memurlar ve bunların aileleri, geriye kalan %90 ise yerli halk oluşturmaktadır. İlçemizde Beyyayla ve Güneyköy halkı yörüktür.Merkez ve diğer köylerimiz ise manav olarak isimlendirilir. Çalışabilen nüfusun %10’nuna yakını memur, %10’nuda ticaretle iştigal etmekte geriye kalan %80’e yakını ise sebze ziraatiyle uğraşmaktadır.

         Eskişehir Seyitgazi Resimleri Images: 0 Hits: 117 Description: Nüfus Durumu
İlçemiz merkez nüfus sayısı 3281 Beldelerin Nüfusu 7644 Köylerimizin Nüfusu 10776 olmak üzere toplam ilçe Nüfusumuz 21.701'dir.

İdari Durum
Seyitgazi İlçemizin merkez (1) Belediyesi (2) Belde Belediyesi ve (3) Mahallesi vardır İlçeye bağlı 45 Köy mevcuttur. Merkezdeki Mahalleler 1-Derebenek 2-İkiçeşme 3-Hacı Yunus

Sosyal Durum
İlçemiz merkezinde 1236 adet bina olup,bunun 850 hanesi konuttur.Ayrıca İlçemizde 122 İşyeri bulunmaktadır. Sosyal yaşantı bakımından ilçe merkezi ile köylerin arasında büyük farklılıklar yoktur.

Ekonomik Durum
İlçemiz yüz ölçümü itibari ile küçük bir ilçe görünümünde olduğu halde Zirai potansiyeli büyüktür.halkın %90 Tarım ve Hayvancılıkla uğraşmaktadır. İlçemizin yüz ölçümü 1502 km2'dir Bu arazinin 620 Dekarı Ekile bilir arazi 127560 Dekarı Çayır-Mera 663770 Orman 90866 Diğerleridir.

Tarihi
İlçemiz çok eski bir yerleşim yeridir ilk yerleşim M.Ö.3500'de başladığı yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır.Tarihte asıl belirgin yeri M.Ö.800-600 lerde başlar Bizanslarla İslam orduları arasında savaşlara sahne olmuş Seyitgazi 1531 yılında 15.000 nüfuslu Bucak Merkezi iken çeşitli İdari değişikliklerden sonra 1922 yılında ilçe olmuştur.

Coğrafi Yapısı
Eskişehir İline 43 km. mesafedeki ilçemizin 1502 km.deniz seviyesinden yüksekliği 1040 m.dir. Akar Suları Yerüstü suyu olarak en büyüğü ve İlçe merkezinden geçen Seydisuyu' dur. İklimi Seyitgazi'de daha çok karasal iklim hüküm sürmekte,yazları sıcak ve kurak Kışları soğuk ve yağışlıdır.Yağışlar kısa sürelidir.Temmuz ve Ağustos aylarında en az yağış alan aylardır Ocak ve Mayıs ayları en çok yağış alan aylardır.

Eğitim
İlçemiz merkezi ile Kırka ve Doğançayır Beldelerinde 1'er Lise Eğitim Öğretim vermekte olup,yine İlçe merkezinde 1,Kırka Beldesinde 2,Doğançayır Beldesinde 1Ayvalı,Bardakçı,Cevizli,Kümbet,Karaören Köylerimizde 1'er İlköğretim okulu bulunmaktadır. Ayrıca bir Sağlık Meslek Lisesi bulunmaktadır. Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünün İlçemiz merkez,Belde ve Köylerimizde çeşitli kurs faaliyetleri ile hizmet vermektedir.

Ulaştırma ve Alt Yapı
İlçemiz Eskişehir-Afyon yolu üzerinde Eskişehir'e 43km.uzaklıktadır.İl merkezine Otobüs yolcu taşımacılığı Belediyemize ait Otobüsler ile yapılmaktadır. İlçemiz Şehir suyu yer altı suyu olup,şebeke uzunluğu 24 km.dir.İlçemiz PTT santrali 5662 abonmanlık olup,tamamı doludur merkeze bağlı 45 Köyümüzde Otomatik telefon mevcuttur.

         Eskişehir Sivrihisar Resimleri Images: 0 Hits: 100 Description: Tarihi ve Coğrafi Yapısı ve Nufüsu
Sivrihisar İlçesi M.Ö. 7. asırda kurulduğu sanılmaktadır. l071 yılındaki Malazgirt savaşından sonraki yıllarda da Anadolu’nun Türklerin eline geçmesiyle Sivrihisar’da bir Türk yerleşim bölgesi haline getirilmiştir. Anadolu Selçuklu Devletinin Sınırları içerisinde kalan Sivrihisar dönemin önemli kültür ve ticaret merkezlerinden biri olmuş Selçuklu Devletinin 13. Yüzyılda yıkılması ile İlhanlı Devletinin kontrolüne girmiştir. Bir süre Anadolu Selçuklu Beyliklerinden Germiyanoğullarının kontrolünde kaldıktan sonra Sultan 1. Murat zamanında Osmanlı Devleti sınırlarına dahil edilmiştir. 1684 yılında Kaza haline getirilmiştir. Sivrihisar idari yönden 1846 yılında Ankara’ya, 1912 yılında da Eskişehir İline bağlanmıştır. Birinci Dünya Savaşından sonra kısa bir süre Yunan işgaline uğrayan ilçe 20. Eylül 1921 yılında düşman işgalinden kurtarılmıştır. Sivrihisar İlçesinin yüzölçümü 2987 Km2 olup rakımı 1070 mt.dir. İlçemizde karasal iklim türü hakimdir.

Nüfus Durumu
2000 nüfus sayımına göre ilçemizin toplam nüfusu 31.583 olup, 10.574 İlçe Merkezinde, 21.009.u Kasaba ve Köylerde oturmaktadır.

     Gaziantep Resimleri Images: 6 Hits: 1380 Description: GAZİANTEP ADININ KÖKENİ

İlk Arap Coğraafyacılarının eserlerinde Dülük adı sık geçerse de Antep (Ayıntap) adının Araplarca buraya verildiği söylenebilir. XIII.yy Müelliflerinden Yakut-el Hamevi''nin ifadesine göre “Aynütap” sağlam kale olup Dülük adıyla anılmaktaydı. Bu ad muhtemelen Haçlı seferleri öncesinde yaygınlık kazanmıştır. Haçlı seferleriyle ilgili Vekayi namelerde Hamtap, Ermeni kaynaklarında Anthoph, diğer bazı kaynaklarda ise Hantap, Entap, Hatap gibi adlandırmalara rastlanır.

GAZİANTEP TARİHİ

I. Dünya Savaşından sonra ilk olarak 17 Aralık 1918 de İngilizler şehre girdiler. Yaklaşık Bir yıl süren işgalin ardından Fransızlar ile yaptıkları anlaşma gereği burayı Fransızlara terk ettiler.(5 Kasım 1919)Gerek Fransızların gerekse onlarla hareket eden Ermenilerin baskı ve zulümleri halkın direnişine yol açtı. Antep-Kilis hattında Şahinbey liderliğinde işgale karşı büyük bir savunma başladı. Şahin Bey in şehit edilmesinden sonra bu defa Antep çatışmalara sahne oldu. Antep halkı 1 Nisan 1920 den 7 Şubat 1921 e kadar Fransız kuvvetlerine karşı büyük bir direniş gösterdi. Daha sonra direniş kırıldı,ve Türk Askerleri geri çekilmek zorunda kaldı. Böylece Fransızlar 9 Şubat 1921 de şehre hakim oldular. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi gücüyle işgale 10 ay dayanan ve düşmana geçit vermeyen Antep''e 6 Şubat 1921 de Gazilik unvanı verdi. Böylece şehir Gaziantep adıyla anılmaya başladı. Fransızlar Ankara Antlaşmasının ardından 25 Aralık 1921 de şehri boşalttılar ve Gaziantep iki yıl süren işgalden kurtulmuş oldu.

         Gaziantep Şahinbey Resimleri Images: 0 Hits: 315 Description: Gaziantep ili toprakları üzerinde Fırat ve Ceyhan nehirleri tarafından sulanan kesimlerinde paleolitik dönemden beri yerleşimler görülmüştür. İlk yerleşim merkezi M.Ö. 4000 yıllarında kurulduğu sanılan Dolike yerleşmesidir. 15. y.y başlarında kent Dülükten Gaziantep'e taşınmıştır.
M.S. 1300 yıllarında yerleşim kale yakın çevresinde gelişmiştir. Toplu olarak ilk sıçramalar 1500-1600 yılları arasında, Şehreküstü, Şahveli ve Eyüpoğlu mahallelerinin bulunduğu bölümlere doğru olmuştur. 1938 yılına kadar kentsel sınırlarda büyük değişiklik olmamış, kentsel gelişme boşluklıarın dolması biçiminde olmuştur.
Kentte bilinen ilk imar planı Ankaranın ilk imar planınıda hazırlayan Prof. Herman Jansen tarafından yapılmıştır. (1933-1935)
Meskün alanın iki katı kadar gelişme alanı açan bu plan uyarınca mevcut yollar genişletilip yenilenmiştir. 1950-1955 yıllarında Y.Mimar Kemali Söylemezoğlu ve Kemal Ahmet Aru'nun yaptığı ikinci imar planında kentin batı ve güneydoğuda öngörülen gelişmesine koşut olarak gelişme atatürk Bulvarı, İnönü ve Akkoyunlu caddelerine kaymıştır.
1950-1960 dönemi kentin ilk apartmanlar ve ilk gecekondularla tanıştığı dönemdir. Kent giderek apartmanlaşırken az katlı ancak ekonomik ömrünü tamamlayan binalarda yıkılıp yenilenmeye başlamışlardır.
Gaziantep'in 1987 yılında Büyükşehir olmasından sonra merkez ilçe olarak kurulan Şahinbey ilçemiz 600.000 kişi nüfusa sahiptir.
Bunun yanısıra yeni kentsel çevre üretimi zorunlu hale gelmiştir.
Bu amaçla başlatılan Toplu Konut ve Kentsel Çevre Üretim Projesi kapsamında mücavir alan sınırı yaklaşık olarak iki kat arttırılmıştır. Böylece mevcut yerleşim ve nazım plan dışında Hazine ve Belediye mülklerine dayalı Küçük Kızılhisar ve Bağlarbaşı (Mazmahor) toplu konut alanları planlanmıştır.
Her geçen gün düzenli olarak gelişen ve büyüyen ilçemizde artan nüfusa paralel ilçemizin güneybatı, güney ve güneydoğu kısımlarında ilave uygulama imar planları yapılmıştır.
Yeni yapılan imar planlarıyla düzensiz ve hızla gelişen gecekondulaşmayı önleyici planlama mantığı getirilmiş kent parçaları yeşil tampon bölgelerle ilçemizi bir uçtan bir uca çevreleyen 50m2'lik çevre yolu ile kuşaklama yapılarak düzensiz yapılaşmaya dur denilmiştir.
Büyük bölümü Belediye ve Hazineye ait yaklaşık 30.000.000m2'lik toplu konut uygulaması öngörülerek etaplar halınde uygulamasına geçilmiştir. 1. ve 2. Etapta orta gelir gurubuna mensup vatandaşların taleplerine cevap verecek 1500-2000 kişilik komşuluk ünitelerinden oluşan konut alanlarının ortalarında parklar, çocuk bahçeleri, eğitim, sosyal,kültürel ve dini tesisler mevcuttur.
Ayrıca bölgenin merkezinde 150 hektar büyüklüğünde geniş alanlar içeren ticaret ve alış veriş merkezlerini içeren ticaret aksı planlanmıştır. Üst gelir grubuna ise dubleks konut alanları, 35 m'lik yolun kenarına 30- 40 kişilik imar adaları şeklinde düzenlenmiştir.
İlçemizin güneydoğusunda mevcut teşekkül ve yapılaşmaya uygun Gaziantep - Oguzeli karayolu üzerinde yeşilkent mezarlık alanının kuzeyinde bitişik yapı nizamı, güneyinde ise katıatık ve kirletici öğesi olmayan kentsel servis alanları planlanmıştır.
Toplu konutun 3. Etabını Nüve konut projesi oluşturmaktadır. Toplu konut doğusunda hipodrom, spor kompleksi arasında gecekonduya seçenek olarak eski kent dokusu ile her türlü sosyal teknik alt yapı ilemanlarını içinde barındıran bu alanda 2, 3 ve 4 katlı 150-250 m2'lik arsalar düzenlenmiştir.
Bu proje kapbamında, komşuluk ünitelerinin anayolları boyunca çok katlı ticaret konut alanları ayrılmıştır. Komşuluk ünitelerinin ortamlarında yaya akslarının kesiştiği yerde mahalle merkezleri yer almaktadır. Mahalle merkkezenda temel eğitim okulları meydan çocuk bahcesi oyun alanları parklar ticaret merkezleri ve belediye hizmet alanları mevcuttur.
İlçemizi doğu güney ve batı yönünde kat eden Gaziantep , Şanlıurfa Devlet karayolu güzergahının değiştirilmesinden dolayı doğuya doğru Gaziantep - Oğuzeli Devlet karayolu arasında kalan bölgede revizyon imar plan calışması gerek nazım imar planı gerekse uygulama imar planı çerçevesinde başlamıştır.
Çevre yolu her iki yandaki yeşil kuşaklarla birlikte ortalama 100 m'lik bir kesitte düzenlenmiştir. Çevre yolunun arsa sadeleştirmesi ve uygulaması devam etmekte olup bu yolun hayata geçirilmesi ile birlikte kent merkezindeki taşıt yoğunluğu azalacak transit trafik ve servis kolaylığı sağlanacaktır.
Türkiye kentlerinin genel görüntüsü dışında ilçemizde kentsel gelişme politikası, süregelen sağlıksız kentsel gelişme yerine, gelişmenin yönlendirilebildiği sağlıklı yaşanabilir yeni kent parçalarının oluşturulması sağlanmıştır.
Ucuz arsa - altyapı ve inşaat mahiyeti ile yüksek nitelikli çevre koşullarına ulaşılarak imarlı arsa ve konut üretilmiştir.

         Gaziantep Şehitkamil Resimleri Images: 0 Hits: 203 Description: Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin batısında, Gaziantep İli’ne bağlı bir ilçe olan Şehitkamil, kuzeyinde Pazarcık, kuzeydoğusunda Yavuzeli, doğusunda Nizip, güneydoğusunda Oğuzeli, güneyinde Şahinbey ve batısında ise Nurdağı ilçesi ile çevrilidir. İlçe toprakları dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olup, Sofdağı (1.496 m.), Dülükbaba (1.250 m.), Güreniz (1.069 m.) ve Sam Dağları (1.053 m.) ilçenin belli başlı yükseltileridir. En önemli akarsuyu Alleben Deresi’dir.
Yüzölçümü 412.575 km2 olup, 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre toplam nüfusu 412.575’tir.

Güneydoğu Anadolu ile Akdeniz Bölgeleri arasında kalan ilçede, her iki bölgenin iklimi ve özellikleri görülür. Kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer.

Şehirkamil ilçesi, Gaziantep’in bir mahallesi olduğundan tarihi geçmişi, İl merkezi ile aynıdır.

Gaziantep İli’nin bir mahallesi iken, 1988’de ilçe konumuna getirilmiş ve Fransızların Gaziantep’i işgali sırasında Fransız askerleri tarafından şehit edilen 17 yaşındaki Mehmet Kamil’in ismi bu ilçeye verilmiştir.

         Gaziantep Araban Resimleri Images: 0 Hits: 109 Description: Gaziantep yöresi Akdeniz Bölgesi ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin birleşme noktasında ve Mezopotamya’nın bir parçası olmasından dolayı Anadolu’yu Mezopotamya ve Mısır’a bağlayan ortak yolun merkezinde yer almaktadır. Gaziantep’in kuzeydoğusundaki Araban ilçesi, Adıyaman’ın Besni, Kahramanmaraş’ın Pazarcık, Yavuzeli ve Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi ile komşudur. İlçe, Gaziantep’den 67 km uzakta olup, denizden yüksekliği 610 m’dir. İlin önemli ovalarından biri olan Araban Ovası üzerinde yer alan ilçe topraklarının etrafı dağlarla çevrilmiştir. Şehir, Fırat nehrinin batı tarafında ve bu nehre dökülen Karasu Irmağı’nın kenarında kurulmuştur
Gaziantep bölgesi, en eski devirlerden beri uygun iklim ve konumu nedeniyle devamlı iskân görmüştür. Antik devirlerde iktisadî ve siyasî bütün faaliyetlerin yoğun bir şekilde sürdüğü kuzey Suriye ile Mezopotamya’yı İç Anadolu’ya bağlayan yollar bu bölgeden geçmektedir. Özellikle Araban, İç Anadolu bölgesine açılan yolların kavşağındadır. Bu bölge aynı zamanda, İlk Çağ’dan Orta Çağ’ın sonuna kadar, Fırat nehrini takip ederek Mezopotamya’dan gelen kervanların, Birecik ile Maraş bölgelerine ulaşmaları için bir ayrım noktasıdır.
Bölgede yapılan araştırmalar Araban çevresi tarihinin Tunç Çağı’na (M.Ö. 3000-1200) kadar indiğini göstermektedir. İslâm öncesi Raban Kalesi denilen Araban İç Kalesi’nin en önemli dönemi XI-XIII. yüzyıllar arasındadır.1 Bu yüzyıllar boyunca kale stratejik önemini sürekli korumuştur. Özellikle Urfa Haçlı Kontluğu, Ermeni Krallığı, Haçlı Seferleri, Memlûklu ve Türk akınlarında elde tutulması gerekli kalelerin başında yer almıştır. Araban Kalesi, Ermeniler ile Urfa Haçlı Kontluğu arasında sık sık el değiştirmiştir. 1093 yılında Ermenilerin elinde bulunan Araban Kalesi, 1112’den sonra Urfa Haçlı Kontluğu’nun eline geçmiştir. 1108-20 tarihleri arasında Ermeni Kralı Vasil’e ait olan kale, 1112-20 tarihlerinde Antakya Kralı eline geçmiş, daha sonra da tekrar Ermeniler’e bırakılmıştır. Bu dönemde kalenin çok sağlam olduğu ve kolay kolay fethedilemediği belirtilmektedir .
Sultan Mesud Kılıç Arslan 1148-1150 yıllarında Araban İç Kalesi’ni fet¬hederek Türk toprağı haline getirmiştir. 1155’te Atabey Nureddin Mahmud Zengi, Araban’ı Selçuklulardan almıştır. Bu tarihten sonra sırasıyla Halep Eyyubileri, Anadolu Selçukluları (1218), Memlûklular, İlhanlılar (1259), Memlûklular (1260), Dulkadiroğulları ve tekrar Memlûkluların hakimiyeti altında görülmektedir. 1517’de ise bölge Osmanlı topraklarına katılmıştır 1523 yılından sonra Birecik Sancağı’nın Rumkale kazasına bağlanan Araban, daha sonraki yıllarda Gaziantep’e bağlanmıştır.

         Gaziantep islahiye Resimleri Images: 0 Hits: 156 Description: İSLAHİYENÜFUSU: 80.174 (1997)YÜZÖLÇÜMÜ: 808 Km2Gaziantep'e Uzaklığı: 90 Km
İSLAHİYE
İlçenin Coğrafi Konumu, İdari Yapısı ve Tarihi
İslahiye, Gaziantep’in batısında, verimli Hilal bölgesinin ortasında, stratejik bir konumda yer almaktadır. İlçe, doğusunda Kilis, güneyinde Suriye ve Hatay’ın Hassa ilçesi, batısında Amanos dağları ve Osmaniye’nin Bahçe ilçesi ve kuzeyinde Gaziantep’in Nurdağı ilçesiyle çevrili düz bir ova üzerine kurulu 80.174 nüfuslu bir merkezdir.
İslahiye, Gaziantep ilinin en eski yerleşim alanlarından biridir. Roma ve Bizans dönemlerinde önemini yitirmiş, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından fethedildikten sonra tekrar önem kazanmıştır.
İslahiye ilçesi Hatay- Gaziantep-Kahramanmaraş ve Gaziantep-Osmaniye karayolları güzer gahı üzerinde olup Türkiye'nin her yeri ile ulaşımı son derece elverişlidir. Demiryolu ile ulaşım da son derece müsait olup İstanbul-Halep Demiryolu ilçe merkezinden geçmektedir. İlçeye bağlı Fevzipaşa Beldesindeki Tren istasyonu ile ülkenin batı ve doğusuna demiryolu bağlantısı mevcuttur.
İlçenin Çevre Çekicilikleri Gezi ve Mesire Yerleri
İlçede Akdeniz iklimi hüküm sürdüğünden yazları sıcak ve kurak geçmektedir. Yaz sıcaklarından kaçan çevre köylüler, İslahiye ilçesi halkı ve Osmaniyeliler'in bir kısmı ile bazı seyahatçiler tarafından, Amanos dağları üzerinde bulunan Hızır Yaylası, Almanpınarı, Meydan Yaylası ve Koçcağız köyü Yaylası gezi ve mesire yerleri olarak kullanılmaktadır.
İlçenin Tarihi ve Kültürel Çevresi
İlçenin kuruluşu çok eskilere uzandığından bir çok tarihi eser mevcuttur. Bunlardan en önemlileri Tilmen Höyüğü, Yesemek Açık Hava Müzesi ve Zincirli (Samal) höyüktür.
İlçede Kamp İmkanları, Av ve Balıkçılık
İlçenin batısındaki Amanos dağlarındaki Hızır, Gözlengeç, Ağoluk, Meydan ve Almanpınarı yaylaları ile ilçenin güneydoğusunda bulunan Tahtaköprü barajının çevresinde kamp kurma imkanları mevcuttur. Tahtaköprü barajında ayna lısazan, çamur balığı (Karabalık), avlanabilir. İlçe merkezindeki Pınarbaşı (göz) mevkiinde alabalık üretme tesisleri ve restaurant vardır. Ayrıca ilçenin çevresindeki dağlarda keklik, tavşan, domuz, kurt, sansar ve tilki avına çıkmak mümkündür.
İlçenin Ekonomik ve Sosyal Yapısı
İslahiyenin ekonomisi, tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Akdeniz iklimine yakın bir iklim sürdüğünden çok yönlü tarla ziraatı, sebzecilik ve meyvecilik yapılmaktadır. Hayvancılık küçük aile yetiştiriciliği şeklinde olup, genellikle büyükbaş hayvancılık yapılmaktadır. İlçede pamuk, biber, buğday, şekerpancarı, soyafasulyesi ve üzüm yetiştirilmektedir. Sanayi yeni gelişmekte olup küçük işletmeler şeklindedir.
Eski Mimari Eserler
İlçe merkezinde miladi 1865 yılında yapılmış Derviş Paşa Camii vardır. Bu cami Osmanlı mimari stilinde yapılmış, giriş kapısında bir at nalı kemer, (Selçuklu dönemi ve Osmanlı tipi) sütunlar arasında bulunmaktadır. Bu nedenle klasik bir yapı sergilemekte ve mihraptaki nesih türü yazı ile ilgi çekmektedir.

         Gaziantep Kargamış Resimleri Images: 0 Hits: 103 Description: KARKAMIŞNÜFUSU: 13.515 (1997)YÜZÖLÇÜMÜ: 314 Km2Gaziantep'e Uzaklığı: 75 Km
KARKAMIŞ
İlçenin Coğrafi Konumu, İdari Yapısı ve Tarihi
Antik Çağda doğunun önemli şehirlerinden biri olan Karkamış; Fırat nehrinin meydana getirdiği tarihi havza olan Mezopotamya havzasının orta mezopotamya bölümünde bulunur. Karkamış, eski çağlarda çok önemli bir sanat ve kültür merkezi olmuştur. Burada yapılan araştırmalar sonucu Gılgamış destanının, Geç Hitit döneminde antik şehrin ortostatları üzerinde tasvir edildiği tesbit edilmiştir. Karkamış'ta bugün, iç ve dış şehir surları, tapınak ve hilani tipi evlerin kalıntıları göze çarpmaktadır. Karkamış harabeleri halen Suriye-Türkiye hududunun sıfır noktasında ilçe hudutları içindedir.
Hicretin 17. yılında Müslümanların bölgeyi almasıyla halkı İslamiyeti kabul etmiştir. Malazgirt savaşından sonra bölge, Selçukluların egemenliği ne geçmiş, Abbasiler zamanında ise bölge Türkleşmeye başlamıştır.
Karkamış ilçesi, Gaziantep'in güneydoğusun da, il merkezine 75 kilometre uzaklıktadır. Yüzölçümü 314 kilometrekare, rakımı ise 365 metredir. İlçenin doğusunda Fırat Nehri, batısında Oğuzeli ilçesi, kuzeyinde Nizip ilçesi, güneyinde ise Suriye yer almaktadır.
İlçe topraklarının % 95'i tarıma elverişli olup, düz ovalık bir arazi özelliğine sahiptir. İlçede bitki örtüsü yönünden zeytin. fıstık, bağ ve az da olsa meyve ağaçları bulunmaktadır.
İlçenin Ekonomik Durumu
Güneydoğu ikliminin tipik özelliklerinin yaşandığı ilçede tarıma dayalı ekonomik yapı mevcuttur. İlçede ziraat yapılan 5600 dekar alanda 850.000 adet Antepfıstığı, 250 dekar alanda yaklaşık 400.000 adet zeytin ağacı bulunmakta dır. Ayrıca mercimek, buğday, arpa ekimi yapılmakta olup, pamuk ve sebze üretimi de yapılmaktadır. İlçede hayvancılık küçük çapta ve aile ihtiyacını karşılamak için yapılmaktadır,
İlçenin Tarihi ve Kültürel Çevresi
İlçe merkezine 1 km uzaklıkta bulunan Karkamış kalesi, tarih öncesi kalıntıları yanında erken ve geç Neo Hitit dönemlerine ait iki ana yerleşim alanı bulunmuştur. Ayrıca ilçeye bağlı Akçaköy, Arıkdere, Ayyıldız, Beşkılıç, Çiftlik, Subağı ve Yazır köylerinde 10 adet höyük bulunmaktadır.

         Gaziantep Nizip Resimleri Images: 0 Hits: 157 Description: Belkız (Zeugma-Köprü-Belkıs) kalıntılarıyla ünlü Nizip yöresi, tarih öncesi dönemlerde insanlar için bir yerleşim yeri olmuştur. Bölgemizin kültür ve tarihi devirlerini Kalkolitik, Paleotilik, Demir,Hitit (Eti), Mitani, Asur, İran, İskender, Roma, Bizans, İslam-Arap ve Türk-İslam devirleri olarak sıralayabiliriz ve bu devirlere ait kalıntılara rastlanmaktadır.
Belkıs çayı kenarındaki mağaralar ve ilk yerleşme yerlerinin kalıntıları olan höyükler, bölgeyi bir oya gibi bezemiştir. Bölgede yapılan araştırmalardan elde edilen bulgulara göre, tarih öncesinin en eski dönemini oluşturan Paleolitik Çağ (Yontma Taş Devri)'da bu bölgede insan yerleşmeleri vardı.
Cilalı Taş Devrini izleyen Kalmolitik Devirde de bölge yerleşim yeri olma özelliğini korumuştur. Sakçagözü'nden 3 km içerideki Cabahöyük ile Nizip yolu üzerinde bulunan Turlu "Şehzade" höyük bu dönemin belli başlı yerleşim merkezleridir. Nizip ilçesi, çok eski şehir harabelerinden biridir. Nizip'in en ünlü şehir harabelerinden biride Karkamış'dır. Bugün Suriye sınırı üzerinde bulunan Karkamış, M.Ö. III. ve II. asırda Etilerin baş şehri idi.
Nizip'in 8-10 km kuzeyindeki Belkız (Zeugma-Köprü-Belkıs) kenti, bundan iki bin yıl önce İpek Yolu'nun bağlantı noktası konumundaydı. Bugün de E-90 karayolu ile aynı özelliğini sürdürmektedir.
Nizip tarih boyunca taşıdığı coğrafi özellik nedeniyle uygarlıkların ugrak merkezi olmuştur. Bundan bin yıl kadar önce çeşitli devletler yönetiminde (Tolunoğlu, Selçuklular, Eyyubiler, Memlkler, Dulkadiroğulları...) Türkler tarafından yerleşim yeri olmuştur.
639 yılında bölge Arap devletine bağlanmıştır. Dört Halife devrinden sonra Emevi idaresine geçmiş ve İslam devleti içinde başlayan ayaklanma ve iç savaşlar karşısında Bizanslılar geri almışlardır.
Abbasiler 780 yılında bölgeyi tekrar almışlardır ve bir dönem (925-1013) Handaniler'in eline geçmiş fakat Bizanslılar tarafından geri alınmıştır. Abbasiler devrinde Nizip çok gelişmiştir. Bu devirde Gaziantep dahi Nizip'e bağlı idi. M.S. I. asırdan itibaren bu civara türk oymakları yerleşmeye başlamıştır.Mısır Memlük idaresini Dülkadiroğulları hakimiyeti takip etmiştir.
Türkler'in bölgemizde görülmesi 11.yüzyılın yarısındadır. 1098'de Edez Kontluğu çevreyi eğemenliği altına almıştır. 1150 yılında Selçuklulara, bir dönem Fatimilere, son Haçlı seferleri sırasında Hıristiyanlara, 1187 yılında Eyyubi topraklarına katılmıştır.
Bölgemize Memluklular hakim olunca XII yüzyılın ortaları, bölgemiz için bir kalkınma çağı olmuştur. Memluklular devri zaman zaman bazı istila ve işgallerle kesintiye uğramıştır. 1515 yılına kadar Dulkadiroğullarına ve sonraları Mısırlılar almışlarsa da 1516 yılında Osmanlı İmparatorluğu'na katılmıştır.
Nizip'te 29 Haziran 1839 'da Osmanlı ordusu ile Mısır valisi Mehmet Ali paşa arasında Nizip savaşı gerçekleşmiştir.
14 mayıs 1833 yılında Mısır valisi Mehmet Ali paşa ile Osmanlı padişahı II.Mahmut arasında yapılan Kütahya anlaşmasından iki tarafta hoşnut değildi. II Mahmut, Mehmet Ali paşaya verilen Suriye, Adana, Girit ve Cidde gibi zengin eyaletleri geri almak istiyordu. Mehmet Ali paşada elde ettiği kazancı az buluyordu. Mısır'ın ödemesi gereken vergide anlaşmazlık konusuydu. Diğer taraftan İngiltere Suriye ve Mısır ticaretini kendisine kapayan Mehmet Ali paşanın doğu akdenizde kuvvetli bir devlet kurmasını istemiyordu.Fransa ise Mehmet Ali paşaya mısırdaki ıslahat hareketlerine yardım ettiği için, Mısırda önemli bir yer edinmişti. Bu nedenle İngilterede Osmanlı devletini, Mehmet Ali paşa ile savaşmaya kışkırtıyordu. 1834'te Lübnanda Mehmet Ali paşaya karşı bir ayaklanma çıkınca ve Fırat dolaylarındaki dürzilerde Osmanlılara karşı baş kaldırınca Osmanlı devleti bunu fırsat sayarak Suriye ve Lübnandaki Mısır egemenliğine son vermek istedi. Hafız mehmet paşanın komutasında urfaya bir ordu gönderildi. Osmanlı ordusunda başta Moltke olmak üzere dört tane prusyalı kurmay subay vardı. Bu sırada 40.000 kişilik Mısır ordusu Halepte bulunuyordu. İki ordu sayı bakımından birbirine eşitti. Mehmet Ali paşanın oğlu İbrahim paşanın yönetiminde olan Mısır ordusu, Oszanlı ordusuna saldırma emri alarak Nizip ile Birecik arasındaki ovaya geldi. Bu sırada Osmanlı ordusunun durumu daha iyi idi. Osmanlı ordusunun prusya kurmaylarının sözlerini dinlememesi ve oyalanmasından yararlanan İbrahim paşa , kendi kuvvetlerine Osmanlıların kanatlarını kuşatacak biçimde düzenledi, sonunda Mısır ordusu saldırıya geçerek Osmanlı ordusunu dört saat içerisinde ağır bir yenilgiye uğrattı. Böylece İbrahim paşaya anadolu kapıları açılmış oldu. Osmanlı devlelti bu zor durumdan, ingiltere, avusturya, rusya, ve prusya gibi büyük devletlerin müdahalesi ile kurtulabildi.
Mehmet Ali Paşa'nın ordularının haberi İstanbul'a gelmeden biraz önce II.Sultan Mahmut öldü. Yerine Abdulmecit geçti bu sırada donanma komutanı Ahmet Paşa Osmanlı Donanmasını iskenderiye'ye götürerek Mehmet Ali Paşa'ya teslim etti. Ordusunu ve donanmasını kaybeden Osmanlı Devleti çok kötü bir duruma düştü. Bu yenilgiden sonra başta İngiltere olmak üzere Avusturya. Prusya, Rusya ve Osmanlı Devletinin delegeleri Londra'da toplandılar. mısır sorunun müzakere ederek Londra mukavele'sini 1840 da imzaladılar.
Londra mukavelesi'ne göre :
1- Mısır eyaleti yönetimi Mehmet Ali paşaya ve oğullarına bırakıldı, fakat hukuk bakımından Osmanlı Devletine bağlı kaldı.
2-Buna karşılık Mısır, Osmanlı devletine yılda 80.000 kese verecek Osmanlı donanmasını idare edecekti
3- Suriye, Adana ve Girit Osmanlı devletine verilecekti.
Mehmet Ali paşa Fransa'ya güvenerek Londra mukavelesini kabul etmedi . Bunun üzerine savaş yeniden başladı. Osmanlı ve İngiliz donanmaları Suriye Mısır kıyılarını abluka ettiler. Beyrut geri alındı. İbrahim Paşa bu defa Osmanlı kuvvetleri önünde yer yer yenilmeye başladı. Akka kalesi çok kısa bir zamanla alındı. İngiliz ve Osmanlı orduları Mısır'a doğru yürümeye başladılar. Bu durum karşısında Mehmet Ali paşa, Londra mukavelesini kabul etmek zorunda kaldı. Bu suretle Mısır iç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlı devletine bağlı bir devlet haline geldi.
1904 yılında belediye olan şehrimiz bu günkü Birecik ilçesine bağlı idi
Kurtuluş savaşı yıllarında; Mondros mütarekesi sırasında yabancıların işgaline terk edilen Anadolu' nun G.Antep ve ahalisi Fransızlara verilmişti. Buna dayanarak 1919 sonlarına doğru Nizip ve Kilis üzerinden Gazi şehrimiz Antep'i işgal etmek üzere hareketlenen Fransız ordusu Nizip'e gelmiştir. İşte kurtuluş savaşımızın ilk kurşunu Fransızlara karşı "Çete Habeş Böler" ve onun bir avuç imanlı silah arkadaşları tarafından sıkıldı. Bütün yurtta olduğu gibi Nizip'imizde de genci ihtiyarı Habeş Efendinin öncülüğünde Fransız ordusuna karşı koyarak büyük mücadelemizin temel taşlarını, kanları ile koymuşlardır.
28 Ağustos'ta çetelerimiz tarafından Taşbaş dağı üzerinde perişan edilen tam teçhizatlı düşman ordusu G.Antep'e doğru sürülmüştür. Taşbaş dağındaki mücadele sırasında gazilerimizin cephaneleri kalmadığı için palamut ağaçlarındaki palamutları mermi sesi çıkarsın diye sıkmaları da ayrıca Türk zekasına iyi bir örnektir.
Habeş efendi ve silah arkadaşları bununla da kalmayıp, Antep çevresindeki düşman çemberini de yararak şehir içine erzak ve cephane sokmayı başarmış ve İstiklal madalyasını almaya hak kazanmıştır.
Çekince ben silahı
Dünyanın devrilir külahı
Misalini veren, asil Türk kanlarının çırpıntılarıyla şahlanan, hürriyet ve istiklalleri için ölmek ve öldürmek şerefinin ulviliğine erişmesini bilen Nizipliler milli ruhun damarlarındaki asil kanda mevcut olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Saygıyla ve rahmetle anıyoruz.
1924 yılında yapılan genel idari teşkilatlandırmada G.Antep iline bağlanmış ve 26 Nisan 1926'da ilçe olmuştur. 1927'deki nüfus sayımında ilçe nüfusu 7041 idi. Bu yıllarda gerekli istihdamın şehrimizde bulunmaması sebebiyle G.Antep'e büyük ölçüde göç olmuştur.

         Gaziantep Nurdağı Resimleri Images: 0 Hits: 140 Description: NURDAĞINÜFUSU: 29.274 (1997)YÜZÖLÇÜMÜ: 798 Km2Gaziantep'e Uzaklığı: 67 KmNURDAĞIİlçenin Coğrafi Yapısı,Tarihi ve İdari Durumu
Nurdağının ilçe olma tarihinin yeni olmasına rağmen, doğuyu batıya ve kuzeyi güneye bağlayan karayollarının kavşağında bulunmasından, kısa sürede hızlı bir nüfus artışı göstermesini sağlamıştır. Nurdağı ilçesinin doğusu Gaziantep'in merkez Şehitkamil ve Şahinbey ilçeleri, batısı Osmaniye ilinin Bahçe ilçesi, kuzeyi Kahramanmaraş'ın Türkoğlu ilçesi, güneyi Islahiye ilçesi ile çevrilidir. İlçenin doğusunda Hurşit dağları, batı ve güneyinde ise Amanos ve Nurdağları bulunmaktadır. İlçe merkezinin ve köylerinin yerleşimi düz ova üzerindedir. Sadece 4 köy dağlık arazide kurulmuştur. 1990 yılında yapılan genel nüfus sayımına göre Nurdağı ve köylerinin toplam nüfusu 29.274'tür.
İlçenin Gelir Kaynağı
İlçenin gelir kaynağı tarım ve hayvancılığa dayanır. İlçede pamuk, buğday, şeker pancarı ve kırmızı biber yetiştiriciliği başta gelmekte olup, ilçeye ekonomik yönden büyük katkı sağlamaktadır. Ayrıca Nurdağı ilçesi E-90 karayolu kavşağın da bulunduğundan taşımacıların durak noktasıdır.
İlçenin Tarihi-Turistik ve Kültürel Yerleri
İlçenin en çok ziyaret edilen yeri Durmuşlar köyü sınırları içerisinde bulunan Hz. Ukkaşe (Ökkeşiye) ziyaretgahıdır. Hz. Ukkaşe (Ökkeşiye)nin Türbesi ilçe merkezine 19 kilometre uzaklıkta olup, yolu asfalttır. Buraya gelen ziyaretçiler kurban keserler ve adaklarını yerine getirirler. Herkes kendi yemeklerini kendileri yaparlar. Bazı ziyaretçiler geceyi de burada geçirirler. İlçenin tanınmasında bu ziyaretgahın büyük bir önemi vardır.
İlçe merkezinde ise halkın piknik yapıp, dinlenebileceği. belediye tarafından yaptırılan Kullar mesire yeri vardır.
Spor Tesisleri
İlçede bir toprak futbol stadı mevcut olup, etrafı sur duvar ile çevrilidir. Protokol ve seyirci tribünü mevcuttur. Nurdağı Spor; ilçeyi 2. Amatör kümede temsil etmektedir.
Yeme-İçme ve Konaklama Tesisleri
İlçenin dörtyol kavşağında bulunması nedeniyle bir çok lokanta yeme içme hizmeti sunmaktadır. Ancak konaklama tesisleri yeterli değildir.

         Gaziantep Oğuzeli Resimleri Images: 0 Hits: 151 Description: OĞUZELİNÜFUSU: 33.539 (1997)YÜZÖLÇÜMÜ: 450 Km2Gaziantep'e Uzaklığı: 17 Km
OĞUZELİ
İlçenin Coğrafi ve Tarihi Durumu
Oğuzeli ilçesi; Gaziantep'in güneydoğusunda 450 kilometrekare alanlı bir hudut ilcesidir. İl merkezine 18 kilometre uzaklıkta olup, güneyin de Suriye ve Kilis'in Elbeyli ilçesi, doğusunda Nizip ve Karkamış ilçeleri ve batısında ise Kilis ili yer alır. Alleben deresinin uzantısından oluşan Sacur suyu ilçeyi baştan başa sulayarak geçer. İlçenin doğu ve kuzey yöreleri yer yer zeytin ve fıstık ağaçlarıyla kaplıdır. İlçede, yaz ayları kurak ve sıcak kışları ise yağmurlu ve ılık iklim sürmekte olup, ortalama yıllık yağış miktarı 450-500 kg.dır. Temmuz ayı sıcaklık ortalaması 30 derece, ocak ayı sıcaklık ortalaması ise 3.3 derecedir. Güneye doğru gidildikçe yağış miktarında azalmalar göze çarpmaktadır.
Oğuzeli'nin ilçe olmadan önceki adı Büyük Kızıl Hisar'dı. Bu isim evlerin tümsek bir mevkiide ve kırmızı topraktan oluşan kerpiç yapılardan olması dolayısıyla verildiği söylenmektedir. 1946 yılında ilçe olunca ismi de Oğuzeli olarak değiştirilmiştir. İlçenin en eski yerleşim yerlerinden biri olan Gündoğan Köyü'nde (Tilbaşar), tarihi 3000 yılına uzanan tarihi eserler ve yerleşim alanları kalıntıları bulunmaktadır.
İlçenin Sanayi ve Ekonomik Durumu
İlçede sanayi kıpırdanış halinde olup, içinde 64 işyeri ve sosyal tesisler bulunan Organize sanayi sitesi açılışa hazır hale getirilmiştir. Havaalanı yolundaki Orneksan Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş. tek sanayi kuruluşudur. Örgü kumaş ve kumaş ipliği üretimi yapmakta olan tesislerde 289 işçi çalışmaktadır. Günde 7 ton örgü kumaş ile 9 ton pamuk ipliği üretimi yapılmakta ve ayrıca ilçe merkezinde de bir zeytinyağı fabrikası vardır.
İlçedeki Zirai ve Ticari Faaliyetler
İlçede halkın büyük bir bölümü tarımla uğraşmaktadır. Ticaretle uğraşanlar ise Barak Caddesi üzerindeki küçük dükkanlarda ticari faaliyetlerini devam ettirmektedirler. Oğuzeli'nde üretilen sebze ve mevvaların satışı için bir sebze hali mevcut tur. llçede iki eczane, 1 pratisyen doktor, bir francala fırını, yedi pide fırını, Ziraat Bankası ve Halk Bankası'nın birer şubesi bulunmaktadır.
Tarıma elverişli olan arazilerin büyük bir bölümünde susuz şartlarda zeytincilik, fıstıkçılık, bağcılık, hububat ve bakliyatçılıkla uğraşılmaktadır. Sulu tarımın yapıldığı yerlerde ise bol miktarda nar üretimi yapılmaktadır.
İlçenin Tarihi, Turistik ve Kültürel Değerleri-Gezilip Görülebilecek Yerleri
İlçe merkezinin güney batı köşesinde yeralan Karpuzatan piknik alanı ve alabalık üretim tesisleri yaz günlerinde halkın rahatlıkla dinlenebileceği ve mesire yapabileceği önemli bir yerdir. Ayrıca 1995 yılında ilçe merkezinde faaliyete geçirilen Cumhuriyet parkı, çay bahçesiyle, lokantasıyla ve düğün salonuyla önemli bir hizmeti gerçekleştirmektedir. Kırmızının değişik tonlarından oluşan narlardan meydana gelen nar bahçeleri görülmeye değer bir manzara oluşturmaktadır.

         Gaziantep Yavuzeli Resimleri Images: 0 Hits: 127 Description: İlçenin eski adı Cingifedir. Tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte bir rivayete göre burada bir Ceneviz Şehri olduğu ve Cingife adının buradan kaynaklandığı söylenmektedir. Yakın tarihte ise Osmanlı Sultanlarından Yavuz Sultan Selim 1517 yılında Mercidabık seferine giderken burada konaklar. Yerli halkın kendisine gösterdiği yakın ilgiden dolayı buraya “ Yavuzun İli” adının verilmesini ister. Cingife adı 1958 yılında İlçe kurulması hakkında kanunla da Yavuzeli olarak değiştirilmiştir. İlçe Kuzeyde Araban, Doğuda Şanlıurfa İli, Kuzeybatıda Kahramanmaraş İli, Güneydoğuda Nizip, Güneyinde ise Merkez Şehitkamil İlçesi ile çevrili alanda yer alır. İlçemizin Doğusunda Şanlıurfa İli ile sınırlı Fırat Nehri ile belirlenmiştir. İlçemizin denizden yüksekliği 650 metre, İl Merkezine uzaklığı 38 km. Yüzölçümü ise 483 km2’dir. Nüfusun %31 ilçe merkezinde %69’u ise köylerde yaşamaktadır.İlçedeki nüfus yoğunluğu 51’dir.İlçenin temel geçim kaynağının tarım ve hayvancılık olması, sanayinin olmaması nedeniyle, işsizlik sorunu yaşayan aileler Gaziantep il merkezine göç etmişlerdir. Başka şehirlerden ilçe merkezine yerleşmiş ailelerde az da olsa vardır.(
     Giresun Resimleri Images: 4 Hits: 278 Description: Giresun, Anadolu''nun
kuzey doğusunda , yeşille mavinin kucaklaştığı
Karadeniz''in inci kentlerinden birisidir.Şehir denize
doğru uzanan yarımadanın üzerinde yer
almaktadır.Yarımadanın karşısında Karadeniz''in tek
adası olan Giresun Adası(aratias),kentin bir
kolyesi gibi durmaktadır.Giresun ismi şehrin eski adı
olan Kerasus kelimesine dayanmaktadır.
İsmin kaynağı hakkında iki rivayet vardır. Bu
rivayetlerden birincisi Kerasus''da bol miktarda yetişen kirazdan geldiği, ikincisi de
yarınadanın denize doğru bir boynuz gibi uzaması
sebebiyle eski Yunanca''da boynuz anlamına gelen
Kerastan''dan üretildlğidir. Şehir Türk hakimiyeti
döneminde bugünkü söylenilişiyle anılmaya
başlanılmıştır. Sehrin nerede kulduğu ve
kimler tarafından iskan edildiği konusu
tartışmalıdır. Zira Ksenofos''un (M.Ö. 350) ifadeleri
daha XIX. yüzyılda şehrin nerde kurulduğu konusunda
terettütlere sebep olmuştur..Onun Trabzon''dan üç
günde Kerasus''a vardıklarını belirmesi Vakfıkebir
Körfezindeki Kireşon/kirazlık olarak bilinen yeri
işaret etmiş olabileceğini göstermektedir.Çoğrafi
Strabon Farnakia dediği şehrin bugünkü Giresun
kentinin olduğu yerde kurulduğu üzerinde
durmuştur.Roma''lı idareci Arrien Farnakia''nın eski
adının Kerasus olduğunu belirtmiştir. Buranın Sinoplu''lar
tarafından kurulduğunu yazmıştır.Böylece
araştırmacıların M.Ö. 183''de Sinop''u alan Pontus
Kralı Farnakies''in Giresun''un bugün bulunduğu
yarımadada Farnakia adlı bir kale inşa ettiği
bilahare buraya Kerasus dediğini ileri sürmelerine yol
açmıştır.Fakat topoğrafik çalışmalar yapan bazı
araştırmacılar Farnakia''nın bugünkü Yason Burnunda
bulunabileceği belirtilmiştir.Şehrin hakkında Roma,
Bizans ve Rum Pontus İmparatorluğu dönemine ait
tatminkar bilgiler yoktur.

         Giresun Alucra Resimleri Images: 0 Hits: 184 Description: Giresun iline (148 km) bağlı, kuzey ve doğusunda Gümüşhane, güneyin-de Çamoluk, batısında Şebinkarahisar, ku-zeybatısında Dereli, Yağlıdere ve Güce ilçe-leriyle çevrili, ilçe ve ilçe merkezi kent adı (Lat (DMS) 40° 19' 15N Long (DMS) 38° 45' 49E Altitude (meters) 1.524 m)
Yüksek ve engebeli arazide kurulmuş et-rafı dağlarla çevrili olan ilçenin ana geçim kaynağı hayvancılık olmakla birlikte buğday, fasülye ve çavdar tarımı da yapılmaktadır.
Osmanlı döneminde Karahisar-ı Şarki (Şe-binkarahisar) sancağına bağlı bir kaza mer-kezi iken 1933 yılında Giresun’a bağlanmış-tır. 1881 yılında Avarak, Teşdik, Karabörk, Kemallı, Zil, Zihar, Mismilon adlı altı nahiyesi bulunmaktaydı.
İlçenin önemli tarihi yapıları arasında Ar-da, Kaledere ve Hacıahmetoğlu kaleleri, Çakrak köyündeki iki kilise yıkıntısı, kent merkezindeki Kamışlı kilisesi ve Koman kö-yündeki eli mızraklı atlı kabartması sayıla-bilir.
Yeşilyurt ve Aktepe köylerinde maden suyu kaynakları bulunmaktadır. İlçe merkezi yakınlarında MÖ 8. yüzyıldan kaldığı tahmin edilen birbirine 50 m mesafede iki tümülüs bulunmuşsa da Trabzon müzesi öncülüğün-de başlayan kazı çalışmaları yarım bırakıl-mıştır.
Nüfus (2000): 18.114
Belediyeler (1)
Alucra (kuruluş 1869)
nüfus:
1997 12.472
Anadolu’da benzer köy adı olarak Aluç (Çankırı Ilgaz, Tokat merkez), Aluçlu (Ma-latya Pötürge), Aluçlubel (Sicas Zara), A-lurca (İzmir Merkez) KY 4.
Aluç köy adına, 16. yüzyıl tahrir defterlerinde Boyabat’ın kuzeyinde, Karandu’nun güneyinde rastlanmaktadır.
Alucra ve Aluç köyleri adlarını, Anadoluda alıç, aluç, beyaz diken, ekşi muşmula, edran, geviş, yemişen, kızlar yemişi adları da verilen Crataegus cinsinden bir ağaçtan almış olmalıdır

         Giresun Bulancak Resimleri Images: 0 Hits: 184 Description: Giresun iline bağlı (il merkezi 14 km) mesafede, kuzeyinde Karade-niz, doğusunda merkez ilçe, güneydoğusun-da Dereli ilçesi, güneybatısında Ordu ili, ba-tısında Piraziz ilçesi, güneyinde ise Karagöl dağları (3.107m) bulunan ilçe ve ilçe mer-kezi kent adı (Lat (DMS) 40° 56' 19N Long (DMS) 38° 14' 30E Altitude (meters) 111 m)
Dar bir kıyışeridi ile hemen ardında yük-selen dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olan ilçenin akarsuları, Bulancak de-resi, İncüves deresi, Erikliman deresi ve Ka-radere belli başlı yükseltileri ise Kızalan te-pesi, Dikmen tepesi, Solakyatak tepesi, Evli-ya tepesi, Kel tepe, Hasan Çelebi tepesidir.
Alçak kesimlerde Meşe, defne, funda, kocayemiş, mersin ağacı yükseklerde ise çam, ladin ve köknar ağaçlarından oluşan tabii bitki örtüsünün yanısıra, 2.000 m yük-sekliğe kadar fındık ağaçlarına rastlamak olasıdır.
Çok sayıda fındık kırma atölyesinin bu-lunduğu kentin temel geçim kaynağı, fındık üretimi olup, ayrıca balıkyağı, tuğla ve dö-küm fabrikaları bulunmaktadır.
Eski adı Akköy olan kent, 1934 yılında ilçe statüsüne kavuşmuştur.
Rumca kayıtlarda Pulançakion (Πουλαν-τζάκιον) olarak geçen yerleşim merkezinde Palgrave’in kayıtlarında (1857) 20’si gizli Hristiyan, 30’u Hristiyan 50 hanenin yaşa-dığı görülmektedir (Bryer, 1988: 41)

Belediyeler (3)
1. Aydındere (kuruluş 1999)
2000 2.874
2. Bulancak
Mahalleleri: Güzelyalı, Saraçlı, Sisin, Toprak değirmeni, Bahçelievler, Acısu, Ballıca, Bu-lancak, İhsaniye, İsmetpaşa, Kızılot, Sana-yii, Şemsettin, Ucarlı

         Giresun Çamoluk Resimleri Images: 0 Hits: 114 Description: Giresun iline bağlı, kuzeyin-de Berdiya dağları ile çevrili, Sivas, Erzincan ve Gümüşhane illeri ile sınır olan ilçe ve ilçe merkezi kent adı (40° 7' 60N, 38° 45' 0E, yükseklik 1.143 m)

Yüzölçümü 500 km2

Nüfus 10.784

Giresun il merkezine 154 km uzaklıkta, Erzincan il sınırı yakınlarında bulunan Çamo-luk, kültür ve folklorik özellikler açısından, sahil kesiminden çok Doğu Anadolu’ya ya-kındır.

Kaledere ve Hacıahmetoğlu köylerinde kale kalıntıları bulunan ilçenin köyleri Kelkit ırma-ğı havzasında yer almaktadır.

Cumhuriyet döneminde Alucra’ya bağlı bir bucak olan Çamoluk, 9 Mayıs 1990 tari-hinde ilçe yapılmış ve halk oylamasının ar-dından Giresun’a bağlanmıştır.

Her yıl 17 Ağustos tarihinde Çamoluk Bal Festivali düzenlenmektedir.

Belediyeler (2)

1. Çamoluk

Mahalleleri: Dulundas, Hürriyet, Karşıyaka, Köroğlu, Kurtuluş, Yazılar, Yuvacık

         Giresun Çanakçı Resimleri Images: 0 Hits: 97 Description: Çanakçı, Kuzcaköy 1. coğ. Giresun iline bağlı (78 km), Karadenizden 17 km içeride, Çanakçı deresi havzasında kurulmuş, ilçe ve ilçe merkezi kent merkezi adı (Lat (DMS) 40° 55' 0N Long (DMS) 38° 58' 60E Altitude (meters) 372 m)

Yüzölçümü 205 km2

Nüfus 10.495

Osmanlı döneminde ilçe merkezinde ü-retilen ahşap çanaklar dereye ve ilçeye adı-nı vermiştir.

Her yıl 29 Haziran tarihinde kaymakam-lık tarafından organize edilen Kuşdili şen-likleri düzenlenmektedir.

Belediyeler (2)

1. Çanakçı (eski adı Kuzcaköy) kuruluş 1991

Mahalleleri: Camiyanı, Merkez mahalle

         Giresun Dereli Resimleri Images: 0 Hits: 105 Description: Giresun iline bağlı (32 km), ku-zeyinde merkez ilçe ve Keşap, batısında Yağlıdere ve Alucra, güneyinde Şebinkarahisar, güneybatısında Ordu, batısında Bulan-cak ilçesi bulunan ilçe ve ilçe merkezi kent adı (Lat (DMS) 40° 44' 2N Long (DMS) 38° 26' 50E Altitude (meters) 346 m)

Denizle doğrudan ilişkisi bulunmayan, oldukça dik ve engebeli bir araziye sahip olan ilçe sınırlarında, Karagöl dağı (Bk), Bek-taş ve Kümbet (Bk) yaylaları bulunmakta, İç Anadolu’ya Eğribel geçidi üzerinden ulaşıl-maktadır.

Sahil kesiminde fındık tarımı, iç bölge-lerde ise mısır, yem bitkileri, patates, elma üretiminin yanısıra ev ihtiyacını karşılıyacak oranda hayvancılık yapılmaktadır.

1958 yılında ilçe olan Dereli ilçesi’nin Hi-sar köyünde Rumlardan kalma Meryemana Manastırı, Kuşluhan Kalesi, Akkaya köyünde Çobankayası resimleri, Yavuzkemal kasaba-sının doğusunda Hanalanı mevkinde yapım tarihi bilinmeyen yapı ve taş döşeli yol ka-lıntıları, Çal Köyü girişinde, Demirkapı mev-kinde bulunan tarihi geçit ve dönemi tespit edilemeyen eski yerleşim kalıntılarının yanı-sıra Aksu deresi üzerinde kurulu 18-19 yüz-yıl yapısı pek çok kemer köprü bulunmak-tadır.

         Giresun Doğankent Resimleri Images: 0 Hits: 85 Description: Giresun iline bağlı, Harşit vadisi üzerinde sahilden 30 km uzaklıkta, Gümüşhane sınırında konumlanmış ilçe ve ilçe merkezi kent adı (Lat (DMS) 40° 48' 27N Long (DMS) 38° 55' 2E Altitude (meters) 541 m)

Nüfus 6.989

Cumhuriyet döneminde 1952 yılına ka-dar idari olarak Gümüşhane’ye bağlı olan il-çe, 1961 yılında Giresun’a bağlanmıştır.

Bakır, çinko, demir, kurşun madenlerine sahip olan ilçede Osmanlı döneminde (muh-temelen daha öncesinde de) kısıtlı miktarda madencilik yapılmış ve muhtemelen 19. yüzyılda terkedilmiştir.

İlçe merkezinde 1967 yılında inşa edilen bir hidroelektirik santrali bulunmaktadır.

         Giresun Espiye Resimleri Images: 0 Hits: 99 Description: Espiye, Esbiye coğ. Giresun iline bağlı (33 km), batısında Keşap ve Yağlıdere, doğu-sunda Tirebolu ve Güce ilçeleri kuzeyinde Karadeniz yer alan alan ilçe ve ilçe merkezi kent adı (Lat (DMS) 40° 57' 0N Long (DMS) 38° 43' 60E Altitude (meters) 119 m)

Dar bir kıyı şeridinin ardında, derin vadi-lerle yarılmış, engebeli bri araziye sahip o-lan ilçenin belli başlı yükseltileri Zuhur te-pesi (2.528 m), Çalıdağı, Sırataş tepesi, Ya-nıklı, Kürün, Olucar, Kel dağı ve Top tepe, akarsuyu ise Gelivera (Özlüce) deresidir.

1957 yılında ilçe olan Espiye’nin hemen girişinde bulunan ve 1. derecede Arkeolojik Sit Alanı olarak ilan edilen Andoz Kalesi, Ha-rava köprüsü, Şahinyuva kilisesi gibi tarihi eserlere sahiptir

         Giresun Eynesil Resimleri Images: 0 Hits: 112 Description: Eynesil'in bilinen tarihi Isa'dan önce 1500 yillarina kadar dayanmaktadir. Bu dönemde Büyük Hitit İmparatorluğu egemenliginde olan Eynesil, 300 yil kadar bu imparatorlugun yönetiminde kaldiktan sonra I.Ö. 1200 yillarinda Phrygia Konfederasyonu emrine girmistir. Yunanlilarin yöreye gelisleri I.Ö. 756 yilina kadar dayanmaktadir. Yunanlilar dan sonra I.Ö. 670 yilinda yöre Miletoslularla tanismistir. Miletoslular Eynesil'in de içinde yer aldigi Karadeniz kiyilarinda 90 civarinda ticaret kolonisi kurmustur. Eynesil'de ki metruk ve büyük bir bölümü yikilmis olan kalenin de, (Görele Kalesi) ilk olarak bu dönemde insa edildigi saniliyor. I.Ö 520 yilinda, Eynesil Pontos Satrapligi içinde bulunmustur. Bu dönemde Pers Imparatorlugu'nun 19. Eyaleti olan Pontos Satrapligi, 200 yil kadar sonra Kapodokya Kraligi egemenligine girmistir. Ancak Pontos satrapliginda çikan karisikliklar bitmek bilmemis, I.Ö.298 yilinda Büyük Pontos Kralligi kurulmustur. Bu devlet I.Ö.91 yilinda Anadolu'daki en güçlü krallik haline gelmistir. Bu durum,Romalilar'in Pontos ülkesine saldirmasina kadar sürmüs, ne yazikki, Romalilar'in saldirilari sonucu, I.Ö.63 yilinda Pontos Kralligi ortadan kalkmistir. Pontos'un yikilmasi ile yöre Roma'ya bagli Galatia egemenligi altina girmistir. Eynesil ve tüm Dogu Karadeniz sahillerinin Roma Imparatorlugu egemenligi altindaki dönemi I.S. 395 yilinda Roma Imparatorlugu'nun ikiye ayrilmasi ile sona ermis gibi görünse de, Dogu Roma Imparatorlugu'nun ilçedeki egemenligi 1204 yilina kadar devam etmistir. 1204 yilinda Eynesil, Megalon Kommenon Imparatorlugu egemenligine girdi. Diger adiyla Trabzon imparatorlugu olarak bilinen bu devlet, Ekim 1461'de yöreye Osmanlilarin gelisiyle son buldu. Eynesil'in Osmanli Imparatorlugu Egemenligine Girmesi
Ekim 1461 tarihinde, Trabzon'un Osmanli Imparatorlugu tarafindan alinmasindan iki ay kadar sonra Aralik 1461 tarihinde Eynesil de Osmanli Imparatorlugu egemenligine girmistir. Yöreye ilk gelen Türk boyu olan Çepnilerdir. Çepniler, ayni zamanda alevilikleri ve Haci Bektasi Veli'nin de müritleri olmasi ile bilinen bir Türk boyudur. Çepnilerin aleviligi ve yöredeki alevilik olgusuyla ilgili olarak, Avukat Halil Ibrahim Türkyilmaz tarafindan yazilan Dünden Yarina Tüm Yönleriyle Eynesil isimli kitap hayli ayrintili bilgi vermektedir.
Eynesil uzun bir süre Trabzon'a bagli bir köy olarak kalmistir. Cumhuriyet'in ilani ile birlikte Görele'ye bagli bir köy olan Eynesil, 1953 yilinda yine bu ilçeye bagli bir bucak olmus, 1 Nisan 1960 tarihinde de ilçe olmustur.
Eynesil Adi Nereden Gelmektedir?
Kimilerince Eynesil adi, Iyi Nesil kelimesinden dönüserek bu güne kadar gelmistir. Ancak gerçege daha yakin olan görüs; Türklerin "Ine" yahut "Eyne" isimli bir bey öncülügünde Eynesil'e geldikleri, bu nedenle de yerlestikleri bu yere Ine Bey'in yeri anlaminda "İnesi" adini verdikleridir.

         Giresun Görele Resimleri Images: 0 Hits: 109 Description: Görele’miz kuzey yarım kürede, orta kuşakta, Asya kıtasının batısında, Anadolu yarım adasının kuzeydoğu bölümünde, bağlı bulunduğu Giresun ilinin de kuzeydoğu kısmındadır.
Doğusunda Eynesil ve Vakfıkebir; batısında Tirebolu, kuzeyinde Karadeniz, güneyinde Çanakçı ilçeleri ile komsudur.
Haritalarda 38,48-39,12 doğu meridyenleri ile 40,36-41,06 kuzey paralelleri arsındadır. Kırkbirinci paralel, otuzdokuzuncu meridyeni Görele topraklarının kuzeyinde ortalayarak keser.
En uzun mesafeleri, dogu batı yönünde onaltı, kuzey-güney yönünde ise otuz iki km’dir.
Üçüncü zamana ait Alp silsilesi’nin, Doğu Karadeniz sıra dağlarının zigana bölümünün kuzey batı kısımlarından meydana gelen Görele toprakları, bu zamanda oluşmakla beraber, ikinci zamana ait kaya parçalarına da rastlanılmaktadır. Bazalt, porfir, andezit, tortul kayalarla kireçli, killi, kumlu, humuslu, tınlı ve alüvyonlu topraklar çevrede görülmektedir.
Yüzey, doğu Karadeniz dağlarının kuzeye bakan dar ve derin vadilerle bölünmüş yamaçlarından, sırtlarından ve kısmen de küçük vadi tabanlarından oluşmuştur. Kuzeyden güneye doğru yükselti artarak dağların tepesinde son bulmaktadır. En büyük dağ güneyde bulunan 2180 m. Yüksekliği Aladağ ‘dır. 2161 m. Yüksekliğindeki Alimeydan (sis) Dağı, 1200 m. Yüksekliğindeki Tekgöz Dağı ile 967 m. Yüksekliğindeki Gedik Kıranı (Haçdağı) dağlarıda vardır.
1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre, ilçe merkezinin nüfusu 22.554, Aydınlar beldesinin nüfusu 1.227 olup, köylerle birlikte toplam nüfusu 44.000 ' dir. İlçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç olayından dolayı ilçenin nüfusu sürekli azalmakta.

         Giresun Güce Resimleri Images: 0 Hits: 97 Description: İlçenin Cumhuriyet öncesi tarihi hakkında bilgi veren kaynak yoktur. Ancak Osmanlı'ların kuruluş yıllarında Doğu Anadolu'dan gelen Güceftaroğulları denilen bir sülalenin ilçeye yerleştiği ve Güce isminin buradan geldiği bilinmektedir.
Güce, Önceleri Tirebolu ilçesine bağlı bir belde iken 1990 yılında ilçe olmuştur.
Sahilden 15 km. içerde kurulan küçük bir yerleşim alanıdır. Güneyi Alucra ilçesi ve Gümüşhane ili, Doğ su Doğankent ilçesi, Batısı Yağlıdere ilçesi ve kuzeyi Espiye,Tirebolu ilçeleri ile çevrilidir.
İlçede düzlük arazi, ilçe merkezinin bulunduğu yer hariç yok denecek kadar azdır. En yüksek noktası 2120 m.ile Ciritlik Tepedir. Yörede, Çaldağı, Pehlivantepe, Şıhtepe, Civiltepe ve Gürcü tepe gibi tepeler vardır. Önemli akarsuları, özlüce ve Gelavera dereleridir.
Bitki örtüsü olarak 600 m. yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, kiraz, gürgen ve ceviz ağaçları bulunur. Eğrelti otu (Aşk Merdiveni), ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.
İlçede, ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık, bir kısmında çay yetiştirilmektedir. Diğer kısımların çoğunluğu orman ve çayır ve mera alanı bulunur. Ormanlık alanların bitimiyle birlikte yaylalara çıkılmaktadır.
İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.
İlçeye bağlı 4 mahalle ve 11 köy bulunmaktadır.1997'yılı nüfus sayımı sonucuna göre, ilçe merkezinin nüfusu 3.005 olup, köylerle birlikte toplam nüfusu 8.253 ' dir. Diğer yörelerde olduğu gibi, ilçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç olayından dolayı ilçenin toplam nüfusu sürekli azalmakta.

         Giresun Keşap Resimleri Images: 0 Hits: 97 Description: Giresun iline bağlı, güney-batısında merkez ilçe ve Dereli, doğusunda Espiye, güneydoğusunda Yağlıdere ilçele-riyle çevrili ilçe ve ilçe merkezi kent adı (Lat (DMS) 40° 54' 59N Long (DMS) 38° 30' 52E Altitude (meters) 95 m)

Başlıca yükseltiler: Karadağ, Karatepe, O-cak, Bozarı, Armelit, Sancaklı, Töngel, Top-gediği, Demirci, Evliya ve Kabak tepeleri

Başlıca dereler: Kargın, Dut yalısı, Taflan, Keşiş, Keşap, Torağzı, Kömürlük, Yolağzı, Killik, Değirmenağzı

1945 yılında ilçe olan Keşap’ın en önemli gelir kaynağı fındık ziraatidir.

Armutdüzü ve Erköy'de (bugün ilkokul olarak kullanılmakta) tarihi kiliseler bulun-maktadır.

         Giresun Piraziz Resimleri Images: 0 Hits: 105 Description: Piraziz coğ. Giresun iline bağlı (25 km), Karadeniz kıyı şeridinde yer alıp, Ordu iline sınır olan ilçe ve ilçe merkezi kent adı (40° 57' 18N, 38° 6' 56E)

Osmanlı imparatorluğu döneminde Piri dede - Abdal adında bir kişi tarafından, 1869 yılında yerleşim yeri olarak kurulduğu ve adının bu kişiden geldiği söylenmektedir. Piraziz 1934 yılında Bucak olmuş, 16. 08. 1988 tarihinde bağlı bulunduğu Bulancak il-çesinden ayrılarak ilçe konumuna erişmiştir.

Başlıca yükseltiler: Boztepe, Veli tepesi, Ev-liya tepesi, Kafa tepesi, Ümitdolu tepesi, Ka-leyeri tepesi, Hasandere tepesi, Göynük te-pesi, Danalık tepesi, Dıfrıl tepesi, ve Acut tepeleri, başlıca akarsuları ise Domuzderesi, Piraziz deresi, Kelek deresi, Çayırağzı dere-leridir. Fındık bahçeleri ile gür fundalıklarla kaplı dar bir kıyı şeridine sahip olan ilçede Pazarsuyu Ordu arasında bir kumsal bulun-maktadır

         Giresun Şebinkarahisar Resimleri Images: 0 Hits: 95 Description: Şebinkarahisar coğ. Giresun iline bağlı, kuzeyinde Dereli, doğusunda Alucra, batı ve güneyinde Sivas ili ile çevrili ilçe ve ilçe merkezi kent adı (Lat (DMS) 40° 17' 18N Long (DMS) 38° 25' 25E Altitude (meters) 1.221 m)

Giresun kent merkezinden oldukça uzak-ta olması dolayısıyla, ticari işlerini Sivas ile gerçekleştiren ilçenin en önemli gelir kay-nağı tarım ve hayvancılıktır.

Belediyeler (1)

Şebinkarahisar (kuruluş 1881)

Mahalleleri: Müftü, Akbudak, Avutmuş, Biro-ğul, Bülbül, Çiftlik, Fatih, İkioğul, Kavaklar, Kırkgöz, Kızılca, Kütküt, Taş

nüfus:

2000 36.713

         Giresun Tirebolu Resimleri Images: 0 Hits: 121 Description: Tirebolu
Tirebolu, Triboli coğ. Giresun iline bağlı (45 km), Karadeniz kıyı şeridinde, Espiye ve Görele ilçeleri arasında yer alan, ilçe ve ilçe merkezi kent adı (41° 4' 10N, 38° 48' 50E).

Terminoloji: triboli BR 10/10 (Trabzon Hayrat)
Tarihçe: Antik Yunan, Roma İmparatorluğu ve sonrasında önemli bir yerleşim merkezi olan Tirebolu’nun doğu ve batısındaki bu-runlar, çeşitli dönemlerde yapılan (onarı-lan) kalelerle korunaklı hale getirilmiştir. Batıda bulunan “Çürük Kale” 2 metrelik si-yah granit bloklardan yapılmıştır ve kapısı güney mevkiindedir. Doğudaki etkileyici ka-lenin adı “Kuruca Kale” olmakla beraber Rumlar tarafındsan “Anghelia” olarak adlan-dırılırdı.
Tirebolu, Trabzon İmparatorları’nın din-lenmek amacıyla konakladıkları şehir oldu-ğundan, bu kaleleri bizzat kendi güvenlik-lerini sağlamak için yaptırmışlardı. İç savaş döneminde 3. Alexios Komnenos, güvenilir bir yer olmaktan çıkan başkentten ayrılmış burada ikamet etmiştir .
1404 yılında Clajivo burasını büyük bir kasaba olarak ve Büyük Komnenos’ların adı-na yargılama yetkisi olan en batıdaki mer-kez olarak tarif etmiştir
Bıjışikyan 1817’de “Tripoli, Zefre’ye on sekiz mil mesafededir. Limanı ufak olup kışın ancak birkaç gemi sığabilirse de, ağzı taşlıktır ve güçlükle ileri girilebilir. Halk Tük, Ermeni ve Rumlardan ibarettir. Zefre’ye doğru şehrin ucundaki Fırıntaşı denilen ada-cığın ortası yarılmış olup içinden gemi geçe-bilir. Yakınında bulunan Kiliseburnu’nun ü-zerinde eski bir kilise vardır” notunu al-mıştır PMN 80.
Tirebolu’da Ortaçağ dönemi kiliselerinin yerinde yeller esmektedir. Kilise Burnundaki Panagia adı verilen kilise 1967 öncesinde yok edilmiştir. St. John Kilisesi’nden iz bile kalmamıştır. Doğu Kalesi’nin kaderi de farklı olmamıştır.
Tirebolu Harşit Dere’sinin denize dö-küldüğü ağzın 7 km batısında kurulmuştur. Pliny’nin 9. yüzyılda ‘Tripolis’ dediği yer 19. yüzyılda ‘Tirebolu’ oluvermiştir. Arrian (Arri-an, 24) bölgede gümüş madeninden bah-setmektedir.
Bıjışkyan da “Arrianos’un zamanında üç mil uzakta Argyria yani gümüş madeni vardı ki bugüne ulaşmıştır” PMN 80 sözleriyle madenin varlığını onaylamaktadır.
Ioannides’e göre maden 1800’lere kadar çalışmıştır. Tirebolu Kalesi bugün Kültür Ba-kanlığı tarafından aslına uygun olarak o-narılmaktadır.
İlçenin başlıca tarihi yapıları:
Yeniköy Camii
Hamam Mahallesindeki 19. yüzyıldan kalma Şapel
Selimağa Çeşmesi
Hasan Kırlan Çeşmesi
Çatal Çeşme
Zaim Mustafa Ağa Çeşmesi
Çarşı Camii
Dokuzkonak köyündeki Şaban Kalesi
Karaahmetli Köyündeki Çimenbaba yatırı
Kovanpınar köyündeki çeşme ve camii

         Giresun Yağlıdere Resimleri Images: 0 Hits: 117 Description: Yağlıdere 1. coğ. Giresun iline bağlı, ba-tısında Keşap ve Dereli, doğusunda Espiye, Güce ilçeleriyle çevrili ilçe ve ilçe merkezi kent adı.

Osmanlı döneminde, Tirebolu ilçesine bağlı bir köy olan Yağlıdere, 1957 yılında Espiye'nin ilçe olmasıyla bu ilçeye bağlı bir bucak, 19.06.1987 gün ve 3392 sayılı kanun ile ilçe statüsüne kavuşmuştur.

Söylentiye göre, Osmanlı döneminde, ci-var köylülerin, Cuma namazlarını kılabilmek amacıyla, Ağadarı Bükü'nde 1811 yılında büyük bir camii inşa etmeleri ve ardından etrafında tuzcu, kalaycı, demirci ve gazcı gi-bi zaruri ihtiyaç maddeleri satan işyerlerinin kurulup çoğalmasıyla, bu mevki Camiyanı a-dıyla pazar yeri haline gelmiş, ilçenin te-melleri atılmıştır.

Zamanla, Espiye ilçe merkezinin batı-sından Karadenize dökülen derenin adı olan Yağlıdere, bu yerleşim merkezine adını ver-miştir. Gebe Kilisesi ve Kızılelma köyünde bulunan bir kilisesi bugün harabe halinde-dir.

     Gümüşhane Resimleri Images: 4 Hits: 222 Description: Milli Mücadele yıllarında kıyı ile iç kesimler arasında geçiş bölgesi olması sebebiyle coğrafi önem arz eden Gümüşhane, bu dönemde Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti''nin faaliyet alanı içinde bulunmuştur. Gümüşhane delegesi Kadirbeyzade Zeki Bey bu cemiyetin ikinci başkanlığına getirilmiştir.

23 Temmuz 1919''da toplanan Erzurum Kongresi''ne Gümüşhane''den Kadirbeyzade Zeki Bey (Gümüşhane ve Torul mümessili olarak) Erzurum Kongresi''ne katıldı. Kelkit''ten Müftü Osman Nuri Efendi, Şiran''dan Müftü Hasan Fahri (Polat) Efendi Erzurum Kongresi''nin açılış ve kapanış dualarını yapmıştır. Bu nedenle 9 Ağustos 1335 (1919)''da Mustafa Kemal, O''na yazdığı bir tezkere ile teşekkür etmiştir.

Osmanlı hakimiyetinin ilk zamanlarında Erzurum Eyaletine bağlı iken sonraları Trabzon''a bağlanan Gümüşhane sancağı 20 Nisan 1924 ve 491 sayılı kanunun 89.maddesinde "Vilayet" başlığı altındaki kanunla 1925 yılında il olmuştur.

1925-1926 tarihli Trabzon salnamesinde "Gümüşhane Vilayeti Merkez ilçe ile birlikte Bayburt, Kelkit, Torul ve Şiran olmak üzere beş ilçe, beş bucak ve 377 köyden oluştuğu, 16943 evde 101153 kişinin yaşadığı şehirde hastane olmadığı; vilayetin ticari durumunun Trabzon-Bayburt-Erzurum büyük yolu üzerinde ve İran transit yolu üzerinde bulunduğundan oldukça iyi olduğu, aslında tarım memleketi olan vilayetin bazı yerlerinde ürünleri yerel ihtiyacı karşılamadığından, halkın bir kısmının işçilik, meyvecilik ve katırcılıkla geçindiği" belirtilmektedir.

Gümüşhane''nin il olmasıyla birlikte Ahmet Durmuş (Evren-dilek) Bey vali olarak atanmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk Belediye Başkanı ise Osman Bey (Ataç) olup 1922-1934 tarihleri arasında görev yapmıştır. Mustafa Kemal Atatürk''ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Gümüşhane’de yol ve köprü yapımına önem verilmiş, tarım geliştirilmeye çalışılmıştır.İsmet İnönü''nün Cumhurbaşkanlığı döneminde ise II. Dünya Savaşı patlak verdiğinden ilk dönemlerde hemen hiçbir yatırımın yapılmadığı Gümüşhane il merkezine 1948 yılında su getirilmiş, ertesi yıl da elektrik şebekesi kurulmuştur.1950''den itibaren ekonomik bir kalkınma görülmeye başlanmış, ancak daha sonra diğer illere ve hatta Avrupa ülkelerine göç olayı başlamıştır. Bayburt''un 1989 tarihinde il olması ve ayrıca yeni ilçelerin oluşturulması ile idari taksimatta değişiklik meydana gelmiştir. 1988 yılında Köse, 1990 yılında Kürtün ilçe olmuştur.

         Gümüşhane Kelkit Resimleri Images: 0 Hits: 270 Description: Bazı araştırmacılar, Kelkit Çayı’nın Antik Çağ’da Helen dilinde “kurt” anlamına gelen Lykos şeklinde ifade edildiğini belirtmektedirler. Onlara göre bu kelime daha sonra Ermenice’ye tercüme edilerek “gail-get” olarak söylenmeye başlanmıştır, ardındanda Kelkit’e dönüşmüştür. Bir başka hakim görüş ise Kelkit isminin VII. Yüzyılda yöreye gelip yerleşen Peçenek Türklerinden Kilki Beyden geldiği görüşüdür. Kelkit’in Kilki Beyin çiftliği olarak anıldığı rivayet edilmektedir ki Kelkit ilçe merkezinin diğer bir adı da Çiftlik’tir. Bazı araştırmacılar ise,ilk çağlarda yörede “Kerkit” adında bir halkın yaşadığına dikkat çekmektedirler. Kelkit 13. yüzyılın ortalarından 16. yüzyılın başlarına kadar geçen sürede çeşitli boy, ulus ve devletlerin birbirlerine üstünlük kurma mücadelelerine sahne olmuştur. Bunlardan özellikle Karakoyunlu-Akkoyunlu mücadelesi yörede büyük tahribata yol açmıştır.Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Çaldıran Zaferi (1514) dönüşü Bayburt ve çevresiyle birlikte tamamen Osmanlı topraklarına katmıştır Padişah Safevilere karşı Osmanlıların yanında yer alan Akkoyunlu Feruhşad Bey’e Bayburt ve Kelkit çevresinde geniş iktalar vermiştir. 16. Yüzyıl Tapu Tahrir ve ve Evkaf defterlerinde yapılan incelemelerde Kelkit-Sadak nahiyesinin Bayburt Sancağına bağlı olduğu incelenmiştir. Bölgenin Osmanlı devletinin doğu sınırını oluşturmasından kaynaklanan stretejik önemi ülke sınırlarının genişlemesine paralel olarak 16. yüzyılın sonlarına doğru gittikçe azalmaya başladı. İdari olarak bir süre Diyarbakır eyaletine dahil edilen Kelkit ve çevresi, 1535 yılında yeni kurulan Erzurum Beylerbeyliği’ne bağlandı. Tarihi kayıtlardan bu idari yapının yaklaşık üç yüzyıl sürdüğü anlaşılmaktadır. İlçe XIX. Yüzyıl başlarından itibaren önemli olaylara sahne olmuştur. Bayburt ve Gümüşhane çevresi 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşının galibi olan Ruslar tarafından bir süre işgal edilmiş, bu olay yörenin göç vermesine neden olmuştur.1840 tarihide ilçe statüsüne kavuşmuştur. Bu yüzyılda bölgeyi yakından ilgilendiren önemli olaylardan biri de idari yapıda meydana gelen değişikliklerdir. Tanzimat döneminde Osmanlı idari teşkilatında eyalet sisteminden büyük vilayet sistemine geçilmesiyle birlikte (1867) Gümüşhane Trabzon vilayetine bağlı bir sancak merkez merkezi haline gelmiş, ardından Kelkit Kazası Erzincan sancağından alınarak buraya bağlanmıştır (1868). Bu bağlılık fazla uzun sürmemiş; kaza, Doksan üç Harbi’ni (1877-1878) Osmanlı –Rus Savaşı) ardından 1878 yılında yapılan yeni bir düzenleme ile Erzurum Vilayetine bağlı Bayburt sancağına dahil edilmiştir.Son olarak 1888 yılında alınan bir kararla Gümüşhane’ye bağlanmış böylece XIX yüzyıl boyunca Bayburt, Gümüşhane ve Erzincan sancakları arasında yaşanan idari sınır değişikliklerine son nokta konmuştur.Nitekim bu idari statü Cumhuriyet döneminde Gümüşhane’nin il olmasından (1924) sonrada devam etmiştir.I. Dünya savaşı yıllarında Rus işgaline uğrayan ilçe 22 Temmuz 1916’da başlayan bu işgal dönemi, 17 Şubat 1918’de son bulur.
         Gümüşhane Köse Resimleri Images: 0 Hits: 164 Description: Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Gümüşhane İli’ne bağlı bir ilçe olan Köse’nin kuzeyinde Gümüşhane il merkezi, doğusunda Bayburt il merkezi, batısında Kelkit ilçesi ve güneyinde Bayburt ili ve Kelkit ilçesi yer almaktadır. Kelkit Çayı Vadisinde kurulmuş olan Köse’nin kuzeyinde Köse Dağı ile güneyinde Köse Ovası, Mormuç Düzü yer almaktadır. İlçe topraklarını 3,5 km. uzunluğundaki Köse Çayı sulamakta olup, bunun üzerinde Köse Barajı yapılmıştır. Ayrıca Akbaba Köyü’nde de Akbaba Göleti bulunmaktadır.Deniz seviyesinden 1.650 m. yüksekliğindeki ilçenin yüzölçümü 500 km2 olup, toplam nüfusu 11.354’tür.
İlçe sismik aktivite açısından II.derecede deprem kuşağı içerisinde bulunmaktadır.
İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarım ürünlerinden bazıları, buğday, arpa, patates, fasulye, sebze ve yem bitkileridir. Hayvancılık hızla gelişmekte olup, büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmakta olup, kümes hayvanları da yetiştirilmektedir. Ayrıca arıcılık yapılmaktadır. Bunların yanı sıra nakliyecilik ve yolcu taşımacılığı, ticaret ve madencilikte belli ölçülerde yapılmaktadır.
Köse’nin kuruluşu ve tarihi konusunda kesin bilgi ve bulgular bulunmamaktadır. Gümüşhane’nin diğer ilçelerinde olduğu gibi burada da Hitit, Asur, Makedonya, Roma ve Bizans hakimiyetinde kaldığı sanılmaktadır. Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Selçuklular buraya yerleşmiş, onları İlhanlı, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemi izlemiştir. Köse Mahmut Ağa adındaki bir beyin oymağı ile Yurtlar ve Ekinyüzü mevkilerine yerleştiği, daha sonra Örenlere Köse’nin 2 km doğusunda ve bugünkü yerine yerleştiği, Köse isminin de bu beyden kaynaklandığı söylenmektedir.
Köse, Bayburt tahrir kayıtlarında (1516) Bayburt sancağının Kelkit nahiyesine bağlı bir köy olarak geçmektedir. I.Dünya Savaşı sırasında Rus ve Ermeni işgaline uğramış ve 17 Şubat 1918’de bu işgalden kurtulmuştur.
Cumhuriyet döneminde Gümüşhane’nin il yapılmasının (1924) ardından Kelkit Kazasına bağlı bir bucak merkezi haline getirilmiştir. Köse, 1987 tarihinde de ilçe konumuna getirilmiştir.

         Gümüşhane Kürtün Resimleri Images: 0 Hits: 96 Description: İlçe ile ilgili özel olarak arkeolojik araştırmalar yapılmamış olmakla birlikte, Kürtün çevresinde görülen kale harabeleri ve zaman zaman tarım çalışmaları sırasında yer altından çıkarılan harabe bina kalıntıları dikkate alındığında, bu yörede yaşam, Milattan önceki yıllardan beri var olduğu kanaatini uyandırmaktadır. Hitit Devleti’nin ve bu Devletin yıkılışından sonra Urartu hakimiyetine girdiği tahmin edilmektedir. Fatih Sultan Mehmet devrinde Trabzon Sancağı sınırları çiziminde, Kürtün ismine rastlanılmaktadır.

Çeşitli tarihi kaynaklarda Kürtün, 1461 yıllarında beylik olup ilk Osmanlı-Akkoyunlu antlaşmasıyla (Yassı Çimen Antlaşması) iki devlet arasında tampon bölge olarak kaldığı belirtilmektedir.

Kürtün’ün Osmanlılar zamanındaki ismi Kürtün Cezere olup Cezere denilen yerin Kürtün bölgesinin idare merkezinde bir kale olduğu, Sinan Bey’in Trabzon’daki kulaklı Çeşme kitabesinden anlaşılmaktadır.

İdari bakımdan, zamanından beri Gümüşhane’ye bağlılığını taşıyan İlçe, Gümüşhane’nin Erzincan’a bağlanması üzerine önce Erzincan’a, sonra Gümüşhane’nin Erzurum’a bağlanması ile ilçe de Erzurum’a bağlanmıştır. Fatih’in Trabzon’u 1461 yılında fethinden sonra, Gümüşhane ili ile birlikte Trabzon’a bağlanmıştır. Cumhuriyet döneminde Gümüşhane’nin 1925 yılında müstakil il olması sonucu olarak Kürtün de, Torul ilçesine bağlı olarak Gümüşhane iline bağlanmıştır.

         Gümüşhane Şiran Resimleri Images: 0 Hits: 108 Description: Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Gümüşhane İli’ne bağlı bir ilçe olan Şiran, doğuda Kelkit, batıda Alucra, Kuzeyde Torul, güneyde Refahiye ilçeleri ile çevrilidir. İlçe toprakları Şiran Ovası diye isimlendiriliyorsa da bu alan ovadan çok platoyu andırmaktadır. İlçenin kuzeyinde Tersun dağları doğudan batıya doğru uzanır. Güneyinde Çimen dağları,doğusunda Çilhoroz Dağı yer almaktadır. İlçenin doğusundan batısına doğru, güneyinden geçen Kelkit Çayı en önemli akarsuyudur. Ayrıca Akbulak Deresi, Yukarıkulaca Deresi, Yeşilbük Deresi, Karaca Suyu, Zunzurt Suyu ise Kelkit Çayına dökülen akarsulardır. Deniz seviyesinden 1.311 m. yükseklikteki ilçenin yüzölçümü 992 km2 olup, 2000 yılı Genel nüfus sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu 26.397’dır.
İlçenin iklimi Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgeleri iklimi arasında bir geçiş iklimi özelliği göstermektedir. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçer.
İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca ürünler, şeker pancarı, buğday, patates, arpa ve elmadır. Az miktarda baklagiller, armut ve vişne yetiştirilmektedir. Son yıllarda sebze ve meyvecilik gelişim göstermektedir. Hayvancılıkta sığır, koyun, kıl keçisi besiciliği yapılmakta olup modern kovanlarla arıcılık da yapılmaktadır. İlçede süt ve boya fabrikası vardır.
İlçenin tarihi ile ilgili bilgiler yeterli değildir. Yöredeki diğer yerleşim alanları dikkate alındığında burada da Hattilerin, Hititlerin, Urartuların, Kimmerlerin, medlerin, perslerin, Pontus Krallığı’nın, Romalıların ve Bizanslıların hüküm sürdüğü sanılmaktadır.Trabzon Rum İmparatorluğu döneminde Kheriana (Kherison) ismi ile tanınan bir merkez idi. Osmanlı döneminde bir süre karaca olarak isimlendirilmiştir. Burasının Selçuklular tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Osmanlı yönetimine Yavuz Sultan Selim’in Akkoyunlularla 1473 yılında yaptığı Otlukbeli Savaşı’ndan sonra geçmiştir.
XVII. Yüzyılda Erzurum Vilayetinin Erzincan sancağı ile Trabzon vilayetinin Gümüşhane sancağı arasında değişik zamanlarda yönetilmiştir. Nitekim Erzurum Kadılığının 1219 tarihli bir mahkeme ilamında ilçenin 200-250 yıllık geçmişi olduğu anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden de ilçe merkezinin Erenkaya Köyü’nde olduğu ve daha sonra bugünkü yerine taşındığı anlaşılmaktadır.
Tanzimatın ilanından sonra Erzurum’a bağlanan Şiran, 1839 Osmanlı vilayet kanunu ile Kelkit ile birlikte Erzincan’a, 1865’te yeniden Gümüşhane sancağına bağlanmıştır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Bayburt sancağına bağlanmış, Bayburt sancağının lağvedilmesi ile de yeniden Gümüşhane sancağına bağlanmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra, sancakların il olması ile, Gümüşhane il olmuş, Şiran da 1925’te ilçe konumuna getirilmiştir.

         Gümüşhane Torul Resimleri Images: 0 Hits: 127 Description: TORUL TARİHİNE GİRİŞ: Torul her hangi bir yönü itibariyle zengin olmayan, ne madeni ne tarihi, ne coğrafi yapısı itibariyle kimsenin dikkatini çekmediğinden; Torul belli başına herhangi bir devlet tarafından zapt ve istila altına alınmamıştır. Ama bunlara Gümüşhane üzerinden sıcak denizlere inmeye çalışan doğu kökenli devletlerin uğrak ve istila yerleri haline gelmiştir. Torul-Trabzon-Gümüşhane-Erzurum o devirlerde İpek yolunun üzerinde duran İran'ın zenginlikleri nedeniyle buraya giden ipek yolunun, Torul'dan geçmesi nedeniyle; Trabzon'u istilaya giden Devletler Ticaret yollarının açılması için ipek yolu üzerindeki bütün yerleri de istila etmek zorunda kalmışlardır. Gümüşhane ile Torul çok az olarak ayrı ayrı devletlerin hakimiyeti altında kaldılar. Hatta buna Trabzon'u da katmak lazım, bu devletlerin kültürleri buralara da yayılmıştır. Trabzon tarihini incelediğimizde Trabzon'u istila eden devletler, kendilerinin egemenliğine son verilmemesi için Trabzon-Değirmendere-Torul-Gümüşhane istikametine doğru yerleşim yerleri ihdas ederek kendilerim biraz olsun güvence altına almaya çalışmışlar, bunun için de bu yerleşim yerlerinde sarp yerlerde kaleler inşa etmişlerdir. Torul tarihini bütün imkanlara sahip bir kuruluşun veya kaymakamlığın ele alarak şimdiye kadar çoktan bu konuyu halletmesi lazımdı. Çok eski bir yerleşim ve uğrak merkezi halinde olmamıza rağmen, şimdiye kadar bunun yapılmaması, tarihin kalıntılarını ve egemenliklerin uzantılarını merak etmeme tutkusundan ileri geldiğine inanmaktayım. 13 ncü asırlarda Gümüşhane Torul'a bağlı bir köy idi. (bkz. Geçmişte veya gelecekte Gümüşhane isimli Valilik yayını). Sıcak denizlere inmek isteyen Gümüşhane yönünden gelen devletler, Trabzon'a giderken, sahilden gelen veya kaçan devletler Gümüşhane istikametine giderken Torul'u istila etmiş veya buradan geçmişlerdir, ancak bunun ötesinde Bizanslar, Cenevizler, Türkmen beylikleri, Cepniler Manastır bölgesi ve Kürtün bölgesine doğru yayılmışlar ve buralarda uzun zaman kültürlerini bırakmışlardır. 1292-1398 yıllarında Selçuklular zamanında Konya, Kastamonu ve çevrelerinde çeşitli Türkmen beyliklerinin bulunduğu ve XIII. asrın ikinci yarısında bu yörelerde yerleşik halklardan başka 100.000 kişi çadır halkı göçebe yaşıyordu. Burada Hüsamettin Çoban’ın ölüm tarihi ve onun yerine geçen oğlu Alp- Yürük'ün hayatı ve beyliği hakkında tarihte fazla bilgi olmamasına rağmen, Çobanoğullan ve Üçüncü beyleri Yavlak Arslan, Selçuklu ve İlhanlıların hükmü altında kalmışlardı. Bunlara o zaman Uç beylikleri denmekteydi. Fakat Moğol idaresinin zulmü tahammül edilmez derecede arttığından bu yöredeki Uç beyler gibi Üçüncü beyler beyi de İstiklal Savaşına girişmiş ve bu sırada kendilerinden kuvvetli olan ve Kastamonu'ya gelen veya davet edilen Kılıç Aslan Sultan ilan edilerek hem bu Uç beylikleri kendi benliklerini kuvvetlendirdikleri, hem de Anadolu'yu kurtarma mücadelesine başlamak istemişlerdir. Fatih Sultan Mehmet hem İran seferini hem de bu yörede çıkan isyanları ve karışıklıkları gidermek için 1461 tarihinde Trabzon üzerine yürüdü burayı 40 günde çok zorlu uğraşlardan sonra alarak Osmanlı topraklarına kattı. Ancak Torul ve Gümüşhane yöresini aynı tarihte istila etmediği, bazı tarihçilerin 1469 yılında bu yöreyi istila ettiğini ve Torul’a sancak beyliği unvanını verip buranın iradesini Üçüncüoğulları’na verdiğini ileri sürmektedirler.
     Hakkari Resimleri Images: 4 Hits: 233 Description: Halife Ömer döneminde (634-644) Arapların ve birlikleri hemen tüm Doğu Anadolu''ya akınlar yaparken Hakkari''yi ele geçirme girişimlerinde bulunmamışlardı. 645''te Halife Osman''ın komutanlarından Emir Habib bin Mesleme de Doğu Anadolu''ya akınlar sırasında böyle bir çaba göstermedi. Bunda yörenin konumu kadar, Arap askerlerinin soğuk iklim koşullarına dayanamamalarının da etkisi olmuştur.
Bu durum, Emeviler ve Abbasiler Döneminde de değişmedi. Araplar, iç kavgalar yüzünden merkezi devletleri yıkılıp küçük beyliklere ayrıldıkları sırada İran''da ortaya çıkan Büveyhoğulları''nın (932-1062) Irak kolu bir ara Hakkari ve çevresini ele geçirmek ise de yöre halkının yoğun direnmesi ile karşılaştılar. Büveyhoğulları Adud ud- Devle (978-983) bu direnmeyi kırmak amacı ile ele başlarının teslim edilmesi durumunda, kente zarar vermeyeceğine ve ele başlarının bağışlayacağına söz verdi. Halk , ele başları teslim ettiyse de Adud ud- Devle sözünü tutmayarak hepsini çarmıha gerdirtti. Bu durum